HomeTürkçe HaberlerEkonomiAltın fiyatları artan petrol ve dolar baskısıyla düşüşe geçti

Altın fiyatları artan petrol ve dolar baskısıyla düşüşe geçti

Published on

spot_img

Pazartesi günü altın fiyatları yaklaşık bir haftanın en düşük seviyesine geriledi. Güçlenen dolar ve başarısız geçen ABD-İran barış görüşmeleri bu düşüşte etkili oldu. Görüşmelerin çökmesiyle yükselen petrol fiyatları enflasyon endişelerini artırdı.

Bu durum ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yılki faiz indirimi beklentilerini zayıflattı. Saat 09.49 itibarıyla ons altın yüzde 0,56 düşüşle 4.721,83 ile 4.722,43 dolar aralığında işlem gördü.

Saat 09.34 verilerine göre gram altın yüzde 0,15 değer kaybederek 6.801,62 ile 6.802,39 lira oldu. Çeyrek altın yüzde 1,75 düşüşle 11.123,00 ile 11.356,00 lira aralığında alıcı buldu. Cumhuriyet altını ise yüzde 1,16 kayıpla 44.390,00 ile 45.426,00 lira seviyesine indi.

Aynı saatte kilogram bazında altın fiyatları dolarda yüzde 0,39 azalışla 151.329,00 ile 151.346,00 dolar oldu. Euro bazında kilogram fiyatı ise yüzde 0,39 düşüşle 176.883,00 ile 176.903,00 euro seviyesinde gerçekleşti.

Abluka tehdidi piyasaları sarstı

Dolar yüzde 0,4 güçlenirken, petrol fiyatları varil başına 100 doların üzerine sıçradı. ABD donanması, İran'ın petrol sevkiyatlarını kısıtlayabilecek bir Hürmüz Boğazı ablukasına hazırlandı. Bu hazırlık, ABD ve İran'ın savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varamamasının ardından geldi.

ABD Başkan Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi uzun süreli enerji arzı şoku korkularını artırdı. İran Devrim Muhafızları ise boğaza yaklaşan askeri gemilerin ateşkes ihlali sayılacağını bildirdi. Yetkililer, bu duruma sert ve kararlı bir şekilde karşılık verileceği uyarısında bulundu.

KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, piyasadaki son gelişmeleri değerlendirdi. Waterer, "Barış görüşmelerinin başarısız olmasının ardından ateşkes iyimserliği ortadan kalktı ve bunun sonucunda dolar ile petrol fiyatlarının yükselmesi altını yeniden zor duruma düşürdü." dedi.

Spot altın, 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail'in İran savaşı sonrasında yüzde 11'den fazla düştü. Waterer, "Petrol fiyatları yeniden 100 doların üzerine çıkar çıkmaz dikkatler hızla enflasyonu dizginlemek için olası merkez bankası faiz artırımlarına çevriliyor ve altının performansını zayıflatan da bu faiz oranı görünümü." değerlendirmesini yaptı.

Faiz indirimi beklentileri zayıfladı

Yüksek enerji fiyatları daha geniş çaplı enflasyonu besleme tehdidi taşıyor. Bu durum parasal genişleme alanını daraltırken, yatırımcılar bu yıl ABD'de faiz indirimi ihtimalini düşük görüyor. Orta Doğu'daki savaş başlamadan önce bu yıl iki Fed faiz indirimi beklentisi vardı.

XTB Araştırma Direktörü Kathleen Brooks da fiyatlamalar hakkında konuştu. Brooks, "Geçen hafta petrol fiyatlarındaki keskin düşüş, deflasyonist anlatıya olan güveni yeniden tesis etti ve bu yılın sonlarında Fed faiz indirimleri beklentisini canlandırdı. Ancak petrol fiyatlarındaki artışın şimdilik faiz indirimi umutlarını rafa kaldırması muhtemel." ifadesini kullandı.

Jeopolitik riskler tipik olarak güvenli liman olan altının cazibesini artırır. Enflasyon genellikle altını bir riskten korunma aracı olarak destekler. Ancak yüksek faiz oranları getirisiz metal üzerinde baskı yaratıyor. Daha güçlü bir dolar, dolar cinsinden fiyatlandırılan külçeyi diğer para birimi sahipleri için daha pahalı hale getiriyor.

Diğer değerli metallerdeki durum

Gün içindeki işlemlerde spot altın, 7 Nisan'dan bu yana en düşük seviyesine geriledi. GMT 02.22 itibarıyla yüzde 0,6 düşüşle ons başına 4.718,98 dolardan işlem gördü. Haziran teslimatı için ABD altın vadeli işlemleri ise yüzde 1 düşerek 4.742 dolara indi.

Erken Avrupa işlemlerinde New York altın vadeli işlemleri yüzde 0,8 düşüşle ons başına 4.748,70 dolara geriledi. Diğer metaller arasında spot gümüş yüzde 2,2 düşüşle ons başına 74,23 dolara indi. Platin yüzde 0,5 kaybederek 2.034,95 dolar olurken, paladyum yüzde 1 kazanarak 1.535,77 dolara yükseldi.

Avrupa işlemlerinde ise gümüşün onsu yüzde 2,5 düşüşle 74,57 dolara geriledi. Platin ise bu seansta yüzde 0,7 düşerek ons başına 2.051,60 dolar oldu.

Kaynak: Forbes Türkiye

Latest articles

Personele kapıyı gösterdiler

İktidar kadrolarına yer açmak için kapatıldığı savunulan ve TÜRASAŞ’a bağlı yerel fabrika konumuna getirilen TÜLOMSAŞ personeli barınma krizine itildi. Kurumun Eskişehir’deki 146 lojmanında kalan personele, “Lojmanı boşaltın ya da yeniden başvurup sıraya girin” tebligatı gönderildi.

AİHM’in 'Yasak v. Türkiye' kararı

Çorum'da bir eğitimci olan bay Yasak'ın AİHM'e açtığı dava, Büyük Daire önünde 5 Mayıs 2026 tarihinde halka açık bir oturumla ele alındı. Dava, Sözleşme'nin 3. ve 7. maddesindeki haklar ve ilkeler yönünden önemli bazı değerlendirmeler içeriyor.

Dava, AİHM'in 15 Temmuz davalar seti içinde yer alan önemli başka bir dava olan Yalçınkaya/Türkiye kararından farklı olguları ele alıyor. Davada ulaşılan sonuçlar, yapılan tespitler de Yalçınkaya davasından farklı.   

Şaban Yasak adlı Türk vatandaşı, Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 maddesi uyarınca "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan mahkûm edilmesi ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarını dava konusu etti. Başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesindeki "suç ve cezada kanunilik" ilkesinin ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarının Sözleşmenin 3. maddesindeki "aşağılayıcı muamele yasağı"nın ihlali olduğunu ileri sürdü.

Başvuru, 2 Nisan 2020 tarihli. Daire, 27 Ağustos 2024 tarihli kararında Sözleşme’nin 3. ve 7. maddeleri yönünden ihlal bulunmadığı sonucuna vardı. Dosya, başvurucunun itirazıyla, Sözleşme’nin m. 43. uyarınca Büyük Daire'ye gitti. BD, 5 Mayıs 2025 tarihinde Strasbourg’da "halka açık duruşma" yaptı.

∗∗∗

Başvurucuyla ilgili, Çorum'da öğrenci olduğu yıllarda, Fetullah Gülen Cemaati'nde, 2014-2017 yılları arasında öğrencilerin kaldığı çeşitli alanlardan, yurtlardan sorumlu bir Bölge Talebe Mesulü (BTM) olduğu yönünde BA, YB ve AB adlı 3 itirafçı tanık beyanı bulunuyor. Bu tanıklar, başvurucunun öğrencilere sohbet toplantıları yaptırdığını, abilik yaptığını ya da yurt sorumlusu durumunda olduğunu söylemiş, kendisini fotoğrafından teşhis etmişler. Buna karşın başvurucu, suçlamaları reddetmiş.

Neticeten AİHM Büyük Dairesi, yaptığı incelemeler ve aleni duruşma sonunda özellikle 7. maddedeki "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesinin ihlalini saptadı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 7 (Türk hukukundaki karşılığı Anayasa m.38, TCK m. 2), "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesini ("nullum crimen, nulla poena sine lege") güvence altına alır. Bu ilkeye göre, "hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamaz."

∗∗∗

Büyük Daire, daha önceki kararlarında da sıkça vurguladığı "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesi temelinde, TCK m. 314/2 hükmündeki mahkumiyet için, "kişinin bu yapıyla temasının varlığı" değil, "bu temasın niteliği ve suç kastını ortaya koyup koymadığının belirleyici olduğunu" belirtti. TCK m. 314/2'deki suç için, "kişinin örgütün amaçlarını ve şiddet yöntemlerini bilmesi", "ayrıca örgüte bilerek ve isteyerek bağlılık gösterdiğinin somut olarak ispatlanması" gerekir. Bu yaklaşım, örgüte "varsayımsal iştirak" yerine, "kişiye özgü cezai sorumluluğun" ve "manevi unsurun tespitini" zorunlu kılar.

Büyük Daire'ye göre, herhangi bir bireyin "suçun kasıt unsurunun değerlendirilmesi yapılmaksızın" silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edilmesi kabul edilemez. "Bireysel sorumluluk ilkesi" gereği, cezalandırmada kast unsuru son derece önemlidir. Bay Yasak'a atfedilen faaliyetlerin, örgütün stratejik yapılanmasıyla kişisel, fonksiyonel veya hiyerarşik bir bağının ve kişisel sorumluluk düzeyinin tespit edilmesi zorunludur. Başvurucunun, "bir dini hareketten doğan ve zamanla terör örgütü ilan edilen" organizasyonun "söz konusu değişiminden haberdar olduğu" ve "bu gerçekleri tam olarak bilerek bağını sürdürdüğünün" kanıtlanması da gerekir.

∗∗∗

Büyük Daire kararı, YARSAV üyeliği, Bank Asya hesabı, çocuğunu özel okula gönderme vd. fillerin, örgüt üyeliği suçunun unsurlarını karşılamadığını, "suçların ve cezaların yasallığı" ilkesinin ihlali olduğunu bir kere daha vurguluyor.

AİHM, çok uzun bir süredir Türkiye'yi sözleşmenin farklı maddelerini ihlal etmekten mahkum ediyor. Türkiye Loizidou Davası, Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye davası gibi ünlü davalardan başka şikayetlerde de kararları icra etmiyor. Bakanlar Komitesi'nin 2024 Raporu'na göre, Türkiye'den "icrası beklenen" 440 dava mevcuttur (O tarihte, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin tümünün uygulamadığı toplam dava sayısı 3916 idi). Bu davaların 330'u "tekrar eden dava" ("repetitive cases") sınıfındadır. Demek ki ortada, "kronik bir sorun" var.

Haftaya, Yasak/Türkiye kararı sonrası, "AİHM kararlarının etkililiği" sorununu ele alacağım. Bu tartışma, Kavala ve Demirtaş gibi ünlü isimleri halihazırda etkilemeye devam ettiği gibi -daha şimdiden ipuçları ortaya çıktığı üzere-, muhtemel bir "Ekrem İmamoğlu/Türkiye" ihlal kararının da temel konusu olmaya aday görünüyor.   

Küresel dengesizlikler ve Türkiye

Küresel ekonomide yeniden büyüyen dış ticaret ve cari denge uçurumları, dünya piyasalarında yeni kriz tartışmalarını tetikledi. Çin’in rekor dış ticaret fazlaları, ABD’nin devasa açıkları ve Avrupa’daki yapısal dengesizlikler yeniden gündeme gelirken uzman raporları korumacılığın çözüm olmayacağı uyarısında bulunuyor.

Gazeteciliği savunmak için Çağlayan Adliyesi’ndeyiz

Haber Merkezi

BirGün muhabiri Sarya Toprak’ın, Gülistan Doku dosyasına ilişkin yaptığı haberler sonrası iktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Akit yazarı Zekeriya Say tarafından hedef gösterilmesinin ardından Bursa Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı bir kurumda müdür yardımcısı olarak görev yapan 30 yıllık kamu emekçisi babası Hasan Toprak görevden uzaklaştırıldı.

BirGün, sistematik hedef göstermeye ilişkin suç duyurusunda bulunulacağını açıklayarak kamuoyunu dayanışmaya çağırdı. Suç duyurusu için bugün saat 12.00’de Çağlayan Adliyesi’nde buluşulacak.

Gazetecilik faaliyeti nedeniyle ailesiyle birlikte hedef gösterilen Sarya Toprak, ‘‘Gazeteciler tutuklamalarla, gözaltılarla susturulmaya çalışılıyor. Gülistan Doku dosyası bir kadın cinayetinin üstünün nasıl örtüldüğünü gözler önüne sererken ‘ucu nereye giderse gitsin’ denildi. Fakat ben Gülistan Doku dosyasındaki siyasi bağlantıları sorguladığım ve haberleştirdiğim için yandaş basın tarafından hedef alındım. Bu da demek oluyor ki ‘ucu sadece kendi çizdikleri çerçevede kalsın’ istiyorlar. Bu hedef alma hali sadece benimle sınırlı kalmadı ailemin kişisel bilgileri de ortaya saçılarak hedef alındık ve kamu emekçisi babam açığa alındı. Bu artık gazetecilere yönelik gözdağının adeta boyut atladığının göstergesi. Bu hukuksuzluğa karşı susmayacağım. Beni hedef alan Yeni Akit ve Zekeriya Say isimli şahsa karşı tüm yasal haklarımı kullanacağım. Babam haksız şekilde uzaklaştırıldığı görevine dönene kadar bu meselenin peşini bırakmayacağım‘’ dedi.

More like this

Personele kapıyı gösterdiler

İktidar kadrolarına yer açmak için kapatıldığı savunulan ve TÜRASAŞ’a bağlı yerel fabrika konumuna getirilen TÜLOMSAŞ personeli barınma krizine itildi. Kurumun Eskişehir’deki 146 lojmanında kalan personele, “Lojmanı boşaltın ya da yeniden başvurup sıraya girin” tebligatı gönderildi.

AİHM’in 'Yasak v. Türkiye' kararı

Çorum'da bir eğitimci olan bay Yasak'ın AİHM'e açtığı dava, Büyük Daire önünde 5 Mayıs 2026 tarihinde halka açık bir oturumla ele alındı. Dava, Sözleşme'nin 3. ve 7. maddesindeki haklar ve ilkeler yönünden önemli bazı değerlendirmeler içeriyor.

Dava, AİHM'in 15 Temmuz davalar seti içinde yer alan önemli başka bir dava olan Yalçınkaya/Türkiye kararından farklı olguları ele alıyor. Davada ulaşılan sonuçlar, yapılan tespitler de Yalçınkaya davasından farklı.   

Şaban Yasak adlı Türk vatandaşı, Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 maddesi uyarınca "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan mahkûm edilmesi ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarını dava konusu etti. Başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesindeki "suç ve cezada kanunilik" ilkesinin ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarının Sözleşmenin 3. maddesindeki "aşağılayıcı muamele yasağı"nın ihlali olduğunu ileri sürdü.

Başvuru, 2 Nisan 2020 tarihli. Daire, 27 Ağustos 2024 tarihli kararında Sözleşme’nin 3. ve 7. maddeleri yönünden ihlal bulunmadığı sonucuna vardı. Dosya, başvurucunun itirazıyla, Sözleşme’nin m. 43. uyarınca Büyük Daire'ye gitti. BD, 5 Mayıs 2025 tarihinde Strasbourg’da "halka açık duruşma" yaptı.

∗∗∗

Başvurucuyla ilgili, Çorum'da öğrenci olduğu yıllarda, Fetullah Gülen Cemaati'nde, 2014-2017 yılları arasında öğrencilerin kaldığı çeşitli alanlardan, yurtlardan sorumlu bir Bölge Talebe Mesulü (BTM) olduğu yönünde BA, YB ve AB adlı 3 itirafçı tanık beyanı bulunuyor. Bu tanıklar, başvurucunun öğrencilere sohbet toplantıları yaptırdığını, abilik yaptığını ya da yurt sorumlusu durumunda olduğunu söylemiş, kendisini fotoğrafından teşhis etmişler. Buna karşın başvurucu, suçlamaları reddetmiş.

Neticeten AİHM Büyük Dairesi, yaptığı incelemeler ve aleni duruşma sonunda özellikle 7. maddedeki "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesinin ihlalini saptadı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 7 (Türk hukukundaki karşılığı Anayasa m.38, TCK m. 2), "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesini ("nullum crimen, nulla poena sine lege") güvence altına alır. Bu ilkeye göre, "hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamaz."

∗∗∗

Büyük Daire, daha önceki kararlarında da sıkça vurguladığı "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesi temelinde, TCK m. 314/2 hükmündeki mahkumiyet için, "kişinin bu yapıyla temasının varlığı" değil, "bu temasın niteliği ve suç kastını ortaya koyup koymadığının belirleyici olduğunu" belirtti. TCK m. 314/2'deki suç için, "kişinin örgütün amaçlarını ve şiddet yöntemlerini bilmesi", "ayrıca örgüte bilerek ve isteyerek bağlılık gösterdiğinin somut olarak ispatlanması" gerekir. Bu yaklaşım, örgüte "varsayımsal iştirak" yerine, "kişiye özgü cezai sorumluluğun" ve "manevi unsurun tespitini" zorunlu kılar.

Büyük Daire'ye göre, herhangi bir bireyin "suçun kasıt unsurunun değerlendirilmesi yapılmaksızın" silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edilmesi kabul edilemez. "Bireysel sorumluluk ilkesi" gereği, cezalandırmada kast unsuru son derece önemlidir. Bay Yasak'a atfedilen faaliyetlerin, örgütün stratejik yapılanmasıyla kişisel, fonksiyonel veya hiyerarşik bir bağının ve kişisel sorumluluk düzeyinin tespit edilmesi zorunludur. Başvurucunun, "bir dini hareketten doğan ve zamanla terör örgütü ilan edilen" organizasyonun "söz konusu değişiminden haberdar olduğu" ve "bu gerçekleri tam olarak bilerek bağını sürdürdüğünün" kanıtlanması da gerekir.

∗∗∗

Büyük Daire kararı, YARSAV üyeliği, Bank Asya hesabı, çocuğunu özel okula gönderme vd. fillerin, örgüt üyeliği suçunun unsurlarını karşılamadığını, "suçların ve cezaların yasallığı" ilkesinin ihlali olduğunu bir kere daha vurguluyor.

AİHM, çok uzun bir süredir Türkiye'yi sözleşmenin farklı maddelerini ihlal etmekten mahkum ediyor. Türkiye Loizidou Davası, Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye davası gibi ünlü davalardan başka şikayetlerde de kararları icra etmiyor. Bakanlar Komitesi'nin 2024 Raporu'na göre, Türkiye'den "icrası beklenen" 440 dava mevcuttur (O tarihte, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin tümünün uygulamadığı toplam dava sayısı 3916 idi). Bu davaların 330'u "tekrar eden dava" ("repetitive cases") sınıfındadır. Demek ki ortada, "kronik bir sorun" var.

Haftaya, Yasak/Türkiye kararı sonrası, "AİHM kararlarının etkililiği" sorununu ele alacağım. Bu tartışma, Kavala ve Demirtaş gibi ünlü isimleri halihazırda etkilemeye devam ettiği gibi -daha şimdiden ipuçları ortaya çıktığı üzere-, muhtemel bir "Ekrem İmamoğlu/Türkiye" ihlal kararının da temel konusu olmaya aday görünüyor.   

Küresel dengesizlikler ve Türkiye

Küresel ekonomide yeniden büyüyen dış ticaret ve cari denge uçurumları, dünya piyasalarında yeni kriz tartışmalarını tetikledi. Çin’in rekor dış ticaret fazlaları, ABD’nin devasa açıkları ve Avrupa’daki yapısal dengesizlikler yeniden gündeme gelirken uzman raporları korumacılığın çözüm olmayacağı uyarısında bulunuyor.