HomeTürkçe HaberlerGündemAİHM’in 'Yasak v. Türkiye' kararı

AİHM’in 'Yasak v. Türkiye' kararı

Published on

spot_img

Çorum’da bir eğitimci olan bay Yasak’ın AİHM’e açtığı dava, Büyük Daire önünde 5 Mayıs 2026 tarihinde halka açık bir oturumla ele alındı. Dava, Sözleşme’nin 3. ve 7. maddesindeki haklar ve ilkeler yönünden önemli bazı değerlendirmeler içeriyor.

Dava, AİHM’in 15 Temmuz davalar seti içinde yer alan önemli başka bir dava olan Yalçınkaya/Türkiye kararından farklı olguları ele alıyor. Davada ulaşılan sonuçlar, yapılan tespitler de Yalçınkaya davasından farklı.   

Şaban Yasak adlı Türk vatandaşı, Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 maddesi uyarınca “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan mahkûm edilmesi ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarını dava konusu etti. Başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesindeki “suç ve cezada kanunilik” ilkesinin ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarının Sözleşmenin 3. maddesindeki “aşağılayıcı muamele yasağı”nın ihlali olduğunu ileri sürdü.

Başvuru, 2 Nisan 2020 tarihli. Daire, 27 Ağustos 2024 tarihli kararında Sözleşme’nin 3. ve 7. maddeleri yönünden ihlal bulunmadığı sonucuna vardı. Dosya, başvurucunun itirazıyla, Sözleşme’nin m. 43. uyarınca Büyük Daire’ye gitti. BD, 5 Mayıs 2025 tarihinde Strasbourg’da “halka açık duruşma” yaptı.

∗∗∗

Başvurucuyla ilgili, Çorum’da öğrenci olduğu yıllarda, Fetullah Gülen Cemaati’nde, 2014-2017 yılları arasında öğrencilerin kaldığı çeşitli alanlardan, yurtlardan sorumlu bir Bölge Talebe Mesulü (BTM) olduğu yönünde BA, YB ve AB adlı 3 itirafçı tanık beyanı bulunuyor. Bu tanıklar, başvurucunun öğrencilere sohbet toplantıları yaptırdığını, abilik yaptığını ya da yurt sorumlusu durumunda olduğunu söylemiş, kendisini fotoğrafından teşhis etmişler. Buna karşın başvurucu, suçlamaları reddetmiş.

Neticeten AİHM Büyük Dairesi, yaptığı incelemeler ve aleni duruşma sonunda özellikle 7. maddedeki “suçların ve cezaların kanuniliği” ilkesinin ihlalini saptadı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 7 (Türk hukukundaki karşılığı Anayasa m.38, TCK m. 2), “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini (“nullum crimen, nulla poena sine lege”) güvence altına alır. Bu ilkeye göre, “hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”

∗∗∗

Büyük Daire, daha önceki kararlarında da sıkça vurguladığı “suçların ve cezaların kanuniliği” ilkesi temelinde, TCK m. 314/2 hükmündeki mahkumiyet için, “kişinin bu yapıyla temasının varlığı” değil, “bu temasın niteliği ve suç kastını ortaya koyup koymadığının belirleyici olduğunu” belirtti. TCK m. 314/2’deki suç için, “kişinin örgütün amaçlarını ve şiddet yöntemlerini bilmesi”, “ayrıca örgüte bilerek ve isteyerek bağlılık gösterdiğinin somut olarak ispatlanması” gerekir. Bu yaklaşım, örgüte “varsayımsal iştirak” yerine, “kişiye özgü cezai sorumluluğun” ve “manevi unsurun tespitini” zorunlu kılar.

Büyük Daire’ye göre, herhangi bir bireyin “suçun kasıt unsurunun değerlendirilmesi yapılmaksızın” silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edilmesi kabul edilemez. “Bireysel sorumluluk ilkesi” gereği, cezalandırmada kast unsuru son derece önemlidir. Bay Yasak’a atfedilen faaliyetlerin, örgütün stratejik yapılanmasıyla kişisel, fonksiyonel veya hiyerarşik bir bağının ve kişisel sorumluluk düzeyinin tespit edilmesi zorunludur. Başvurucunun, “bir dini hareketten doğan ve zamanla terör örgütü ilan edilen” organizasyonun “söz konusu değişiminden haberdar olduğu” ve “bu gerçekleri tam olarak bilerek bağını sürdürdüğünün” kanıtlanması da gerekir.

∗∗∗

Büyük Daire kararı, YARSAV üyeliği, Bank Asya hesabı, çocuğunu özel okula gönderme vd. fillerin, örgüt üyeliği suçunun unsurlarını karşılamadığını, “suçların ve cezaların yasallığı” ilkesinin ihlali olduğunu bir kere daha vurguluyor.

AİHM, çok uzun bir süredir Türkiye’yi sözleşmenin farklı maddelerini ihlal etmekten mahkum ediyor. Türkiye Loizidou Davası, Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye davası gibi ünlü davalardan başka şikayetlerde de kararları icra etmiyor. Bakanlar Komitesi’nin 2024 Raporu’na göre, Türkiye’den “icrası beklenen” 440 dava mevcuttur (O tarihte, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin tümünün uygulamadığı toplam dava sayısı 3916 idi). Bu davaların 330’u “tekrar eden dava” (“repetitive cases”) sınıfındadır. Demek ki ortada, “kronik bir sorun” var.

Haftaya, Yasak/Türkiye kararı sonrası, “AİHM kararlarının etkililiği” sorununu ele alacağım. Bu tartışma, Kavala ve Demirtaş gibi ünlü isimleri halihazırda etkilemeye devam ettiği gibi -daha şimdiden ipuçları ortaya çıktığı üzere-, muhtemel bir “Ekrem İmamoğlu/Türkiye” ihlal kararının da temel konusu olmaya aday görünüyor.   

Kaynak: BirGün

Latest articles

Trump: İran ile ateşkes 'yaşam destek ünitesine bağlı'

ABD ve İran yönetimlerinden, savaşı sonlandıracak bir müzakere taslağı üzerinde anlaşılamaması sonrası karşılıklı sert açıklamalar geliyor.

Uşak’ta tarlada ceset bulundu

Uşak'ta tarlada boğazında kesik olan bir erkek cesedi bulundu.

Sivil Toplum Kuruluşları Nasıl Yönetilmemeli?

Sivil toplum kuruluşları demokratik toplumların vicdanı, denge unsuru ve sosyal refleks mekanizmasıdır. Devletin yetişemediği alanlarda devreye girerler, özel sektörün ekonomik önceliklerle göremediği toplumsal boşlukları doldururlar, toplumun sesi ile karar vericiler arasında köprü kurarlar. Ancak ne yazık ki dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de bazı STK’lar zaman içinde kuruluş amaçlarından uzaklaşıp kendi varlığını sürdürmeyi asli […]

CHP'de, Muhittin Böcek dahil etkin pişmanlık ifadeleri nasıl yorumlanıyor?

Belediyelere yönelik operasyonlar, "mutlak butlan" tartışmaları ve kurultay davaları baskısı altındaki Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) "etkin pişmanlık" kapsamındaki son ifade süreçleri de yeni bir tartışma başlattı. CHP yönetimi, bütün bu sürecin tesadüf olmadığı görüşüyle hareket ediyor.

More like this

Trump: İran ile ateşkes 'yaşam destek ünitesine bağlı'

ABD ve İran yönetimlerinden, savaşı sonlandıracak bir müzakere taslağı üzerinde anlaşılamaması sonrası karşılıklı sert açıklamalar geliyor.

Uşak’ta tarlada ceset bulundu

Uşak'ta tarlada boğazında kesik olan bir erkek cesedi bulundu.

Sivil Toplum Kuruluşları Nasıl Yönetilmemeli?

Sivil toplum kuruluşları demokratik toplumların vicdanı, denge unsuru ve sosyal refleks mekanizmasıdır. Devletin yetişemediği alanlarda devreye girerler, özel sektörün ekonomik önceliklerle göremediği toplumsal boşlukları doldururlar, toplumun sesi ile karar vericiler arasında köprü kurarlar. Ancak ne yazık ki dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de bazı STK’lar zaman içinde kuruluş amaçlarından uzaklaşıp kendi varlığını sürdürmeyi asli […]