Son dakika Antalya’da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya’da nerede oldu? Antalya deprem Kandilli ve AFAD son depremler listesi 17 Mayıs 2026

Son dakika Antalya deprem haberleri.. Antalya'da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya'da nerede oldu? Antalya Kandilli ve AFAD son depremler.. 17 Mayıs 2026 Antalya deprem son dakika haberleri haberin detayında... Artçı deprem mi oldu Antalya'da? Antalya son deprem büyüklüğü ne kadar? Antalya'da ve Antalya yakınındaki depremler nelerdir? Antalya'da anlık deprem mi oldu? Son dakika Antalya canlı deprem haritası.. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Antalya deprem haberleri.. Antalya'da hangi ilçelerde deprem oldu ve hangi ilçelerde en çok hissedildi? Bugün Antalya'da deprem mi oldu? Deprem Antalya'da ne zaman ve kaç şiddetinde oldu? En son Antalya'da nerede deprem oldu? Antalya deprem haberleriyle ilgili en çok merak edilenlerin cevabı haberde...

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil 17.05.2026 Diken

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler, motosikletli kurye kazalarının sadece bir 'sürücü davranışı problemi' olmadığını, yapısal bir mesleki ve kentsel güvenlik sorunu olduğunu söyledi.

The post Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil appeared first on #site_linkat 17.05.2026 .

2 bin rakımda yetişiyor, kilosu 2 bin liradan satılıyor

Erzincan’da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi
Türk savunma sanayiinin yerli ve milli hamleleri EFES-2026 Tatbikatı’na damga vurdu. HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı Barkan 3, ilk kez geniş katılımlı bir tatbikatta sahaya...Devamı için tıklayınız

Son dakika Antalya’da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya’da nerede oldu? Antalya deprem Kandilli ve AFAD son depremler listesi 17 Mayıs 2026

Son dakika Antalya deprem haberleri.. Antalya'da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya'da nerede oldu? Antalya Kandilli ve AFAD son depremler.. 17 Mayıs 2026 Antalya deprem son dakika haberleri haberin detayında... Artçı deprem mi oldu Antalya'da? Antalya son deprem büyüklüğü ne kadar? Antalya'da ve Antalya yakınındaki depremler nelerdir? Antalya'da anlık deprem mi oldu? Son dakika Antalya canlı deprem haritası.. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Antalya deprem haberleri.. Antalya'da hangi ilçelerde deprem oldu ve hangi ilçelerde en çok hissedildi? Bugün Antalya'da deprem mi oldu? Deprem Antalya'da ne zaman ve kaç şiddetinde oldu? En son Antalya'da nerede deprem oldu? Antalya deprem haberleriyle ilgili en çok merak edilenlerin cevabı haberde...

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil 17.05.2026 Diken

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler, motosikletli kurye kazalarının sadece bir 'sürücü davranışı problemi' olmadığını, yapısal bir mesleki ve kentsel güvenlik sorunu olduğunu söyledi.

The post Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil appeared first on #site_linkat 17.05.2026 .

Bayrağa değil özgür üniversite fikrine saldırı

BirGün Okur İnisiyatifi  - ODTÜ

ODTÜ’de iki hafta önce 37.si düzenlenen Uluslararası Bahar Şenliği, bu yıl etkinliklerle ve konserlerle değil, bayrak üzerine tartışmalarla gündeme geldi. 

Şenliğin ilk günü gerçekleşen Devrim Yürüyüşünde sahnede olan İlkay Akkaya’nın, haftalar önce organize olan bir grup tarafından yuhalanması, grubun bozkurt işaretleri yaparak sahneye şişe fırlatması, tepki geleceğini bildikleri için de bayrak açıp tüm saldırılarını bu bayrağın altında gerçekleştirmesi, olayı ODTÜ’nün iç meselesi olmaktan çıkardı. 

Sosyal medyada iktidara yakın kesimlerin desteğiyle hızla yayılan “ODTÜ’de bayrağa saldırı” yalanı üzerinden gerçekleştirilen linç girişimi, bir gün sonra okulda bayrak yürüyüşü adı altında ülkücülerin organize ettiği mitinge ve öğrencilerin evlerine yönelik gece baskınlarına evrildi. 

An itibariyle 6 öğrenci tutuklanırken, Zafer Partisi ile ilişkili İstiklal Kadın Hareketi, gözaltıları gerçekleşmeden önce duyurarak aslında provokasyonun iktidar eliyle gerçekleştiğini de itiraf etmiş oldu. Şenlikten sonraki gün gerçekleşen yürüyüşe ODTÜ Rektörlüğünün gayri resmi onayıyla dışarıdan ülkü ocaklarıyla ilişkili yüzlerce insan sokuldu, farklı üniversitelerin ülkü ocakları Devrim’de adeta “miting” yaptı. Dışarıdan gelen ülkücü-Türkçü grupların üyeleri, ODTÜ öğrencilerine ve şenliği düzenleyen Uluslararası Gençlik Topluluğu üyelerine saldırıda ve tacizde bulundu. Öğrenciler ve Eğitim-Sen ile görüşmelerinde bayrağa saldırı olmadığını itiraf eden kayyum rektörlük, üniversitenin değil kavganın bir tarafı görüntüsü vererek, üniversitenin resmi sosyal medya kanallarında paylaşılan şenlik videosunda siyah beyaz kavga görüntülerine ve dışarıdan düzenlenen bayrak mitingi görüntülerine yer verdi. 

ODTÜ’de organize edilen provokasyonun perde arkasını, şenlik ve devrim yürüyüşünün üniversite ve öğrenciler açısından önemini, farklı topluluk ve bölümlerden öğrencilerle konuştuk. 

*** 

“ŞENLİK ODTÜ’NÜN ODTÜ ÖĞRENCİLERİN”

ODTÜ Şenliğini organize eden komiteden Can:  

Şenliğin ikinci gününde neler yaşandı? 

Şenliğin ikinci gününde okulda bayrak yürüyüşü olacağını paylaşan hesapları da incelemek gerekiyor. En son 6 Şubat depreminde paylaşım yapmış, ondan önce milli bayramlar ve yine bir önceki şenlikte Nur Sürer’e protesto çağrısı için paylaşımda bulunmuş. Milliyetçi bir hesap gibi görünmesine rağmen pasif duran, tepki için açılmış bir hesaptan bu bayrak yürüyüşü çağrısı yapıldı. Yürüyüşün yapıldığı ikinci gün hem A1 Kapısına milliyetçi gruplar çağrı yapmıştı. Eğitim-Sen ve diğer öğrenci temsilcileriyle birlikte rektörlük genel sekreteriyle konuya dair yaptığımız görüşmede bize -Eğitim-Sen açıklamasında belirtildiği gibi- engellemeye çalışacaklarını ancak büyük bir arazi olduğunu belirtip “telden girseler ne yapabiliriz” dediler. Nitekim dışarıdan çok fazla insan girdi, üyelerimize, ayrı ayrı 3 kadına sözlü şekilde tacizde bulundular, cinsiyetçi küfürlerde bulundular. Bir de UGT’li olduğunu sandıkları bir kadına fiziksel bir tacizde bulunuyorlar, kadın “UGT’li değilim” deyince “Pardon bilmiyorduk” diyorlar. Bu olayların bayrak yürüyüşü sonrası stadyumda olan ve ODTÜ’lü olmadığını tahmin ettiğimiz kişilerce gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. 

Yine bu bayrak yürüyüşünün olduğu gün, içlerindeki megafonlulardan birisi bariyerlerden atlayıp bizim bir arkadaşımızı iterek hakaret etti, “İstiklal marşı açacaksınız” dedi. Bu tutumu hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz bu talebi yolu bu değildi, üstelik okul güvenliği de bu kişiye herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bu şahıs 25 dakika boyunca orada durdu, ona bize emir veremeyeceğini söyledik. Konser başladıktan sonra da Güvenlikler öğrenci kimliklerini isteyince çıkaramayan, dolayısıyla ODTÜ öğrencisi olmadığını tescillediğimiz, elinde bozkurt bayrakları olan bir ekip topluluk üyelerimize hakaret etmeye başladı, güvenlik yine bu kişilere müdahale etmedi. Güvenlikten onları uzaklaştırmamızı istememize rağmen bu yapılmadı, sahnenin arkasından önüne geçip bu kez de bir kadını taciz ettiler. Bunun üzerine öğrencilerin tepkisiyle bu ekiple bir kavga başladı. Güvenlik tüm taleplere rağmen bu kişileri uzaklaştırmadığı için kısa süreli de olsa kavga fiziksel bir boyuta evrildi. En başından itibaren taciz ve cinsiyetçi küfürlerle bu dışarıdan gelenlerin başlattığı bir kavgaydı. Güvenlik uzaklaştırır gibi yapsa da ekipten bir kişi olaydan sonra da bir pankartın önünde nöbet tutmaya devam etti. 

Olayın ardından sahnede bir açıklama yaparak uğradığımız tacizleri öğrencilerle paylaştığımızda yuhalandık. Bu bile provokasyonun ne kadar başarılı olduğunun kanıtıdır.  

SPONSORSUZ YAPILMASI BİR DURUŞ

Devrim Yürüyüşünün ve Bahar Şenliği’nin ODTÜ tarihi ve değeri açısından önemi nedir? 

ODTÜ Bahar Şenliği 1987’de UGT’nin inisiyatifi ile yapılan bir etkinlik, bunu okulun tüm topluluklarıyla birlikte yapıyor. Caz Topluluğunun, Müzik Topluluğunun, Radyo Topluluğunun sahnesi var, Devrim Sahnesini UGT düzenliyor. Bahar Şenliğinde panayır alanında tüm topluluklar etkinlik yapıyor, uluslararası öğrencilerin etkinliklerini düzenlediği bir alan var. Aslında okulun tüm toplulukları olarak bu şenliği düzenliyoruz ve Devrim Sahnesiyle de bu şenlik günleri sonlanıyor. Son dönemde tüketim kültürü sebebiyle sadece Devrim Sahnesine odaklanılıyor ama bizim çabamız şenliğin gerisini de büyütmek üzere. Devrim okulun içindeki bir stadyum ve sadece o yazıdan ibaret değil, arkasında bir kültür ve gelenek var. Bizim de amacımız bu geleneği ve kültürü yaşatabilmek. Zaten geçmişte de hiçbir okulda şenlik yasaklanmazken bizim şenliğimizin yasaklanma sebebi de bu. Devrim’in yaşattığı kültüre yapılan bir saldırı bu. Topluluk olarak geçmişte de bu yasaklama girişimleriyle karşılaştık ancak gerek eylemlerle geri adım attırdık, gerek kaçak bir şekilde düzenledik. Şenlik dolayısıyla okulun tüm öğrencilerinin birleşebildiği bir direniş alanı. Bu yüzden en sevdiğimiz sloganlardan biri “Şenlik ODTÜ’nün, ODTÜ bizimdir”.  

ODTÜ kültüründe 37 kez yapılan bu şenliğin ne afişlerinde ne de sahnesinde hiçbir zaman sponsor olmadı ve olmayacak da. Çünkü stadyumun kültürü de bunu reddediyor. Herhangi bir sermaye grubunun, zenginlerin, burjuvaziye katkı sunan herhangi bir sembolün Devrime giremeyeceğini işaret ediyor. Öğrenci emeğiyle, yemek alanlarından bulunan bütçelerle yapılan, gelen sanatçıların da fedakarlıkta bulunduğu bir şenlik. Şenliğin kültüründe de eğer sanatçıların sağlık sorunu yoksa Devrim’de çim alandan birkaç güvenlik ve öğrenci çemberiyle Devrim sahnesine yürütüldüğü bir biçimde ilerliyor. Bunun da bir anlamı var; hiçbir sanatçı, hiçbir ünlü öğrenciden büyük değil, hepsi öğrencilerle bu kadar yakın olabilir. Şenliğimizin böyle bir kültürü var ancak son yıllarda bu kültür Devrim Yürüyüşü üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Sanki Devrim Yürüyüşü şenliğin bir parçası değilmiş, her sene denk gelen bir şeymiş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Devrim Yürüyüşü sebebiyle şenliğin yasaklanmaya çalışıldığı yıllar da var. ODTÜ tarihi açısından bu yürüyüşün kıymeti de tam buradan geliyor. ODTÜ öğrencilerinin örgütlü olsun olmasın sözünü söyleyebildiği, en önde mutlaka ‘ODTÜ Devrime Yürüyor’ pankartının olduğu bir yürüyüş. Bu sadece stada yürümeyi değil ODTÜ öğrencisinin devrime inancını sembolize ediyor. O gün sahnedeki sanatçı da bu yürüyüşü öğrenciler stadyuma geldiğinde kutluyor. Tüm saldırılara rağmen de hala kalabalık şekilde gerçekleşmeye devam eden bir geleneğimiz. Yalnızca stada yürümekle bitmiyor, çimlere mumlarla devrim yazılıyor. Bu yazı 68 kuşağının yazıp bıraktığı bir yazı değil, silindi yeniden yazıldı. Biz de her yıl çimlere yeniden yazıyoruz çünkü öğrencinin, okulun karakterini bu yansıtıyor. Her zaman da şenliğin içerisinde oldu. 37 kez şenlik yapıldıysa 37 kez de bu yürüyüş yapıldı. 70. Yılını kutlayan okulun en büyük kültürü şenlik ve yürüyüş. 

TÜM MÜCADELELERİN ORTAK ZEMİNİ

Bu şenlik ve yürüyüş ne zorluklarla ve ne niyetle yapılıyor? 

Biz komite olarak 10 kişi ile bu süreci yürütüyoruz ama tek başımıza kalmıyoruz, sıra arkadaşlarımızın yardımlarıyla örüyoruz. Dolayısıyla işin koordinasyon kısmıyla ilgileniyoruz daha çok. Destek konusunda da öğrenciler hiçbir zaman sırtını dönmüyor bize, esas yapılmaya çalışılan da bu, bizi diğer öğrencilerle karşı karşıya getirebilmek. Oysa şenlikler ODTÜ’nün bir olduğunu gösterebilmek için var. Şenlik tüm öğrencilerin davet edildiği, saatler süren bir forumla tartışılıyor. Ardından tüm topluluklar, okulun tüm siyasi toplulukları şenliğin örgütlenme sürecine dahil oluyor, pankartlarımızı hep birlikte boyuyoruz, dövizlerimizi beraber yazıyoruz. Queer mücadeleden NATO karşıtlığına tüm sözlerin bir alan bulabileceği şekilde yürütüyoruz. Devrim Yürüyüşü geçmişte jandarma ablukasına karşı bile gerçekleşebilmiş bir yürüyüş. Hiçbir zaman ODTÜ öğrencileri pes etmediği için bu gelenek sürüyor, dışarıdan ODTÜ’de yaşam ve siyaset çok rahat gözüküyor ama arkasında ciddi bir direniş birikimi ve geleneği var. Seneye de çeşitli zorluklar ve yasaklamalarla karşı karşıya olacağız ve yine bunlara karşı direnerek geri adım attıracağız.  

Okul öğrencileri neden farklı yöntemlerle birbirlerine düşürülmeye çalışılıyor? 

Bunun sebebi, ODTÜ öğrencileri yıllarca bir arada kalabilmiş bir toplam. En çok zıtlaştığı dönemde, 2014’te şenlik yasaklandığında 10 gün rektörlük önünde yatıp 10 bin kişi eylem yaptı. 19 Mart’ta kendi arasındaki tüm gerilimlere rağmen bir arada olarak o sürecin en kalabalık eylemlerini gerçekleştirdi. Bu eylemlerin ardından gerçekleşen Şenlikte geçtiğimiz yıl Devrim Yürüyüşü yine çok kalabalıktı, tüm bölüm temsilcilikleri oradaydı. Her durumda birleşen bu toplamı birbirine düşürebilmek için özel bir çaba gerekiyordu. Bahsettiğimiz hesaplar, provokasyonlarla alttan alta işlenen bir durum. Öğrencileri birbirine sokabilecek en ufak ihtimalde bunun üzerine gidiliyor. Yine de ODTÜ öğrencilerini kaybedeceğimizi düşünmüyoruz, bu birliği sürdürebileceğimizi düşünüyoruz. Bu yıl Esra Işık’ın mektubu sahneden okundu, öğrencilere mesajını verdi. Geçen sene Boğaziçi Üniversitesinde tutuklanan 3 sıra arkadaşımızın mektubunu okumuştuk. Yalnızca ODTÜ öğrencilerini değil, tüm ülkenin gençlerini birleştirme imkanı oluyor ve rahatsız olunan şey de bu. ODTÜ bahar şenliği yalnızca ODTÜ sınırlarında kalan bir şey değil, ülkenin tüm dertlerini, direnişlerini temsil eden bir alan. Bunun önüne geçebilmenin en iyi yolu da şenlikteki birliği bölebilmek. Geçtiğimiz yıllar da bu tarz yürüyüşler denendi, Nur Sürer protesto edilmeye çalışıldı. Ama önüne geçildi. Şenlik de bu biçimiyle gelecek senelerde de sürmeye devam edecek. Dertleri böyle bir bölünme yaratarak ülkenin asıl dertlerini görünmez kılabilmek. ODTÜ öğrencileri birbirine düşmüşken asıl başımıza gelenler gündemden çıkıyor, NATO gündeminden uzaklaşıldı. Geçtiğimiz yıllarda da bu tür çabalar kayyum rektörü hedeften almak için yapılırdı. Örneğin Verşan Kök döneminde yemekhane çok zamlanmıştı, öğrenciler kendi aralarındaki gerilime ara verip kitlesel bir eylemle bu zammı kaldırmıştı. ODTÜ kimliğini silmek için özelleştirmeler dahil birçok iş yapılıyor, yasaklar konuluyor. Öğrencileri birbirine düşürerek tüm bunların sessiz sedasız gerçekleştirilebileceği düşünülüyor, biz buna hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz, yine ODTÜ şenliğini tüm öğrencilerle, bileşenlerle gerçekleştireceğiz, Devrim Yürüyüşü yine tribündeki herkesin katılmak istediği şekilde bitecek. 

*** 

DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ 68 RUHUNDA BİRLEŞMEKTİR

ODTÜ Medya Topluluğundan Rasim, Ayşe ve Hüseyin:

Yaşananları neden bir provokasyon olarak niteliyorsunuz? 

Rasim: Halihazırda devrim stadyumunda ve öncesindeki devrim yürüyüşünde bulunan bayraklar konusunda herhangi bir müdahale, tepki veya karşılık olmamasına rağmen yaşanan olayın “saldırı” olarak adlandırılmasından da anlaşılabileceği üzere asıl yaşananın herhangi bir şekilde bayrakla ilgisi yoktu. Konser anında çıkan sanatçılara karşı verilen negatif tepkiler ve sahneye doğru şişeler fırlatılmasının ardından gelen tepkiye karşı bayrağın arkasına geçilip olayı “bayrağa saldırı” olarak adlandırmak olayın provokasyon amaçlı gerçekleştiğini kanıtlar niteliktedir. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Ayşe: 1968 senesinde Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alparslan Özdoğan, Mustafa Yalçıner, Mete Ertekin ve arkadaşlarının bir gece yazdıkları DEVRİM yazısı ile ortaya çıkan Devrim Stadyumu, ODTÜ Bahar Şenliği’ne ve geleneksel olarak yapılan Devrim Yürüyüşünün son noktası olmakta. MM binasından DKSK’nın inişinin izlenmesinin ardından Fizik Çimlerinde buluşan öğrenciler için Devrim Yürüyüşü 68 kuşağını anarken aynı zamanda taleplerini de ilettikleri, başladıkları Devrim Yürüyüşünde başkaldırarak, koşarak pankartlarıyla okulu dolaşıp Devrim’e girdikleri bir yürüyüştür.  

Yürüyüşün ardından öğrenciler mumlarla çimlere DEVRİM yazarlar ve devrim yürüyüşünün saati havanın kararışıyla yazının gözükmesini sağlar. Aslında devrim yazısının mumlarla çimlerde yazılması 1993 yılında Bahar Şenliği’ne gelen Cem Karaca döneminde ortaya çıkmış. Öncesinde tribünlerde DEVRİM yazısı üzerinde oturanlara mumlar verilecekken bunun tespitinin zorluğundan dolayı çimlerde yapılmış.  

Devrim Yürüyüşü de ODTÜ Bahar Şenliği de yıllardır öğrencilerin taleplerinin, emeklerinin 68’in ruhuyla birleştiği bir yer aslında. Mücadele alanımızın eğlenceyle birleştiği, birlikte devam ettirmemiz gerekilen geleneklerimiz. 

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Hüseyin: ODTÜ Şenliği diğer üniversite şenliklerinden epey farklı bir şenlik. Bu şenliğin herhangi bir sponsoru yok. Dolayısıyla kayyum rektörlük bunu kırmaya çalışıyor ve kırmak için de bu gibi provokasyonları kullanıyor. Bu provokasyonlara ise Türk bayrağı gibi milli değerleri alet ediyor ve öğrencileri birbirine düşman ediyor. Rektörlüğün ODTÜ resmi hesabından paylaştığı şenlik görüntüleri de buna en net kanıt. Sonunda umduğu şey de sermayenin düzenlediği, şenliğe ücretle girilebildiği, her öğrencinin ulaşamadığı bir düzen.  

Biz öğrenciler olarak 2024 yılında kayyum yönetim şenliğe izin vermediğinde 10 gün boyunca rektörlük önünde nöbet tutmuştuk, şenliği de hep birlikte öğrenci emeğiyle örmüştük. Tıpkı bugün de olduğu gibi. Tüm sıra arkadaşlarımızın bunu hatırlamasını, şenliğin öğrenciler için öğrenciler tarafından düzenlendiğini unutmaması gerektiğini düşünüyoruz. 

*** 

ODTÜ’NÜN TARİHİ ÖĞRENCİLERİN DİRENİŞ TARİHİ

Sosyoloji Topluluğundan Hayat ve Mehmet: 

ODTÜ’de yaşananları neden provokasyon olarak değerlendiriyorsunuz? 

Mehmet: Şenlikten iki hafta önce ODTÜ sosyal medyasında İlkay Akkaya hedef gösterilmeye başlandı. Fotoğrafını paylaşıp konseri protesto etme çağrıları yapıldı. Bozkurt hareketi yapıp ardından şişe atarak kavga çıkardılar. Fakat yaşananları videoya çektiğiniz zaman ortadaki görüntü bir bayrak etrafında kavga var, demek ki bayrağa saldırılıyor şeklinde oluyor. Bunu yapmak zor bir şey de değil, geçmişte yapılmamış da değil. ODTÜ’de bir sorun olduğunda bunun çözümü için uğraşan insanlar genelde, o gün bayrağa saldırıldı diye hedef gösterilen solcular. Fakat konu eğlenmeye geldiği zaman söz hakkı hissedenler bu şenliğe hiç emek vermeyenler oluyor. 

Hayat: İlk ve ikinci gün olanlara dair, videolarda görünmeyen, yalnızca bayrağa saldırdılar propagandasının arkasında yuhalamalar, bozkurt hareketleri, yapılan çağrılar, hatta gruplarda “Eğlencenin ikinci planda kalacağı bir gün olacak” denilen ses kaydının paylaşılmasına kadar tüm bunlar planlıydı. Akkaya’nın şenliğe çağrılmasına kurulmuşlardı. Yaşananlar bunun sonucudur. 

Mehmet: Videolarda da görülebilir, Türk bayraklı çok fazla insan vardı, kimileri herkesle Çav Bella söylüyordu, bayrağa değil saldırgan gruba müdahale edildiğini görmek zor değil. 

Devrim Yürüyüşünün ODTÜ tarihindeki anlamı nedir? 

Mehmet: ODTÜ’nün tarihi bir okul tarihi olmaktan öte bir direniş tarihi. Bu direniş kültüründe, bu topraklarda adı kalmış birçok devrimcinin anısına yapılmış bir yürüyüş ve onların kazanımlarını koruduğumuzu sembolize ettiğimiz bir yürüyüş. Birçok kazanımımız bize bu tarihten kaldı ve bunu savunmamız gerekiyor. Hem bu kültürü korumak hem de devrim yürüyüşünün başlangıcında bu ülkeden geçmiş devrimcilerin ismi anıldığında “Yaşıyor” diye bağırmak bile tek başına önemli, şu anda elimizden gelen buysa bunu devam ettirmek zorundayız. 

Hayat: Şenlik de öğrencilerin kazanımlarının bir parçası. Türkiye’deki nadir örneklerden biridir sermayesiz yapılan bir şenlik. Kayyumlara, iktidar politikalarına rağmen, kampüslerin içini siyasetten arındırma çabalarına rağmen öğrenci inisiyatifiyle, kendimizce bir şeyler yapabilmemizin bir çıktısı ve sembolü. Okuldaki öğrencilerin de bir kısmı bunun farkındalığına pek sahip değil. Bunu da hatırlamakta fayda var, kampüste sürdürülen politikalara rağmen bu şenliği öğrenci kararıyla ve iradesiyle yapabiliyorsak bu çok önemli, şenliğin kendisi de devrim yürüyüşü de bunu ifade ediyor. 

Öğrencileri bayrağa saldırmakla suçlayan kimileri ise geçmişte şenlik için direnenler arasındaydı? 

Mehmet: Dışarıdan gören insanlar durumu kutsallarına saldırı olarak yorumladı ki medyada verildiği haliyle böyle algılanılması doğal. Burada düşünülmesi gereken şey, ODTÜ içerisindeki insanlar durumu nasıl algılıyor? Yaşananların bizde kaydının olmaması, provokasyon engellenirken yapılanların görülmemesi, daha doğrusu provokatörlerin bunları yayınlamaması sonuçta doğal. Bu yüzden böyle bir refleks gerçekleştirilmesi beklenmedik değil. Bu anlamda amacına ulaşmış da oluyor. 

Hayat: UGT’nin bu olaylardan dolayı tepki görmesi, şenliğin başka topluluğa ya da direkt rektörlüğe verilmesi talebi bahsettiğimiz hafızanın korunamamasının sonucu. Biz şenliğin ne olduğunu düşünüyoruz, rektörlük bizim şenliğimiz hakkında ne kadar söz sahibi ki UGT’den alıp başkasına verecek? Şenlik rektörlüğün öyle alıp dağıtabileceği bir şey değil, öğrencilerin ürettiği bir şenlik olduğu için özel. 

Okul öğrencileri neden bu şekilde birbirine düşürülmeye çalışılıyor? 

Hayat: Kampüslerdeki siyasi ortamın altını oymak, öğrenci dayanışmasını zedelemek amaçlanıyor, bunların farkındayız. Öğrenciliğin kendiliğinden getirdiği politikliği ortadan kaldırmak, unutturmak isteniliyor. 

Mehmet: Burası Ankara siyaseti açısından sembolik bir yer, saldırılmak istenmesi gayet normal ve bu tarih boyunca da farklı biçimlerde oldu. 

*** 

KAVGANIN GALİBİ KAYYUM REKTÖRLÜK OLUYOR

ODTÜ Sosyoloji bölümü öğrencisi Doğa: 

ODTÜ Devrim Yürüyüşünde bu yıl neden böyle bir gerilim ortaya çıktı? 

Öncelikle genel Türkiye gündemi ve okul içinde aslında rektörlük ve çeşitli çeteler tarafından ODTÜ’nün kampüs ruhuna, politik olarak ODTÜ’nün devrimci tarihine ve kültürüne yapılan saldırılardan biraz bahsetmek gerekiyor. Özellikle Verşan Kök sonrası atanan Yozgatlıgil ile beraber şunu çok net görüyoruz ki rektörlük kendisine belli okların yöneltilmesini istemiyor. Özellikle Verşan dönemindeki o baskı ve tahakküm ortamı Yozgatlıgil ile beraber yerini biraz daha kendisinin rıza ürettiği ve yaptığı şeylerin sanki okulun iyiliği için yapıyormuş gibi lanse ettiği bir görüntüye dönüşmüş durumda. Bunu sağlayabilmek için de öğrenci çatışmalarını kullanıyor. Yani aslında bu “neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor sorusunun bir boyutudur. Çünkü bu genel şenlik provokasyonu da bu şenlikten önce kadın duvarında yapılan provokasyonlarda, oryantasyonda yaşanan provokasyonlarda da ayrı gündemler ya da konu maddeleri söz konusu değil. 

Biliyorlar ki öğrenciler arasında karşıt fikirleri varmış gibi gösterilip devlet destekli, rektörlük destekli bir şekilde birbirleri arasında çatışırsa aslında AKP, MHP iktidarı tarafından atanmış olan kayyum Yozgatlıgil kendisini unutturuyor ve meşru bir zemin bulmuş oluyor. Dolayısıyla aslında kampüs içindeki bu tarz olaylar hem asıl hedefin olması gereken kişi olan antidemokratik bir biçimde kampüse atanmış ve kampüs kaynaklarını tamamen yeşil sermaye lehine kullanan Yozgatlıgil’den dönerek sanki bir öğrenci çatışmasıymış gibi lanse edilmiş oluyor. 

Gelelim bunların neden yaşandığına yani bunun neden provokasyon olduğuna. İlkay Akkaya devrimci bir sanatçı ve özellikle kendisinin Kızılırmak dönemlerinden de bu yana müziği çokça kez devlet ve iktidar aparatları tarafından baskılanmaya çalışılmış, yasaklanmaya çalışılmış, konserleri iptal edilmiş bir kişi. Hatta ODTÜ’ye gelmeden önce bile bu son 1 yılda yasaklanan konser miktarına bakarsanız, kendisinin röportajlarında bir yer ayarlamanın ne kadar zor olduğuna belirttiğine, sistematik bir baskıya karşı karşıya kaldığına bakarsanız bu provokasyonun da amacının bu olduğu hiç şüphe götürmeden ortaya çıkacaktır... Çünkü İlkay Akkaya’nın hedef gösterilmeye çalışılması tamamen internet üzerinden örgütlenen, reel gerçekliği olmayan kesimler ve devlet ya da işte çeşitli çeteler destekli bir şekilde gelişiyor. Şenlikten çok önce de aslında çeşitli itiraf sayfaları ya da anonim hesaplar ile İlkay Akkaya nefretinin örgütlendiğini görüyoruz hem sosyal medyada Twitter’da hem Instagram’da. Ve aslında sanki basit bir bayrak meselesiymiş gibi bir adlandırma var. Oysa burada tamamen bayrak ve milli değerler, bu oluşumlar ve çeteler tarafından kullanılan kalkan görevini görüyor. Çünkü bu provokasyonu yapanların amacı herhangi bir protesto düzenlemek değil. Keza alanda da gördüğümüz üzere, nefret sembolü haline gelmiş bozkurt işaretleri yaparak, halkçı bir sanatçıyı yuhalayarak, oradaki insanlara rahatsızlık vererek, daha sonra zaten görüntülerden de görüldüğü üzere şişe fırlatarak, el hareketi çekerek, küfürler savurarak çok net bir provokasyon girişiminde bulunmuş oluyor. 

Benim kendi düşüncem bu provokasyonun aslında iki temeli olduğu. Eğer provokasyon başarılı olurda bir itiş kakışma görüntüsü olursa, ki bunun yaşandığını görüyoruz, bunu sosyal medya üzerinden “Bak işte, aşırı gruplar milliyetçi ‘öğrencilere’ saldırıyor” gibi bir algı yaratmaya çalışmak, buradan kamuoyunu şekillendirmek ve aslında ODTÜ’nün devrimci tarihine, ODTÜ’nün sol tarihine bir darbe vurmaya çalışmak. Eğer bu şekilde gerçekleşmeseydi de yine kendileri Twitter hesaplarından “Bakın biz İlkay Akkaya’yı sahnede yuhaladık, söylettirmedik, bütün bir stadyum sanatçının inmesini istiyordu” gibi bir yalan sunarak da sanki kendileri amaca ulaşmış gibi göstermeye çalışacaklardı. Dolayısıyla aslında oraya müdahale edilmesinde de edilmemesinde de kendisinin de çıkar sağlayacak bir grubun var olduğunu söyleyebiliriz. 

*** 

ODTÜ’NÜN DEMOKRATİK YAŞAMI HEDEF ALINIYOR

İktisat öğrencisi İrem: 

Yaşananı neden bir provokasyon olarak görüyorsunuz?  

Çünkü yaşananlar ODTÜ öğrencilerinin birlikte inşa ettiği demokratik zeminleri kullanmadan gerçekleşti. Hatta tam aksine hedefe konulan bu demokratik zeminler oldu. ODTÜ öğrencileri Devrim Yürüyüşü de dahil olmak üzere yaptıkları her işi beraber planladıkları forum ve toplantılarda buluşarak planlıyor. Şenlik herkesin dahil olabileceği bir öğrenci topluluğu olan UGT eliyle organize ediliyor, toplulukların çok daha fazlası sahnesiyle standıyla şenliğin bir parçası oluyor. Yaşanan olay ise tüm bu birikim ve deneyimi yok sayarak, hedef alarak gerçekleşti. 

Fiili olarak ODTÜ öğrencilerinin düzene karşı birlikte mücadele etme birikimini hedefleyen bir eylemlilik olarak sonuçlandı. Sonrasında yaşananları paylaşan grupların siyasal pozisyonu da durumu aydınlattı. Başka provokasyonlardan tanıdığımız milliyetçi-gerici grupların hemen olaya sahip çıkarak çağrılar yapması yaşananların kimin işine yaradığını açıkça gösterdi. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Uluslararası Bahar Şenliği, ODTÜ öğrencilerinin beraber ürettiği nadir alanlardan biri. Türkiye’de başka üniversitelerde sermayesiz, sponsorsuz, öğrencilerin kendi sözümüzü söyleyebildiği böyle alanlar oldukça sınırlı. Var olanlar da baskıyla kısıtlamalarla yok edilmeye çalışılıyor. Bahar Şenliği de uzun süredir bu yasakların hedefindeydi. İki yıl önceki bu açıdan önemli bir deneyim oldu, atanmış rektörün bütün çabasına karşın ODTÜ öğrencileri kendi şenliğini kendi emeğiyle yapmıştı. Bugün de 37. sini var eden ODTÜ’nün beraber üreten, ODTÜ’nün mücadeleci kültürünün birlikte var eden toplulukların, öğrencilerin ısrarıdır. Devrim yürüyüşü de 68 kuşağından devraldığımız antiemperyalist mücadele mirasını yükselttiğimiz politik bir mücadele alanıdır. Bu savaş ve sömürü düzenine karşı taleplerimizi haykırdığımız, bu düzenin baş temsilcilerinden saray rejimine karşı sesimizi yükselttiğimiz bir yürüyüştür. 

Bu nedenle ODTÜ öğrencilerinin mücadelesinin rotasının netleşmesi açısından önemli bir alan oluyor. Antiemperyalist mücadelenin saflarında birleşmenin çağrısını yapıyor ve eşit, özgür bir geleceği kazandıracak olanın da bu saflar olduğunu yeniden hatırlatıyor.  

Bu iki gelenek de özellikle böyle bir dönemden geçerken daha çok önem kazanıyor. Saray rejiminin dört bir yanımızı kuşattığı bugünlerde nefes alabilmek adına büyütülmesi gereken alanlar oluyor.   

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Saray rejimi aslında bir süredir üniversitelerde kendi politikalarını uygulayabilmek adına baskı ve yasak atmosferini örgütlüyor. Bu tür eylemlere alan açarak üniversitelerde ayrışmayı derinleştiriyor.  

Onların karşısında söz söylenen her alan iktidarları açısından bir tehlike taşıyor. Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı, savaş politikalarına karşı bir araya geldiğimiz “Emperyalizme ve Faşizme Karşı Denizlerin Yolunda Eşitlik, Özgürlük ve Sosyalizm için ODTÜ Devrim’e Yürüyor.” şiarıyla yürüdüğümüz Devrim Yürüyüşü en büyük tehlikelerden biri. Emperyalistlerle iş birliği içinde dünyayı paylaşma kavgasının ortağı olmak isteyen saray rejimi üniversiteleri de bu politikalar etrafında şekillendiriyor. Devrim Yürüyüşü de de bu ortaklığa karşı yürüdüğümüz için iktidarın hedefinde.  

ODTÜ Bahar Şenliği de toplamda yok etmeye çalıştıkları bir alan. Öncesinde bu şenliği yasaklamaya çalıştılar, olmadı. KoçFest gibi uygulamalarla sermayeye teslim etmeye çalıştılar, olmadı. Şimdi de faşist provokasyonlarla kriminalize ederek yok etmeye çalışıyorlar. Ama bu da başarılı olmayacak. Bizler saray rejimine karşı kendi sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Bu sözü söylediğimiz alanları da saray rejimine teslim etmeyeceğiz. Yaşamımızı savaş politikalarıyla şekillendirmelerine izin vermeyeceğiz. NATO zirvesine, emperyalist savaşlara, baskı ve yasaklara karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. 

New York'ta 43. Türk Günü Yürüyüşü coşkuyla kutlandı

Türk-Amerikan toplumunun 43'üncü defa düzenlediği geleneksel yürüyüş, New York'ta Türk-Amerikan toplumunun binlerce üyesini bir araya getirdi. Geçit töreni ve sonrasındaki kutlama programı coşku dolu anlara sahne oldu.

ABD'de Türk diplomatların Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) tarafından ilk olarak 1981'de düzenlenen ve sonrasında gelenekselleşen yürüyüş ve sonrasındaki festivale, ABD'deki Türk misyonu temsilcileri, bazı bürokratlar, Türkiye'den gelen sanatçılar ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Yürüyüş kortejinde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Büyükelçi Prof. Dr. Çağrı Erhan, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Ahmet Yıldız ve Türkiye'nin New York Başkonsolosu Muhittin Ahmet Yazal başta olmak üzere, Türk Amerikan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri hazır bulundu.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ABD'DEKİ TÜRK TOPLUMUNA MESAJ

Türk-Amerikan toplumunun yanı sıra KKTC, Azerbaycan ve Türk dünyasından da yoğun katılımın olduğu etkinlikte, New York ve çevre eyaletlerden gelenler, geçit törenini izlemek için Madison Caddesi'nin kaldırımlarına sıralanırken, spordan eğitime çeşitli alanlarda faaliyet gösteren dernekler, okullar ve benzeri eğitim kuruluşları, yürüyüş esnasında protokolü selamladı.

Madison 38. Sokaktan başlayan ve 25. Sokaktaki Madison Meydanı Parkı'na kadar devam eden yürüyüşün ardından, konser alanında birçok sanatçı tarafından Türk marşları ve ezgileri seslendirilirken, bu sezonun lig şampiyonu Galatasaray başta olmak üzere diğer Türk takımlarının coşkusu da festivale renk kattı.

Yürüyüş sonrası Madison Meydanı Parkı'nda devam eden kutlamalar İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı, daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajı festival alanında izlendi.

"BU COŞKU YALNIZ BİR YÜRÜYÜŞÜN DEĞİL, SARSILMAZ BİR BİRLİK RUHUNUN İFADESİ"

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajında, Türkiye'nin uluslararası etkinliği bağlamında yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının önemine vurgu yaparak birlik beraberlik mesajı verdi.

Duran, dayanışma ruhuna vurgu yaptığı konuşmasında, "Manhattan sokaklarını kırmızı beyaza boyayan bu coşku yalnız bir yürüyüşün değil, köklü bir tarihin, güçlü bir kimliğin ve sarsılmaz bir birlik ruhunun ifadesidir." dedi.

"Türkiye bu gücünü, birlik ve beraberliğimizden almaktadır. Bu dayanışma ruhuyla üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur." diyen Duran, Türk Günü Yürüyüşü'nün "bu ortak ruhun, güçlü aidiyetin ve anlayışın en somut tezahürü" olduğunu kaydetti.

YÜRÜYÜŞ ESNASINDA TÜRKİYE'NİN TARİHİ VE TURİSTİK DEĞERLERİ DE TANITILDI

Türk Günü Yürüyüşü kapsamında, İletişim Başkanlığının organize ettiği ve New York sokaklarında dolaşan dijital kamyonlar, Türkiye’nin tarihi ve turistik yerlerini, kültürel değerlerini ve çevre vizyonunu dünya kamuoyuna aktardı.

Dijital kamyonların ekranlarında yayınlanan içeriklerde, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na üye olan, gastronomi, müzik ve el sanatları ile ön plana çıkan Afyon, Gaziantep, Hatay, Kırşehir, Bursa, Kütahya ve Şanlıurfa gibi şehirlere özgü değerler tanıtıldı.

Aynı zamanda içeriklerde Türkiye’nin küresel ölçekte yürüttüğü çevre ve sürdürülebilirlik çalışmaları da geniş yer buldu.

Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi ile Türkiye’nin çevre politikaları ve Sıfır Atık vizyonuna özgü mesajlar da ekranlarda paylaşıldı.

Öte yandan festivalde kürsüye davet edilen Washington Büyükelçisi Sedat Önal ve New York Başkonsolosu Ahmet Yazal da Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali'nin önemine vurgu yaparken, Türk Amerikan toplumunun ABD'de geldiği noktanın altını çizen değerlendirmelerde bulundu.

Daha sonra Milli Savunma Bakanlığı uhdesindeki Mehteran Birliği'nin sergilediği performans katılımcılardan büyük alkış alırken ilerleyen saatlerde misafirler, Türk sanatçıların ve folklor ekiplerinin performanslarıyla coşkulu saatler yaşadı.

ABD'de, Türk diplomatın Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla ilk olarak 1981'de düzenlenen yürüyüş, sonraki yıllarda Türk kültürünün tanıtıldığı geleneksel bir kutlamaya dönüşmüştü.

EFES-2026 Tatbikatı'ndan nefes kesen görüntü! Türkiye'nin çelik kanatları şov yaptı
Antalya'da Litvanyalı boksör tur şoförünü hastanelik etti: 'Telefonu şarja koymadın diye yumrukladı'

Son dakika Antalya’da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya’da nerede oldu? Antalya deprem Kandilli ve AFAD son depremler listesi 17 Mayıs 2026

Son dakika Antalya deprem haberleri.. Antalya'da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya'da nerede oldu? Antalya Kandilli ve AFAD son depremler.. 17 Mayıs 2026 Antalya deprem son dakika haberleri haberin detayında... Artçı deprem mi oldu Antalya'da? Antalya son deprem büyüklüğü ne kadar? Antalya'da ve Antalya yakınındaki depremler nelerdir? Antalya'da anlık deprem mi oldu? Son dakika Antalya canlı deprem haritası.. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Antalya deprem haberleri.. Antalya'da hangi ilçelerde deprem oldu ve hangi ilçelerde en çok hissedildi? Bugün Antalya'da deprem mi oldu? Deprem Antalya'da ne zaman ve kaç şiddetinde oldu? En son Antalya'da nerede deprem oldu? Antalya deprem haberleriyle ilgili en çok merak edilenlerin cevabı haberde...

2 bin rakımda yetişiyor, kilosu 2 bin liradan satılıyor

Erzincan’da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi
Türk savunma sanayiinin yerli ve milli hamleleri EFES-2026 Tatbikatı’na damga vurdu. HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı Barkan 3, ilk kez geniş katılımlı bir tatbikatta sahaya...Devamı için tıklayınız

2 bin rakımda yetişiyor, kilosu 2 bin liradan satılıyor

Erzincan’da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.
spot_img

Entertainment

Son dakika Antalya’da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya’da nerede oldu? Antalya deprem Kandilli ve AFAD son depremler listesi 17 Mayıs 2026

Son dakika Antalya deprem haberleri.. Antalya'da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya'da nerede oldu? Antalya Kandilli ve AFAD son depremler.. 17 Mayıs 2026 Antalya deprem son dakika haberleri haberin detayında... Artçı deprem mi oldu Antalya'da? Antalya son deprem büyüklüğü ne kadar? Antalya'da ve Antalya yakınındaki depremler nelerdir? Antalya'da anlık deprem mi oldu? Son dakika Antalya canlı deprem haritası.. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Antalya deprem haberleri.. Antalya'da hangi ilçelerde deprem oldu ve hangi ilçelerde en çok hissedildi? Bugün Antalya'da deprem mi oldu? Deprem Antalya'da ne zaman ve kaç şiddetinde oldu? En son Antalya'da nerede deprem oldu? Antalya deprem haberleriyle ilgili en çok merak edilenlerin cevabı haberde...

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil 17.05.2026 Diken

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler, motosikletli kurye kazalarının sadece bir 'sürücü davranışı problemi' olmadığını, yapısal bir mesleki ve kentsel güvenlik sorunu olduğunu söyledi.

The post Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil appeared first on #site_linkat 17.05.2026 .

2 bin rakımda yetişiyor, kilosu 2 bin liradan satılıyor

Erzincan’da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi
Türk savunma sanayiinin yerli ve milli hamleleri EFES-2026 Tatbikatı’na damga vurdu. HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı Barkan 3, ilk kez geniş katılımlı bir tatbikatta sahaya...Devamı için tıklayınız

Bayrağa değil özgür üniversite fikrine saldırı

BirGün Okur İnisiyatifi  - ODTÜ

ODTÜ’de iki hafta önce 37.si düzenlenen Uluslararası Bahar Şenliği, bu yıl etkinliklerle ve konserlerle değil, bayrak üzerine tartışmalarla gündeme geldi. 

Şenliğin ilk günü gerçekleşen Devrim Yürüyüşünde sahnede olan İlkay Akkaya’nın, haftalar önce organize olan bir grup tarafından yuhalanması, grubun bozkurt işaretleri yaparak sahneye şişe fırlatması, tepki geleceğini bildikleri için de bayrak açıp tüm saldırılarını bu bayrağın altında gerçekleştirmesi, olayı ODTÜ’nün iç meselesi olmaktan çıkardı. 

Sosyal medyada iktidara yakın kesimlerin desteğiyle hızla yayılan “ODTÜ’de bayrağa saldırı” yalanı üzerinden gerçekleştirilen linç girişimi, bir gün sonra okulda bayrak yürüyüşü adı altında ülkücülerin organize ettiği mitinge ve öğrencilerin evlerine yönelik gece baskınlarına evrildi. 

An itibariyle 6 öğrenci tutuklanırken, Zafer Partisi ile ilişkili İstiklal Kadın Hareketi, gözaltıları gerçekleşmeden önce duyurarak aslında provokasyonun iktidar eliyle gerçekleştiğini de itiraf etmiş oldu. Şenlikten sonraki gün gerçekleşen yürüyüşe ODTÜ Rektörlüğünün gayri resmi onayıyla dışarıdan ülkü ocaklarıyla ilişkili yüzlerce insan sokuldu, farklı üniversitelerin ülkü ocakları Devrim’de adeta “miting” yaptı. Dışarıdan gelen ülkücü-Türkçü grupların üyeleri, ODTÜ öğrencilerine ve şenliği düzenleyen Uluslararası Gençlik Topluluğu üyelerine saldırıda ve tacizde bulundu. Öğrenciler ve Eğitim-Sen ile görüşmelerinde bayrağa saldırı olmadığını itiraf eden kayyum rektörlük, üniversitenin değil kavganın bir tarafı görüntüsü vererek, üniversitenin resmi sosyal medya kanallarında paylaşılan şenlik videosunda siyah beyaz kavga görüntülerine ve dışarıdan düzenlenen bayrak mitingi görüntülerine yer verdi. 

ODTÜ’de organize edilen provokasyonun perde arkasını, şenlik ve devrim yürüyüşünün üniversite ve öğrenciler açısından önemini, farklı topluluk ve bölümlerden öğrencilerle konuştuk. 

*** 

“ŞENLİK ODTÜ’NÜN ODTÜ ÖĞRENCİLERİN”

ODTÜ Şenliğini organize eden komiteden Can:  

Şenliğin ikinci gününde neler yaşandı? 

Şenliğin ikinci gününde okulda bayrak yürüyüşü olacağını paylaşan hesapları da incelemek gerekiyor. En son 6 Şubat depreminde paylaşım yapmış, ondan önce milli bayramlar ve yine bir önceki şenlikte Nur Sürer’e protesto çağrısı için paylaşımda bulunmuş. Milliyetçi bir hesap gibi görünmesine rağmen pasif duran, tepki için açılmış bir hesaptan bu bayrak yürüyüşü çağrısı yapıldı. Yürüyüşün yapıldığı ikinci gün hem A1 Kapısına milliyetçi gruplar çağrı yapmıştı. Eğitim-Sen ve diğer öğrenci temsilcileriyle birlikte rektörlük genel sekreteriyle konuya dair yaptığımız görüşmede bize -Eğitim-Sen açıklamasında belirtildiği gibi- engellemeye çalışacaklarını ancak büyük bir arazi olduğunu belirtip “telden girseler ne yapabiliriz” dediler. Nitekim dışarıdan çok fazla insan girdi, üyelerimize, ayrı ayrı 3 kadına sözlü şekilde tacizde bulundular, cinsiyetçi küfürlerde bulundular. Bir de UGT’li olduğunu sandıkları bir kadına fiziksel bir tacizde bulunuyorlar, kadın “UGT’li değilim” deyince “Pardon bilmiyorduk” diyorlar. Bu olayların bayrak yürüyüşü sonrası stadyumda olan ve ODTÜ’lü olmadığını tahmin ettiğimiz kişilerce gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. 

Yine bu bayrak yürüyüşünün olduğu gün, içlerindeki megafonlulardan birisi bariyerlerden atlayıp bizim bir arkadaşımızı iterek hakaret etti, “İstiklal marşı açacaksınız” dedi. Bu tutumu hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz bu talebi yolu bu değildi, üstelik okul güvenliği de bu kişiye herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bu şahıs 25 dakika boyunca orada durdu, ona bize emir veremeyeceğini söyledik. Konser başladıktan sonra da Güvenlikler öğrenci kimliklerini isteyince çıkaramayan, dolayısıyla ODTÜ öğrencisi olmadığını tescillediğimiz, elinde bozkurt bayrakları olan bir ekip topluluk üyelerimize hakaret etmeye başladı, güvenlik yine bu kişilere müdahale etmedi. Güvenlikten onları uzaklaştırmamızı istememize rağmen bu yapılmadı, sahnenin arkasından önüne geçip bu kez de bir kadını taciz ettiler. Bunun üzerine öğrencilerin tepkisiyle bu ekiple bir kavga başladı. Güvenlik tüm taleplere rağmen bu kişileri uzaklaştırmadığı için kısa süreli de olsa kavga fiziksel bir boyuta evrildi. En başından itibaren taciz ve cinsiyetçi küfürlerle bu dışarıdan gelenlerin başlattığı bir kavgaydı. Güvenlik uzaklaştırır gibi yapsa da ekipten bir kişi olaydan sonra da bir pankartın önünde nöbet tutmaya devam etti. 

Olayın ardından sahnede bir açıklama yaparak uğradığımız tacizleri öğrencilerle paylaştığımızda yuhalandık. Bu bile provokasyonun ne kadar başarılı olduğunun kanıtıdır.  

SPONSORSUZ YAPILMASI BİR DURUŞ

Devrim Yürüyüşünün ve Bahar Şenliği’nin ODTÜ tarihi ve değeri açısından önemi nedir? 

ODTÜ Bahar Şenliği 1987’de UGT’nin inisiyatifi ile yapılan bir etkinlik, bunu okulun tüm topluluklarıyla birlikte yapıyor. Caz Topluluğunun, Müzik Topluluğunun, Radyo Topluluğunun sahnesi var, Devrim Sahnesini UGT düzenliyor. Bahar Şenliğinde panayır alanında tüm topluluklar etkinlik yapıyor, uluslararası öğrencilerin etkinliklerini düzenlediği bir alan var. Aslında okulun tüm toplulukları olarak bu şenliği düzenliyoruz ve Devrim Sahnesiyle de bu şenlik günleri sonlanıyor. Son dönemde tüketim kültürü sebebiyle sadece Devrim Sahnesine odaklanılıyor ama bizim çabamız şenliğin gerisini de büyütmek üzere. Devrim okulun içindeki bir stadyum ve sadece o yazıdan ibaret değil, arkasında bir kültür ve gelenek var. Bizim de amacımız bu geleneği ve kültürü yaşatabilmek. Zaten geçmişte de hiçbir okulda şenlik yasaklanmazken bizim şenliğimizin yasaklanma sebebi de bu. Devrim’in yaşattığı kültüre yapılan bir saldırı bu. Topluluk olarak geçmişte de bu yasaklama girişimleriyle karşılaştık ancak gerek eylemlerle geri adım attırdık, gerek kaçak bir şekilde düzenledik. Şenlik dolayısıyla okulun tüm öğrencilerinin birleşebildiği bir direniş alanı. Bu yüzden en sevdiğimiz sloganlardan biri “Şenlik ODTÜ’nün, ODTÜ bizimdir”.  

ODTÜ kültüründe 37 kez yapılan bu şenliğin ne afişlerinde ne de sahnesinde hiçbir zaman sponsor olmadı ve olmayacak da. Çünkü stadyumun kültürü de bunu reddediyor. Herhangi bir sermaye grubunun, zenginlerin, burjuvaziye katkı sunan herhangi bir sembolün Devrime giremeyeceğini işaret ediyor. Öğrenci emeğiyle, yemek alanlarından bulunan bütçelerle yapılan, gelen sanatçıların da fedakarlıkta bulunduğu bir şenlik. Şenliğin kültüründe de eğer sanatçıların sağlık sorunu yoksa Devrim’de çim alandan birkaç güvenlik ve öğrenci çemberiyle Devrim sahnesine yürütüldüğü bir biçimde ilerliyor. Bunun da bir anlamı var; hiçbir sanatçı, hiçbir ünlü öğrenciden büyük değil, hepsi öğrencilerle bu kadar yakın olabilir. Şenliğimizin böyle bir kültürü var ancak son yıllarda bu kültür Devrim Yürüyüşü üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Sanki Devrim Yürüyüşü şenliğin bir parçası değilmiş, her sene denk gelen bir şeymiş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Devrim Yürüyüşü sebebiyle şenliğin yasaklanmaya çalışıldığı yıllar da var. ODTÜ tarihi açısından bu yürüyüşün kıymeti de tam buradan geliyor. ODTÜ öğrencilerinin örgütlü olsun olmasın sözünü söyleyebildiği, en önde mutlaka ‘ODTÜ Devrime Yürüyor’ pankartının olduğu bir yürüyüş. Bu sadece stada yürümeyi değil ODTÜ öğrencisinin devrime inancını sembolize ediyor. O gün sahnedeki sanatçı da bu yürüyüşü öğrenciler stadyuma geldiğinde kutluyor. Tüm saldırılara rağmen de hala kalabalık şekilde gerçekleşmeye devam eden bir geleneğimiz. Yalnızca stada yürümekle bitmiyor, çimlere mumlarla devrim yazılıyor. Bu yazı 68 kuşağının yazıp bıraktığı bir yazı değil, silindi yeniden yazıldı. Biz de her yıl çimlere yeniden yazıyoruz çünkü öğrencinin, okulun karakterini bu yansıtıyor. Her zaman da şenliğin içerisinde oldu. 37 kez şenlik yapıldıysa 37 kez de bu yürüyüş yapıldı. 70. Yılını kutlayan okulun en büyük kültürü şenlik ve yürüyüş. 

TÜM MÜCADELELERİN ORTAK ZEMİNİ

Bu şenlik ve yürüyüş ne zorluklarla ve ne niyetle yapılıyor? 

Biz komite olarak 10 kişi ile bu süreci yürütüyoruz ama tek başımıza kalmıyoruz, sıra arkadaşlarımızın yardımlarıyla örüyoruz. Dolayısıyla işin koordinasyon kısmıyla ilgileniyoruz daha çok. Destek konusunda da öğrenciler hiçbir zaman sırtını dönmüyor bize, esas yapılmaya çalışılan da bu, bizi diğer öğrencilerle karşı karşıya getirebilmek. Oysa şenlikler ODTÜ’nün bir olduğunu gösterebilmek için var. Şenlik tüm öğrencilerin davet edildiği, saatler süren bir forumla tartışılıyor. Ardından tüm topluluklar, okulun tüm siyasi toplulukları şenliğin örgütlenme sürecine dahil oluyor, pankartlarımızı hep birlikte boyuyoruz, dövizlerimizi beraber yazıyoruz. Queer mücadeleden NATO karşıtlığına tüm sözlerin bir alan bulabileceği şekilde yürütüyoruz. Devrim Yürüyüşü geçmişte jandarma ablukasına karşı bile gerçekleşebilmiş bir yürüyüş. Hiçbir zaman ODTÜ öğrencileri pes etmediği için bu gelenek sürüyor, dışarıdan ODTÜ’de yaşam ve siyaset çok rahat gözüküyor ama arkasında ciddi bir direniş birikimi ve geleneği var. Seneye de çeşitli zorluklar ve yasaklamalarla karşı karşıya olacağız ve yine bunlara karşı direnerek geri adım attıracağız.  

Okul öğrencileri neden farklı yöntemlerle birbirlerine düşürülmeye çalışılıyor? 

Bunun sebebi, ODTÜ öğrencileri yıllarca bir arada kalabilmiş bir toplam. En çok zıtlaştığı dönemde, 2014’te şenlik yasaklandığında 10 gün rektörlük önünde yatıp 10 bin kişi eylem yaptı. 19 Mart’ta kendi arasındaki tüm gerilimlere rağmen bir arada olarak o sürecin en kalabalık eylemlerini gerçekleştirdi. Bu eylemlerin ardından gerçekleşen Şenlikte geçtiğimiz yıl Devrim Yürüyüşü yine çok kalabalıktı, tüm bölüm temsilcilikleri oradaydı. Her durumda birleşen bu toplamı birbirine düşürebilmek için özel bir çaba gerekiyordu. Bahsettiğimiz hesaplar, provokasyonlarla alttan alta işlenen bir durum. Öğrencileri birbirine sokabilecek en ufak ihtimalde bunun üzerine gidiliyor. Yine de ODTÜ öğrencilerini kaybedeceğimizi düşünmüyoruz, bu birliği sürdürebileceğimizi düşünüyoruz. Bu yıl Esra Işık’ın mektubu sahneden okundu, öğrencilere mesajını verdi. Geçen sene Boğaziçi Üniversitesinde tutuklanan 3 sıra arkadaşımızın mektubunu okumuştuk. Yalnızca ODTÜ öğrencilerini değil, tüm ülkenin gençlerini birleştirme imkanı oluyor ve rahatsız olunan şey de bu. ODTÜ bahar şenliği yalnızca ODTÜ sınırlarında kalan bir şey değil, ülkenin tüm dertlerini, direnişlerini temsil eden bir alan. Bunun önüne geçebilmenin en iyi yolu da şenlikteki birliği bölebilmek. Geçtiğimiz yıllar da bu tarz yürüyüşler denendi, Nur Sürer protesto edilmeye çalışıldı. Ama önüne geçildi. Şenlik de bu biçimiyle gelecek senelerde de sürmeye devam edecek. Dertleri böyle bir bölünme yaratarak ülkenin asıl dertlerini görünmez kılabilmek. ODTÜ öğrencileri birbirine düşmüşken asıl başımıza gelenler gündemden çıkıyor, NATO gündeminden uzaklaşıldı. Geçtiğimiz yıllarda da bu tür çabalar kayyum rektörü hedeften almak için yapılırdı. Örneğin Verşan Kök döneminde yemekhane çok zamlanmıştı, öğrenciler kendi aralarındaki gerilime ara verip kitlesel bir eylemle bu zammı kaldırmıştı. ODTÜ kimliğini silmek için özelleştirmeler dahil birçok iş yapılıyor, yasaklar konuluyor. Öğrencileri birbirine düşürerek tüm bunların sessiz sedasız gerçekleştirilebileceği düşünülüyor, biz buna hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz, yine ODTÜ şenliğini tüm öğrencilerle, bileşenlerle gerçekleştireceğiz, Devrim Yürüyüşü yine tribündeki herkesin katılmak istediği şekilde bitecek. 

*** 

DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ 68 RUHUNDA BİRLEŞMEKTİR

ODTÜ Medya Topluluğundan Rasim, Ayşe ve Hüseyin:

Yaşananları neden bir provokasyon olarak niteliyorsunuz? 

Rasim: Halihazırda devrim stadyumunda ve öncesindeki devrim yürüyüşünde bulunan bayraklar konusunda herhangi bir müdahale, tepki veya karşılık olmamasına rağmen yaşanan olayın “saldırı” olarak adlandırılmasından da anlaşılabileceği üzere asıl yaşananın herhangi bir şekilde bayrakla ilgisi yoktu. Konser anında çıkan sanatçılara karşı verilen negatif tepkiler ve sahneye doğru şişeler fırlatılmasının ardından gelen tepkiye karşı bayrağın arkasına geçilip olayı “bayrağa saldırı” olarak adlandırmak olayın provokasyon amaçlı gerçekleştiğini kanıtlar niteliktedir. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Ayşe: 1968 senesinde Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alparslan Özdoğan, Mustafa Yalçıner, Mete Ertekin ve arkadaşlarının bir gece yazdıkları DEVRİM yazısı ile ortaya çıkan Devrim Stadyumu, ODTÜ Bahar Şenliği’ne ve geleneksel olarak yapılan Devrim Yürüyüşünün son noktası olmakta. MM binasından DKSK’nın inişinin izlenmesinin ardından Fizik Çimlerinde buluşan öğrenciler için Devrim Yürüyüşü 68 kuşağını anarken aynı zamanda taleplerini de ilettikleri, başladıkları Devrim Yürüyüşünde başkaldırarak, koşarak pankartlarıyla okulu dolaşıp Devrim’e girdikleri bir yürüyüştür.  

Yürüyüşün ardından öğrenciler mumlarla çimlere DEVRİM yazarlar ve devrim yürüyüşünün saati havanın kararışıyla yazının gözükmesini sağlar. Aslında devrim yazısının mumlarla çimlerde yazılması 1993 yılında Bahar Şenliği’ne gelen Cem Karaca döneminde ortaya çıkmış. Öncesinde tribünlerde DEVRİM yazısı üzerinde oturanlara mumlar verilecekken bunun tespitinin zorluğundan dolayı çimlerde yapılmış.  

Devrim Yürüyüşü de ODTÜ Bahar Şenliği de yıllardır öğrencilerin taleplerinin, emeklerinin 68’in ruhuyla birleştiği bir yer aslında. Mücadele alanımızın eğlenceyle birleştiği, birlikte devam ettirmemiz gerekilen geleneklerimiz. 

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Hüseyin: ODTÜ Şenliği diğer üniversite şenliklerinden epey farklı bir şenlik. Bu şenliğin herhangi bir sponsoru yok. Dolayısıyla kayyum rektörlük bunu kırmaya çalışıyor ve kırmak için de bu gibi provokasyonları kullanıyor. Bu provokasyonlara ise Türk bayrağı gibi milli değerleri alet ediyor ve öğrencileri birbirine düşman ediyor. Rektörlüğün ODTÜ resmi hesabından paylaştığı şenlik görüntüleri de buna en net kanıt. Sonunda umduğu şey de sermayenin düzenlediği, şenliğe ücretle girilebildiği, her öğrencinin ulaşamadığı bir düzen.  

Biz öğrenciler olarak 2024 yılında kayyum yönetim şenliğe izin vermediğinde 10 gün boyunca rektörlük önünde nöbet tutmuştuk, şenliği de hep birlikte öğrenci emeğiyle örmüştük. Tıpkı bugün de olduğu gibi. Tüm sıra arkadaşlarımızın bunu hatırlamasını, şenliğin öğrenciler için öğrenciler tarafından düzenlendiğini unutmaması gerektiğini düşünüyoruz. 

*** 

ODTÜ’NÜN TARİHİ ÖĞRENCİLERİN DİRENİŞ TARİHİ

Sosyoloji Topluluğundan Hayat ve Mehmet: 

ODTÜ’de yaşananları neden provokasyon olarak değerlendiriyorsunuz? 

Mehmet: Şenlikten iki hafta önce ODTÜ sosyal medyasında İlkay Akkaya hedef gösterilmeye başlandı. Fotoğrafını paylaşıp konseri protesto etme çağrıları yapıldı. Bozkurt hareketi yapıp ardından şişe atarak kavga çıkardılar. Fakat yaşananları videoya çektiğiniz zaman ortadaki görüntü bir bayrak etrafında kavga var, demek ki bayrağa saldırılıyor şeklinde oluyor. Bunu yapmak zor bir şey de değil, geçmişte yapılmamış da değil. ODTÜ’de bir sorun olduğunda bunun çözümü için uğraşan insanlar genelde, o gün bayrağa saldırıldı diye hedef gösterilen solcular. Fakat konu eğlenmeye geldiği zaman söz hakkı hissedenler bu şenliğe hiç emek vermeyenler oluyor. 

Hayat: İlk ve ikinci gün olanlara dair, videolarda görünmeyen, yalnızca bayrağa saldırdılar propagandasının arkasında yuhalamalar, bozkurt hareketleri, yapılan çağrılar, hatta gruplarda “Eğlencenin ikinci planda kalacağı bir gün olacak” denilen ses kaydının paylaşılmasına kadar tüm bunlar planlıydı. Akkaya’nın şenliğe çağrılmasına kurulmuşlardı. Yaşananlar bunun sonucudur. 

Mehmet: Videolarda da görülebilir, Türk bayraklı çok fazla insan vardı, kimileri herkesle Çav Bella söylüyordu, bayrağa değil saldırgan gruba müdahale edildiğini görmek zor değil. 

Devrim Yürüyüşünün ODTÜ tarihindeki anlamı nedir? 

Mehmet: ODTÜ’nün tarihi bir okul tarihi olmaktan öte bir direniş tarihi. Bu direniş kültüründe, bu topraklarda adı kalmış birçok devrimcinin anısına yapılmış bir yürüyüş ve onların kazanımlarını koruduğumuzu sembolize ettiğimiz bir yürüyüş. Birçok kazanımımız bize bu tarihten kaldı ve bunu savunmamız gerekiyor. Hem bu kültürü korumak hem de devrim yürüyüşünün başlangıcında bu ülkeden geçmiş devrimcilerin ismi anıldığında “Yaşıyor” diye bağırmak bile tek başına önemli, şu anda elimizden gelen buysa bunu devam ettirmek zorundayız. 

Hayat: Şenlik de öğrencilerin kazanımlarının bir parçası. Türkiye’deki nadir örneklerden biridir sermayesiz yapılan bir şenlik. Kayyumlara, iktidar politikalarına rağmen, kampüslerin içini siyasetten arındırma çabalarına rağmen öğrenci inisiyatifiyle, kendimizce bir şeyler yapabilmemizin bir çıktısı ve sembolü. Okuldaki öğrencilerin de bir kısmı bunun farkındalığına pek sahip değil. Bunu da hatırlamakta fayda var, kampüste sürdürülen politikalara rağmen bu şenliği öğrenci kararıyla ve iradesiyle yapabiliyorsak bu çok önemli, şenliğin kendisi de devrim yürüyüşü de bunu ifade ediyor. 

Öğrencileri bayrağa saldırmakla suçlayan kimileri ise geçmişte şenlik için direnenler arasındaydı? 

Mehmet: Dışarıdan gören insanlar durumu kutsallarına saldırı olarak yorumladı ki medyada verildiği haliyle böyle algılanılması doğal. Burada düşünülmesi gereken şey, ODTÜ içerisindeki insanlar durumu nasıl algılıyor? Yaşananların bizde kaydının olmaması, provokasyon engellenirken yapılanların görülmemesi, daha doğrusu provokatörlerin bunları yayınlamaması sonuçta doğal. Bu yüzden böyle bir refleks gerçekleştirilmesi beklenmedik değil. Bu anlamda amacına ulaşmış da oluyor. 

Hayat: UGT’nin bu olaylardan dolayı tepki görmesi, şenliğin başka topluluğa ya da direkt rektörlüğe verilmesi talebi bahsettiğimiz hafızanın korunamamasının sonucu. Biz şenliğin ne olduğunu düşünüyoruz, rektörlük bizim şenliğimiz hakkında ne kadar söz sahibi ki UGT’den alıp başkasına verecek? Şenlik rektörlüğün öyle alıp dağıtabileceği bir şey değil, öğrencilerin ürettiği bir şenlik olduğu için özel. 

Okul öğrencileri neden bu şekilde birbirine düşürülmeye çalışılıyor? 

Hayat: Kampüslerdeki siyasi ortamın altını oymak, öğrenci dayanışmasını zedelemek amaçlanıyor, bunların farkındayız. Öğrenciliğin kendiliğinden getirdiği politikliği ortadan kaldırmak, unutturmak isteniliyor. 

Mehmet: Burası Ankara siyaseti açısından sembolik bir yer, saldırılmak istenmesi gayet normal ve bu tarih boyunca da farklı biçimlerde oldu. 

*** 

KAVGANIN GALİBİ KAYYUM REKTÖRLÜK OLUYOR

ODTÜ Sosyoloji bölümü öğrencisi Doğa: 

ODTÜ Devrim Yürüyüşünde bu yıl neden böyle bir gerilim ortaya çıktı? 

Öncelikle genel Türkiye gündemi ve okul içinde aslında rektörlük ve çeşitli çeteler tarafından ODTÜ’nün kampüs ruhuna, politik olarak ODTÜ’nün devrimci tarihine ve kültürüne yapılan saldırılardan biraz bahsetmek gerekiyor. Özellikle Verşan Kök sonrası atanan Yozgatlıgil ile beraber şunu çok net görüyoruz ki rektörlük kendisine belli okların yöneltilmesini istemiyor. Özellikle Verşan dönemindeki o baskı ve tahakküm ortamı Yozgatlıgil ile beraber yerini biraz daha kendisinin rıza ürettiği ve yaptığı şeylerin sanki okulun iyiliği için yapıyormuş gibi lanse ettiği bir görüntüye dönüşmüş durumda. Bunu sağlayabilmek için de öğrenci çatışmalarını kullanıyor. Yani aslında bu “neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor sorusunun bir boyutudur. Çünkü bu genel şenlik provokasyonu da bu şenlikten önce kadın duvarında yapılan provokasyonlarda, oryantasyonda yaşanan provokasyonlarda da ayrı gündemler ya da konu maddeleri söz konusu değil. 

Biliyorlar ki öğrenciler arasında karşıt fikirleri varmış gibi gösterilip devlet destekli, rektörlük destekli bir şekilde birbirleri arasında çatışırsa aslında AKP, MHP iktidarı tarafından atanmış olan kayyum Yozgatlıgil kendisini unutturuyor ve meşru bir zemin bulmuş oluyor. Dolayısıyla aslında kampüs içindeki bu tarz olaylar hem asıl hedefin olması gereken kişi olan antidemokratik bir biçimde kampüse atanmış ve kampüs kaynaklarını tamamen yeşil sermaye lehine kullanan Yozgatlıgil’den dönerek sanki bir öğrenci çatışmasıymış gibi lanse edilmiş oluyor. 

Gelelim bunların neden yaşandığına yani bunun neden provokasyon olduğuna. İlkay Akkaya devrimci bir sanatçı ve özellikle kendisinin Kızılırmak dönemlerinden de bu yana müziği çokça kez devlet ve iktidar aparatları tarafından baskılanmaya çalışılmış, yasaklanmaya çalışılmış, konserleri iptal edilmiş bir kişi. Hatta ODTÜ’ye gelmeden önce bile bu son 1 yılda yasaklanan konser miktarına bakarsanız, kendisinin röportajlarında bir yer ayarlamanın ne kadar zor olduğuna belirttiğine, sistematik bir baskıya karşı karşıya kaldığına bakarsanız bu provokasyonun da amacının bu olduğu hiç şüphe götürmeden ortaya çıkacaktır... Çünkü İlkay Akkaya’nın hedef gösterilmeye çalışılması tamamen internet üzerinden örgütlenen, reel gerçekliği olmayan kesimler ve devlet ya da işte çeşitli çeteler destekli bir şekilde gelişiyor. Şenlikten çok önce de aslında çeşitli itiraf sayfaları ya da anonim hesaplar ile İlkay Akkaya nefretinin örgütlendiğini görüyoruz hem sosyal medyada Twitter’da hem Instagram’da. Ve aslında sanki basit bir bayrak meselesiymiş gibi bir adlandırma var. Oysa burada tamamen bayrak ve milli değerler, bu oluşumlar ve çeteler tarafından kullanılan kalkan görevini görüyor. Çünkü bu provokasyonu yapanların amacı herhangi bir protesto düzenlemek değil. Keza alanda da gördüğümüz üzere, nefret sembolü haline gelmiş bozkurt işaretleri yaparak, halkçı bir sanatçıyı yuhalayarak, oradaki insanlara rahatsızlık vererek, daha sonra zaten görüntülerden de görüldüğü üzere şişe fırlatarak, el hareketi çekerek, küfürler savurarak çok net bir provokasyon girişiminde bulunmuş oluyor. 

Benim kendi düşüncem bu provokasyonun aslında iki temeli olduğu. Eğer provokasyon başarılı olurda bir itiş kakışma görüntüsü olursa, ki bunun yaşandığını görüyoruz, bunu sosyal medya üzerinden “Bak işte, aşırı gruplar milliyetçi ‘öğrencilere’ saldırıyor” gibi bir algı yaratmaya çalışmak, buradan kamuoyunu şekillendirmek ve aslında ODTÜ’nün devrimci tarihine, ODTÜ’nün sol tarihine bir darbe vurmaya çalışmak. Eğer bu şekilde gerçekleşmeseydi de yine kendileri Twitter hesaplarından “Bakın biz İlkay Akkaya’yı sahnede yuhaladık, söylettirmedik, bütün bir stadyum sanatçının inmesini istiyordu” gibi bir yalan sunarak da sanki kendileri amaca ulaşmış gibi göstermeye çalışacaklardı. Dolayısıyla aslında oraya müdahale edilmesinde de edilmemesinde de kendisinin de çıkar sağlayacak bir grubun var olduğunu söyleyebiliriz. 

*** 

ODTÜ’NÜN DEMOKRATİK YAŞAMI HEDEF ALINIYOR

İktisat öğrencisi İrem: 

Yaşananı neden bir provokasyon olarak görüyorsunuz?  

Çünkü yaşananlar ODTÜ öğrencilerinin birlikte inşa ettiği demokratik zeminleri kullanmadan gerçekleşti. Hatta tam aksine hedefe konulan bu demokratik zeminler oldu. ODTÜ öğrencileri Devrim Yürüyüşü de dahil olmak üzere yaptıkları her işi beraber planladıkları forum ve toplantılarda buluşarak planlıyor. Şenlik herkesin dahil olabileceği bir öğrenci topluluğu olan UGT eliyle organize ediliyor, toplulukların çok daha fazlası sahnesiyle standıyla şenliğin bir parçası oluyor. Yaşanan olay ise tüm bu birikim ve deneyimi yok sayarak, hedef alarak gerçekleşti. 

Fiili olarak ODTÜ öğrencilerinin düzene karşı birlikte mücadele etme birikimini hedefleyen bir eylemlilik olarak sonuçlandı. Sonrasında yaşananları paylaşan grupların siyasal pozisyonu da durumu aydınlattı. Başka provokasyonlardan tanıdığımız milliyetçi-gerici grupların hemen olaya sahip çıkarak çağrılar yapması yaşananların kimin işine yaradığını açıkça gösterdi. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Uluslararası Bahar Şenliği, ODTÜ öğrencilerinin beraber ürettiği nadir alanlardan biri. Türkiye’de başka üniversitelerde sermayesiz, sponsorsuz, öğrencilerin kendi sözümüzü söyleyebildiği böyle alanlar oldukça sınırlı. Var olanlar da baskıyla kısıtlamalarla yok edilmeye çalışılıyor. Bahar Şenliği de uzun süredir bu yasakların hedefindeydi. İki yıl önceki bu açıdan önemli bir deneyim oldu, atanmış rektörün bütün çabasına karşın ODTÜ öğrencileri kendi şenliğini kendi emeğiyle yapmıştı. Bugün de 37. sini var eden ODTÜ’nün beraber üreten, ODTÜ’nün mücadeleci kültürünün birlikte var eden toplulukların, öğrencilerin ısrarıdır. Devrim yürüyüşü de 68 kuşağından devraldığımız antiemperyalist mücadele mirasını yükselttiğimiz politik bir mücadele alanıdır. Bu savaş ve sömürü düzenine karşı taleplerimizi haykırdığımız, bu düzenin baş temsilcilerinden saray rejimine karşı sesimizi yükselttiğimiz bir yürüyüştür. 

Bu nedenle ODTÜ öğrencilerinin mücadelesinin rotasının netleşmesi açısından önemli bir alan oluyor. Antiemperyalist mücadelenin saflarında birleşmenin çağrısını yapıyor ve eşit, özgür bir geleceği kazandıracak olanın da bu saflar olduğunu yeniden hatırlatıyor.  

Bu iki gelenek de özellikle böyle bir dönemden geçerken daha çok önem kazanıyor. Saray rejiminin dört bir yanımızı kuşattığı bugünlerde nefes alabilmek adına büyütülmesi gereken alanlar oluyor.   

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Saray rejimi aslında bir süredir üniversitelerde kendi politikalarını uygulayabilmek adına baskı ve yasak atmosferini örgütlüyor. Bu tür eylemlere alan açarak üniversitelerde ayrışmayı derinleştiriyor.  

Onların karşısında söz söylenen her alan iktidarları açısından bir tehlike taşıyor. Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı, savaş politikalarına karşı bir araya geldiğimiz “Emperyalizme ve Faşizme Karşı Denizlerin Yolunda Eşitlik, Özgürlük ve Sosyalizm için ODTÜ Devrim’e Yürüyor.” şiarıyla yürüdüğümüz Devrim Yürüyüşü en büyük tehlikelerden biri. Emperyalistlerle iş birliği içinde dünyayı paylaşma kavgasının ortağı olmak isteyen saray rejimi üniversiteleri de bu politikalar etrafında şekillendiriyor. Devrim Yürüyüşü de de bu ortaklığa karşı yürüdüğümüz için iktidarın hedefinde.  

ODTÜ Bahar Şenliği de toplamda yok etmeye çalıştıkları bir alan. Öncesinde bu şenliği yasaklamaya çalıştılar, olmadı. KoçFest gibi uygulamalarla sermayeye teslim etmeye çalıştılar, olmadı. Şimdi de faşist provokasyonlarla kriminalize ederek yok etmeye çalışıyorlar. Ama bu da başarılı olmayacak. Bizler saray rejimine karşı kendi sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Bu sözü söylediğimiz alanları da saray rejimine teslim etmeyeceğiz. Yaşamımızı savaş politikalarıyla şekillendirmelerine izin vermeyeceğiz. NATO zirvesine, emperyalist savaşlara, baskı ve yasaklara karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. 

Son dakika Antalya’da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya’da nerede oldu? Antalya deprem Kandilli ve AFAD son depremler listesi 17 Mayıs 2026

Son dakika Antalya deprem haberleri.. Antalya'da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya'da nerede oldu? Antalya Kandilli ve AFAD son depremler.. 17 Mayıs 2026 Antalya deprem son dakika haberleri haberin detayında... Artçı deprem mi oldu Antalya'da? Antalya son deprem büyüklüğü ne kadar? Antalya'da ve Antalya yakınındaki depremler nelerdir? Antalya'da anlık deprem mi oldu? Son dakika Antalya canlı deprem haritası.. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Antalya deprem haberleri.. Antalya'da hangi ilçelerde deprem oldu ve hangi ilçelerde en çok hissedildi? Bugün Antalya'da deprem mi oldu? Deprem Antalya'da ne zaman ve kaç şiddetinde oldu? En son Antalya'da nerede deprem oldu? Antalya deprem haberleriyle ilgili en çok merak edilenlerin cevabı haberde...

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil 17.05.2026 Diken

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler, motosikletli kurye kazalarının sadece bir 'sürücü davranışı problemi' olmadığını, yapısal bir mesleki ve kentsel güvenlik sorunu olduğunu söyledi.

The post Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil appeared first on #site_linkat 17.05.2026 .

2 bin rakımda yetişiyor, kilosu 2 bin liradan satılıyor

Erzincan’da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.

Son dakika Antalya’da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya’da nerede oldu? Antalya deprem Kandilli ve AFAD son depremler listesi 17 Mayıs 2026

Son dakika Antalya deprem haberleri.. Antalya'da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya'da nerede oldu? Antalya Kandilli ve AFAD son depremler.. 17 Mayıs 2026 Antalya deprem son dakika haberleri haberin detayında... Artçı deprem mi oldu Antalya'da? Antalya son deprem büyüklüğü ne kadar? Antalya'da ve Antalya yakınındaki depremler nelerdir? Antalya'da anlık deprem mi oldu? Son dakika Antalya canlı deprem haritası.. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Antalya deprem haberleri.. Antalya'da hangi ilçelerde deprem oldu ve hangi ilçelerde en çok hissedildi? Bugün Antalya'da deprem mi oldu? Deprem Antalya'da ne zaman ve kaç şiddetinde oldu? En son Antalya'da nerede deprem oldu? Antalya deprem haberleriyle ilgili en çok merak edilenlerin cevabı haberde...

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil 17.05.2026 Diken

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler, motosikletli kurye kazalarının sadece bir 'sürücü davranışı problemi' olmadığını, yapısal bir mesleki ve kentsel güvenlik sorunu olduğunu söyledi.

The post Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil appeared first on #site_linkat 17.05.2026 .

2 bin rakımda yetişiyor, kilosu 2 bin liradan satılıyor

Erzincan’da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi
Türk savunma sanayiinin yerli ve milli hamleleri EFES-2026 Tatbikatı’na damga vurdu. HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı Barkan 3, ilk kez geniş katılımlı bir tatbikatta sahaya...Devamı için tıklayınız

Bayrağa değil özgür üniversite fikrine saldırı

BirGün Okur İnisiyatifi  - ODTÜ

ODTÜ’de iki hafta önce 37.si düzenlenen Uluslararası Bahar Şenliği, bu yıl etkinliklerle ve konserlerle değil, bayrak üzerine tartışmalarla gündeme geldi. 

Şenliğin ilk günü gerçekleşen Devrim Yürüyüşünde sahnede olan İlkay Akkaya’nın, haftalar önce organize olan bir grup tarafından yuhalanması, grubun bozkurt işaretleri yaparak sahneye şişe fırlatması, tepki geleceğini bildikleri için de bayrak açıp tüm saldırılarını bu bayrağın altında gerçekleştirmesi, olayı ODTÜ’nün iç meselesi olmaktan çıkardı. 

Sosyal medyada iktidara yakın kesimlerin desteğiyle hızla yayılan “ODTÜ’de bayrağa saldırı” yalanı üzerinden gerçekleştirilen linç girişimi, bir gün sonra okulda bayrak yürüyüşü adı altında ülkücülerin organize ettiği mitinge ve öğrencilerin evlerine yönelik gece baskınlarına evrildi. 

An itibariyle 6 öğrenci tutuklanırken, Zafer Partisi ile ilişkili İstiklal Kadın Hareketi, gözaltıları gerçekleşmeden önce duyurarak aslında provokasyonun iktidar eliyle gerçekleştiğini de itiraf etmiş oldu. Şenlikten sonraki gün gerçekleşen yürüyüşe ODTÜ Rektörlüğünün gayri resmi onayıyla dışarıdan ülkü ocaklarıyla ilişkili yüzlerce insan sokuldu, farklı üniversitelerin ülkü ocakları Devrim’de adeta “miting” yaptı. Dışarıdan gelen ülkücü-Türkçü grupların üyeleri, ODTÜ öğrencilerine ve şenliği düzenleyen Uluslararası Gençlik Topluluğu üyelerine saldırıda ve tacizde bulundu. Öğrenciler ve Eğitim-Sen ile görüşmelerinde bayrağa saldırı olmadığını itiraf eden kayyum rektörlük, üniversitenin değil kavganın bir tarafı görüntüsü vererek, üniversitenin resmi sosyal medya kanallarında paylaşılan şenlik videosunda siyah beyaz kavga görüntülerine ve dışarıdan düzenlenen bayrak mitingi görüntülerine yer verdi. 

ODTÜ’de organize edilen provokasyonun perde arkasını, şenlik ve devrim yürüyüşünün üniversite ve öğrenciler açısından önemini, farklı topluluk ve bölümlerden öğrencilerle konuştuk. 

*** 

“ŞENLİK ODTÜ’NÜN ODTÜ ÖĞRENCİLERİN”

ODTÜ Şenliğini organize eden komiteden Can:  

Şenliğin ikinci gününde neler yaşandı? 

Şenliğin ikinci gününde okulda bayrak yürüyüşü olacağını paylaşan hesapları da incelemek gerekiyor. En son 6 Şubat depreminde paylaşım yapmış, ondan önce milli bayramlar ve yine bir önceki şenlikte Nur Sürer’e protesto çağrısı için paylaşımda bulunmuş. Milliyetçi bir hesap gibi görünmesine rağmen pasif duran, tepki için açılmış bir hesaptan bu bayrak yürüyüşü çağrısı yapıldı. Yürüyüşün yapıldığı ikinci gün hem A1 Kapısına milliyetçi gruplar çağrı yapmıştı. Eğitim-Sen ve diğer öğrenci temsilcileriyle birlikte rektörlük genel sekreteriyle konuya dair yaptığımız görüşmede bize -Eğitim-Sen açıklamasında belirtildiği gibi- engellemeye çalışacaklarını ancak büyük bir arazi olduğunu belirtip “telden girseler ne yapabiliriz” dediler. Nitekim dışarıdan çok fazla insan girdi, üyelerimize, ayrı ayrı 3 kadına sözlü şekilde tacizde bulundular, cinsiyetçi küfürlerde bulundular. Bir de UGT’li olduğunu sandıkları bir kadına fiziksel bir tacizde bulunuyorlar, kadın “UGT’li değilim” deyince “Pardon bilmiyorduk” diyorlar. Bu olayların bayrak yürüyüşü sonrası stadyumda olan ve ODTÜ’lü olmadığını tahmin ettiğimiz kişilerce gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. 

Yine bu bayrak yürüyüşünün olduğu gün, içlerindeki megafonlulardan birisi bariyerlerden atlayıp bizim bir arkadaşımızı iterek hakaret etti, “İstiklal marşı açacaksınız” dedi. Bu tutumu hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz bu talebi yolu bu değildi, üstelik okul güvenliği de bu kişiye herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bu şahıs 25 dakika boyunca orada durdu, ona bize emir veremeyeceğini söyledik. Konser başladıktan sonra da Güvenlikler öğrenci kimliklerini isteyince çıkaramayan, dolayısıyla ODTÜ öğrencisi olmadığını tescillediğimiz, elinde bozkurt bayrakları olan bir ekip topluluk üyelerimize hakaret etmeye başladı, güvenlik yine bu kişilere müdahale etmedi. Güvenlikten onları uzaklaştırmamızı istememize rağmen bu yapılmadı, sahnenin arkasından önüne geçip bu kez de bir kadını taciz ettiler. Bunun üzerine öğrencilerin tepkisiyle bu ekiple bir kavga başladı. Güvenlik tüm taleplere rağmen bu kişileri uzaklaştırmadığı için kısa süreli de olsa kavga fiziksel bir boyuta evrildi. En başından itibaren taciz ve cinsiyetçi küfürlerle bu dışarıdan gelenlerin başlattığı bir kavgaydı. Güvenlik uzaklaştırır gibi yapsa da ekipten bir kişi olaydan sonra da bir pankartın önünde nöbet tutmaya devam etti. 

Olayın ardından sahnede bir açıklama yaparak uğradığımız tacizleri öğrencilerle paylaştığımızda yuhalandık. Bu bile provokasyonun ne kadar başarılı olduğunun kanıtıdır.  

SPONSORSUZ YAPILMASI BİR DURUŞ

Devrim Yürüyüşünün ve Bahar Şenliği’nin ODTÜ tarihi ve değeri açısından önemi nedir? 

ODTÜ Bahar Şenliği 1987’de UGT’nin inisiyatifi ile yapılan bir etkinlik, bunu okulun tüm topluluklarıyla birlikte yapıyor. Caz Topluluğunun, Müzik Topluluğunun, Radyo Topluluğunun sahnesi var, Devrim Sahnesini UGT düzenliyor. Bahar Şenliğinde panayır alanında tüm topluluklar etkinlik yapıyor, uluslararası öğrencilerin etkinliklerini düzenlediği bir alan var. Aslında okulun tüm toplulukları olarak bu şenliği düzenliyoruz ve Devrim Sahnesiyle de bu şenlik günleri sonlanıyor. Son dönemde tüketim kültürü sebebiyle sadece Devrim Sahnesine odaklanılıyor ama bizim çabamız şenliğin gerisini de büyütmek üzere. Devrim okulun içindeki bir stadyum ve sadece o yazıdan ibaret değil, arkasında bir kültür ve gelenek var. Bizim de amacımız bu geleneği ve kültürü yaşatabilmek. Zaten geçmişte de hiçbir okulda şenlik yasaklanmazken bizim şenliğimizin yasaklanma sebebi de bu. Devrim’in yaşattığı kültüre yapılan bir saldırı bu. Topluluk olarak geçmişte de bu yasaklama girişimleriyle karşılaştık ancak gerek eylemlerle geri adım attırdık, gerek kaçak bir şekilde düzenledik. Şenlik dolayısıyla okulun tüm öğrencilerinin birleşebildiği bir direniş alanı. Bu yüzden en sevdiğimiz sloganlardan biri “Şenlik ODTÜ’nün, ODTÜ bizimdir”.  

ODTÜ kültüründe 37 kez yapılan bu şenliğin ne afişlerinde ne de sahnesinde hiçbir zaman sponsor olmadı ve olmayacak da. Çünkü stadyumun kültürü de bunu reddediyor. Herhangi bir sermaye grubunun, zenginlerin, burjuvaziye katkı sunan herhangi bir sembolün Devrime giremeyeceğini işaret ediyor. Öğrenci emeğiyle, yemek alanlarından bulunan bütçelerle yapılan, gelen sanatçıların da fedakarlıkta bulunduğu bir şenlik. Şenliğin kültüründe de eğer sanatçıların sağlık sorunu yoksa Devrim’de çim alandan birkaç güvenlik ve öğrenci çemberiyle Devrim sahnesine yürütüldüğü bir biçimde ilerliyor. Bunun da bir anlamı var; hiçbir sanatçı, hiçbir ünlü öğrenciden büyük değil, hepsi öğrencilerle bu kadar yakın olabilir. Şenliğimizin böyle bir kültürü var ancak son yıllarda bu kültür Devrim Yürüyüşü üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Sanki Devrim Yürüyüşü şenliğin bir parçası değilmiş, her sene denk gelen bir şeymiş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Devrim Yürüyüşü sebebiyle şenliğin yasaklanmaya çalışıldığı yıllar da var. ODTÜ tarihi açısından bu yürüyüşün kıymeti de tam buradan geliyor. ODTÜ öğrencilerinin örgütlü olsun olmasın sözünü söyleyebildiği, en önde mutlaka ‘ODTÜ Devrime Yürüyor’ pankartının olduğu bir yürüyüş. Bu sadece stada yürümeyi değil ODTÜ öğrencisinin devrime inancını sembolize ediyor. O gün sahnedeki sanatçı da bu yürüyüşü öğrenciler stadyuma geldiğinde kutluyor. Tüm saldırılara rağmen de hala kalabalık şekilde gerçekleşmeye devam eden bir geleneğimiz. Yalnızca stada yürümekle bitmiyor, çimlere mumlarla devrim yazılıyor. Bu yazı 68 kuşağının yazıp bıraktığı bir yazı değil, silindi yeniden yazıldı. Biz de her yıl çimlere yeniden yazıyoruz çünkü öğrencinin, okulun karakterini bu yansıtıyor. Her zaman da şenliğin içerisinde oldu. 37 kez şenlik yapıldıysa 37 kez de bu yürüyüş yapıldı. 70. Yılını kutlayan okulun en büyük kültürü şenlik ve yürüyüş. 

TÜM MÜCADELELERİN ORTAK ZEMİNİ

Bu şenlik ve yürüyüş ne zorluklarla ve ne niyetle yapılıyor? 

Biz komite olarak 10 kişi ile bu süreci yürütüyoruz ama tek başımıza kalmıyoruz, sıra arkadaşlarımızın yardımlarıyla örüyoruz. Dolayısıyla işin koordinasyon kısmıyla ilgileniyoruz daha çok. Destek konusunda da öğrenciler hiçbir zaman sırtını dönmüyor bize, esas yapılmaya çalışılan da bu, bizi diğer öğrencilerle karşı karşıya getirebilmek. Oysa şenlikler ODTÜ’nün bir olduğunu gösterebilmek için var. Şenlik tüm öğrencilerin davet edildiği, saatler süren bir forumla tartışılıyor. Ardından tüm topluluklar, okulun tüm siyasi toplulukları şenliğin örgütlenme sürecine dahil oluyor, pankartlarımızı hep birlikte boyuyoruz, dövizlerimizi beraber yazıyoruz. Queer mücadeleden NATO karşıtlığına tüm sözlerin bir alan bulabileceği şekilde yürütüyoruz. Devrim Yürüyüşü geçmişte jandarma ablukasına karşı bile gerçekleşebilmiş bir yürüyüş. Hiçbir zaman ODTÜ öğrencileri pes etmediği için bu gelenek sürüyor, dışarıdan ODTÜ’de yaşam ve siyaset çok rahat gözüküyor ama arkasında ciddi bir direniş birikimi ve geleneği var. Seneye de çeşitli zorluklar ve yasaklamalarla karşı karşıya olacağız ve yine bunlara karşı direnerek geri adım attıracağız.  

Okul öğrencileri neden farklı yöntemlerle birbirlerine düşürülmeye çalışılıyor? 

Bunun sebebi, ODTÜ öğrencileri yıllarca bir arada kalabilmiş bir toplam. En çok zıtlaştığı dönemde, 2014’te şenlik yasaklandığında 10 gün rektörlük önünde yatıp 10 bin kişi eylem yaptı. 19 Mart’ta kendi arasındaki tüm gerilimlere rağmen bir arada olarak o sürecin en kalabalık eylemlerini gerçekleştirdi. Bu eylemlerin ardından gerçekleşen Şenlikte geçtiğimiz yıl Devrim Yürüyüşü yine çok kalabalıktı, tüm bölüm temsilcilikleri oradaydı. Her durumda birleşen bu toplamı birbirine düşürebilmek için özel bir çaba gerekiyordu. Bahsettiğimiz hesaplar, provokasyonlarla alttan alta işlenen bir durum. Öğrencileri birbirine sokabilecek en ufak ihtimalde bunun üzerine gidiliyor. Yine de ODTÜ öğrencilerini kaybedeceğimizi düşünmüyoruz, bu birliği sürdürebileceğimizi düşünüyoruz. Bu yıl Esra Işık’ın mektubu sahneden okundu, öğrencilere mesajını verdi. Geçen sene Boğaziçi Üniversitesinde tutuklanan 3 sıra arkadaşımızın mektubunu okumuştuk. Yalnızca ODTÜ öğrencilerini değil, tüm ülkenin gençlerini birleştirme imkanı oluyor ve rahatsız olunan şey de bu. ODTÜ bahar şenliği yalnızca ODTÜ sınırlarında kalan bir şey değil, ülkenin tüm dertlerini, direnişlerini temsil eden bir alan. Bunun önüne geçebilmenin en iyi yolu da şenlikteki birliği bölebilmek. Geçtiğimiz yıllar da bu tarz yürüyüşler denendi, Nur Sürer protesto edilmeye çalışıldı. Ama önüne geçildi. Şenlik de bu biçimiyle gelecek senelerde de sürmeye devam edecek. Dertleri böyle bir bölünme yaratarak ülkenin asıl dertlerini görünmez kılabilmek. ODTÜ öğrencileri birbirine düşmüşken asıl başımıza gelenler gündemden çıkıyor, NATO gündeminden uzaklaşıldı. Geçtiğimiz yıllarda da bu tür çabalar kayyum rektörü hedeften almak için yapılırdı. Örneğin Verşan Kök döneminde yemekhane çok zamlanmıştı, öğrenciler kendi aralarındaki gerilime ara verip kitlesel bir eylemle bu zammı kaldırmıştı. ODTÜ kimliğini silmek için özelleştirmeler dahil birçok iş yapılıyor, yasaklar konuluyor. Öğrencileri birbirine düşürerek tüm bunların sessiz sedasız gerçekleştirilebileceği düşünülüyor, biz buna hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz, yine ODTÜ şenliğini tüm öğrencilerle, bileşenlerle gerçekleştireceğiz, Devrim Yürüyüşü yine tribündeki herkesin katılmak istediği şekilde bitecek. 

*** 

DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ 68 RUHUNDA BİRLEŞMEKTİR

ODTÜ Medya Topluluğundan Rasim, Ayşe ve Hüseyin:

Yaşananları neden bir provokasyon olarak niteliyorsunuz? 

Rasim: Halihazırda devrim stadyumunda ve öncesindeki devrim yürüyüşünde bulunan bayraklar konusunda herhangi bir müdahale, tepki veya karşılık olmamasına rağmen yaşanan olayın “saldırı” olarak adlandırılmasından da anlaşılabileceği üzere asıl yaşananın herhangi bir şekilde bayrakla ilgisi yoktu. Konser anında çıkan sanatçılara karşı verilen negatif tepkiler ve sahneye doğru şişeler fırlatılmasının ardından gelen tepkiye karşı bayrağın arkasına geçilip olayı “bayrağa saldırı” olarak adlandırmak olayın provokasyon amaçlı gerçekleştiğini kanıtlar niteliktedir. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Ayşe: 1968 senesinde Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alparslan Özdoğan, Mustafa Yalçıner, Mete Ertekin ve arkadaşlarının bir gece yazdıkları DEVRİM yazısı ile ortaya çıkan Devrim Stadyumu, ODTÜ Bahar Şenliği’ne ve geleneksel olarak yapılan Devrim Yürüyüşünün son noktası olmakta. MM binasından DKSK’nın inişinin izlenmesinin ardından Fizik Çimlerinde buluşan öğrenciler için Devrim Yürüyüşü 68 kuşağını anarken aynı zamanda taleplerini de ilettikleri, başladıkları Devrim Yürüyüşünde başkaldırarak, koşarak pankartlarıyla okulu dolaşıp Devrim’e girdikleri bir yürüyüştür.  

Yürüyüşün ardından öğrenciler mumlarla çimlere DEVRİM yazarlar ve devrim yürüyüşünün saati havanın kararışıyla yazının gözükmesini sağlar. Aslında devrim yazısının mumlarla çimlerde yazılması 1993 yılında Bahar Şenliği’ne gelen Cem Karaca döneminde ortaya çıkmış. Öncesinde tribünlerde DEVRİM yazısı üzerinde oturanlara mumlar verilecekken bunun tespitinin zorluğundan dolayı çimlerde yapılmış.  

Devrim Yürüyüşü de ODTÜ Bahar Şenliği de yıllardır öğrencilerin taleplerinin, emeklerinin 68’in ruhuyla birleştiği bir yer aslında. Mücadele alanımızın eğlenceyle birleştiği, birlikte devam ettirmemiz gerekilen geleneklerimiz. 

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Hüseyin: ODTÜ Şenliği diğer üniversite şenliklerinden epey farklı bir şenlik. Bu şenliğin herhangi bir sponsoru yok. Dolayısıyla kayyum rektörlük bunu kırmaya çalışıyor ve kırmak için de bu gibi provokasyonları kullanıyor. Bu provokasyonlara ise Türk bayrağı gibi milli değerleri alet ediyor ve öğrencileri birbirine düşman ediyor. Rektörlüğün ODTÜ resmi hesabından paylaştığı şenlik görüntüleri de buna en net kanıt. Sonunda umduğu şey de sermayenin düzenlediği, şenliğe ücretle girilebildiği, her öğrencinin ulaşamadığı bir düzen.  

Biz öğrenciler olarak 2024 yılında kayyum yönetim şenliğe izin vermediğinde 10 gün boyunca rektörlük önünde nöbet tutmuştuk, şenliği de hep birlikte öğrenci emeğiyle örmüştük. Tıpkı bugün de olduğu gibi. Tüm sıra arkadaşlarımızın bunu hatırlamasını, şenliğin öğrenciler için öğrenciler tarafından düzenlendiğini unutmaması gerektiğini düşünüyoruz. 

*** 

ODTÜ’NÜN TARİHİ ÖĞRENCİLERİN DİRENİŞ TARİHİ

Sosyoloji Topluluğundan Hayat ve Mehmet: 

ODTÜ’de yaşananları neden provokasyon olarak değerlendiriyorsunuz? 

Mehmet: Şenlikten iki hafta önce ODTÜ sosyal medyasında İlkay Akkaya hedef gösterilmeye başlandı. Fotoğrafını paylaşıp konseri protesto etme çağrıları yapıldı. Bozkurt hareketi yapıp ardından şişe atarak kavga çıkardılar. Fakat yaşananları videoya çektiğiniz zaman ortadaki görüntü bir bayrak etrafında kavga var, demek ki bayrağa saldırılıyor şeklinde oluyor. Bunu yapmak zor bir şey de değil, geçmişte yapılmamış da değil. ODTÜ’de bir sorun olduğunda bunun çözümü için uğraşan insanlar genelde, o gün bayrağa saldırıldı diye hedef gösterilen solcular. Fakat konu eğlenmeye geldiği zaman söz hakkı hissedenler bu şenliğe hiç emek vermeyenler oluyor. 

Hayat: İlk ve ikinci gün olanlara dair, videolarda görünmeyen, yalnızca bayrağa saldırdılar propagandasının arkasında yuhalamalar, bozkurt hareketleri, yapılan çağrılar, hatta gruplarda “Eğlencenin ikinci planda kalacağı bir gün olacak” denilen ses kaydının paylaşılmasına kadar tüm bunlar planlıydı. Akkaya’nın şenliğe çağrılmasına kurulmuşlardı. Yaşananlar bunun sonucudur. 

Mehmet: Videolarda da görülebilir, Türk bayraklı çok fazla insan vardı, kimileri herkesle Çav Bella söylüyordu, bayrağa değil saldırgan gruba müdahale edildiğini görmek zor değil. 

Devrim Yürüyüşünün ODTÜ tarihindeki anlamı nedir? 

Mehmet: ODTÜ’nün tarihi bir okul tarihi olmaktan öte bir direniş tarihi. Bu direniş kültüründe, bu topraklarda adı kalmış birçok devrimcinin anısına yapılmış bir yürüyüş ve onların kazanımlarını koruduğumuzu sembolize ettiğimiz bir yürüyüş. Birçok kazanımımız bize bu tarihten kaldı ve bunu savunmamız gerekiyor. Hem bu kültürü korumak hem de devrim yürüyüşünün başlangıcında bu ülkeden geçmiş devrimcilerin ismi anıldığında “Yaşıyor” diye bağırmak bile tek başına önemli, şu anda elimizden gelen buysa bunu devam ettirmek zorundayız. 

Hayat: Şenlik de öğrencilerin kazanımlarının bir parçası. Türkiye’deki nadir örneklerden biridir sermayesiz yapılan bir şenlik. Kayyumlara, iktidar politikalarına rağmen, kampüslerin içini siyasetten arındırma çabalarına rağmen öğrenci inisiyatifiyle, kendimizce bir şeyler yapabilmemizin bir çıktısı ve sembolü. Okuldaki öğrencilerin de bir kısmı bunun farkındalığına pek sahip değil. Bunu da hatırlamakta fayda var, kampüste sürdürülen politikalara rağmen bu şenliği öğrenci kararıyla ve iradesiyle yapabiliyorsak bu çok önemli, şenliğin kendisi de devrim yürüyüşü de bunu ifade ediyor. 

Öğrencileri bayrağa saldırmakla suçlayan kimileri ise geçmişte şenlik için direnenler arasındaydı? 

Mehmet: Dışarıdan gören insanlar durumu kutsallarına saldırı olarak yorumladı ki medyada verildiği haliyle böyle algılanılması doğal. Burada düşünülmesi gereken şey, ODTÜ içerisindeki insanlar durumu nasıl algılıyor? Yaşananların bizde kaydının olmaması, provokasyon engellenirken yapılanların görülmemesi, daha doğrusu provokatörlerin bunları yayınlamaması sonuçta doğal. Bu yüzden böyle bir refleks gerçekleştirilmesi beklenmedik değil. Bu anlamda amacına ulaşmış da oluyor. 

Hayat: UGT’nin bu olaylardan dolayı tepki görmesi, şenliğin başka topluluğa ya da direkt rektörlüğe verilmesi talebi bahsettiğimiz hafızanın korunamamasının sonucu. Biz şenliğin ne olduğunu düşünüyoruz, rektörlük bizim şenliğimiz hakkında ne kadar söz sahibi ki UGT’den alıp başkasına verecek? Şenlik rektörlüğün öyle alıp dağıtabileceği bir şey değil, öğrencilerin ürettiği bir şenlik olduğu için özel. 

Okul öğrencileri neden bu şekilde birbirine düşürülmeye çalışılıyor? 

Hayat: Kampüslerdeki siyasi ortamın altını oymak, öğrenci dayanışmasını zedelemek amaçlanıyor, bunların farkındayız. Öğrenciliğin kendiliğinden getirdiği politikliği ortadan kaldırmak, unutturmak isteniliyor. 

Mehmet: Burası Ankara siyaseti açısından sembolik bir yer, saldırılmak istenmesi gayet normal ve bu tarih boyunca da farklı biçimlerde oldu. 

*** 

KAVGANIN GALİBİ KAYYUM REKTÖRLÜK OLUYOR

ODTÜ Sosyoloji bölümü öğrencisi Doğa: 

ODTÜ Devrim Yürüyüşünde bu yıl neden böyle bir gerilim ortaya çıktı? 

Öncelikle genel Türkiye gündemi ve okul içinde aslında rektörlük ve çeşitli çeteler tarafından ODTÜ’nün kampüs ruhuna, politik olarak ODTÜ’nün devrimci tarihine ve kültürüne yapılan saldırılardan biraz bahsetmek gerekiyor. Özellikle Verşan Kök sonrası atanan Yozgatlıgil ile beraber şunu çok net görüyoruz ki rektörlük kendisine belli okların yöneltilmesini istemiyor. Özellikle Verşan dönemindeki o baskı ve tahakküm ortamı Yozgatlıgil ile beraber yerini biraz daha kendisinin rıza ürettiği ve yaptığı şeylerin sanki okulun iyiliği için yapıyormuş gibi lanse ettiği bir görüntüye dönüşmüş durumda. Bunu sağlayabilmek için de öğrenci çatışmalarını kullanıyor. Yani aslında bu “neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor sorusunun bir boyutudur. Çünkü bu genel şenlik provokasyonu da bu şenlikten önce kadın duvarında yapılan provokasyonlarda, oryantasyonda yaşanan provokasyonlarda da ayrı gündemler ya da konu maddeleri söz konusu değil. 

Biliyorlar ki öğrenciler arasında karşıt fikirleri varmış gibi gösterilip devlet destekli, rektörlük destekli bir şekilde birbirleri arasında çatışırsa aslında AKP, MHP iktidarı tarafından atanmış olan kayyum Yozgatlıgil kendisini unutturuyor ve meşru bir zemin bulmuş oluyor. Dolayısıyla aslında kampüs içindeki bu tarz olaylar hem asıl hedefin olması gereken kişi olan antidemokratik bir biçimde kampüse atanmış ve kampüs kaynaklarını tamamen yeşil sermaye lehine kullanan Yozgatlıgil’den dönerek sanki bir öğrenci çatışmasıymış gibi lanse edilmiş oluyor. 

Gelelim bunların neden yaşandığına yani bunun neden provokasyon olduğuna. İlkay Akkaya devrimci bir sanatçı ve özellikle kendisinin Kızılırmak dönemlerinden de bu yana müziği çokça kez devlet ve iktidar aparatları tarafından baskılanmaya çalışılmış, yasaklanmaya çalışılmış, konserleri iptal edilmiş bir kişi. Hatta ODTÜ’ye gelmeden önce bile bu son 1 yılda yasaklanan konser miktarına bakarsanız, kendisinin röportajlarında bir yer ayarlamanın ne kadar zor olduğuna belirttiğine, sistematik bir baskıya karşı karşıya kaldığına bakarsanız bu provokasyonun da amacının bu olduğu hiç şüphe götürmeden ortaya çıkacaktır... Çünkü İlkay Akkaya’nın hedef gösterilmeye çalışılması tamamen internet üzerinden örgütlenen, reel gerçekliği olmayan kesimler ve devlet ya da işte çeşitli çeteler destekli bir şekilde gelişiyor. Şenlikten çok önce de aslında çeşitli itiraf sayfaları ya da anonim hesaplar ile İlkay Akkaya nefretinin örgütlendiğini görüyoruz hem sosyal medyada Twitter’da hem Instagram’da. Ve aslında sanki basit bir bayrak meselesiymiş gibi bir adlandırma var. Oysa burada tamamen bayrak ve milli değerler, bu oluşumlar ve çeteler tarafından kullanılan kalkan görevini görüyor. Çünkü bu provokasyonu yapanların amacı herhangi bir protesto düzenlemek değil. Keza alanda da gördüğümüz üzere, nefret sembolü haline gelmiş bozkurt işaretleri yaparak, halkçı bir sanatçıyı yuhalayarak, oradaki insanlara rahatsızlık vererek, daha sonra zaten görüntülerden de görüldüğü üzere şişe fırlatarak, el hareketi çekerek, küfürler savurarak çok net bir provokasyon girişiminde bulunmuş oluyor. 

Benim kendi düşüncem bu provokasyonun aslında iki temeli olduğu. Eğer provokasyon başarılı olurda bir itiş kakışma görüntüsü olursa, ki bunun yaşandığını görüyoruz, bunu sosyal medya üzerinden “Bak işte, aşırı gruplar milliyetçi ‘öğrencilere’ saldırıyor” gibi bir algı yaratmaya çalışmak, buradan kamuoyunu şekillendirmek ve aslında ODTÜ’nün devrimci tarihine, ODTÜ’nün sol tarihine bir darbe vurmaya çalışmak. Eğer bu şekilde gerçekleşmeseydi de yine kendileri Twitter hesaplarından “Bakın biz İlkay Akkaya’yı sahnede yuhaladık, söylettirmedik, bütün bir stadyum sanatçının inmesini istiyordu” gibi bir yalan sunarak da sanki kendileri amaca ulaşmış gibi göstermeye çalışacaklardı. Dolayısıyla aslında oraya müdahale edilmesinde de edilmemesinde de kendisinin de çıkar sağlayacak bir grubun var olduğunu söyleyebiliriz. 

*** 

ODTÜ’NÜN DEMOKRATİK YAŞAMI HEDEF ALINIYOR

İktisat öğrencisi İrem: 

Yaşananı neden bir provokasyon olarak görüyorsunuz?  

Çünkü yaşananlar ODTÜ öğrencilerinin birlikte inşa ettiği demokratik zeminleri kullanmadan gerçekleşti. Hatta tam aksine hedefe konulan bu demokratik zeminler oldu. ODTÜ öğrencileri Devrim Yürüyüşü de dahil olmak üzere yaptıkları her işi beraber planladıkları forum ve toplantılarda buluşarak planlıyor. Şenlik herkesin dahil olabileceği bir öğrenci topluluğu olan UGT eliyle organize ediliyor, toplulukların çok daha fazlası sahnesiyle standıyla şenliğin bir parçası oluyor. Yaşanan olay ise tüm bu birikim ve deneyimi yok sayarak, hedef alarak gerçekleşti. 

Fiili olarak ODTÜ öğrencilerinin düzene karşı birlikte mücadele etme birikimini hedefleyen bir eylemlilik olarak sonuçlandı. Sonrasında yaşananları paylaşan grupların siyasal pozisyonu da durumu aydınlattı. Başka provokasyonlardan tanıdığımız milliyetçi-gerici grupların hemen olaya sahip çıkarak çağrılar yapması yaşananların kimin işine yaradığını açıkça gösterdi. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Uluslararası Bahar Şenliği, ODTÜ öğrencilerinin beraber ürettiği nadir alanlardan biri. Türkiye’de başka üniversitelerde sermayesiz, sponsorsuz, öğrencilerin kendi sözümüzü söyleyebildiği böyle alanlar oldukça sınırlı. Var olanlar da baskıyla kısıtlamalarla yok edilmeye çalışılıyor. Bahar Şenliği de uzun süredir bu yasakların hedefindeydi. İki yıl önceki bu açıdan önemli bir deneyim oldu, atanmış rektörün bütün çabasına karşın ODTÜ öğrencileri kendi şenliğini kendi emeğiyle yapmıştı. Bugün de 37. sini var eden ODTÜ’nün beraber üreten, ODTÜ’nün mücadeleci kültürünün birlikte var eden toplulukların, öğrencilerin ısrarıdır. Devrim yürüyüşü de 68 kuşağından devraldığımız antiemperyalist mücadele mirasını yükselttiğimiz politik bir mücadele alanıdır. Bu savaş ve sömürü düzenine karşı taleplerimizi haykırdığımız, bu düzenin baş temsilcilerinden saray rejimine karşı sesimizi yükselttiğimiz bir yürüyüştür. 

Bu nedenle ODTÜ öğrencilerinin mücadelesinin rotasının netleşmesi açısından önemli bir alan oluyor. Antiemperyalist mücadelenin saflarında birleşmenin çağrısını yapıyor ve eşit, özgür bir geleceği kazandıracak olanın da bu saflar olduğunu yeniden hatırlatıyor.  

Bu iki gelenek de özellikle böyle bir dönemden geçerken daha çok önem kazanıyor. Saray rejiminin dört bir yanımızı kuşattığı bugünlerde nefes alabilmek adına büyütülmesi gereken alanlar oluyor.   

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Saray rejimi aslında bir süredir üniversitelerde kendi politikalarını uygulayabilmek adına baskı ve yasak atmosferini örgütlüyor. Bu tür eylemlere alan açarak üniversitelerde ayrışmayı derinleştiriyor.  

Onların karşısında söz söylenen her alan iktidarları açısından bir tehlike taşıyor. Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı, savaş politikalarına karşı bir araya geldiğimiz “Emperyalizme ve Faşizme Karşı Denizlerin Yolunda Eşitlik, Özgürlük ve Sosyalizm için ODTÜ Devrim’e Yürüyor.” şiarıyla yürüdüğümüz Devrim Yürüyüşü en büyük tehlikelerden biri. Emperyalistlerle iş birliği içinde dünyayı paylaşma kavgasının ortağı olmak isteyen saray rejimi üniversiteleri de bu politikalar etrafında şekillendiriyor. Devrim Yürüyüşü de de bu ortaklığa karşı yürüdüğümüz için iktidarın hedefinde.  

ODTÜ Bahar Şenliği de toplamda yok etmeye çalıştıkları bir alan. Öncesinde bu şenliği yasaklamaya çalıştılar, olmadı. KoçFest gibi uygulamalarla sermayeye teslim etmeye çalıştılar, olmadı. Şimdi de faşist provokasyonlarla kriminalize ederek yok etmeye çalışıyorlar. Ama bu da başarılı olmayacak. Bizler saray rejimine karşı kendi sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Bu sözü söylediğimiz alanları da saray rejimine teslim etmeyeceğiz. Yaşamımızı savaş politikalarıyla şekillendirmelerine izin vermeyeceğiz. NATO zirvesine, emperyalist savaşlara, baskı ve yasaklara karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. 

New York'ta 43. Türk Günü Yürüyüşü coşkuyla kutlandı

Türk-Amerikan toplumunun 43'üncü defa düzenlediği geleneksel yürüyüş, New York'ta Türk-Amerikan toplumunun binlerce üyesini bir araya getirdi. Geçit töreni ve sonrasındaki kutlama programı coşku dolu anlara sahne oldu.

ABD'de Türk diplomatların Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) tarafından ilk olarak 1981'de düzenlenen ve sonrasında gelenekselleşen yürüyüş ve sonrasındaki festivale, ABD'deki Türk misyonu temsilcileri, bazı bürokratlar, Türkiye'den gelen sanatçılar ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Yürüyüş kortejinde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Büyükelçi Prof. Dr. Çağrı Erhan, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Ahmet Yıldız ve Türkiye'nin New York Başkonsolosu Muhittin Ahmet Yazal başta olmak üzere, Türk Amerikan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri hazır bulundu.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ABD'DEKİ TÜRK TOPLUMUNA MESAJ

Türk-Amerikan toplumunun yanı sıra KKTC, Azerbaycan ve Türk dünyasından da yoğun katılımın olduğu etkinlikte, New York ve çevre eyaletlerden gelenler, geçit törenini izlemek için Madison Caddesi'nin kaldırımlarına sıralanırken, spordan eğitime çeşitli alanlarda faaliyet gösteren dernekler, okullar ve benzeri eğitim kuruluşları, yürüyüş esnasında protokolü selamladı.

Madison 38. Sokaktan başlayan ve 25. Sokaktaki Madison Meydanı Parkı'na kadar devam eden yürüyüşün ardından, konser alanında birçok sanatçı tarafından Türk marşları ve ezgileri seslendirilirken, bu sezonun lig şampiyonu Galatasaray başta olmak üzere diğer Türk takımlarının coşkusu da festivale renk kattı.

Yürüyüş sonrası Madison Meydanı Parkı'nda devam eden kutlamalar İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı, daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajı festival alanında izlendi.

"BU COŞKU YALNIZ BİR YÜRÜYÜŞÜN DEĞİL, SARSILMAZ BİR BİRLİK RUHUNUN İFADESİ"

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajında, Türkiye'nin uluslararası etkinliği bağlamında yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının önemine vurgu yaparak birlik beraberlik mesajı verdi.

Duran, dayanışma ruhuna vurgu yaptığı konuşmasında, "Manhattan sokaklarını kırmızı beyaza boyayan bu coşku yalnız bir yürüyüşün değil, köklü bir tarihin, güçlü bir kimliğin ve sarsılmaz bir birlik ruhunun ifadesidir." dedi.

"Türkiye bu gücünü, birlik ve beraberliğimizden almaktadır. Bu dayanışma ruhuyla üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur." diyen Duran, Türk Günü Yürüyüşü'nün "bu ortak ruhun, güçlü aidiyetin ve anlayışın en somut tezahürü" olduğunu kaydetti.

YÜRÜYÜŞ ESNASINDA TÜRKİYE'NİN TARİHİ VE TURİSTİK DEĞERLERİ DE TANITILDI

Türk Günü Yürüyüşü kapsamında, İletişim Başkanlığının organize ettiği ve New York sokaklarında dolaşan dijital kamyonlar, Türkiye’nin tarihi ve turistik yerlerini, kültürel değerlerini ve çevre vizyonunu dünya kamuoyuna aktardı.

Dijital kamyonların ekranlarında yayınlanan içeriklerde, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na üye olan, gastronomi, müzik ve el sanatları ile ön plana çıkan Afyon, Gaziantep, Hatay, Kırşehir, Bursa, Kütahya ve Şanlıurfa gibi şehirlere özgü değerler tanıtıldı.

Aynı zamanda içeriklerde Türkiye’nin küresel ölçekte yürüttüğü çevre ve sürdürülebilirlik çalışmaları da geniş yer buldu.

Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi ile Türkiye’nin çevre politikaları ve Sıfır Atık vizyonuna özgü mesajlar da ekranlarda paylaşıldı.

Öte yandan festivalde kürsüye davet edilen Washington Büyükelçisi Sedat Önal ve New York Başkonsolosu Ahmet Yazal da Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali'nin önemine vurgu yaparken, Türk Amerikan toplumunun ABD'de geldiği noktanın altını çizen değerlendirmelerde bulundu.

Daha sonra Milli Savunma Bakanlığı uhdesindeki Mehteran Birliği'nin sergilediği performans katılımcılardan büyük alkış alırken ilerleyen saatlerde misafirler, Türk sanatçıların ve folklor ekiplerinin performanslarıyla coşkulu saatler yaşadı.

ABD'de, Türk diplomatın Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla ilk olarak 1981'de düzenlenen yürüyüş, sonraki yıllarda Türk kültürünün tanıtıldığı geleneksel bir kutlamaya dönüşmüştü.

EFES-2026 Tatbikatı'ndan nefes kesen görüntü! Türkiye'nin çelik kanatları şov yaptı
Antalya'da Litvanyalı boksör tur şoförünü hastanelik etti: 'Telefonu şarja koymadın diye yumrukladı'

Celebs

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil 17.05.2026 Diken

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler, motosikletli kurye kazalarının sadece bir 'sürücü davranışı problemi' olmadığını, yapısal bir mesleki ve kentsel güvenlik sorunu olduğunu söyledi.

The post Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil appeared first on #site_linkat 17.05.2026 .

2 bin rakımda yetişiyor, kilosu 2 bin liradan satılıyor

Erzincan’da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi
Türk savunma sanayiinin yerli ve milli hamleleri EFES-2026 Tatbikatı’na damga vurdu. HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı Barkan 3, ilk kez geniş katılımlı bir tatbikatta sahaya...Devamı için tıklayınız

Bayrağa değil özgür üniversite fikrine saldırı

BirGün Okur İnisiyatifi  - ODTÜ

ODTÜ’de iki hafta önce 37.si düzenlenen Uluslararası Bahar Şenliği, bu yıl etkinliklerle ve konserlerle değil, bayrak üzerine tartışmalarla gündeme geldi. 

Şenliğin ilk günü gerçekleşen Devrim Yürüyüşünde sahnede olan İlkay Akkaya’nın, haftalar önce organize olan bir grup tarafından yuhalanması, grubun bozkurt işaretleri yaparak sahneye şişe fırlatması, tepki geleceğini bildikleri için de bayrak açıp tüm saldırılarını bu bayrağın altında gerçekleştirmesi, olayı ODTÜ’nün iç meselesi olmaktan çıkardı. 

Sosyal medyada iktidara yakın kesimlerin desteğiyle hızla yayılan “ODTÜ’de bayrağa saldırı” yalanı üzerinden gerçekleştirilen linç girişimi, bir gün sonra okulda bayrak yürüyüşü adı altında ülkücülerin organize ettiği mitinge ve öğrencilerin evlerine yönelik gece baskınlarına evrildi. 

An itibariyle 6 öğrenci tutuklanırken, Zafer Partisi ile ilişkili İstiklal Kadın Hareketi, gözaltıları gerçekleşmeden önce duyurarak aslında provokasyonun iktidar eliyle gerçekleştiğini de itiraf etmiş oldu. Şenlikten sonraki gün gerçekleşen yürüyüşe ODTÜ Rektörlüğünün gayri resmi onayıyla dışarıdan ülkü ocaklarıyla ilişkili yüzlerce insan sokuldu, farklı üniversitelerin ülkü ocakları Devrim’de adeta “miting” yaptı. Dışarıdan gelen ülkücü-Türkçü grupların üyeleri, ODTÜ öğrencilerine ve şenliği düzenleyen Uluslararası Gençlik Topluluğu üyelerine saldırıda ve tacizde bulundu. Öğrenciler ve Eğitim-Sen ile görüşmelerinde bayrağa saldırı olmadığını itiraf eden kayyum rektörlük, üniversitenin değil kavganın bir tarafı görüntüsü vererek, üniversitenin resmi sosyal medya kanallarında paylaşılan şenlik videosunda siyah beyaz kavga görüntülerine ve dışarıdan düzenlenen bayrak mitingi görüntülerine yer verdi. 

ODTÜ’de organize edilen provokasyonun perde arkasını, şenlik ve devrim yürüyüşünün üniversite ve öğrenciler açısından önemini, farklı topluluk ve bölümlerden öğrencilerle konuştuk. 

*** 

“ŞENLİK ODTÜ’NÜN ODTÜ ÖĞRENCİLERİN”

ODTÜ Şenliğini organize eden komiteden Can:  

Şenliğin ikinci gününde neler yaşandı? 

Şenliğin ikinci gününde okulda bayrak yürüyüşü olacağını paylaşan hesapları da incelemek gerekiyor. En son 6 Şubat depreminde paylaşım yapmış, ondan önce milli bayramlar ve yine bir önceki şenlikte Nur Sürer’e protesto çağrısı için paylaşımda bulunmuş. Milliyetçi bir hesap gibi görünmesine rağmen pasif duran, tepki için açılmış bir hesaptan bu bayrak yürüyüşü çağrısı yapıldı. Yürüyüşün yapıldığı ikinci gün hem A1 Kapısına milliyetçi gruplar çağrı yapmıştı. Eğitim-Sen ve diğer öğrenci temsilcileriyle birlikte rektörlük genel sekreteriyle konuya dair yaptığımız görüşmede bize -Eğitim-Sen açıklamasında belirtildiği gibi- engellemeye çalışacaklarını ancak büyük bir arazi olduğunu belirtip “telden girseler ne yapabiliriz” dediler. Nitekim dışarıdan çok fazla insan girdi, üyelerimize, ayrı ayrı 3 kadına sözlü şekilde tacizde bulundular, cinsiyetçi küfürlerde bulundular. Bir de UGT’li olduğunu sandıkları bir kadına fiziksel bir tacizde bulunuyorlar, kadın “UGT’li değilim” deyince “Pardon bilmiyorduk” diyorlar. Bu olayların bayrak yürüyüşü sonrası stadyumda olan ve ODTÜ’lü olmadığını tahmin ettiğimiz kişilerce gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. 

Yine bu bayrak yürüyüşünün olduğu gün, içlerindeki megafonlulardan birisi bariyerlerden atlayıp bizim bir arkadaşımızı iterek hakaret etti, “İstiklal marşı açacaksınız” dedi. Bu tutumu hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz bu talebi yolu bu değildi, üstelik okul güvenliği de bu kişiye herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bu şahıs 25 dakika boyunca orada durdu, ona bize emir veremeyeceğini söyledik. Konser başladıktan sonra da Güvenlikler öğrenci kimliklerini isteyince çıkaramayan, dolayısıyla ODTÜ öğrencisi olmadığını tescillediğimiz, elinde bozkurt bayrakları olan bir ekip topluluk üyelerimize hakaret etmeye başladı, güvenlik yine bu kişilere müdahale etmedi. Güvenlikten onları uzaklaştırmamızı istememize rağmen bu yapılmadı, sahnenin arkasından önüne geçip bu kez de bir kadını taciz ettiler. Bunun üzerine öğrencilerin tepkisiyle bu ekiple bir kavga başladı. Güvenlik tüm taleplere rağmen bu kişileri uzaklaştırmadığı için kısa süreli de olsa kavga fiziksel bir boyuta evrildi. En başından itibaren taciz ve cinsiyetçi küfürlerle bu dışarıdan gelenlerin başlattığı bir kavgaydı. Güvenlik uzaklaştırır gibi yapsa da ekipten bir kişi olaydan sonra da bir pankartın önünde nöbet tutmaya devam etti. 

Olayın ardından sahnede bir açıklama yaparak uğradığımız tacizleri öğrencilerle paylaştığımızda yuhalandık. Bu bile provokasyonun ne kadar başarılı olduğunun kanıtıdır.  

SPONSORSUZ YAPILMASI BİR DURUŞ

Devrim Yürüyüşünün ve Bahar Şenliği’nin ODTÜ tarihi ve değeri açısından önemi nedir? 

ODTÜ Bahar Şenliği 1987’de UGT’nin inisiyatifi ile yapılan bir etkinlik, bunu okulun tüm topluluklarıyla birlikte yapıyor. Caz Topluluğunun, Müzik Topluluğunun, Radyo Topluluğunun sahnesi var, Devrim Sahnesini UGT düzenliyor. Bahar Şenliğinde panayır alanında tüm topluluklar etkinlik yapıyor, uluslararası öğrencilerin etkinliklerini düzenlediği bir alan var. Aslında okulun tüm toplulukları olarak bu şenliği düzenliyoruz ve Devrim Sahnesiyle de bu şenlik günleri sonlanıyor. Son dönemde tüketim kültürü sebebiyle sadece Devrim Sahnesine odaklanılıyor ama bizim çabamız şenliğin gerisini de büyütmek üzere. Devrim okulun içindeki bir stadyum ve sadece o yazıdan ibaret değil, arkasında bir kültür ve gelenek var. Bizim de amacımız bu geleneği ve kültürü yaşatabilmek. Zaten geçmişte de hiçbir okulda şenlik yasaklanmazken bizim şenliğimizin yasaklanma sebebi de bu. Devrim’in yaşattığı kültüre yapılan bir saldırı bu. Topluluk olarak geçmişte de bu yasaklama girişimleriyle karşılaştık ancak gerek eylemlerle geri adım attırdık, gerek kaçak bir şekilde düzenledik. Şenlik dolayısıyla okulun tüm öğrencilerinin birleşebildiği bir direniş alanı. Bu yüzden en sevdiğimiz sloganlardan biri “Şenlik ODTÜ’nün, ODTÜ bizimdir”.  

ODTÜ kültüründe 37 kez yapılan bu şenliğin ne afişlerinde ne de sahnesinde hiçbir zaman sponsor olmadı ve olmayacak da. Çünkü stadyumun kültürü de bunu reddediyor. Herhangi bir sermaye grubunun, zenginlerin, burjuvaziye katkı sunan herhangi bir sembolün Devrime giremeyeceğini işaret ediyor. Öğrenci emeğiyle, yemek alanlarından bulunan bütçelerle yapılan, gelen sanatçıların da fedakarlıkta bulunduğu bir şenlik. Şenliğin kültüründe de eğer sanatçıların sağlık sorunu yoksa Devrim’de çim alandan birkaç güvenlik ve öğrenci çemberiyle Devrim sahnesine yürütüldüğü bir biçimde ilerliyor. Bunun da bir anlamı var; hiçbir sanatçı, hiçbir ünlü öğrenciden büyük değil, hepsi öğrencilerle bu kadar yakın olabilir. Şenliğimizin böyle bir kültürü var ancak son yıllarda bu kültür Devrim Yürüyüşü üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Sanki Devrim Yürüyüşü şenliğin bir parçası değilmiş, her sene denk gelen bir şeymiş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Devrim Yürüyüşü sebebiyle şenliğin yasaklanmaya çalışıldığı yıllar da var. ODTÜ tarihi açısından bu yürüyüşün kıymeti de tam buradan geliyor. ODTÜ öğrencilerinin örgütlü olsun olmasın sözünü söyleyebildiği, en önde mutlaka ‘ODTÜ Devrime Yürüyor’ pankartının olduğu bir yürüyüş. Bu sadece stada yürümeyi değil ODTÜ öğrencisinin devrime inancını sembolize ediyor. O gün sahnedeki sanatçı da bu yürüyüşü öğrenciler stadyuma geldiğinde kutluyor. Tüm saldırılara rağmen de hala kalabalık şekilde gerçekleşmeye devam eden bir geleneğimiz. Yalnızca stada yürümekle bitmiyor, çimlere mumlarla devrim yazılıyor. Bu yazı 68 kuşağının yazıp bıraktığı bir yazı değil, silindi yeniden yazıldı. Biz de her yıl çimlere yeniden yazıyoruz çünkü öğrencinin, okulun karakterini bu yansıtıyor. Her zaman da şenliğin içerisinde oldu. 37 kez şenlik yapıldıysa 37 kez de bu yürüyüş yapıldı. 70. Yılını kutlayan okulun en büyük kültürü şenlik ve yürüyüş. 

TÜM MÜCADELELERİN ORTAK ZEMİNİ

Bu şenlik ve yürüyüş ne zorluklarla ve ne niyetle yapılıyor? 

Biz komite olarak 10 kişi ile bu süreci yürütüyoruz ama tek başımıza kalmıyoruz, sıra arkadaşlarımızın yardımlarıyla örüyoruz. Dolayısıyla işin koordinasyon kısmıyla ilgileniyoruz daha çok. Destek konusunda da öğrenciler hiçbir zaman sırtını dönmüyor bize, esas yapılmaya çalışılan da bu, bizi diğer öğrencilerle karşı karşıya getirebilmek. Oysa şenlikler ODTÜ’nün bir olduğunu gösterebilmek için var. Şenlik tüm öğrencilerin davet edildiği, saatler süren bir forumla tartışılıyor. Ardından tüm topluluklar, okulun tüm siyasi toplulukları şenliğin örgütlenme sürecine dahil oluyor, pankartlarımızı hep birlikte boyuyoruz, dövizlerimizi beraber yazıyoruz. Queer mücadeleden NATO karşıtlığına tüm sözlerin bir alan bulabileceği şekilde yürütüyoruz. Devrim Yürüyüşü geçmişte jandarma ablukasına karşı bile gerçekleşebilmiş bir yürüyüş. Hiçbir zaman ODTÜ öğrencileri pes etmediği için bu gelenek sürüyor, dışarıdan ODTÜ’de yaşam ve siyaset çok rahat gözüküyor ama arkasında ciddi bir direniş birikimi ve geleneği var. Seneye de çeşitli zorluklar ve yasaklamalarla karşı karşıya olacağız ve yine bunlara karşı direnerek geri adım attıracağız.  

Okul öğrencileri neden farklı yöntemlerle birbirlerine düşürülmeye çalışılıyor? 

Bunun sebebi, ODTÜ öğrencileri yıllarca bir arada kalabilmiş bir toplam. En çok zıtlaştığı dönemde, 2014’te şenlik yasaklandığında 10 gün rektörlük önünde yatıp 10 bin kişi eylem yaptı. 19 Mart’ta kendi arasındaki tüm gerilimlere rağmen bir arada olarak o sürecin en kalabalık eylemlerini gerçekleştirdi. Bu eylemlerin ardından gerçekleşen Şenlikte geçtiğimiz yıl Devrim Yürüyüşü yine çok kalabalıktı, tüm bölüm temsilcilikleri oradaydı. Her durumda birleşen bu toplamı birbirine düşürebilmek için özel bir çaba gerekiyordu. Bahsettiğimiz hesaplar, provokasyonlarla alttan alta işlenen bir durum. Öğrencileri birbirine sokabilecek en ufak ihtimalde bunun üzerine gidiliyor. Yine de ODTÜ öğrencilerini kaybedeceğimizi düşünmüyoruz, bu birliği sürdürebileceğimizi düşünüyoruz. Bu yıl Esra Işık’ın mektubu sahneden okundu, öğrencilere mesajını verdi. Geçen sene Boğaziçi Üniversitesinde tutuklanan 3 sıra arkadaşımızın mektubunu okumuştuk. Yalnızca ODTÜ öğrencilerini değil, tüm ülkenin gençlerini birleştirme imkanı oluyor ve rahatsız olunan şey de bu. ODTÜ bahar şenliği yalnızca ODTÜ sınırlarında kalan bir şey değil, ülkenin tüm dertlerini, direnişlerini temsil eden bir alan. Bunun önüne geçebilmenin en iyi yolu da şenlikteki birliği bölebilmek. Geçtiğimiz yıllar da bu tarz yürüyüşler denendi, Nur Sürer protesto edilmeye çalışıldı. Ama önüne geçildi. Şenlik de bu biçimiyle gelecek senelerde de sürmeye devam edecek. Dertleri böyle bir bölünme yaratarak ülkenin asıl dertlerini görünmez kılabilmek. ODTÜ öğrencileri birbirine düşmüşken asıl başımıza gelenler gündemden çıkıyor, NATO gündeminden uzaklaşıldı. Geçtiğimiz yıllarda da bu tür çabalar kayyum rektörü hedeften almak için yapılırdı. Örneğin Verşan Kök döneminde yemekhane çok zamlanmıştı, öğrenciler kendi aralarındaki gerilime ara verip kitlesel bir eylemle bu zammı kaldırmıştı. ODTÜ kimliğini silmek için özelleştirmeler dahil birçok iş yapılıyor, yasaklar konuluyor. Öğrencileri birbirine düşürerek tüm bunların sessiz sedasız gerçekleştirilebileceği düşünülüyor, biz buna hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz, yine ODTÜ şenliğini tüm öğrencilerle, bileşenlerle gerçekleştireceğiz, Devrim Yürüyüşü yine tribündeki herkesin katılmak istediği şekilde bitecek. 

*** 

DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ 68 RUHUNDA BİRLEŞMEKTİR

ODTÜ Medya Topluluğundan Rasim, Ayşe ve Hüseyin:

Yaşananları neden bir provokasyon olarak niteliyorsunuz? 

Rasim: Halihazırda devrim stadyumunda ve öncesindeki devrim yürüyüşünde bulunan bayraklar konusunda herhangi bir müdahale, tepki veya karşılık olmamasına rağmen yaşanan olayın “saldırı” olarak adlandırılmasından da anlaşılabileceği üzere asıl yaşananın herhangi bir şekilde bayrakla ilgisi yoktu. Konser anında çıkan sanatçılara karşı verilen negatif tepkiler ve sahneye doğru şişeler fırlatılmasının ardından gelen tepkiye karşı bayrağın arkasına geçilip olayı “bayrağa saldırı” olarak adlandırmak olayın provokasyon amaçlı gerçekleştiğini kanıtlar niteliktedir. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Ayşe: 1968 senesinde Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alparslan Özdoğan, Mustafa Yalçıner, Mete Ertekin ve arkadaşlarının bir gece yazdıkları DEVRİM yazısı ile ortaya çıkan Devrim Stadyumu, ODTÜ Bahar Şenliği’ne ve geleneksel olarak yapılan Devrim Yürüyüşünün son noktası olmakta. MM binasından DKSK’nın inişinin izlenmesinin ardından Fizik Çimlerinde buluşan öğrenciler için Devrim Yürüyüşü 68 kuşağını anarken aynı zamanda taleplerini de ilettikleri, başladıkları Devrim Yürüyüşünde başkaldırarak, koşarak pankartlarıyla okulu dolaşıp Devrim’e girdikleri bir yürüyüştür.  

Yürüyüşün ardından öğrenciler mumlarla çimlere DEVRİM yazarlar ve devrim yürüyüşünün saati havanın kararışıyla yazının gözükmesini sağlar. Aslında devrim yazısının mumlarla çimlerde yazılması 1993 yılında Bahar Şenliği’ne gelen Cem Karaca döneminde ortaya çıkmış. Öncesinde tribünlerde DEVRİM yazısı üzerinde oturanlara mumlar verilecekken bunun tespitinin zorluğundan dolayı çimlerde yapılmış.  

Devrim Yürüyüşü de ODTÜ Bahar Şenliği de yıllardır öğrencilerin taleplerinin, emeklerinin 68’in ruhuyla birleştiği bir yer aslında. Mücadele alanımızın eğlenceyle birleştiği, birlikte devam ettirmemiz gerekilen geleneklerimiz. 

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Hüseyin: ODTÜ Şenliği diğer üniversite şenliklerinden epey farklı bir şenlik. Bu şenliğin herhangi bir sponsoru yok. Dolayısıyla kayyum rektörlük bunu kırmaya çalışıyor ve kırmak için de bu gibi provokasyonları kullanıyor. Bu provokasyonlara ise Türk bayrağı gibi milli değerleri alet ediyor ve öğrencileri birbirine düşman ediyor. Rektörlüğün ODTÜ resmi hesabından paylaştığı şenlik görüntüleri de buna en net kanıt. Sonunda umduğu şey de sermayenin düzenlediği, şenliğe ücretle girilebildiği, her öğrencinin ulaşamadığı bir düzen.  

Biz öğrenciler olarak 2024 yılında kayyum yönetim şenliğe izin vermediğinde 10 gün boyunca rektörlük önünde nöbet tutmuştuk, şenliği de hep birlikte öğrenci emeğiyle örmüştük. Tıpkı bugün de olduğu gibi. Tüm sıra arkadaşlarımızın bunu hatırlamasını, şenliğin öğrenciler için öğrenciler tarafından düzenlendiğini unutmaması gerektiğini düşünüyoruz. 

*** 

ODTÜ’NÜN TARİHİ ÖĞRENCİLERİN DİRENİŞ TARİHİ

Sosyoloji Topluluğundan Hayat ve Mehmet: 

ODTÜ’de yaşananları neden provokasyon olarak değerlendiriyorsunuz? 

Mehmet: Şenlikten iki hafta önce ODTÜ sosyal medyasında İlkay Akkaya hedef gösterilmeye başlandı. Fotoğrafını paylaşıp konseri protesto etme çağrıları yapıldı. Bozkurt hareketi yapıp ardından şişe atarak kavga çıkardılar. Fakat yaşananları videoya çektiğiniz zaman ortadaki görüntü bir bayrak etrafında kavga var, demek ki bayrağa saldırılıyor şeklinde oluyor. Bunu yapmak zor bir şey de değil, geçmişte yapılmamış da değil. ODTÜ’de bir sorun olduğunda bunun çözümü için uğraşan insanlar genelde, o gün bayrağa saldırıldı diye hedef gösterilen solcular. Fakat konu eğlenmeye geldiği zaman söz hakkı hissedenler bu şenliğe hiç emek vermeyenler oluyor. 

Hayat: İlk ve ikinci gün olanlara dair, videolarda görünmeyen, yalnızca bayrağa saldırdılar propagandasının arkasında yuhalamalar, bozkurt hareketleri, yapılan çağrılar, hatta gruplarda “Eğlencenin ikinci planda kalacağı bir gün olacak” denilen ses kaydının paylaşılmasına kadar tüm bunlar planlıydı. Akkaya’nın şenliğe çağrılmasına kurulmuşlardı. Yaşananlar bunun sonucudur. 

Mehmet: Videolarda da görülebilir, Türk bayraklı çok fazla insan vardı, kimileri herkesle Çav Bella söylüyordu, bayrağa değil saldırgan gruba müdahale edildiğini görmek zor değil. 

Devrim Yürüyüşünün ODTÜ tarihindeki anlamı nedir? 

Mehmet: ODTÜ’nün tarihi bir okul tarihi olmaktan öte bir direniş tarihi. Bu direniş kültüründe, bu topraklarda adı kalmış birçok devrimcinin anısına yapılmış bir yürüyüş ve onların kazanımlarını koruduğumuzu sembolize ettiğimiz bir yürüyüş. Birçok kazanımımız bize bu tarihten kaldı ve bunu savunmamız gerekiyor. Hem bu kültürü korumak hem de devrim yürüyüşünün başlangıcında bu ülkeden geçmiş devrimcilerin ismi anıldığında “Yaşıyor” diye bağırmak bile tek başına önemli, şu anda elimizden gelen buysa bunu devam ettirmek zorundayız. 

Hayat: Şenlik de öğrencilerin kazanımlarının bir parçası. Türkiye’deki nadir örneklerden biridir sermayesiz yapılan bir şenlik. Kayyumlara, iktidar politikalarına rağmen, kampüslerin içini siyasetten arındırma çabalarına rağmen öğrenci inisiyatifiyle, kendimizce bir şeyler yapabilmemizin bir çıktısı ve sembolü. Okuldaki öğrencilerin de bir kısmı bunun farkındalığına pek sahip değil. Bunu da hatırlamakta fayda var, kampüste sürdürülen politikalara rağmen bu şenliği öğrenci kararıyla ve iradesiyle yapabiliyorsak bu çok önemli, şenliğin kendisi de devrim yürüyüşü de bunu ifade ediyor. 

Öğrencileri bayrağa saldırmakla suçlayan kimileri ise geçmişte şenlik için direnenler arasındaydı? 

Mehmet: Dışarıdan gören insanlar durumu kutsallarına saldırı olarak yorumladı ki medyada verildiği haliyle böyle algılanılması doğal. Burada düşünülmesi gereken şey, ODTÜ içerisindeki insanlar durumu nasıl algılıyor? Yaşananların bizde kaydının olmaması, provokasyon engellenirken yapılanların görülmemesi, daha doğrusu provokatörlerin bunları yayınlamaması sonuçta doğal. Bu yüzden böyle bir refleks gerçekleştirilmesi beklenmedik değil. Bu anlamda amacına ulaşmış da oluyor. 

Hayat: UGT’nin bu olaylardan dolayı tepki görmesi, şenliğin başka topluluğa ya da direkt rektörlüğe verilmesi talebi bahsettiğimiz hafızanın korunamamasının sonucu. Biz şenliğin ne olduğunu düşünüyoruz, rektörlük bizim şenliğimiz hakkında ne kadar söz sahibi ki UGT’den alıp başkasına verecek? Şenlik rektörlüğün öyle alıp dağıtabileceği bir şey değil, öğrencilerin ürettiği bir şenlik olduğu için özel. 

Okul öğrencileri neden bu şekilde birbirine düşürülmeye çalışılıyor? 

Hayat: Kampüslerdeki siyasi ortamın altını oymak, öğrenci dayanışmasını zedelemek amaçlanıyor, bunların farkındayız. Öğrenciliğin kendiliğinden getirdiği politikliği ortadan kaldırmak, unutturmak isteniliyor. 

Mehmet: Burası Ankara siyaseti açısından sembolik bir yer, saldırılmak istenmesi gayet normal ve bu tarih boyunca da farklı biçimlerde oldu. 

*** 

KAVGANIN GALİBİ KAYYUM REKTÖRLÜK OLUYOR

ODTÜ Sosyoloji bölümü öğrencisi Doğa: 

ODTÜ Devrim Yürüyüşünde bu yıl neden böyle bir gerilim ortaya çıktı? 

Öncelikle genel Türkiye gündemi ve okul içinde aslında rektörlük ve çeşitli çeteler tarafından ODTÜ’nün kampüs ruhuna, politik olarak ODTÜ’nün devrimci tarihine ve kültürüne yapılan saldırılardan biraz bahsetmek gerekiyor. Özellikle Verşan Kök sonrası atanan Yozgatlıgil ile beraber şunu çok net görüyoruz ki rektörlük kendisine belli okların yöneltilmesini istemiyor. Özellikle Verşan dönemindeki o baskı ve tahakküm ortamı Yozgatlıgil ile beraber yerini biraz daha kendisinin rıza ürettiği ve yaptığı şeylerin sanki okulun iyiliği için yapıyormuş gibi lanse ettiği bir görüntüye dönüşmüş durumda. Bunu sağlayabilmek için de öğrenci çatışmalarını kullanıyor. Yani aslında bu “neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor sorusunun bir boyutudur. Çünkü bu genel şenlik provokasyonu da bu şenlikten önce kadın duvarında yapılan provokasyonlarda, oryantasyonda yaşanan provokasyonlarda da ayrı gündemler ya da konu maddeleri söz konusu değil. 

Biliyorlar ki öğrenciler arasında karşıt fikirleri varmış gibi gösterilip devlet destekli, rektörlük destekli bir şekilde birbirleri arasında çatışırsa aslında AKP, MHP iktidarı tarafından atanmış olan kayyum Yozgatlıgil kendisini unutturuyor ve meşru bir zemin bulmuş oluyor. Dolayısıyla aslında kampüs içindeki bu tarz olaylar hem asıl hedefin olması gereken kişi olan antidemokratik bir biçimde kampüse atanmış ve kampüs kaynaklarını tamamen yeşil sermaye lehine kullanan Yozgatlıgil’den dönerek sanki bir öğrenci çatışmasıymış gibi lanse edilmiş oluyor. 

Gelelim bunların neden yaşandığına yani bunun neden provokasyon olduğuna. İlkay Akkaya devrimci bir sanatçı ve özellikle kendisinin Kızılırmak dönemlerinden de bu yana müziği çokça kez devlet ve iktidar aparatları tarafından baskılanmaya çalışılmış, yasaklanmaya çalışılmış, konserleri iptal edilmiş bir kişi. Hatta ODTÜ’ye gelmeden önce bile bu son 1 yılda yasaklanan konser miktarına bakarsanız, kendisinin röportajlarında bir yer ayarlamanın ne kadar zor olduğuna belirttiğine, sistematik bir baskıya karşı karşıya kaldığına bakarsanız bu provokasyonun da amacının bu olduğu hiç şüphe götürmeden ortaya çıkacaktır... Çünkü İlkay Akkaya’nın hedef gösterilmeye çalışılması tamamen internet üzerinden örgütlenen, reel gerçekliği olmayan kesimler ve devlet ya da işte çeşitli çeteler destekli bir şekilde gelişiyor. Şenlikten çok önce de aslında çeşitli itiraf sayfaları ya da anonim hesaplar ile İlkay Akkaya nefretinin örgütlendiğini görüyoruz hem sosyal medyada Twitter’da hem Instagram’da. Ve aslında sanki basit bir bayrak meselesiymiş gibi bir adlandırma var. Oysa burada tamamen bayrak ve milli değerler, bu oluşumlar ve çeteler tarafından kullanılan kalkan görevini görüyor. Çünkü bu provokasyonu yapanların amacı herhangi bir protesto düzenlemek değil. Keza alanda da gördüğümüz üzere, nefret sembolü haline gelmiş bozkurt işaretleri yaparak, halkçı bir sanatçıyı yuhalayarak, oradaki insanlara rahatsızlık vererek, daha sonra zaten görüntülerden de görüldüğü üzere şişe fırlatarak, el hareketi çekerek, küfürler savurarak çok net bir provokasyon girişiminde bulunmuş oluyor. 

Benim kendi düşüncem bu provokasyonun aslında iki temeli olduğu. Eğer provokasyon başarılı olurda bir itiş kakışma görüntüsü olursa, ki bunun yaşandığını görüyoruz, bunu sosyal medya üzerinden “Bak işte, aşırı gruplar milliyetçi ‘öğrencilere’ saldırıyor” gibi bir algı yaratmaya çalışmak, buradan kamuoyunu şekillendirmek ve aslında ODTÜ’nün devrimci tarihine, ODTÜ’nün sol tarihine bir darbe vurmaya çalışmak. Eğer bu şekilde gerçekleşmeseydi de yine kendileri Twitter hesaplarından “Bakın biz İlkay Akkaya’yı sahnede yuhaladık, söylettirmedik, bütün bir stadyum sanatçının inmesini istiyordu” gibi bir yalan sunarak da sanki kendileri amaca ulaşmış gibi göstermeye çalışacaklardı. Dolayısıyla aslında oraya müdahale edilmesinde de edilmemesinde de kendisinin de çıkar sağlayacak bir grubun var olduğunu söyleyebiliriz. 

*** 

ODTÜ’NÜN DEMOKRATİK YAŞAMI HEDEF ALINIYOR

İktisat öğrencisi İrem: 

Yaşananı neden bir provokasyon olarak görüyorsunuz?  

Çünkü yaşananlar ODTÜ öğrencilerinin birlikte inşa ettiği demokratik zeminleri kullanmadan gerçekleşti. Hatta tam aksine hedefe konulan bu demokratik zeminler oldu. ODTÜ öğrencileri Devrim Yürüyüşü de dahil olmak üzere yaptıkları her işi beraber planladıkları forum ve toplantılarda buluşarak planlıyor. Şenlik herkesin dahil olabileceği bir öğrenci topluluğu olan UGT eliyle organize ediliyor, toplulukların çok daha fazlası sahnesiyle standıyla şenliğin bir parçası oluyor. Yaşanan olay ise tüm bu birikim ve deneyimi yok sayarak, hedef alarak gerçekleşti. 

Fiili olarak ODTÜ öğrencilerinin düzene karşı birlikte mücadele etme birikimini hedefleyen bir eylemlilik olarak sonuçlandı. Sonrasında yaşananları paylaşan grupların siyasal pozisyonu da durumu aydınlattı. Başka provokasyonlardan tanıdığımız milliyetçi-gerici grupların hemen olaya sahip çıkarak çağrılar yapması yaşananların kimin işine yaradığını açıkça gösterdi. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Uluslararası Bahar Şenliği, ODTÜ öğrencilerinin beraber ürettiği nadir alanlardan biri. Türkiye’de başka üniversitelerde sermayesiz, sponsorsuz, öğrencilerin kendi sözümüzü söyleyebildiği böyle alanlar oldukça sınırlı. Var olanlar da baskıyla kısıtlamalarla yok edilmeye çalışılıyor. Bahar Şenliği de uzun süredir bu yasakların hedefindeydi. İki yıl önceki bu açıdan önemli bir deneyim oldu, atanmış rektörün bütün çabasına karşın ODTÜ öğrencileri kendi şenliğini kendi emeğiyle yapmıştı. Bugün de 37. sini var eden ODTÜ’nün beraber üreten, ODTÜ’nün mücadeleci kültürünün birlikte var eden toplulukların, öğrencilerin ısrarıdır. Devrim yürüyüşü de 68 kuşağından devraldığımız antiemperyalist mücadele mirasını yükselttiğimiz politik bir mücadele alanıdır. Bu savaş ve sömürü düzenine karşı taleplerimizi haykırdığımız, bu düzenin baş temsilcilerinden saray rejimine karşı sesimizi yükselttiğimiz bir yürüyüştür. 

Bu nedenle ODTÜ öğrencilerinin mücadelesinin rotasının netleşmesi açısından önemli bir alan oluyor. Antiemperyalist mücadelenin saflarında birleşmenin çağrısını yapıyor ve eşit, özgür bir geleceği kazandıracak olanın da bu saflar olduğunu yeniden hatırlatıyor.  

Bu iki gelenek de özellikle böyle bir dönemden geçerken daha çok önem kazanıyor. Saray rejiminin dört bir yanımızı kuşattığı bugünlerde nefes alabilmek adına büyütülmesi gereken alanlar oluyor.   

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Saray rejimi aslında bir süredir üniversitelerde kendi politikalarını uygulayabilmek adına baskı ve yasak atmosferini örgütlüyor. Bu tür eylemlere alan açarak üniversitelerde ayrışmayı derinleştiriyor.  

Onların karşısında söz söylenen her alan iktidarları açısından bir tehlike taşıyor. Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı, savaş politikalarına karşı bir araya geldiğimiz “Emperyalizme ve Faşizme Karşı Denizlerin Yolunda Eşitlik, Özgürlük ve Sosyalizm için ODTÜ Devrim’e Yürüyor.” şiarıyla yürüdüğümüz Devrim Yürüyüşü en büyük tehlikelerden biri. Emperyalistlerle iş birliği içinde dünyayı paylaşma kavgasının ortağı olmak isteyen saray rejimi üniversiteleri de bu politikalar etrafında şekillendiriyor. Devrim Yürüyüşü de de bu ortaklığa karşı yürüdüğümüz için iktidarın hedefinde.  

ODTÜ Bahar Şenliği de toplamda yok etmeye çalıştıkları bir alan. Öncesinde bu şenliği yasaklamaya çalıştılar, olmadı. KoçFest gibi uygulamalarla sermayeye teslim etmeye çalıştılar, olmadı. Şimdi de faşist provokasyonlarla kriminalize ederek yok etmeye çalışıyorlar. Ama bu da başarılı olmayacak. Bizler saray rejimine karşı kendi sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Bu sözü söylediğimiz alanları da saray rejimine teslim etmeyeceğiz. Yaşamımızı savaş politikalarıyla şekillendirmelerine izin vermeyeceğiz. NATO zirvesine, emperyalist savaşlara, baskı ve yasaklara karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. 

New York'ta 43. Türk Günü Yürüyüşü coşkuyla kutlandı

Türk-Amerikan toplumunun 43'üncü defa düzenlediği geleneksel yürüyüş, New York'ta Türk-Amerikan toplumunun binlerce üyesini bir araya getirdi. Geçit töreni ve sonrasındaki kutlama programı coşku dolu anlara sahne oldu.

ABD'de Türk diplomatların Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) tarafından ilk olarak 1981'de düzenlenen ve sonrasında gelenekselleşen yürüyüş ve sonrasındaki festivale, ABD'deki Türk misyonu temsilcileri, bazı bürokratlar, Türkiye'den gelen sanatçılar ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Yürüyüş kortejinde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Büyükelçi Prof. Dr. Çağrı Erhan, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Ahmet Yıldız ve Türkiye'nin New York Başkonsolosu Muhittin Ahmet Yazal başta olmak üzere, Türk Amerikan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri hazır bulundu.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ABD'DEKİ TÜRK TOPLUMUNA MESAJ

Türk-Amerikan toplumunun yanı sıra KKTC, Azerbaycan ve Türk dünyasından da yoğun katılımın olduğu etkinlikte, New York ve çevre eyaletlerden gelenler, geçit törenini izlemek için Madison Caddesi'nin kaldırımlarına sıralanırken, spordan eğitime çeşitli alanlarda faaliyet gösteren dernekler, okullar ve benzeri eğitim kuruluşları, yürüyüş esnasında protokolü selamladı.

Madison 38. Sokaktan başlayan ve 25. Sokaktaki Madison Meydanı Parkı'na kadar devam eden yürüyüşün ardından, konser alanında birçok sanatçı tarafından Türk marşları ve ezgileri seslendirilirken, bu sezonun lig şampiyonu Galatasaray başta olmak üzere diğer Türk takımlarının coşkusu da festivale renk kattı.

Yürüyüş sonrası Madison Meydanı Parkı'nda devam eden kutlamalar İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı, daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajı festival alanında izlendi.

"BU COŞKU YALNIZ BİR YÜRÜYÜŞÜN DEĞİL, SARSILMAZ BİR BİRLİK RUHUNUN İFADESİ"

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajında, Türkiye'nin uluslararası etkinliği bağlamında yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının önemine vurgu yaparak birlik beraberlik mesajı verdi.

Duran, dayanışma ruhuna vurgu yaptığı konuşmasında, "Manhattan sokaklarını kırmızı beyaza boyayan bu coşku yalnız bir yürüyüşün değil, köklü bir tarihin, güçlü bir kimliğin ve sarsılmaz bir birlik ruhunun ifadesidir." dedi.

"Türkiye bu gücünü, birlik ve beraberliğimizden almaktadır. Bu dayanışma ruhuyla üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur." diyen Duran, Türk Günü Yürüyüşü'nün "bu ortak ruhun, güçlü aidiyetin ve anlayışın en somut tezahürü" olduğunu kaydetti.

YÜRÜYÜŞ ESNASINDA TÜRKİYE'NİN TARİHİ VE TURİSTİK DEĞERLERİ DE TANITILDI

Türk Günü Yürüyüşü kapsamında, İletişim Başkanlığının organize ettiği ve New York sokaklarında dolaşan dijital kamyonlar, Türkiye’nin tarihi ve turistik yerlerini, kültürel değerlerini ve çevre vizyonunu dünya kamuoyuna aktardı.

Dijital kamyonların ekranlarında yayınlanan içeriklerde, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na üye olan, gastronomi, müzik ve el sanatları ile ön plana çıkan Afyon, Gaziantep, Hatay, Kırşehir, Bursa, Kütahya ve Şanlıurfa gibi şehirlere özgü değerler tanıtıldı.

Aynı zamanda içeriklerde Türkiye’nin küresel ölçekte yürüttüğü çevre ve sürdürülebilirlik çalışmaları da geniş yer buldu.

Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi ile Türkiye’nin çevre politikaları ve Sıfır Atık vizyonuna özgü mesajlar da ekranlarda paylaşıldı.

Öte yandan festivalde kürsüye davet edilen Washington Büyükelçisi Sedat Önal ve New York Başkonsolosu Ahmet Yazal da Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali'nin önemine vurgu yaparken, Türk Amerikan toplumunun ABD'de geldiği noktanın altını çizen değerlendirmelerde bulundu.

Daha sonra Milli Savunma Bakanlığı uhdesindeki Mehteran Birliği'nin sergilediği performans katılımcılardan büyük alkış alırken ilerleyen saatlerde misafirler, Türk sanatçıların ve folklor ekiplerinin performanslarıyla coşkulu saatler yaşadı.

ABD'de, Türk diplomatın Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla ilk olarak 1981'de düzenlenen yürüyüş, sonraki yıllarda Türk kültürünün tanıtıldığı geleneksel bir kutlamaya dönüşmüştü.

EFES-2026 Tatbikatı'ndan nefes kesen görüntü! Türkiye'nin çelik kanatları şov yaptı
Antalya'da Litvanyalı boksör tur şoförünü hastanelik etti: 'Telefonu şarja koymadın diye yumrukladı'

Fashion

Son dakika Antalya’da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya’da nerede oldu? Antalya deprem Kandilli ve AFAD son depremler listesi 17 Mayıs 2026

Son dakika Antalya deprem haberleri.. Antalya'da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya'da nerede oldu? Antalya Kandilli ve AFAD son depremler.. 17 Mayıs 2026 Antalya deprem son dakika haberleri haberin detayında... Artçı deprem mi oldu Antalya'da? Antalya son deprem büyüklüğü ne kadar? Antalya'da ve Antalya yakınındaki depremler nelerdir? Antalya'da anlık deprem mi oldu? Son dakika Antalya canlı deprem haritası.. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Antalya deprem haberleri.. Antalya'da hangi ilçelerde deprem oldu ve hangi ilçelerde en çok hissedildi? Bugün Antalya'da deprem mi oldu? Deprem Antalya'da ne zaman ve kaç şiddetinde oldu? En son Antalya'da nerede deprem oldu? Antalya deprem haberleriyle ilgili en çok merak edilenlerin cevabı haberde...

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi
Türk savunma sanayiinin yerli ve milli hamleleri EFES-2026 Tatbikatı’na damga vurdu. HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı Barkan 3, ilk kez geniş katılımlı bir tatbikatta sahaya...Devamı için tıklayınız

Bayrağa değil özgür üniversite fikrine saldırı

BirGün Okur İnisiyatifi  - ODTÜ

ODTÜ’de iki hafta önce 37.si düzenlenen Uluslararası Bahar Şenliği, bu yıl etkinliklerle ve konserlerle değil, bayrak üzerine tartışmalarla gündeme geldi. 

Şenliğin ilk günü gerçekleşen Devrim Yürüyüşünde sahnede olan İlkay Akkaya’nın, haftalar önce organize olan bir grup tarafından yuhalanması, grubun bozkurt işaretleri yaparak sahneye şişe fırlatması, tepki geleceğini bildikleri için de bayrak açıp tüm saldırılarını bu bayrağın altında gerçekleştirmesi, olayı ODTÜ’nün iç meselesi olmaktan çıkardı. 

Sosyal medyada iktidara yakın kesimlerin desteğiyle hızla yayılan “ODTÜ’de bayrağa saldırı” yalanı üzerinden gerçekleştirilen linç girişimi, bir gün sonra okulda bayrak yürüyüşü adı altında ülkücülerin organize ettiği mitinge ve öğrencilerin evlerine yönelik gece baskınlarına evrildi. 

An itibariyle 6 öğrenci tutuklanırken, Zafer Partisi ile ilişkili İstiklal Kadın Hareketi, gözaltıları gerçekleşmeden önce duyurarak aslında provokasyonun iktidar eliyle gerçekleştiğini de itiraf etmiş oldu. Şenlikten sonraki gün gerçekleşen yürüyüşe ODTÜ Rektörlüğünün gayri resmi onayıyla dışarıdan ülkü ocaklarıyla ilişkili yüzlerce insan sokuldu, farklı üniversitelerin ülkü ocakları Devrim’de adeta “miting” yaptı. Dışarıdan gelen ülkücü-Türkçü grupların üyeleri, ODTÜ öğrencilerine ve şenliği düzenleyen Uluslararası Gençlik Topluluğu üyelerine saldırıda ve tacizde bulundu. Öğrenciler ve Eğitim-Sen ile görüşmelerinde bayrağa saldırı olmadığını itiraf eden kayyum rektörlük, üniversitenin değil kavganın bir tarafı görüntüsü vererek, üniversitenin resmi sosyal medya kanallarında paylaşılan şenlik videosunda siyah beyaz kavga görüntülerine ve dışarıdan düzenlenen bayrak mitingi görüntülerine yer verdi. 

ODTÜ’de organize edilen provokasyonun perde arkasını, şenlik ve devrim yürüyüşünün üniversite ve öğrenciler açısından önemini, farklı topluluk ve bölümlerden öğrencilerle konuştuk. 

*** 

“ŞENLİK ODTÜ’NÜN ODTÜ ÖĞRENCİLERİN”

ODTÜ Şenliğini organize eden komiteden Can:  

Şenliğin ikinci gününde neler yaşandı? 

Şenliğin ikinci gününde okulda bayrak yürüyüşü olacağını paylaşan hesapları da incelemek gerekiyor. En son 6 Şubat depreminde paylaşım yapmış, ondan önce milli bayramlar ve yine bir önceki şenlikte Nur Sürer’e protesto çağrısı için paylaşımda bulunmuş. Milliyetçi bir hesap gibi görünmesine rağmen pasif duran, tepki için açılmış bir hesaptan bu bayrak yürüyüşü çağrısı yapıldı. Yürüyüşün yapıldığı ikinci gün hem A1 Kapısına milliyetçi gruplar çağrı yapmıştı. Eğitim-Sen ve diğer öğrenci temsilcileriyle birlikte rektörlük genel sekreteriyle konuya dair yaptığımız görüşmede bize -Eğitim-Sen açıklamasında belirtildiği gibi- engellemeye çalışacaklarını ancak büyük bir arazi olduğunu belirtip “telden girseler ne yapabiliriz” dediler. Nitekim dışarıdan çok fazla insan girdi, üyelerimize, ayrı ayrı 3 kadına sözlü şekilde tacizde bulundular, cinsiyetçi küfürlerde bulundular. Bir de UGT’li olduğunu sandıkları bir kadına fiziksel bir tacizde bulunuyorlar, kadın “UGT’li değilim” deyince “Pardon bilmiyorduk” diyorlar. Bu olayların bayrak yürüyüşü sonrası stadyumda olan ve ODTÜ’lü olmadığını tahmin ettiğimiz kişilerce gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. 

Yine bu bayrak yürüyüşünün olduğu gün, içlerindeki megafonlulardan birisi bariyerlerden atlayıp bizim bir arkadaşımızı iterek hakaret etti, “İstiklal marşı açacaksınız” dedi. Bu tutumu hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz bu talebi yolu bu değildi, üstelik okul güvenliği de bu kişiye herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bu şahıs 25 dakika boyunca orada durdu, ona bize emir veremeyeceğini söyledik. Konser başladıktan sonra da Güvenlikler öğrenci kimliklerini isteyince çıkaramayan, dolayısıyla ODTÜ öğrencisi olmadığını tescillediğimiz, elinde bozkurt bayrakları olan bir ekip topluluk üyelerimize hakaret etmeye başladı, güvenlik yine bu kişilere müdahale etmedi. Güvenlikten onları uzaklaştırmamızı istememize rağmen bu yapılmadı, sahnenin arkasından önüne geçip bu kez de bir kadını taciz ettiler. Bunun üzerine öğrencilerin tepkisiyle bu ekiple bir kavga başladı. Güvenlik tüm taleplere rağmen bu kişileri uzaklaştırmadığı için kısa süreli de olsa kavga fiziksel bir boyuta evrildi. En başından itibaren taciz ve cinsiyetçi küfürlerle bu dışarıdan gelenlerin başlattığı bir kavgaydı. Güvenlik uzaklaştırır gibi yapsa da ekipten bir kişi olaydan sonra da bir pankartın önünde nöbet tutmaya devam etti. 

Olayın ardından sahnede bir açıklama yaparak uğradığımız tacizleri öğrencilerle paylaştığımızda yuhalandık. Bu bile provokasyonun ne kadar başarılı olduğunun kanıtıdır.  

SPONSORSUZ YAPILMASI BİR DURUŞ

Devrim Yürüyüşünün ve Bahar Şenliği’nin ODTÜ tarihi ve değeri açısından önemi nedir? 

ODTÜ Bahar Şenliği 1987’de UGT’nin inisiyatifi ile yapılan bir etkinlik, bunu okulun tüm topluluklarıyla birlikte yapıyor. Caz Topluluğunun, Müzik Topluluğunun, Radyo Topluluğunun sahnesi var, Devrim Sahnesini UGT düzenliyor. Bahar Şenliğinde panayır alanında tüm topluluklar etkinlik yapıyor, uluslararası öğrencilerin etkinliklerini düzenlediği bir alan var. Aslında okulun tüm toplulukları olarak bu şenliği düzenliyoruz ve Devrim Sahnesiyle de bu şenlik günleri sonlanıyor. Son dönemde tüketim kültürü sebebiyle sadece Devrim Sahnesine odaklanılıyor ama bizim çabamız şenliğin gerisini de büyütmek üzere. Devrim okulun içindeki bir stadyum ve sadece o yazıdan ibaret değil, arkasında bir kültür ve gelenek var. Bizim de amacımız bu geleneği ve kültürü yaşatabilmek. Zaten geçmişte de hiçbir okulda şenlik yasaklanmazken bizim şenliğimizin yasaklanma sebebi de bu. Devrim’in yaşattığı kültüre yapılan bir saldırı bu. Topluluk olarak geçmişte de bu yasaklama girişimleriyle karşılaştık ancak gerek eylemlerle geri adım attırdık, gerek kaçak bir şekilde düzenledik. Şenlik dolayısıyla okulun tüm öğrencilerinin birleşebildiği bir direniş alanı. Bu yüzden en sevdiğimiz sloganlardan biri “Şenlik ODTÜ’nün, ODTÜ bizimdir”.  

ODTÜ kültüründe 37 kez yapılan bu şenliğin ne afişlerinde ne de sahnesinde hiçbir zaman sponsor olmadı ve olmayacak da. Çünkü stadyumun kültürü de bunu reddediyor. Herhangi bir sermaye grubunun, zenginlerin, burjuvaziye katkı sunan herhangi bir sembolün Devrime giremeyeceğini işaret ediyor. Öğrenci emeğiyle, yemek alanlarından bulunan bütçelerle yapılan, gelen sanatçıların da fedakarlıkta bulunduğu bir şenlik. Şenliğin kültüründe de eğer sanatçıların sağlık sorunu yoksa Devrim’de çim alandan birkaç güvenlik ve öğrenci çemberiyle Devrim sahnesine yürütüldüğü bir biçimde ilerliyor. Bunun da bir anlamı var; hiçbir sanatçı, hiçbir ünlü öğrenciden büyük değil, hepsi öğrencilerle bu kadar yakın olabilir. Şenliğimizin böyle bir kültürü var ancak son yıllarda bu kültür Devrim Yürüyüşü üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Sanki Devrim Yürüyüşü şenliğin bir parçası değilmiş, her sene denk gelen bir şeymiş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Devrim Yürüyüşü sebebiyle şenliğin yasaklanmaya çalışıldığı yıllar da var. ODTÜ tarihi açısından bu yürüyüşün kıymeti de tam buradan geliyor. ODTÜ öğrencilerinin örgütlü olsun olmasın sözünü söyleyebildiği, en önde mutlaka ‘ODTÜ Devrime Yürüyor’ pankartının olduğu bir yürüyüş. Bu sadece stada yürümeyi değil ODTÜ öğrencisinin devrime inancını sembolize ediyor. O gün sahnedeki sanatçı da bu yürüyüşü öğrenciler stadyuma geldiğinde kutluyor. Tüm saldırılara rağmen de hala kalabalık şekilde gerçekleşmeye devam eden bir geleneğimiz. Yalnızca stada yürümekle bitmiyor, çimlere mumlarla devrim yazılıyor. Bu yazı 68 kuşağının yazıp bıraktığı bir yazı değil, silindi yeniden yazıldı. Biz de her yıl çimlere yeniden yazıyoruz çünkü öğrencinin, okulun karakterini bu yansıtıyor. Her zaman da şenliğin içerisinde oldu. 37 kez şenlik yapıldıysa 37 kez de bu yürüyüş yapıldı. 70. Yılını kutlayan okulun en büyük kültürü şenlik ve yürüyüş. 

TÜM MÜCADELELERİN ORTAK ZEMİNİ

Bu şenlik ve yürüyüş ne zorluklarla ve ne niyetle yapılıyor? 

Biz komite olarak 10 kişi ile bu süreci yürütüyoruz ama tek başımıza kalmıyoruz, sıra arkadaşlarımızın yardımlarıyla örüyoruz. Dolayısıyla işin koordinasyon kısmıyla ilgileniyoruz daha çok. Destek konusunda da öğrenciler hiçbir zaman sırtını dönmüyor bize, esas yapılmaya çalışılan da bu, bizi diğer öğrencilerle karşı karşıya getirebilmek. Oysa şenlikler ODTÜ’nün bir olduğunu gösterebilmek için var. Şenlik tüm öğrencilerin davet edildiği, saatler süren bir forumla tartışılıyor. Ardından tüm topluluklar, okulun tüm siyasi toplulukları şenliğin örgütlenme sürecine dahil oluyor, pankartlarımızı hep birlikte boyuyoruz, dövizlerimizi beraber yazıyoruz. Queer mücadeleden NATO karşıtlığına tüm sözlerin bir alan bulabileceği şekilde yürütüyoruz. Devrim Yürüyüşü geçmişte jandarma ablukasına karşı bile gerçekleşebilmiş bir yürüyüş. Hiçbir zaman ODTÜ öğrencileri pes etmediği için bu gelenek sürüyor, dışarıdan ODTÜ’de yaşam ve siyaset çok rahat gözüküyor ama arkasında ciddi bir direniş birikimi ve geleneği var. Seneye de çeşitli zorluklar ve yasaklamalarla karşı karşıya olacağız ve yine bunlara karşı direnerek geri adım attıracağız.  

Okul öğrencileri neden farklı yöntemlerle birbirlerine düşürülmeye çalışılıyor? 

Bunun sebebi, ODTÜ öğrencileri yıllarca bir arada kalabilmiş bir toplam. En çok zıtlaştığı dönemde, 2014’te şenlik yasaklandığında 10 gün rektörlük önünde yatıp 10 bin kişi eylem yaptı. 19 Mart’ta kendi arasındaki tüm gerilimlere rağmen bir arada olarak o sürecin en kalabalık eylemlerini gerçekleştirdi. Bu eylemlerin ardından gerçekleşen Şenlikte geçtiğimiz yıl Devrim Yürüyüşü yine çok kalabalıktı, tüm bölüm temsilcilikleri oradaydı. Her durumda birleşen bu toplamı birbirine düşürebilmek için özel bir çaba gerekiyordu. Bahsettiğimiz hesaplar, provokasyonlarla alttan alta işlenen bir durum. Öğrencileri birbirine sokabilecek en ufak ihtimalde bunun üzerine gidiliyor. Yine de ODTÜ öğrencilerini kaybedeceğimizi düşünmüyoruz, bu birliği sürdürebileceğimizi düşünüyoruz. Bu yıl Esra Işık’ın mektubu sahneden okundu, öğrencilere mesajını verdi. Geçen sene Boğaziçi Üniversitesinde tutuklanan 3 sıra arkadaşımızın mektubunu okumuştuk. Yalnızca ODTÜ öğrencilerini değil, tüm ülkenin gençlerini birleştirme imkanı oluyor ve rahatsız olunan şey de bu. ODTÜ bahar şenliği yalnızca ODTÜ sınırlarında kalan bir şey değil, ülkenin tüm dertlerini, direnişlerini temsil eden bir alan. Bunun önüne geçebilmenin en iyi yolu da şenlikteki birliği bölebilmek. Geçtiğimiz yıllar da bu tarz yürüyüşler denendi, Nur Sürer protesto edilmeye çalışıldı. Ama önüne geçildi. Şenlik de bu biçimiyle gelecek senelerde de sürmeye devam edecek. Dertleri böyle bir bölünme yaratarak ülkenin asıl dertlerini görünmez kılabilmek. ODTÜ öğrencileri birbirine düşmüşken asıl başımıza gelenler gündemden çıkıyor, NATO gündeminden uzaklaşıldı. Geçtiğimiz yıllarda da bu tür çabalar kayyum rektörü hedeften almak için yapılırdı. Örneğin Verşan Kök döneminde yemekhane çok zamlanmıştı, öğrenciler kendi aralarındaki gerilime ara verip kitlesel bir eylemle bu zammı kaldırmıştı. ODTÜ kimliğini silmek için özelleştirmeler dahil birçok iş yapılıyor, yasaklar konuluyor. Öğrencileri birbirine düşürerek tüm bunların sessiz sedasız gerçekleştirilebileceği düşünülüyor, biz buna hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz, yine ODTÜ şenliğini tüm öğrencilerle, bileşenlerle gerçekleştireceğiz, Devrim Yürüyüşü yine tribündeki herkesin katılmak istediği şekilde bitecek. 

*** 

DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ 68 RUHUNDA BİRLEŞMEKTİR

ODTÜ Medya Topluluğundan Rasim, Ayşe ve Hüseyin:

Yaşananları neden bir provokasyon olarak niteliyorsunuz? 

Rasim: Halihazırda devrim stadyumunda ve öncesindeki devrim yürüyüşünde bulunan bayraklar konusunda herhangi bir müdahale, tepki veya karşılık olmamasına rağmen yaşanan olayın “saldırı” olarak adlandırılmasından da anlaşılabileceği üzere asıl yaşananın herhangi bir şekilde bayrakla ilgisi yoktu. Konser anında çıkan sanatçılara karşı verilen negatif tepkiler ve sahneye doğru şişeler fırlatılmasının ardından gelen tepkiye karşı bayrağın arkasına geçilip olayı “bayrağa saldırı” olarak adlandırmak olayın provokasyon amaçlı gerçekleştiğini kanıtlar niteliktedir. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Ayşe: 1968 senesinde Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alparslan Özdoğan, Mustafa Yalçıner, Mete Ertekin ve arkadaşlarının bir gece yazdıkları DEVRİM yazısı ile ortaya çıkan Devrim Stadyumu, ODTÜ Bahar Şenliği’ne ve geleneksel olarak yapılan Devrim Yürüyüşünün son noktası olmakta. MM binasından DKSK’nın inişinin izlenmesinin ardından Fizik Çimlerinde buluşan öğrenciler için Devrim Yürüyüşü 68 kuşağını anarken aynı zamanda taleplerini de ilettikleri, başladıkları Devrim Yürüyüşünde başkaldırarak, koşarak pankartlarıyla okulu dolaşıp Devrim’e girdikleri bir yürüyüştür.  

Yürüyüşün ardından öğrenciler mumlarla çimlere DEVRİM yazarlar ve devrim yürüyüşünün saati havanın kararışıyla yazının gözükmesini sağlar. Aslında devrim yazısının mumlarla çimlerde yazılması 1993 yılında Bahar Şenliği’ne gelen Cem Karaca döneminde ortaya çıkmış. Öncesinde tribünlerde DEVRİM yazısı üzerinde oturanlara mumlar verilecekken bunun tespitinin zorluğundan dolayı çimlerde yapılmış.  

Devrim Yürüyüşü de ODTÜ Bahar Şenliği de yıllardır öğrencilerin taleplerinin, emeklerinin 68’in ruhuyla birleştiği bir yer aslında. Mücadele alanımızın eğlenceyle birleştiği, birlikte devam ettirmemiz gerekilen geleneklerimiz. 

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Hüseyin: ODTÜ Şenliği diğer üniversite şenliklerinden epey farklı bir şenlik. Bu şenliğin herhangi bir sponsoru yok. Dolayısıyla kayyum rektörlük bunu kırmaya çalışıyor ve kırmak için de bu gibi provokasyonları kullanıyor. Bu provokasyonlara ise Türk bayrağı gibi milli değerleri alet ediyor ve öğrencileri birbirine düşman ediyor. Rektörlüğün ODTÜ resmi hesabından paylaştığı şenlik görüntüleri de buna en net kanıt. Sonunda umduğu şey de sermayenin düzenlediği, şenliğe ücretle girilebildiği, her öğrencinin ulaşamadığı bir düzen.  

Biz öğrenciler olarak 2024 yılında kayyum yönetim şenliğe izin vermediğinde 10 gün boyunca rektörlük önünde nöbet tutmuştuk, şenliği de hep birlikte öğrenci emeğiyle örmüştük. Tıpkı bugün de olduğu gibi. Tüm sıra arkadaşlarımızın bunu hatırlamasını, şenliğin öğrenciler için öğrenciler tarafından düzenlendiğini unutmaması gerektiğini düşünüyoruz. 

*** 

ODTÜ’NÜN TARİHİ ÖĞRENCİLERİN DİRENİŞ TARİHİ

Sosyoloji Topluluğundan Hayat ve Mehmet: 

ODTÜ’de yaşananları neden provokasyon olarak değerlendiriyorsunuz? 

Mehmet: Şenlikten iki hafta önce ODTÜ sosyal medyasında İlkay Akkaya hedef gösterilmeye başlandı. Fotoğrafını paylaşıp konseri protesto etme çağrıları yapıldı. Bozkurt hareketi yapıp ardından şişe atarak kavga çıkardılar. Fakat yaşananları videoya çektiğiniz zaman ortadaki görüntü bir bayrak etrafında kavga var, demek ki bayrağa saldırılıyor şeklinde oluyor. Bunu yapmak zor bir şey de değil, geçmişte yapılmamış da değil. ODTÜ’de bir sorun olduğunda bunun çözümü için uğraşan insanlar genelde, o gün bayrağa saldırıldı diye hedef gösterilen solcular. Fakat konu eğlenmeye geldiği zaman söz hakkı hissedenler bu şenliğe hiç emek vermeyenler oluyor. 

Hayat: İlk ve ikinci gün olanlara dair, videolarda görünmeyen, yalnızca bayrağa saldırdılar propagandasının arkasında yuhalamalar, bozkurt hareketleri, yapılan çağrılar, hatta gruplarda “Eğlencenin ikinci planda kalacağı bir gün olacak” denilen ses kaydının paylaşılmasına kadar tüm bunlar planlıydı. Akkaya’nın şenliğe çağrılmasına kurulmuşlardı. Yaşananlar bunun sonucudur. 

Mehmet: Videolarda da görülebilir, Türk bayraklı çok fazla insan vardı, kimileri herkesle Çav Bella söylüyordu, bayrağa değil saldırgan gruba müdahale edildiğini görmek zor değil. 

Devrim Yürüyüşünün ODTÜ tarihindeki anlamı nedir? 

Mehmet: ODTÜ’nün tarihi bir okul tarihi olmaktan öte bir direniş tarihi. Bu direniş kültüründe, bu topraklarda adı kalmış birçok devrimcinin anısına yapılmış bir yürüyüş ve onların kazanımlarını koruduğumuzu sembolize ettiğimiz bir yürüyüş. Birçok kazanımımız bize bu tarihten kaldı ve bunu savunmamız gerekiyor. Hem bu kültürü korumak hem de devrim yürüyüşünün başlangıcında bu ülkeden geçmiş devrimcilerin ismi anıldığında “Yaşıyor” diye bağırmak bile tek başına önemli, şu anda elimizden gelen buysa bunu devam ettirmek zorundayız. 

Hayat: Şenlik de öğrencilerin kazanımlarının bir parçası. Türkiye’deki nadir örneklerden biridir sermayesiz yapılan bir şenlik. Kayyumlara, iktidar politikalarına rağmen, kampüslerin içini siyasetten arındırma çabalarına rağmen öğrenci inisiyatifiyle, kendimizce bir şeyler yapabilmemizin bir çıktısı ve sembolü. Okuldaki öğrencilerin de bir kısmı bunun farkındalığına pek sahip değil. Bunu da hatırlamakta fayda var, kampüste sürdürülen politikalara rağmen bu şenliği öğrenci kararıyla ve iradesiyle yapabiliyorsak bu çok önemli, şenliğin kendisi de devrim yürüyüşü de bunu ifade ediyor. 

Öğrencileri bayrağa saldırmakla suçlayan kimileri ise geçmişte şenlik için direnenler arasındaydı? 

Mehmet: Dışarıdan gören insanlar durumu kutsallarına saldırı olarak yorumladı ki medyada verildiği haliyle böyle algılanılması doğal. Burada düşünülmesi gereken şey, ODTÜ içerisindeki insanlar durumu nasıl algılıyor? Yaşananların bizde kaydının olmaması, provokasyon engellenirken yapılanların görülmemesi, daha doğrusu provokatörlerin bunları yayınlamaması sonuçta doğal. Bu yüzden böyle bir refleks gerçekleştirilmesi beklenmedik değil. Bu anlamda amacına ulaşmış da oluyor. 

Hayat: UGT’nin bu olaylardan dolayı tepki görmesi, şenliğin başka topluluğa ya da direkt rektörlüğe verilmesi talebi bahsettiğimiz hafızanın korunamamasının sonucu. Biz şenliğin ne olduğunu düşünüyoruz, rektörlük bizim şenliğimiz hakkında ne kadar söz sahibi ki UGT’den alıp başkasına verecek? Şenlik rektörlüğün öyle alıp dağıtabileceği bir şey değil, öğrencilerin ürettiği bir şenlik olduğu için özel. 

Okul öğrencileri neden bu şekilde birbirine düşürülmeye çalışılıyor? 

Hayat: Kampüslerdeki siyasi ortamın altını oymak, öğrenci dayanışmasını zedelemek amaçlanıyor, bunların farkındayız. Öğrenciliğin kendiliğinden getirdiği politikliği ortadan kaldırmak, unutturmak isteniliyor. 

Mehmet: Burası Ankara siyaseti açısından sembolik bir yer, saldırılmak istenmesi gayet normal ve bu tarih boyunca da farklı biçimlerde oldu. 

*** 

KAVGANIN GALİBİ KAYYUM REKTÖRLÜK OLUYOR

ODTÜ Sosyoloji bölümü öğrencisi Doğa: 

ODTÜ Devrim Yürüyüşünde bu yıl neden böyle bir gerilim ortaya çıktı? 

Öncelikle genel Türkiye gündemi ve okul içinde aslında rektörlük ve çeşitli çeteler tarafından ODTÜ’nün kampüs ruhuna, politik olarak ODTÜ’nün devrimci tarihine ve kültürüne yapılan saldırılardan biraz bahsetmek gerekiyor. Özellikle Verşan Kök sonrası atanan Yozgatlıgil ile beraber şunu çok net görüyoruz ki rektörlük kendisine belli okların yöneltilmesini istemiyor. Özellikle Verşan dönemindeki o baskı ve tahakküm ortamı Yozgatlıgil ile beraber yerini biraz daha kendisinin rıza ürettiği ve yaptığı şeylerin sanki okulun iyiliği için yapıyormuş gibi lanse ettiği bir görüntüye dönüşmüş durumda. Bunu sağlayabilmek için de öğrenci çatışmalarını kullanıyor. Yani aslında bu “neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor sorusunun bir boyutudur. Çünkü bu genel şenlik provokasyonu da bu şenlikten önce kadın duvarında yapılan provokasyonlarda, oryantasyonda yaşanan provokasyonlarda da ayrı gündemler ya da konu maddeleri söz konusu değil. 

Biliyorlar ki öğrenciler arasında karşıt fikirleri varmış gibi gösterilip devlet destekli, rektörlük destekli bir şekilde birbirleri arasında çatışırsa aslında AKP, MHP iktidarı tarafından atanmış olan kayyum Yozgatlıgil kendisini unutturuyor ve meşru bir zemin bulmuş oluyor. Dolayısıyla aslında kampüs içindeki bu tarz olaylar hem asıl hedefin olması gereken kişi olan antidemokratik bir biçimde kampüse atanmış ve kampüs kaynaklarını tamamen yeşil sermaye lehine kullanan Yozgatlıgil’den dönerek sanki bir öğrenci çatışmasıymış gibi lanse edilmiş oluyor. 

Gelelim bunların neden yaşandığına yani bunun neden provokasyon olduğuna. İlkay Akkaya devrimci bir sanatçı ve özellikle kendisinin Kızılırmak dönemlerinden de bu yana müziği çokça kez devlet ve iktidar aparatları tarafından baskılanmaya çalışılmış, yasaklanmaya çalışılmış, konserleri iptal edilmiş bir kişi. Hatta ODTÜ’ye gelmeden önce bile bu son 1 yılda yasaklanan konser miktarına bakarsanız, kendisinin röportajlarında bir yer ayarlamanın ne kadar zor olduğuna belirttiğine, sistematik bir baskıya karşı karşıya kaldığına bakarsanız bu provokasyonun da amacının bu olduğu hiç şüphe götürmeden ortaya çıkacaktır... Çünkü İlkay Akkaya’nın hedef gösterilmeye çalışılması tamamen internet üzerinden örgütlenen, reel gerçekliği olmayan kesimler ve devlet ya da işte çeşitli çeteler destekli bir şekilde gelişiyor. Şenlikten çok önce de aslında çeşitli itiraf sayfaları ya da anonim hesaplar ile İlkay Akkaya nefretinin örgütlendiğini görüyoruz hem sosyal medyada Twitter’da hem Instagram’da. Ve aslında sanki basit bir bayrak meselesiymiş gibi bir adlandırma var. Oysa burada tamamen bayrak ve milli değerler, bu oluşumlar ve çeteler tarafından kullanılan kalkan görevini görüyor. Çünkü bu provokasyonu yapanların amacı herhangi bir protesto düzenlemek değil. Keza alanda da gördüğümüz üzere, nefret sembolü haline gelmiş bozkurt işaretleri yaparak, halkçı bir sanatçıyı yuhalayarak, oradaki insanlara rahatsızlık vererek, daha sonra zaten görüntülerden de görüldüğü üzere şişe fırlatarak, el hareketi çekerek, küfürler savurarak çok net bir provokasyon girişiminde bulunmuş oluyor. 

Benim kendi düşüncem bu provokasyonun aslında iki temeli olduğu. Eğer provokasyon başarılı olurda bir itiş kakışma görüntüsü olursa, ki bunun yaşandığını görüyoruz, bunu sosyal medya üzerinden “Bak işte, aşırı gruplar milliyetçi ‘öğrencilere’ saldırıyor” gibi bir algı yaratmaya çalışmak, buradan kamuoyunu şekillendirmek ve aslında ODTÜ’nün devrimci tarihine, ODTÜ’nün sol tarihine bir darbe vurmaya çalışmak. Eğer bu şekilde gerçekleşmeseydi de yine kendileri Twitter hesaplarından “Bakın biz İlkay Akkaya’yı sahnede yuhaladık, söylettirmedik, bütün bir stadyum sanatçının inmesini istiyordu” gibi bir yalan sunarak da sanki kendileri amaca ulaşmış gibi göstermeye çalışacaklardı. Dolayısıyla aslında oraya müdahale edilmesinde de edilmemesinde de kendisinin de çıkar sağlayacak bir grubun var olduğunu söyleyebiliriz. 

*** 

ODTÜ’NÜN DEMOKRATİK YAŞAMI HEDEF ALINIYOR

İktisat öğrencisi İrem: 

Yaşananı neden bir provokasyon olarak görüyorsunuz?  

Çünkü yaşananlar ODTÜ öğrencilerinin birlikte inşa ettiği demokratik zeminleri kullanmadan gerçekleşti. Hatta tam aksine hedefe konulan bu demokratik zeminler oldu. ODTÜ öğrencileri Devrim Yürüyüşü de dahil olmak üzere yaptıkları her işi beraber planladıkları forum ve toplantılarda buluşarak planlıyor. Şenlik herkesin dahil olabileceği bir öğrenci topluluğu olan UGT eliyle organize ediliyor, toplulukların çok daha fazlası sahnesiyle standıyla şenliğin bir parçası oluyor. Yaşanan olay ise tüm bu birikim ve deneyimi yok sayarak, hedef alarak gerçekleşti. 

Fiili olarak ODTÜ öğrencilerinin düzene karşı birlikte mücadele etme birikimini hedefleyen bir eylemlilik olarak sonuçlandı. Sonrasında yaşananları paylaşan grupların siyasal pozisyonu da durumu aydınlattı. Başka provokasyonlardan tanıdığımız milliyetçi-gerici grupların hemen olaya sahip çıkarak çağrılar yapması yaşananların kimin işine yaradığını açıkça gösterdi. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Uluslararası Bahar Şenliği, ODTÜ öğrencilerinin beraber ürettiği nadir alanlardan biri. Türkiye’de başka üniversitelerde sermayesiz, sponsorsuz, öğrencilerin kendi sözümüzü söyleyebildiği böyle alanlar oldukça sınırlı. Var olanlar da baskıyla kısıtlamalarla yok edilmeye çalışılıyor. Bahar Şenliği de uzun süredir bu yasakların hedefindeydi. İki yıl önceki bu açıdan önemli bir deneyim oldu, atanmış rektörün bütün çabasına karşın ODTÜ öğrencileri kendi şenliğini kendi emeğiyle yapmıştı. Bugün de 37. sini var eden ODTÜ’nün beraber üreten, ODTÜ’nün mücadeleci kültürünün birlikte var eden toplulukların, öğrencilerin ısrarıdır. Devrim yürüyüşü de 68 kuşağından devraldığımız antiemperyalist mücadele mirasını yükselttiğimiz politik bir mücadele alanıdır. Bu savaş ve sömürü düzenine karşı taleplerimizi haykırdığımız, bu düzenin baş temsilcilerinden saray rejimine karşı sesimizi yükselttiğimiz bir yürüyüştür. 

Bu nedenle ODTÜ öğrencilerinin mücadelesinin rotasının netleşmesi açısından önemli bir alan oluyor. Antiemperyalist mücadelenin saflarında birleşmenin çağrısını yapıyor ve eşit, özgür bir geleceği kazandıracak olanın da bu saflar olduğunu yeniden hatırlatıyor.  

Bu iki gelenek de özellikle böyle bir dönemden geçerken daha çok önem kazanıyor. Saray rejiminin dört bir yanımızı kuşattığı bugünlerde nefes alabilmek adına büyütülmesi gereken alanlar oluyor.   

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Saray rejimi aslında bir süredir üniversitelerde kendi politikalarını uygulayabilmek adına baskı ve yasak atmosferini örgütlüyor. Bu tür eylemlere alan açarak üniversitelerde ayrışmayı derinleştiriyor.  

Onların karşısında söz söylenen her alan iktidarları açısından bir tehlike taşıyor. Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı, savaş politikalarına karşı bir araya geldiğimiz “Emperyalizme ve Faşizme Karşı Denizlerin Yolunda Eşitlik, Özgürlük ve Sosyalizm için ODTÜ Devrim’e Yürüyor.” şiarıyla yürüdüğümüz Devrim Yürüyüşü en büyük tehlikelerden biri. Emperyalistlerle iş birliği içinde dünyayı paylaşma kavgasının ortağı olmak isteyen saray rejimi üniversiteleri de bu politikalar etrafında şekillendiriyor. Devrim Yürüyüşü de de bu ortaklığa karşı yürüdüğümüz için iktidarın hedefinde.  

ODTÜ Bahar Şenliği de toplamda yok etmeye çalıştıkları bir alan. Öncesinde bu şenliği yasaklamaya çalıştılar, olmadı. KoçFest gibi uygulamalarla sermayeye teslim etmeye çalıştılar, olmadı. Şimdi de faşist provokasyonlarla kriminalize ederek yok etmeye çalışıyorlar. Ama bu da başarılı olmayacak. Bizler saray rejimine karşı kendi sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Bu sözü söylediğimiz alanları da saray rejimine teslim etmeyeceğiz. Yaşamımızı savaş politikalarıyla şekillendirmelerine izin vermeyeceğiz. NATO zirvesine, emperyalist savaşlara, baskı ve yasaklara karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. 

2 bin rakımda yetişiyor, kilosu 2 bin liradan satılıyor

Erzincan’da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.

New York'ta 43. Türk Günü Yürüyüşü coşkuyla kutlandı

Türk-Amerikan toplumunun 43'üncü defa düzenlediği geleneksel yürüyüş, New York'ta Türk-Amerikan toplumunun binlerce üyesini bir araya getirdi. Geçit töreni ve sonrasındaki kutlama programı coşku dolu anlara sahne oldu.

ABD'de Türk diplomatların Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) tarafından ilk olarak 1981'de düzenlenen ve sonrasında gelenekselleşen yürüyüş ve sonrasındaki festivale, ABD'deki Türk misyonu temsilcileri, bazı bürokratlar, Türkiye'den gelen sanatçılar ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Yürüyüş kortejinde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Büyükelçi Prof. Dr. Çağrı Erhan, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Ahmet Yıldız ve Türkiye'nin New York Başkonsolosu Muhittin Ahmet Yazal başta olmak üzere, Türk Amerikan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri hazır bulundu.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ABD'DEKİ TÜRK TOPLUMUNA MESAJ

Türk-Amerikan toplumunun yanı sıra KKTC, Azerbaycan ve Türk dünyasından da yoğun katılımın olduğu etkinlikte, New York ve çevre eyaletlerden gelenler, geçit törenini izlemek için Madison Caddesi'nin kaldırımlarına sıralanırken, spordan eğitime çeşitli alanlarda faaliyet gösteren dernekler, okullar ve benzeri eğitim kuruluşları, yürüyüş esnasında protokolü selamladı.

Madison 38. Sokaktan başlayan ve 25. Sokaktaki Madison Meydanı Parkı'na kadar devam eden yürüyüşün ardından, konser alanında birçok sanatçı tarafından Türk marşları ve ezgileri seslendirilirken, bu sezonun lig şampiyonu Galatasaray başta olmak üzere diğer Türk takımlarının coşkusu da festivale renk kattı.

Yürüyüş sonrası Madison Meydanı Parkı'nda devam eden kutlamalar İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı, daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajı festival alanında izlendi.

"BU COŞKU YALNIZ BİR YÜRÜYÜŞÜN DEĞİL, SARSILMAZ BİR BİRLİK RUHUNUN İFADESİ"

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajında, Türkiye'nin uluslararası etkinliği bağlamında yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının önemine vurgu yaparak birlik beraberlik mesajı verdi.

Duran, dayanışma ruhuna vurgu yaptığı konuşmasında, "Manhattan sokaklarını kırmızı beyaza boyayan bu coşku yalnız bir yürüyüşün değil, köklü bir tarihin, güçlü bir kimliğin ve sarsılmaz bir birlik ruhunun ifadesidir." dedi.

"Türkiye bu gücünü, birlik ve beraberliğimizden almaktadır. Bu dayanışma ruhuyla üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur." diyen Duran, Türk Günü Yürüyüşü'nün "bu ortak ruhun, güçlü aidiyetin ve anlayışın en somut tezahürü" olduğunu kaydetti.

YÜRÜYÜŞ ESNASINDA TÜRKİYE'NİN TARİHİ VE TURİSTİK DEĞERLERİ DE TANITILDI

Türk Günü Yürüyüşü kapsamında, İletişim Başkanlığının organize ettiği ve New York sokaklarında dolaşan dijital kamyonlar, Türkiye’nin tarihi ve turistik yerlerini, kültürel değerlerini ve çevre vizyonunu dünya kamuoyuna aktardı.

Dijital kamyonların ekranlarında yayınlanan içeriklerde, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na üye olan, gastronomi, müzik ve el sanatları ile ön plana çıkan Afyon, Gaziantep, Hatay, Kırşehir, Bursa, Kütahya ve Şanlıurfa gibi şehirlere özgü değerler tanıtıldı.

Aynı zamanda içeriklerde Türkiye’nin küresel ölçekte yürüttüğü çevre ve sürdürülebilirlik çalışmaları da geniş yer buldu.

Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi ile Türkiye’nin çevre politikaları ve Sıfır Atık vizyonuna özgü mesajlar da ekranlarda paylaşıldı.

Öte yandan festivalde kürsüye davet edilen Washington Büyükelçisi Sedat Önal ve New York Başkonsolosu Ahmet Yazal da Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali'nin önemine vurgu yaparken, Türk Amerikan toplumunun ABD'de geldiği noktanın altını çizen değerlendirmelerde bulundu.

Daha sonra Milli Savunma Bakanlığı uhdesindeki Mehteran Birliği'nin sergilediği performans katılımcılardan büyük alkış alırken ilerleyen saatlerde misafirler, Türk sanatçıların ve folklor ekiplerinin performanslarıyla coşkulu saatler yaşadı.

ABD'de, Türk diplomatın Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla ilk olarak 1981'de düzenlenen yürüyüş, sonraki yıllarda Türk kültürünün tanıtıldığı geleneksel bir kutlamaya dönüşmüştü.

EFES-2026 Tatbikatı'ndan nefes kesen görüntü! Türkiye'nin çelik kanatları şov yaptı
Antalya'da Litvanyalı boksör tur şoförünü hastanelik etti: 'Telefonu şarja koymadın diye yumrukladı'

Travel

Son dakika Antalya’da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya’da nerede oldu? Antalya deprem Kandilli ve AFAD son depremler listesi 17 Mayıs 2026

Son dakika Antalya deprem haberleri.. Antalya'da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya'da nerede oldu? Antalya Kandilli ve AFAD son depremler.. 17 Mayıs 2026 Antalya deprem son dakika haberleri haberin detayında... Artçı deprem mi oldu Antalya'da? Antalya son deprem büyüklüğü ne kadar? Antalya'da ve Antalya yakınındaki depremler nelerdir? Antalya'da anlık deprem mi oldu? Son dakika Antalya canlı deprem haritası.. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Antalya deprem haberleri.. Antalya'da hangi ilçelerde deprem oldu ve hangi ilçelerde en çok hissedildi? Bugün Antalya'da deprem mi oldu? Deprem Antalya'da ne zaman ve kaç şiddetinde oldu? En son Antalya'da nerede deprem oldu? Antalya deprem haberleriyle ilgili en çok merak edilenlerin cevabı haberde...

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil 17.05.2026 Diken

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler, motosikletli kurye kazalarının sadece bir 'sürücü davranışı problemi' olmadığını, yapısal bir mesleki ve kentsel güvenlik sorunu olduğunu söyledi.

The post Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil appeared first on #site_linkat 17.05.2026 .

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi
Türk savunma sanayiinin yerli ve milli hamleleri EFES-2026 Tatbikatı’na damga vurdu. HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı Barkan 3, ilk kez geniş katılımlı bir tatbikatta sahaya...Devamı için tıklayınız

Bayrağa değil özgür üniversite fikrine saldırı

BirGün Okur İnisiyatifi  - ODTÜ

ODTÜ’de iki hafta önce 37.si düzenlenen Uluslararası Bahar Şenliği, bu yıl etkinliklerle ve konserlerle değil, bayrak üzerine tartışmalarla gündeme geldi. 

Şenliğin ilk günü gerçekleşen Devrim Yürüyüşünde sahnede olan İlkay Akkaya’nın, haftalar önce organize olan bir grup tarafından yuhalanması, grubun bozkurt işaretleri yaparak sahneye şişe fırlatması, tepki geleceğini bildikleri için de bayrak açıp tüm saldırılarını bu bayrağın altında gerçekleştirmesi, olayı ODTÜ’nün iç meselesi olmaktan çıkardı. 

Sosyal medyada iktidara yakın kesimlerin desteğiyle hızla yayılan “ODTÜ’de bayrağa saldırı” yalanı üzerinden gerçekleştirilen linç girişimi, bir gün sonra okulda bayrak yürüyüşü adı altında ülkücülerin organize ettiği mitinge ve öğrencilerin evlerine yönelik gece baskınlarına evrildi. 

An itibariyle 6 öğrenci tutuklanırken, Zafer Partisi ile ilişkili İstiklal Kadın Hareketi, gözaltıları gerçekleşmeden önce duyurarak aslında provokasyonun iktidar eliyle gerçekleştiğini de itiraf etmiş oldu. Şenlikten sonraki gün gerçekleşen yürüyüşe ODTÜ Rektörlüğünün gayri resmi onayıyla dışarıdan ülkü ocaklarıyla ilişkili yüzlerce insan sokuldu, farklı üniversitelerin ülkü ocakları Devrim’de adeta “miting” yaptı. Dışarıdan gelen ülkücü-Türkçü grupların üyeleri, ODTÜ öğrencilerine ve şenliği düzenleyen Uluslararası Gençlik Topluluğu üyelerine saldırıda ve tacizde bulundu. Öğrenciler ve Eğitim-Sen ile görüşmelerinde bayrağa saldırı olmadığını itiraf eden kayyum rektörlük, üniversitenin değil kavganın bir tarafı görüntüsü vererek, üniversitenin resmi sosyal medya kanallarında paylaşılan şenlik videosunda siyah beyaz kavga görüntülerine ve dışarıdan düzenlenen bayrak mitingi görüntülerine yer verdi. 

ODTÜ’de organize edilen provokasyonun perde arkasını, şenlik ve devrim yürüyüşünün üniversite ve öğrenciler açısından önemini, farklı topluluk ve bölümlerden öğrencilerle konuştuk. 

*** 

“ŞENLİK ODTÜ’NÜN ODTÜ ÖĞRENCİLERİN”

ODTÜ Şenliğini organize eden komiteden Can:  

Şenliğin ikinci gününde neler yaşandı? 

Şenliğin ikinci gününde okulda bayrak yürüyüşü olacağını paylaşan hesapları da incelemek gerekiyor. En son 6 Şubat depreminde paylaşım yapmış, ondan önce milli bayramlar ve yine bir önceki şenlikte Nur Sürer’e protesto çağrısı için paylaşımda bulunmuş. Milliyetçi bir hesap gibi görünmesine rağmen pasif duran, tepki için açılmış bir hesaptan bu bayrak yürüyüşü çağrısı yapıldı. Yürüyüşün yapıldığı ikinci gün hem A1 Kapısına milliyetçi gruplar çağrı yapmıştı. Eğitim-Sen ve diğer öğrenci temsilcileriyle birlikte rektörlük genel sekreteriyle konuya dair yaptığımız görüşmede bize -Eğitim-Sen açıklamasında belirtildiği gibi- engellemeye çalışacaklarını ancak büyük bir arazi olduğunu belirtip “telden girseler ne yapabiliriz” dediler. Nitekim dışarıdan çok fazla insan girdi, üyelerimize, ayrı ayrı 3 kadına sözlü şekilde tacizde bulundular, cinsiyetçi küfürlerde bulundular. Bir de UGT’li olduğunu sandıkları bir kadına fiziksel bir tacizde bulunuyorlar, kadın “UGT’li değilim” deyince “Pardon bilmiyorduk” diyorlar. Bu olayların bayrak yürüyüşü sonrası stadyumda olan ve ODTÜ’lü olmadığını tahmin ettiğimiz kişilerce gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. 

Yine bu bayrak yürüyüşünün olduğu gün, içlerindeki megafonlulardan birisi bariyerlerden atlayıp bizim bir arkadaşımızı iterek hakaret etti, “İstiklal marşı açacaksınız” dedi. Bu tutumu hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz bu talebi yolu bu değildi, üstelik okul güvenliği de bu kişiye herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bu şahıs 25 dakika boyunca orada durdu, ona bize emir veremeyeceğini söyledik. Konser başladıktan sonra da Güvenlikler öğrenci kimliklerini isteyince çıkaramayan, dolayısıyla ODTÜ öğrencisi olmadığını tescillediğimiz, elinde bozkurt bayrakları olan bir ekip topluluk üyelerimize hakaret etmeye başladı, güvenlik yine bu kişilere müdahale etmedi. Güvenlikten onları uzaklaştırmamızı istememize rağmen bu yapılmadı, sahnenin arkasından önüne geçip bu kez de bir kadını taciz ettiler. Bunun üzerine öğrencilerin tepkisiyle bu ekiple bir kavga başladı. Güvenlik tüm taleplere rağmen bu kişileri uzaklaştırmadığı için kısa süreli de olsa kavga fiziksel bir boyuta evrildi. En başından itibaren taciz ve cinsiyetçi küfürlerle bu dışarıdan gelenlerin başlattığı bir kavgaydı. Güvenlik uzaklaştırır gibi yapsa da ekipten bir kişi olaydan sonra da bir pankartın önünde nöbet tutmaya devam etti. 

Olayın ardından sahnede bir açıklama yaparak uğradığımız tacizleri öğrencilerle paylaştığımızda yuhalandık. Bu bile provokasyonun ne kadar başarılı olduğunun kanıtıdır.  

SPONSORSUZ YAPILMASI BİR DURUŞ

Devrim Yürüyüşünün ve Bahar Şenliği’nin ODTÜ tarihi ve değeri açısından önemi nedir? 

ODTÜ Bahar Şenliği 1987’de UGT’nin inisiyatifi ile yapılan bir etkinlik, bunu okulun tüm topluluklarıyla birlikte yapıyor. Caz Topluluğunun, Müzik Topluluğunun, Radyo Topluluğunun sahnesi var, Devrim Sahnesini UGT düzenliyor. Bahar Şenliğinde panayır alanında tüm topluluklar etkinlik yapıyor, uluslararası öğrencilerin etkinliklerini düzenlediği bir alan var. Aslında okulun tüm toplulukları olarak bu şenliği düzenliyoruz ve Devrim Sahnesiyle de bu şenlik günleri sonlanıyor. Son dönemde tüketim kültürü sebebiyle sadece Devrim Sahnesine odaklanılıyor ama bizim çabamız şenliğin gerisini de büyütmek üzere. Devrim okulun içindeki bir stadyum ve sadece o yazıdan ibaret değil, arkasında bir kültür ve gelenek var. Bizim de amacımız bu geleneği ve kültürü yaşatabilmek. Zaten geçmişte de hiçbir okulda şenlik yasaklanmazken bizim şenliğimizin yasaklanma sebebi de bu. Devrim’in yaşattığı kültüre yapılan bir saldırı bu. Topluluk olarak geçmişte de bu yasaklama girişimleriyle karşılaştık ancak gerek eylemlerle geri adım attırdık, gerek kaçak bir şekilde düzenledik. Şenlik dolayısıyla okulun tüm öğrencilerinin birleşebildiği bir direniş alanı. Bu yüzden en sevdiğimiz sloganlardan biri “Şenlik ODTÜ’nün, ODTÜ bizimdir”.  

ODTÜ kültüründe 37 kez yapılan bu şenliğin ne afişlerinde ne de sahnesinde hiçbir zaman sponsor olmadı ve olmayacak da. Çünkü stadyumun kültürü de bunu reddediyor. Herhangi bir sermaye grubunun, zenginlerin, burjuvaziye katkı sunan herhangi bir sembolün Devrime giremeyeceğini işaret ediyor. Öğrenci emeğiyle, yemek alanlarından bulunan bütçelerle yapılan, gelen sanatçıların da fedakarlıkta bulunduğu bir şenlik. Şenliğin kültüründe de eğer sanatçıların sağlık sorunu yoksa Devrim’de çim alandan birkaç güvenlik ve öğrenci çemberiyle Devrim sahnesine yürütüldüğü bir biçimde ilerliyor. Bunun da bir anlamı var; hiçbir sanatçı, hiçbir ünlü öğrenciden büyük değil, hepsi öğrencilerle bu kadar yakın olabilir. Şenliğimizin böyle bir kültürü var ancak son yıllarda bu kültür Devrim Yürüyüşü üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Sanki Devrim Yürüyüşü şenliğin bir parçası değilmiş, her sene denk gelen bir şeymiş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Devrim Yürüyüşü sebebiyle şenliğin yasaklanmaya çalışıldığı yıllar da var. ODTÜ tarihi açısından bu yürüyüşün kıymeti de tam buradan geliyor. ODTÜ öğrencilerinin örgütlü olsun olmasın sözünü söyleyebildiği, en önde mutlaka ‘ODTÜ Devrime Yürüyor’ pankartının olduğu bir yürüyüş. Bu sadece stada yürümeyi değil ODTÜ öğrencisinin devrime inancını sembolize ediyor. O gün sahnedeki sanatçı da bu yürüyüşü öğrenciler stadyuma geldiğinde kutluyor. Tüm saldırılara rağmen de hala kalabalık şekilde gerçekleşmeye devam eden bir geleneğimiz. Yalnızca stada yürümekle bitmiyor, çimlere mumlarla devrim yazılıyor. Bu yazı 68 kuşağının yazıp bıraktığı bir yazı değil, silindi yeniden yazıldı. Biz de her yıl çimlere yeniden yazıyoruz çünkü öğrencinin, okulun karakterini bu yansıtıyor. Her zaman da şenliğin içerisinde oldu. 37 kez şenlik yapıldıysa 37 kez de bu yürüyüş yapıldı. 70. Yılını kutlayan okulun en büyük kültürü şenlik ve yürüyüş. 

TÜM MÜCADELELERİN ORTAK ZEMİNİ

Bu şenlik ve yürüyüş ne zorluklarla ve ne niyetle yapılıyor? 

Biz komite olarak 10 kişi ile bu süreci yürütüyoruz ama tek başımıza kalmıyoruz, sıra arkadaşlarımızın yardımlarıyla örüyoruz. Dolayısıyla işin koordinasyon kısmıyla ilgileniyoruz daha çok. Destek konusunda da öğrenciler hiçbir zaman sırtını dönmüyor bize, esas yapılmaya çalışılan da bu, bizi diğer öğrencilerle karşı karşıya getirebilmek. Oysa şenlikler ODTÜ’nün bir olduğunu gösterebilmek için var. Şenlik tüm öğrencilerin davet edildiği, saatler süren bir forumla tartışılıyor. Ardından tüm topluluklar, okulun tüm siyasi toplulukları şenliğin örgütlenme sürecine dahil oluyor, pankartlarımızı hep birlikte boyuyoruz, dövizlerimizi beraber yazıyoruz. Queer mücadeleden NATO karşıtlığına tüm sözlerin bir alan bulabileceği şekilde yürütüyoruz. Devrim Yürüyüşü geçmişte jandarma ablukasına karşı bile gerçekleşebilmiş bir yürüyüş. Hiçbir zaman ODTÜ öğrencileri pes etmediği için bu gelenek sürüyor, dışarıdan ODTÜ’de yaşam ve siyaset çok rahat gözüküyor ama arkasında ciddi bir direniş birikimi ve geleneği var. Seneye de çeşitli zorluklar ve yasaklamalarla karşı karşıya olacağız ve yine bunlara karşı direnerek geri adım attıracağız.  

Okul öğrencileri neden farklı yöntemlerle birbirlerine düşürülmeye çalışılıyor? 

Bunun sebebi, ODTÜ öğrencileri yıllarca bir arada kalabilmiş bir toplam. En çok zıtlaştığı dönemde, 2014’te şenlik yasaklandığında 10 gün rektörlük önünde yatıp 10 bin kişi eylem yaptı. 19 Mart’ta kendi arasındaki tüm gerilimlere rağmen bir arada olarak o sürecin en kalabalık eylemlerini gerçekleştirdi. Bu eylemlerin ardından gerçekleşen Şenlikte geçtiğimiz yıl Devrim Yürüyüşü yine çok kalabalıktı, tüm bölüm temsilcilikleri oradaydı. Her durumda birleşen bu toplamı birbirine düşürebilmek için özel bir çaba gerekiyordu. Bahsettiğimiz hesaplar, provokasyonlarla alttan alta işlenen bir durum. Öğrencileri birbirine sokabilecek en ufak ihtimalde bunun üzerine gidiliyor. Yine de ODTÜ öğrencilerini kaybedeceğimizi düşünmüyoruz, bu birliği sürdürebileceğimizi düşünüyoruz. Bu yıl Esra Işık’ın mektubu sahneden okundu, öğrencilere mesajını verdi. Geçen sene Boğaziçi Üniversitesinde tutuklanan 3 sıra arkadaşımızın mektubunu okumuştuk. Yalnızca ODTÜ öğrencilerini değil, tüm ülkenin gençlerini birleştirme imkanı oluyor ve rahatsız olunan şey de bu. ODTÜ bahar şenliği yalnızca ODTÜ sınırlarında kalan bir şey değil, ülkenin tüm dertlerini, direnişlerini temsil eden bir alan. Bunun önüne geçebilmenin en iyi yolu da şenlikteki birliği bölebilmek. Geçtiğimiz yıllar da bu tarz yürüyüşler denendi, Nur Sürer protesto edilmeye çalışıldı. Ama önüne geçildi. Şenlik de bu biçimiyle gelecek senelerde de sürmeye devam edecek. Dertleri böyle bir bölünme yaratarak ülkenin asıl dertlerini görünmez kılabilmek. ODTÜ öğrencileri birbirine düşmüşken asıl başımıza gelenler gündemden çıkıyor, NATO gündeminden uzaklaşıldı. Geçtiğimiz yıllarda da bu tür çabalar kayyum rektörü hedeften almak için yapılırdı. Örneğin Verşan Kök döneminde yemekhane çok zamlanmıştı, öğrenciler kendi aralarındaki gerilime ara verip kitlesel bir eylemle bu zammı kaldırmıştı. ODTÜ kimliğini silmek için özelleştirmeler dahil birçok iş yapılıyor, yasaklar konuluyor. Öğrencileri birbirine düşürerek tüm bunların sessiz sedasız gerçekleştirilebileceği düşünülüyor, biz buna hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz, yine ODTÜ şenliğini tüm öğrencilerle, bileşenlerle gerçekleştireceğiz, Devrim Yürüyüşü yine tribündeki herkesin katılmak istediği şekilde bitecek. 

*** 

DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ 68 RUHUNDA BİRLEŞMEKTİR

ODTÜ Medya Topluluğundan Rasim, Ayşe ve Hüseyin:

Yaşananları neden bir provokasyon olarak niteliyorsunuz? 

Rasim: Halihazırda devrim stadyumunda ve öncesindeki devrim yürüyüşünde bulunan bayraklar konusunda herhangi bir müdahale, tepki veya karşılık olmamasına rağmen yaşanan olayın “saldırı” olarak adlandırılmasından da anlaşılabileceği üzere asıl yaşananın herhangi bir şekilde bayrakla ilgisi yoktu. Konser anında çıkan sanatçılara karşı verilen negatif tepkiler ve sahneye doğru şişeler fırlatılmasının ardından gelen tepkiye karşı bayrağın arkasına geçilip olayı “bayrağa saldırı” olarak adlandırmak olayın provokasyon amaçlı gerçekleştiğini kanıtlar niteliktedir. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Ayşe: 1968 senesinde Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alparslan Özdoğan, Mustafa Yalçıner, Mete Ertekin ve arkadaşlarının bir gece yazdıkları DEVRİM yazısı ile ortaya çıkan Devrim Stadyumu, ODTÜ Bahar Şenliği’ne ve geleneksel olarak yapılan Devrim Yürüyüşünün son noktası olmakta. MM binasından DKSK’nın inişinin izlenmesinin ardından Fizik Çimlerinde buluşan öğrenciler için Devrim Yürüyüşü 68 kuşağını anarken aynı zamanda taleplerini de ilettikleri, başladıkları Devrim Yürüyüşünde başkaldırarak, koşarak pankartlarıyla okulu dolaşıp Devrim’e girdikleri bir yürüyüştür.  

Yürüyüşün ardından öğrenciler mumlarla çimlere DEVRİM yazarlar ve devrim yürüyüşünün saati havanın kararışıyla yazının gözükmesini sağlar. Aslında devrim yazısının mumlarla çimlerde yazılması 1993 yılında Bahar Şenliği’ne gelen Cem Karaca döneminde ortaya çıkmış. Öncesinde tribünlerde DEVRİM yazısı üzerinde oturanlara mumlar verilecekken bunun tespitinin zorluğundan dolayı çimlerde yapılmış.  

Devrim Yürüyüşü de ODTÜ Bahar Şenliği de yıllardır öğrencilerin taleplerinin, emeklerinin 68’in ruhuyla birleştiği bir yer aslında. Mücadele alanımızın eğlenceyle birleştiği, birlikte devam ettirmemiz gerekilen geleneklerimiz. 

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Hüseyin: ODTÜ Şenliği diğer üniversite şenliklerinden epey farklı bir şenlik. Bu şenliğin herhangi bir sponsoru yok. Dolayısıyla kayyum rektörlük bunu kırmaya çalışıyor ve kırmak için de bu gibi provokasyonları kullanıyor. Bu provokasyonlara ise Türk bayrağı gibi milli değerleri alet ediyor ve öğrencileri birbirine düşman ediyor. Rektörlüğün ODTÜ resmi hesabından paylaştığı şenlik görüntüleri de buna en net kanıt. Sonunda umduğu şey de sermayenin düzenlediği, şenliğe ücretle girilebildiği, her öğrencinin ulaşamadığı bir düzen.  

Biz öğrenciler olarak 2024 yılında kayyum yönetim şenliğe izin vermediğinde 10 gün boyunca rektörlük önünde nöbet tutmuştuk, şenliği de hep birlikte öğrenci emeğiyle örmüştük. Tıpkı bugün de olduğu gibi. Tüm sıra arkadaşlarımızın bunu hatırlamasını, şenliğin öğrenciler için öğrenciler tarafından düzenlendiğini unutmaması gerektiğini düşünüyoruz. 

*** 

ODTÜ’NÜN TARİHİ ÖĞRENCİLERİN DİRENİŞ TARİHİ

Sosyoloji Topluluğundan Hayat ve Mehmet: 

ODTÜ’de yaşananları neden provokasyon olarak değerlendiriyorsunuz? 

Mehmet: Şenlikten iki hafta önce ODTÜ sosyal medyasında İlkay Akkaya hedef gösterilmeye başlandı. Fotoğrafını paylaşıp konseri protesto etme çağrıları yapıldı. Bozkurt hareketi yapıp ardından şişe atarak kavga çıkardılar. Fakat yaşananları videoya çektiğiniz zaman ortadaki görüntü bir bayrak etrafında kavga var, demek ki bayrağa saldırılıyor şeklinde oluyor. Bunu yapmak zor bir şey de değil, geçmişte yapılmamış da değil. ODTÜ’de bir sorun olduğunda bunun çözümü için uğraşan insanlar genelde, o gün bayrağa saldırıldı diye hedef gösterilen solcular. Fakat konu eğlenmeye geldiği zaman söz hakkı hissedenler bu şenliğe hiç emek vermeyenler oluyor. 

Hayat: İlk ve ikinci gün olanlara dair, videolarda görünmeyen, yalnızca bayrağa saldırdılar propagandasının arkasında yuhalamalar, bozkurt hareketleri, yapılan çağrılar, hatta gruplarda “Eğlencenin ikinci planda kalacağı bir gün olacak” denilen ses kaydının paylaşılmasına kadar tüm bunlar planlıydı. Akkaya’nın şenliğe çağrılmasına kurulmuşlardı. Yaşananlar bunun sonucudur. 

Mehmet: Videolarda da görülebilir, Türk bayraklı çok fazla insan vardı, kimileri herkesle Çav Bella söylüyordu, bayrağa değil saldırgan gruba müdahale edildiğini görmek zor değil. 

Devrim Yürüyüşünün ODTÜ tarihindeki anlamı nedir? 

Mehmet: ODTÜ’nün tarihi bir okul tarihi olmaktan öte bir direniş tarihi. Bu direniş kültüründe, bu topraklarda adı kalmış birçok devrimcinin anısına yapılmış bir yürüyüş ve onların kazanımlarını koruduğumuzu sembolize ettiğimiz bir yürüyüş. Birçok kazanımımız bize bu tarihten kaldı ve bunu savunmamız gerekiyor. Hem bu kültürü korumak hem de devrim yürüyüşünün başlangıcında bu ülkeden geçmiş devrimcilerin ismi anıldığında “Yaşıyor” diye bağırmak bile tek başına önemli, şu anda elimizden gelen buysa bunu devam ettirmek zorundayız. 

Hayat: Şenlik de öğrencilerin kazanımlarının bir parçası. Türkiye’deki nadir örneklerden biridir sermayesiz yapılan bir şenlik. Kayyumlara, iktidar politikalarına rağmen, kampüslerin içini siyasetten arındırma çabalarına rağmen öğrenci inisiyatifiyle, kendimizce bir şeyler yapabilmemizin bir çıktısı ve sembolü. Okuldaki öğrencilerin de bir kısmı bunun farkındalığına pek sahip değil. Bunu da hatırlamakta fayda var, kampüste sürdürülen politikalara rağmen bu şenliği öğrenci kararıyla ve iradesiyle yapabiliyorsak bu çok önemli, şenliğin kendisi de devrim yürüyüşü de bunu ifade ediyor. 

Öğrencileri bayrağa saldırmakla suçlayan kimileri ise geçmişte şenlik için direnenler arasındaydı? 

Mehmet: Dışarıdan gören insanlar durumu kutsallarına saldırı olarak yorumladı ki medyada verildiği haliyle böyle algılanılması doğal. Burada düşünülmesi gereken şey, ODTÜ içerisindeki insanlar durumu nasıl algılıyor? Yaşananların bizde kaydının olmaması, provokasyon engellenirken yapılanların görülmemesi, daha doğrusu provokatörlerin bunları yayınlamaması sonuçta doğal. Bu yüzden böyle bir refleks gerçekleştirilmesi beklenmedik değil. Bu anlamda amacına ulaşmış da oluyor. 

Hayat: UGT’nin bu olaylardan dolayı tepki görmesi, şenliğin başka topluluğa ya da direkt rektörlüğe verilmesi talebi bahsettiğimiz hafızanın korunamamasının sonucu. Biz şenliğin ne olduğunu düşünüyoruz, rektörlük bizim şenliğimiz hakkında ne kadar söz sahibi ki UGT’den alıp başkasına verecek? Şenlik rektörlüğün öyle alıp dağıtabileceği bir şey değil, öğrencilerin ürettiği bir şenlik olduğu için özel. 

Okul öğrencileri neden bu şekilde birbirine düşürülmeye çalışılıyor? 

Hayat: Kampüslerdeki siyasi ortamın altını oymak, öğrenci dayanışmasını zedelemek amaçlanıyor, bunların farkındayız. Öğrenciliğin kendiliğinden getirdiği politikliği ortadan kaldırmak, unutturmak isteniliyor. 

Mehmet: Burası Ankara siyaseti açısından sembolik bir yer, saldırılmak istenmesi gayet normal ve bu tarih boyunca da farklı biçimlerde oldu. 

*** 

KAVGANIN GALİBİ KAYYUM REKTÖRLÜK OLUYOR

ODTÜ Sosyoloji bölümü öğrencisi Doğa: 

ODTÜ Devrim Yürüyüşünde bu yıl neden böyle bir gerilim ortaya çıktı? 

Öncelikle genel Türkiye gündemi ve okul içinde aslında rektörlük ve çeşitli çeteler tarafından ODTÜ’nün kampüs ruhuna, politik olarak ODTÜ’nün devrimci tarihine ve kültürüne yapılan saldırılardan biraz bahsetmek gerekiyor. Özellikle Verşan Kök sonrası atanan Yozgatlıgil ile beraber şunu çok net görüyoruz ki rektörlük kendisine belli okların yöneltilmesini istemiyor. Özellikle Verşan dönemindeki o baskı ve tahakküm ortamı Yozgatlıgil ile beraber yerini biraz daha kendisinin rıza ürettiği ve yaptığı şeylerin sanki okulun iyiliği için yapıyormuş gibi lanse ettiği bir görüntüye dönüşmüş durumda. Bunu sağlayabilmek için de öğrenci çatışmalarını kullanıyor. Yani aslında bu “neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor sorusunun bir boyutudur. Çünkü bu genel şenlik provokasyonu da bu şenlikten önce kadın duvarında yapılan provokasyonlarda, oryantasyonda yaşanan provokasyonlarda da ayrı gündemler ya da konu maddeleri söz konusu değil. 

Biliyorlar ki öğrenciler arasında karşıt fikirleri varmış gibi gösterilip devlet destekli, rektörlük destekli bir şekilde birbirleri arasında çatışırsa aslında AKP, MHP iktidarı tarafından atanmış olan kayyum Yozgatlıgil kendisini unutturuyor ve meşru bir zemin bulmuş oluyor. Dolayısıyla aslında kampüs içindeki bu tarz olaylar hem asıl hedefin olması gereken kişi olan antidemokratik bir biçimde kampüse atanmış ve kampüs kaynaklarını tamamen yeşil sermaye lehine kullanan Yozgatlıgil’den dönerek sanki bir öğrenci çatışmasıymış gibi lanse edilmiş oluyor. 

Gelelim bunların neden yaşandığına yani bunun neden provokasyon olduğuna. İlkay Akkaya devrimci bir sanatçı ve özellikle kendisinin Kızılırmak dönemlerinden de bu yana müziği çokça kez devlet ve iktidar aparatları tarafından baskılanmaya çalışılmış, yasaklanmaya çalışılmış, konserleri iptal edilmiş bir kişi. Hatta ODTÜ’ye gelmeden önce bile bu son 1 yılda yasaklanan konser miktarına bakarsanız, kendisinin röportajlarında bir yer ayarlamanın ne kadar zor olduğuna belirttiğine, sistematik bir baskıya karşı karşıya kaldığına bakarsanız bu provokasyonun da amacının bu olduğu hiç şüphe götürmeden ortaya çıkacaktır... Çünkü İlkay Akkaya’nın hedef gösterilmeye çalışılması tamamen internet üzerinden örgütlenen, reel gerçekliği olmayan kesimler ve devlet ya da işte çeşitli çeteler destekli bir şekilde gelişiyor. Şenlikten çok önce de aslında çeşitli itiraf sayfaları ya da anonim hesaplar ile İlkay Akkaya nefretinin örgütlendiğini görüyoruz hem sosyal medyada Twitter’da hem Instagram’da. Ve aslında sanki basit bir bayrak meselesiymiş gibi bir adlandırma var. Oysa burada tamamen bayrak ve milli değerler, bu oluşumlar ve çeteler tarafından kullanılan kalkan görevini görüyor. Çünkü bu provokasyonu yapanların amacı herhangi bir protesto düzenlemek değil. Keza alanda da gördüğümüz üzere, nefret sembolü haline gelmiş bozkurt işaretleri yaparak, halkçı bir sanatçıyı yuhalayarak, oradaki insanlara rahatsızlık vererek, daha sonra zaten görüntülerden de görüldüğü üzere şişe fırlatarak, el hareketi çekerek, küfürler savurarak çok net bir provokasyon girişiminde bulunmuş oluyor. 

Benim kendi düşüncem bu provokasyonun aslında iki temeli olduğu. Eğer provokasyon başarılı olurda bir itiş kakışma görüntüsü olursa, ki bunun yaşandığını görüyoruz, bunu sosyal medya üzerinden “Bak işte, aşırı gruplar milliyetçi ‘öğrencilere’ saldırıyor” gibi bir algı yaratmaya çalışmak, buradan kamuoyunu şekillendirmek ve aslında ODTÜ’nün devrimci tarihine, ODTÜ’nün sol tarihine bir darbe vurmaya çalışmak. Eğer bu şekilde gerçekleşmeseydi de yine kendileri Twitter hesaplarından “Bakın biz İlkay Akkaya’yı sahnede yuhaladık, söylettirmedik, bütün bir stadyum sanatçının inmesini istiyordu” gibi bir yalan sunarak da sanki kendileri amaca ulaşmış gibi göstermeye çalışacaklardı. Dolayısıyla aslında oraya müdahale edilmesinde de edilmemesinde de kendisinin de çıkar sağlayacak bir grubun var olduğunu söyleyebiliriz. 

*** 

ODTÜ’NÜN DEMOKRATİK YAŞAMI HEDEF ALINIYOR

İktisat öğrencisi İrem: 

Yaşananı neden bir provokasyon olarak görüyorsunuz?  

Çünkü yaşananlar ODTÜ öğrencilerinin birlikte inşa ettiği demokratik zeminleri kullanmadan gerçekleşti. Hatta tam aksine hedefe konulan bu demokratik zeminler oldu. ODTÜ öğrencileri Devrim Yürüyüşü de dahil olmak üzere yaptıkları her işi beraber planladıkları forum ve toplantılarda buluşarak planlıyor. Şenlik herkesin dahil olabileceği bir öğrenci topluluğu olan UGT eliyle organize ediliyor, toplulukların çok daha fazlası sahnesiyle standıyla şenliğin bir parçası oluyor. Yaşanan olay ise tüm bu birikim ve deneyimi yok sayarak, hedef alarak gerçekleşti. 

Fiili olarak ODTÜ öğrencilerinin düzene karşı birlikte mücadele etme birikimini hedefleyen bir eylemlilik olarak sonuçlandı. Sonrasında yaşananları paylaşan grupların siyasal pozisyonu da durumu aydınlattı. Başka provokasyonlardan tanıdığımız milliyetçi-gerici grupların hemen olaya sahip çıkarak çağrılar yapması yaşananların kimin işine yaradığını açıkça gösterdi. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Uluslararası Bahar Şenliği, ODTÜ öğrencilerinin beraber ürettiği nadir alanlardan biri. Türkiye’de başka üniversitelerde sermayesiz, sponsorsuz, öğrencilerin kendi sözümüzü söyleyebildiği böyle alanlar oldukça sınırlı. Var olanlar da baskıyla kısıtlamalarla yok edilmeye çalışılıyor. Bahar Şenliği de uzun süredir bu yasakların hedefindeydi. İki yıl önceki bu açıdan önemli bir deneyim oldu, atanmış rektörün bütün çabasına karşın ODTÜ öğrencileri kendi şenliğini kendi emeğiyle yapmıştı. Bugün de 37. sini var eden ODTÜ’nün beraber üreten, ODTÜ’nün mücadeleci kültürünün birlikte var eden toplulukların, öğrencilerin ısrarıdır. Devrim yürüyüşü de 68 kuşağından devraldığımız antiemperyalist mücadele mirasını yükselttiğimiz politik bir mücadele alanıdır. Bu savaş ve sömürü düzenine karşı taleplerimizi haykırdığımız, bu düzenin baş temsilcilerinden saray rejimine karşı sesimizi yükselttiğimiz bir yürüyüştür. 

Bu nedenle ODTÜ öğrencilerinin mücadelesinin rotasının netleşmesi açısından önemli bir alan oluyor. Antiemperyalist mücadelenin saflarında birleşmenin çağrısını yapıyor ve eşit, özgür bir geleceği kazandıracak olanın da bu saflar olduğunu yeniden hatırlatıyor.  

Bu iki gelenek de özellikle böyle bir dönemden geçerken daha çok önem kazanıyor. Saray rejiminin dört bir yanımızı kuşattığı bugünlerde nefes alabilmek adına büyütülmesi gereken alanlar oluyor.   

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Saray rejimi aslında bir süredir üniversitelerde kendi politikalarını uygulayabilmek adına baskı ve yasak atmosferini örgütlüyor. Bu tür eylemlere alan açarak üniversitelerde ayrışmayı derinleştiriyor.  

Onların karşısında söz söylenen her alan iktidarları açısından bir tehlike taşıyor. Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı, savaş politikalarına karşı bir araya geldiğimiz “Emperyalizme ve Faşizme Karşı Denizlerin Yolunda Eşitlik, Özgürlük ve Sosyalizm için ODTÜ Devrim’e Yürüyor.” şiarıyla yürüdüğümüz Devrim Yürüyüşü en büyük tehlikelerden biri. Emperyalistlerle iş birliği içinde dünyayı paylaşma kavgasının ortağı olmak isteyen saray rejimi üniversiteleri de bu politikalar etrafında şekillendiriyor. Devrim Yürüyüşü de de bu ortaklığa karşı yürüdüğümüz için iktidarın hedefinde.  

ODTÜ Bahar Şenliği de toplamda yok etmeye çalıştıkları bir alan. Öncesinde bu şenliği yasaklamaya çalıştılar, olmadı. KoçFest gibi uygulamalarla sermayeye teslim etmeye çalıştılar, olmadı. Şimdi de faşist provokasyonlarla kriminalize ederek yok etmeye çalışıyorlar. Ama bu da başarılı olmayacak. Bizler saray rejimine karşı kendi sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Bu sözü söylediğimiz alanları da saray rejimine teslim etmeyeceğiz. Yaşamımızı savaş politikalarıyla şekillendirmelerine izin vermeyeceğiz. NATO zirvesine, emperyalist savaşlara, baskı ve yasaklara karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. 

New York'ta 43. Türk Günü Yürüyüşü coşkuyla kutlandı

Türk-Amerikan toplumunun 43'üncü defa düzenlediği geleneksel yürüyüş, New York'ta Türk-Amerikan toplumunun binlerce üyesini bir araya getirdi. Geçit töreni ve sonrasındaki kutlama programı coşku dolu anlara sahne oldu.

ABD'de Türk diplomatların Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) tarafından ilk olarak 1981'de düzenlenen ve sonrasında gelenekselleşen yürüyüş ve sonrasındaki festivale, ABD'deki Türk misyonu temsilcileri, bazı bürokratlar, Türkiye'den gelen sanatçılar ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Yürüyüş kortejinde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Büyükelçi Prof. Dr. Çağrı Erhan, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Ahmet Yıldız ve Türkiye'nin New York Başkonsolosu Muhittin Ahmet Yazal başta olmak üzere, Türk Amerikan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri hazır bulundu.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ABD'DEKİ TÜRK TOPLUMUNA MESAJ

Türk-Amerikan toplumunun yanı sıra KKTC, Azerbaycan ve Türk dünyasından da yoğun katılımın olduğu etkinlikte, New York ve çevre eyaletlerden gelenler, geçit törenini izlemek için Madison Caddesi'nin kaldırımlarına sıralanırken, spordan eğitime çeşitli alanlarda faaliyet gösteren dernekler, okullar ve benzeri eğitim kuruluşları, yürüyüş esnasında protokolü selamladı.

Madison 38. Sokaktan başlayan ve 25. Sokaktaki Madison Meydanı Parkı'na kadar devam eden yürüyüşün ardından, konser alanında birçok sanatçı tarafından Türk marşları ve ezgileri seslendirilirken, bu sezonun lig şampiyonu Galatasaray başta olmak üzere diğer Türk takımlarının coşkusu da festivale renk kattı.

Yürüyüş sonrası Madison Meydanı Parkı'nda devam eden kutlamalar İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı, daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajı festival alanında izlendi.

"BU COŞKU YALNIZ BİR YÜRÜYÜŞÜN DEĞİL, SARSILMAZ BİR BİRLİK RUHUNUN İFADESİ"

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajında, Türkiye'nin uluslararası etkinliği bağlamında yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının önemine vurgu yaparak birlik beraberlik mesajı verdi.

Duran, dayanışma ruhuna vurgu yaptığı konuşmasında, "Manhattan sokaklarını kırmızı beyaza boyayan bu coşku yalnız bir yürüyüşün değil, köklü bir tarihin, güçlü bir kimliğin ve sarsılmaz bir birlik ruhunun ifadesidir." dedi.

"Türkiye bu gücünü, birlik ve beraberliğimizden almaktadır. Bu dayanışma ruhuyla üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur." diyen Duran, Türk Günü Yürüyüşü'nün "bu ortak ruhun, güçlü aidiyetin ve anlayışın en somut tezahürü" olduğunu kaydetti.

YÜRÜYÜŞ ESNASINDA TÜRKİYE'NİN TARİHİ VE TURİSTİK DEĞERLERİ DE TANITILDI

Türk Günü Yürüyüşü kapsamında, İletişim Başkanlığının organize ettiği ve New York sokaklarında dolaşan dijital kamyonlar, Türkiye’nin tarihi ve turistik yerlerini, kültürel değerlerini ve çevre vizyonunu dünya kamuoyuna aktardı.

Dijital kamyonların ekranlarında yayınlanan içeriklerde, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na üye olan, gastronomi, müzik ve el sanatları ile ön plana çıkan Afyon, Gaziantep, Hatay, Kırşehir, Bursa, Kütahya ve Şanlıurfa gibi şehirlere özgü değerler tanıtıldı.

Aynı zamanda içeriklerde Türkiye’nin küresel ölçekte yürüttüğü çevre ve sürdürülebilirlik çalışmaları da geniş yer buldu.

Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi ile Türkiye’nin çevre politikaları ve Sıfır Atık vizyonuna özgü mesajlar da ekranlarda paylaşıldı.

Öte yandan festivalde kürsüye davet edilen Washington Büyükelçisi Sedat Önal ve New York Başkonsolosu Ahmet Yazal da Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali'nin önemine vurgu yaparken, Türk Amerikan toplumunun ABD'de geldiği noktanın altını çizen değerlendirmelerde bulundu.

Daha sonra Milli Savunma Bakanlığı uhdesindeki Mehteran Birliği'nin sergilediği performans katılımcılardan büyük alkış alırken ilerleyen saatlerde misafirler, Türk sanatçıların ve folklor ekiplerinin performanslarıyla coşkulu saatler yaşadı.

ABD'de, Türk diplomatın Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla ilk olarak 1981'de düzenlenen yürüyüş, sonraki yıllarda Türk kültürünün tanıtıldığı geleneksel bir kutlamaya dönüşmüştü.

EFES-2026 Tatbikatı'ndan nefes kesen görüntü! Türkiye'nin çelik kanatları şov yaptı
Antalya'da Litvanyalı boksör tur şoförünü hastanelik etti: 'Telefonu şarja koymadın diye yumrukladı'
spot_img

All articles

Son dakika Antalya’da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya’da nerede oldu? Antalya deprem Kandilli ve AFAD son depremler listesi 17 Mayıs 2026

Son dakika Antalya deprem haberleri.. Antalya'da deprem mi oldu? Az önce deprem Antalya'da nerede oldu? Antalya Kandilli ve AFAD son depremler.. 17 Mayıs 2026 Antalya deprem son dakika haberleri haberin detayında... Artçı deprem mi oldu Antalya'da? Antalya son deprem büyüklüğü ne kadar? Antalya'da ve Antalya yakınındaki depremler nelerdir? Antalya'da anlık deprem mi oldu? Son dakika Antalya canlı deprem haritası.. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD Antalya deprem haberleri.. Antalya'da hangi ilçelerde deprem oldu ve hangi ilçelerde en çok hissedildi? Bugün Antalya'da deprem mi oldu? Deprem Antalya'da ne zaman ve kaç şiddetinde oldu? En son Antalya'da nerede deprem oldu? Antalya deprem haberleriyle ilgili en çok merak edilenlerin cevabı haberde...

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil

Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil 17.05.2026 Diken

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çağatay Güler, motosikletli kurye kazalarının sadece bir 'sürücü davranışı problemi' olmadığını, yapısal bir mesleki ve kentsel güvenlik sorunu olduğunu söyledi.

The post Halk sağlığı profesörü Güler: Motorkurye kazaları sürücü davranışı sorunundan ibaret değil appeared first on #site_linkat 17.05.2026 .

2 bin rakımda yetişiyor, kilosu 2 bin liradan satılıyor

Erzincan’da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi

Türk ordusunun otonom gücü Efes’te sahnede! Barkan-3 sahaya indi
Türk savunma sanayiinin yerli ve milli hamleleri EFES-2026 Tatbikatı’na damga vurdu. HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı Barkan 3, ilk kez geniş katılımlı bir tatbikatta sahaya...Devamı için tıklayınız

Bayrağa değil özgür üniversite fikrine saldırı

BirGün Okur İnisiyatifi  - ODTÜ

ODTÜ’de iki hafta önce 37.si düzenlenen Uluslararası Bahar Şenliği, bu yıl etkinliklerle ve konserlerle değil, bayrak üzerine tartışmalarla gündeme geldi. 

Şenliğin ilk günü gerçekleşen Devrim Yürüyüşünde sahnede olan İlkay Akkaya’nın, haftalar önce organize olan bir grup tarafından yuhalanması, grubun bozkurt işaretleri yaparak sahneye şişe fırlatması, tepki geleceğini bildikleri için de bayrak açıp tüm saldırılarını bu bayrağın altında gerçekleştirmesi, olayı ODTÜ’nün iç meselesi olmaktan çıkardı. 

Sosyal medyada iktidara yakın kesimlerin desteğiyle hızla yayılan “ODTÜ’de bayrağa saldırı” yalanı üzerinden gerçekleştirilen linç girişimi, bir gün sonra okulda bayrak yürüyüşü adı altında ülkücülerin organize ettiği mitinge ve öğrencilerin evlerine yönelik gece baskınlarına evrildi. 

An itibariyle 6 öğrenci tutuklanırken, Zafer Partisi ile ilişkili İstiklal Kadın Hareketi, gözaltıları gerçekleşmeden önce duyurarak aslında provokasyonun iktidar eliyle gerçekleştiğini de itiraf etmiş oldu. Şenlikten sonraki gün gerçekleşen yürüyüşe ODTÜ Rektörlüğünün gayri resmi onayıyla dışarıdan ülkü ocaklarıyla ilişkili yüzlerce insan sokuldu, farklı üniversitelerin ülkü ocakları Devrim’de adeta “miting” yaptı. Dışarıdan gelen ülkücü-Türkçü grupların üyeleri, ODTÜ öğrencilerine ve şenliği düzenleyen Uluslararası Gençlik Topluluğu üyelerine saldırıda ve tacizde bulundu. Öğrenciler ve Eğitim-Sen ile görüşmelerinde bayrağa saldırı olmadığını itiraf eden kayyum rektörlük, üniversitenin değil kavganın bir tarafı görüntüsü vererek, üniversitenin resmi sosyal medya kanallarında paylaşılan şenlik videosunda siyah beyaz kavga görüntülerine ve dışarıdan düzenlenen bayrak mitingi görüntülerine yer verdi. 

ODTÜ’de organize edilen provokasyonun perde arkasını, şenlik ve devrim yürüyüşünün üniversite ve öğrenciler açısından önemini, farklı topluluk ve bölümlerden öğrencilerle konuştuk. 

*** 

“ŞENLİK ODTÜ’NÜN ODTÜ ÖĞRENCİLERİN”

ODTÜ Şenliğini organize eden komiteden Can:  

Şenliğin ikinci gününde neler yaşandı? 

Şenliğin ikinci gününde okulda bayrak yürüyüşü olacağını paylaşan hesapları da incelemek gerekiyor. En son 6 Şubat depreminde paylaşım yapmış, ondan önce milli bayramlar ve yine bir önceki şenlikte Nur Sürer’e protesto çağrısı için paylaşımda bulunmuş. Milliyetçi bir hesap gibi görünmesine rağmen pasif duran, tepki için açılmış bir hesaptan bu bayrak yürüyüşü çağrısı yapıldı. Yürüyüşün yapıldığı ikinci gün hem A1 Kapısına milliyetçi gruplar çağrı yapmıştı. Eğitim-Sen ve diğer öğrenci temsilcileriyle birlikte rektörlük genel sekreteriyle konuya dair yaptığımız görüşmede bize -Eğitim-Sen açıklamasında belirtildiği gibi- engellemeye çalışacaklarını ancak büyük bir arazi olduğunu belirtip “telden girseler ne yapabiliriz” dediler. Nitekim dışarıdan çok fazla insan girdi, üyelerimize, ayrı ayrı 3 kadına sözlü şekilde tacizde bulundular, cinsiyetçi küfürlerde bulundular. Bir de UGT’li olduğunu sandıkları bir kadına fiziksel bir tacizde bulunuyorlar, kadın “UGT’li değilim” deyince “Pardon bilmiyorduk” diyorlar. Bu olayların bayrak yürüyüşü sonrası stadyumda olan ve ODTÜ’lü olmadığını tahmin ettiğimiz kişilerce gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. 

Yine bu bayrak yürüyüşünün olduğu gün, içlerindeki megafonlulardan birisi bariyerlerden atlayıp bizim bir arkadaşımızı iterek hakaret etti, “İstiklal marşı açacaksınız” dedi. Bu tutumu hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz bu talebi yolu bu değildi, üstelik okul güvenliği de bu kişiye herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bu şahıs 25 dakika boyunca orada durdu, ona bize emir veremeyeceğini söyledik. Konser başladıktan sonra da Güvenlikler öğrenci kimliklerini isteyince çıkaramayan, dolayısıyla ODTÜ öğrencisi olmadığını tescillediğimiz, elinde bozkurt bayrakları olan bir ekip topluluk üyelerimize hakaret etmeye başladı, güvenlik yine bu kişilere müdahale etmedi. Güvenlikten onları uzaklaştırmamızı istememize rağmen bu yapılmadı, sahnenin arkasından önüne geçip bu kez de bir kadını taciz ettiler. Bunun üzerine öğrencilerin tepkisiyle bu ekiple bir kavga başladı. Güvenlik tüm taleplere rağmen bu kişileri uzaklaştırmadığı için kısa süreli de olsa kavga fiziksel bir boyuta evrildi. En başından itibaren taciz ve cinsiyetçi küfürlerle bu dışarıdan gelenlerin başlattığı bir kavgaydı. Güvenlik uzaklaştırır gibi yapsa da ekipten bir kişi olaydan sonra da bir pankartın önünde nöbet tutmaya devam etti. 

Olayın ardından sahnede bir açıklama yaparak uğradığımız tacizleri öğrencilerle paylaştığımızda yuhalandık. Bu bile provokasyonun ne kadar başarılı olduğunun kanıtıdır.  

SPONSORSUZ YAPILMASI BİR DURUŞ

Devrim Yürüyüşünün ve Bahar Şenliği’nin ODTÜ tarihi ve değeri açısından önemi nedir? 

ODTÜ Bahar Şenliği 1987’de UGT’nin inisiyatifi ile yapılan bir etkinlik, bunu okulun tüm topluluklarıyla birlikte yapıyor. Caz Topluluğunun, Müzik Topluluğunun, Radyo Topluluğunun sahnesi var, Devrim Sahnesini UGT düzenliyor. Bahar Şenliğinde panayır alanında tüm topluluklar etkinlik yapıyor, uluslararası öğrencilerin etkinliklerini düzenlediği bir alan var. Aslında okulun tüm toplulukları olarak bu şenliği düzenliyoruz ve Devrim Sahnesiyle de bu şenlik günleri sonlanıyor. Son dönemde tüketim kültürü sebebiyle sadece Devrim Sahnesine odaklanılıyor ama bizim çabamız şenliğin gerisini de büyütmek üzere. Devrim okulun içindeki bir stadyum ve sadece o yazıdan ibaret değil, arkasında bir kültür ve gelenek var. Bizim de amacımız bu geleneği ve kültürü yaşatabilmek. Zaten geçmişte de hiçbir okulda şenlik yasaklanmazken bizim şenliğimizin yasaklanma sebebi de bu. Devrim’in yaşattığı kültüre yapılan bir saldırı bu. Topluluk olarak geçmişte de bu yasaklama girişimleriyle karşılaştık ancak gerek eylemlerle geri adım attırdık, gerek kaçak bir şekilde düzenledik. Şenlik dolayısıyla okulun tüm öğrencilerinin birleşebildiği bir direniş alanı. Bu yüzden en sevdiğimiz sloganlardan biri “Şenlik ODTÜ’nün, ODTÜ bizimdir”.  

ODTÜ kültüründe 37 kez yapılan bu şenliğin ne afişlerinde ne de sahnesinde hiçbir zaman sponsor olmadı ve olmayacak da. Çünkü stadyumun kültürü de bunu reddediyor. Herhangi bir sermaye grubunun, zenginlerin, burjuvaziye katkı sunan herhangi bir sembolün Devrime giremeyeceğini işaret ediyor. Öğrenci emeğiyle, yemek alanlarından bulunan bütçelerle yapılan, gelen sanatçıların da fedakarlıkta bulunduğu bir şenlik. Şenliğin kültüründe de eğer sanatçıların sağlık sorunu yoksa Devrim’de çim alandan birkaç güvenlik ve öğrenci çemberiyle Devrim sahnesine yürütüldüğü bir biçimde ilerliyor. Bunun da bir anlamı var; hiçbir sanatçı, hiçbir ünlü öğrenciden büyük değil, hepsi öğrencilerle bu kadar yakın olabilir. Şenliğimizin böyle bir kültürü var ancak son yıllarda bu kültür Devrim Yürüyüşü üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Sanki Devrim Yürüyüşü şenliğin bir parçası değilmiş, her sene denk gelen bir şeymiş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Devrim Yürüyüşü sebebiyle şenliğin yasaklanmaya çalışıldığı yıllar da var. ODTÜ tarihi açısından bu yürüyüşün kıymeti de tam buradan geliyor. ODTÜ öğrencilerinin örgütlü olsun olmasın sözünü söyleyebildiği, en önde mutlaka ‘ODTÜ Devrime Yürüyor’ pankartının olduğu bir yürüyüş. Bu sadece stada yürümeyi değil ODTÜ öğrencisinin devrime inancını sembolize ediyor. O gün sahnedeki sanatçı da bu yürüyüşü öğrenciler stadyuma geldiğinde kutluyor. Tüm saldırılara rağmen de hala kalabalık şekilde gerçekleşmeye devam eden bir geleneğimiz. Yalnızca stada yürümekle bitmiyor, çimlere mumlarla devrim yazılıyor. Bu yazı 68 kuşağının yazıp bıraktığı bir yazı değil, silindi yeniden yazıldı. Biz de her yıl çimlere yeniden yazıyoruz çünkü öğrencinin, okulun karakterini bu yansıtıyor. Her zaman da şenliğin içerisinde oldu. 37 kez şenlik yapıldıysa 37 kez de bu yürüyüş yapıldı. 70. Yılını kutlayan okulun en büyük kültürü şenlik ve yürüyüş. 

TÜM MÜCADELELERİN ORTAK ZEMİNİ

Bu şenlik ve yürüyüş ne zorluklarla ve ne niyetle yapılıyor? 

Biz komite olarak 10 kişi ile bu süreci yürütüyoruz ama tek başımıza kalmıyoruz, sıra arkadaşlarımızın yardımlarıyla örüyoruz. Dolayısıyla işin koordinasyon kısmıyla ilgileniyoruz daha çok. Destek konusunda da öğrenciler hiçbir zaman sırtını dönmüyor bize, esas yapılmaya çalışılan da bu, bizi diğer öğrencilerle karşı karşıya getirebilmek. Oysa şenlikler ODTÜ’nün bir olduğunu gösterebilmek için var. Şenlik tüm öğrencilerin davet edildiği, saatler süren bir forumla tartışılıyor. Ardından tüm topluluklar, okulun tüm siyasi toplulukları şenliğin örgütlenme sürecine dahil oluyor, pankartlarımızı hep birlikte boyuyoruz, dövizlerimizi beraber yazıyoruz. Queer mücadeleden NATO karşıtlığına tüm sözlerin bir alan bulabileceği şekilde yürütüyoruz. Devrim Yürüyüşü geçmişte jandarma ablukasına karşı bile gerçekleşebilmiş bir yürüyüş. Hiçbir zaman ODTÜ öğrencileri pes etmediği için bu gelenek sürüyor, dışarıdan ODTÜ’de yaşam ve siyaset çok rahat gözüküyor ama arkasında ciddi bir direniş birikimi ve geleneği var. Seneye de çeşitli zorluklar ve yasaklamalarla karşı karşıya olacağız ve yine bunlara karşı direnerek geri adım attıracağız.  

Okul öğrencileri neden farklı yöntemlerle birbirlerine düşürülmeye çalışılıyor? 

Bunun sebebi, ODTÜ öğrencileri yıllarca bir arada kalabilmiş bir toplam. En çok zıtlaştığı dönemde, 2014’te şenlik yasaklandığında 10 gün rektörlük önünde yatıp 10 bin kişi eylem yaptı. 19 Mart’ta kendi arasındaki tüm gerilimlere rağmen bir arada olarak o sürecin en kalabalık eylemlerini gerçekleştirdi. Bu eylemlerin ardından gerçekleşen Şenlikte geçtiğimiz yıl Devrim Yürüyüşü yine çok kalabalıktı, tüm bölüm temsilcilikleri oradaydı. Her durumda birleşen bu toplamı birbirine düşürebilmek için özel bir çaba gerekiyordu. Bahsettiğimiz hesaplar, provokasyonlarla alttan alta işlenen bir durum. Öğrencileri birbirine sokabilecek en ufak ihtimalde bunun üzerine gidiliyor. Yine de ODTÜ öğrencilerini kaybedeceğimizi düşünmüyoruz, bu birliği sürdürebileceğimizi düşünüyoruz. Bu yıl Esra Işık’ın mektubu sahneden okundu, öğrencilere mesajını verdi. Geçen sene Boğaziçi Üniversitesinde tutuklanan 3 sıra arkadaşımızın mektubunu okumuştuk. Yalnızca ODTÜ öğrencilerini değil, tüm ülkenin gençlerini birleştirme imkanı oluyor ve rahatsız olunan şey de bu. ODTÜ bahar şenliği yalnızca ODTÜ sınırlarında kalan bir şey değil, ülkenin tüm dertlerini, direnişlerini temsil eden bir alan. Bunun önüne geçebilmenin en iyi yolu da şenlikteki birliği bölebilmek. Geçtiğimiz yıllar da bu tarz yürüyüşler denendi, Nur Sürer protesto edilmeye çalışıldı. Ama önüne geçildi. Şenlik de bu biçimiyle gelecek senelerde de sürmeye devam edecek. Dertleri böyle bir bölünme yaratarak ülkenin asıl dertlerini görünmez kılabilmek. ODTÜ öğrencileri birbirine düşmüşken asıl başımıza gelenler gündemden çıkıyor, NATO gündeminden uzaklaşıldı. Geçtiğimiz yıllarda da bu tür çabalar kayyum rektörü hedeften almak için yapılırdı. Örneğin Verşan Kök döneminde yemekhane çok zamlanmıştı, öğrenciler kendi aralarındaki gerilime ara verip kitlesel bir eylemle bu zammı kaldırmıştı. ODTÜ kimliğini silmek için özelleştirmeler dahil birçok iş yapılıyor, yasaklar konuluyor. Öğrencileri birbirine düşürerek tüm bunların sessiz sedasız gerçekleştirilebileceği düşünülüyor, biz buna hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz, yine ODTÜ şenliğini tüm öğrencilerle, bileşenlerle gerçekleştireceğiz, Devrim Yürüyüşü yine tribündeki herkesin katılmak istediği şekilde bitecek. 

*** 

DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ 68 RUHUNDA BİRLEŞMEKTİR

ODTÜ Medya Topluluğundan Rasim, Ayşe ve Hüseyin:

Yaşananları neden bir provokasyon olarak niteliyorsunuz? 

Rasim: Halihazırda devrim stadyumunda ve öncesindeki devrim yürüyüşünde bulunan bayraklar konusunda herhangi bir müdahale, tepki veya karşılık olmamasına rağmen yaşanan olayın “saldırı” olarak adlandırılmasından da anlaşılabileceği üzere asıl yaşananın herhangi bir şekilde bayrakla ilgisi yoktu. Konser anında çıkan sanatçılara karşı verilen negatif tepkiler ve sahneye doğru şişeler fırlatılmasının ardından gelen tepkiye karşı bayrağın arkasına geçilip olayı “bayrağa saldırı” olarak adlandırmak olayın provokasyon amaçlı gerçekleştiğini kanıtlar niteliktedir. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Ayşe: 1968 senesinde Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alparslan Özdoğan, Mustafa Yalçıner, Mete Ertekin ve arkadaşlarının bir gece yazdıkları DEVRİM yazısı ile ortaya çıkan Devrim Stadyumu, ODTÜ Bahar Şenliği’ne ve geleneksel olarak yapılan Devrim Yürüyüşünün son noktası olmakta. MM binasından DKSK’nın inişinin izlenmesinin ardından Fizik Çimlerinde buluşan öğrenciler için Devrim Yürüyüşü 68 kuşağını anarken aynı zamanda taleplerini de ilettikleri, başladıkları Devrim Yürüyüşünde başkaldırarak, koşarak pankartlarıyla okulu dolaşıp Devrim’e girdikleri bir yürüyüştür.  

Yürüyüşün ardından öğrenciler mumlarla çimlere DEVRİM yazarlar ve devrim yürüyüşünün saati havanın kararışıyla yazının gözükmesini sağlar. Aslında devrim yazısının mumlarla çimlerde yazılması 1993 yılında Bahar Şenliği’ne gelen Cem Karaca döneminde ortaya çıkmış. Öncesinde tribünlerde DEVRİM yazısı üzerinde oturanlara mumlar verilecekken bunun tespitinin zorluğundan dolayı çimlerde yapılmış.  

Devrim Yürüyüşü de ODTÜ Bahar Şenliği de yıllardır öğrencilerin taleplerinin, emeklerinin 68’in ruhuyla birleştiği bir yer aslında. Mücadele alanımızın eğlenceyle birleştiği, birlikte devam ettirmemiz gerekilen geleneklerimiz. 

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Hüseyin: ODTÜ Şenliği diğer üniversite şenliklerinden epey farklı bir şenlik. Bu şenliğin herhangi bir sponsoru yok. Dolayısıyla kayyum rektörlük bunu kırmaya çalışıyor ve kırmak için de bu gibi provokasyonları kullanıyor. Bu provokasyonlara ise Türk bayrağı gibi milli değerleri alet ediyor ve öğrencileri birbirine düşman ediyor. Rektörlüğün ODTÜ resmi hesabından paylaştığı şenlik görüntüleri de buna en net kanıt. Sonunda umduğu şey de sermayenin düzenlediği, şenliğe ücretle girilebildiği, her öğrencinin ulaşamadığı bir düzen.  

Biz öğrenciler olarak 2024 yılında kayyum yönetim şenliğe izin vermediğinde 10 gün boyunca rektörlük önünde nöbet tutmuştuk, şenliği de hep birlikte öğrenci emeğiyle örmüştük. Tıpkı bugün de olduğu gibi. Tüm sıra arkadaşlarımızın bunu hatırlamasını, şenliğin öğrenciler için öğrenciler tarafından düzenlendiğini unutmaması gerektiğini düşünüyoruz. 

*** 

ODTÜ’NÜN TARİHİ ÖĞRENCİLERİN DİRENİŞ TARİHİ

Sosyoloji Topluluğundan Hayat ve Mehmet: 

ODTÜ’de yaşananları neden provokasyon olarak değerlendiriyorsunuz? 

Mehmet: Şenlikten iki hafta önce ODTÜ sosyal medyasında İlkay Akkaya hedef gösterilmeye başlandı. Fotoğrafını paylaşıp konseri protesto etme çağrıları yapıldı. Bozkurt hareketi yapıp ardından şişe atarak kavga çıkardılar. Fakat yaşananları videoya çektiğiniz zaman ortadaki görüntü bir bayrak etrafında kavga var, demek ki bayrağa saldırılıyor şeklinde oluyor. Bunu yapmak zor bir şey de değil, geçmişte yapılmamış da değil. ODTÜ’de bir sorun olduğunda bunun çözümü için uğraşan insanlar genelde, o gün bayrağa saldırıldı diye hedef gösterilen solcular. Fakat konu eğlenmeye geldiği zaman söz hakkı hissedenler bu şenliğe hiç emek vermeyenler oluyor. 

Hayat: İlk ve ikinci gün olanlara dair, videolarda görünmeyen, yalnızca bayrağa saldırdılar propagandasının arkasında yuhalamalar, bozkurt hareketleri, yapılan çağrılar, hatta gruplarda “Eğlencenin ikinci planda kalacağı bir gün olacak” denilen ses kaydının paylaşılmasına kadar tüm bunlar planlıydı. Akkaya’nın şenliğe çağrılmasına kurulmuşlardı. Yaşananlar bunun sonucudur. 

Mehmet: Videolarda da görülebilir, Türk bayraklı çok fazla insan vardı, kimileri herkesle Çav Bella söylüyordu, bayrağa değil saldırgan gruba müdahale edildiğini görmek zor değil. 

Devrim Yürüyüşünün ODTÜ tarihindeki anlamı nedir? 

Mehmet: ODTÜ’nün tarihi bir okul tarihi olmaktan öte bir direniş tarihi. Bu direniş kültüründe, bu topraklarda adı kalmış birçok devrimcinin anısına yapılmış bir yürüyüş ve onların kazanımlarını koruduğumuzu sembolize ettiğimiz bir yürüyüş. Birçok kazanımımız bize bu tarihten kaldı ve bunu savunmamız gerekiyor. Hem bu kültürü korumak hem de devrim yürüyüşünün başlangıcında bu ülkeden geçmiş devrimcilerin ismi anıldığında “Yaşıyor” diye bağırmak bile tek başına önemli, şu anda elimizden gelen buysa bunu devam ettirmek zorundayız. 

Hayat: Şenlik de öğrencilerin kazanımlarının bir parçası. Türkiye’deki nadir örneklerden biridir sermayesiz yapılan bir şenlik. Kayyumlara, iktidar politikalarına rağmen, kampüslerin içini siyasetten arındırma çabalarına rağmen öğrenci inisiyatifiyle, kendimizce bir şeyler yapabilmemizin bir çıktısı ve sembolü. Okuldaki öğrencilerin de bir kısmı bunun farkındalığına pek sahip değil. Bunu da hatırlamakta fayda var, kampüste sürdürülen politikalara rağmen bu şenliği öğrenci kararıyla ve iradesiyle yapabiliyorsak bu çok önemli, şenliğin kendisi de devrim yürüyüşü de bunu ifade ediyor. 

Öğrencileri bayrağa saldırmakla suçlayan kimileri ise geçmişte şenlik için direnenler arasındaydı? 

Mehmet: Dışarıdan gören insanlar durumu kutsallarına saldırı olarak yorumladı ki medyada verildiği haliyle böyle algılanılması doğal. Burada düşünülmesi gereken şey, ODTÜ içerisindeki insanlar durumu nasıl algılıyor? Yaşananların bizde kaydının olmaması, provokasyon engellenirken yapılanların görülmemesi, daha doğrusu provokatörlerin bunları yayınlamaması sonuçta doğal. Bu yüzden böyle bir refleks gerçekleştirilmesi beklenmedik değil. Bu anlamda amacına ulaşmış da oluyor. 

Hayat: UGT’nin bu olaylardan dolayı tepki görmesi, şenliğin başka topluluğa ya da direkt rektörlüğe verilmesi talebi bahsettiğimiz hafızanın korunamamasının sonucu. Biz şenliğin ne olduğunu düşünüyoruz, rektörlük bizim şenliğimiz hakkında ne kadar söz sahibi ki UGT’den alıp başkasına verecek? Şenlik rektörlüğün öyle alıp dağıtabileceği bir şey değil, öğrencilerin ürettiği bir şenlik olduğu için özel. 

Okul öğrencileri neden bu şekilde birbirine düşürülmeye çalışılıyor? 

Hayat: Kampüslerdeki siyasi ortamın altını oymak, öğrenci dayanışmasını zedelemek amaçlanıyor, bunların farkındayız. Öğrenciliğin kendiliğinden getirdiği politikliği ortadan kaldırmak, unutturmak isteniliyor. 

Mehmet: Burası Ankara siyaseti açısından sembolik bir yer, saldırılmak istenmesi gayet normal ve bu tarih boyunca da farklı biçimlerde oldu. 

*** 

KAVGANIN GALİBİ KAYYUM REKTÖRLÜK OLUYOR

ODTÜ Sosyoloji bölümü öğrencisi Doğa: 

ODTÜ Devrim Yürüyüşünde bu yıl neden böyle bir gerilim ortaya çıktı? 

Öncelikle genel Türkiye gündemi ve okul içinde aslında rektörlük ve çeşitli çeteler tarafından ODTÜ’nün kampüs ruhuna, politik olarak ODTÜ’nün devrimci tarihine ve kültürüne yapılan saldırılardan biraz bahsetmek gerekiyor. Özellikle Verşan Kök sonrası atanan Yozgatlıgil ile beraber şunu çok net görüyoruz ki rektörlük kendisine belli okların yöneltilmesini istemiyor. Özellikle Verşan dönemindeki o baskı ve tahakküm ortamı Yozgatlıgil ile beraber yerini biraz daha kendisinin rıza ürettiği ve yaptığı şeylerin sanki okulun iyiliği için yapıyormuş gibi lanse ettiği bir görüntüye dönüşmüş durumda. Bunu sağlayabilmek için de öğrenci çatışmalarını kullanıyor. Yani aslında bu “neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor sorusunun bir boyutudur. Çünkü bu genel şenlik provokasyonu da bu şenlikten önce kadın duvarında yapılan provokasyonlarda, oryantasyonda yaşanan provokasyonlarda da ayrı gündemler ya da konu maddeleri söz konusu değil. 

Biliyorlar ki öğrenciler arasında karşıt fikirleri varmış gibi gösterilip devlet destekli, rektörlük destekli bir şekilde birbirleri arasında çatışırsa aslında AKP, MHP iktidarı tarafından atanmış olan kayyum Yozgatlıgil kendisini unutturuyor ve meşru bir zemin bulmuş oluyor. Dolayısıyla aslında kampüs içindeki bu tarz olaylar hem asıl hedefin olması gereken kişi olan antidemokratik bir biçimde kampüse atanmış ve kampüs kaynaklarını tamamen yeşil sermaye lehine kullanan Yozgatlıgil’den dönerek sanki bir öğrenci çatışmasıymış gibi lanse edilmiş oluyor. 

Gelelim bunların neden yaşandığına yani bunun neden provokasyon olduğuna. İlkay Akkaya devrimci bir sanatçı ve özellikle kendisinin Kızılırmak dönemlerinden de bu yana müziği çokça kez devlet ve iktidar aparatları tarafından baskılanmaya çalışılmış, yasaklanmaya çalışılmış, konserleri iptal edilmiş bir kişi. Hatta ODTÜ’ye gelmeden önce bile bu son 1 yılda yasaklanan konser miktarına bakarsanız, kendisinin röportajlarında bir yer ayarlamanın ne kadar zor olduğuna belirttiğine, sistematik bir baskıya karşı karşıya kaldığına bakarsanız bu provokasyonun da amacının bu olduğu hiç şüphe götürmeden ortaya çıkacaktır... Çünkü İlkay Akkaya’nın hedef gösterilmeye çalışılması tamamen internet üzerinden örgütlenen, reel gerçekliği olmayan kesimler ve devlet ya da işte çeşitli çeteler destekli bir şekilde gelişiyor. Şenlikten çok önce de aslında çeşitli itiraf sayfaları ya da anonim hesaplar ile İlkay Akkaya nefretinin örgütlendiğini görüyoruz hem sosyal medyada Twitter’da hem Instagram’da. Ve aslında sanki basit bir bayrak meselesiymiş gibi bir adlandırma var. Oysa burada tamamen bayrak ve milli değerler, bu oluşumlar ve çeteler tarafından kullanılan kalkan görevini görüyor. Çünkü bu provokasyonu yapanların amacı herhangi bir protesto düzenlemek değil. Keza alanda da gördüğümüz üzere, nefret sembolü haline gelmiş bozkurt işaretleri yaparak, halkçı bir sanatçıyı yuhalayarak, oradaki insanlara rahatsızlık vererek, daha sonra zaten görüntülerden de görüldüğü üzere şişe fırlatarak, el hareketi çekerek, küfürler savurarak çok net bir provokasyon girişiminde bulunmuş oluyor. 

Benim kendi düşüncem bu provokasyonun aslında iki temeli olduğu. Eğer provokasyon başarılı olurda bir itiş kakışma görüntüsü olursa, ki bunun yaşandığını görüyoruz, bunu sosyal medya üzerinden “Bak işte, aşırı gruplar milliyetçi ‘öğrencilere’ saldırıyor” gibi bir algı yaratmaya çalışmak, buradan kamuoyunu şekillendirmek ve aslında ODTÜ’nün devrimci tarihine, ODTÜ’nün sol tarihine bir darbe vurmaya çalışmak. Eğer bu şekilde gerçekleşmeseydi de yine kendileri Twitter hesaplarından “Bakın biz İlkay Akkaya’yı sahnede yuhaladık, söylettirmedik, bütün bir stadyum sanatçının inmesini istiyordu” gibi bir yalan sunarak da sanki kendileri amaca ulaşmış gibi göstermeye çalışacaklardı. Dolayısıyla aslında oraya müdahale edilmesinde de edilmemesinde de kendisinin de çıkar sağlayacak bir grubun var olduğunu söyleyebiliriz. 

*** 

ODTÜ’NÜN DEMOKRATİK YAŞAMI HEDEF ALINIYOR

İktisat öğrencisi İrem: 

Yaşananı neden bir provokasyon olarak görüyorsunuz?  

Çünkü yaşananlar ODTÜ öğrencilerinin birlikte inşa ettiği demokratik zeminleri kullanmadan gerçekleşti. Hatta tam aksine hedefe konulan bu demokratik zeminler oldu. ODTÜ öğrencileri Devrim Yürüyüşü de dahil olmak üzere yaptıkları her işi beraber planladıkları forum ve toplantılarda buluşarak planlıyor. Şenlik herkesin dahil olabileceği bir öğrenci topluluğu olan UGT eliyle organize ediliyor, toplulukların çok daha fazlası sahnesiyle standıyla şenliğin bir parçası oluyor. Yaşanan olay ise tüm bu birikim ve deneyimi yok sayarak, hedef alarak gerçekleşti. 

Fiili olarak ODTÜ öğrencilerinin düzene karşı birlikte mücadele etme birikimini hedefleyen bir eylemlilik olarak sonuçlandı. Sonrasında yaşananları paylaşan grupların siyasal pozisyonu da durumu aydınlattı. Başka provokasyonlardan tanıdığımız milliyetçi-gerici grupların hemen olaya sahip çıkarak çağrılar yapması yaşananların kimin işine yaradığını açıkça gösterdi. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Uluslararası Bahar Şenliği, ODTÜ öğrencilerinin beraber ürettiği nadir alanlardan biri. Türkiye’de başka üniversitelerde sermayesiz, sponsorsuz, öğrencilerin kendi sözümüzü söyleyebildiği böyle alanlar oldukça sınırlı. Var olanlar da baskıyla kısıtlamalarla yok edilmeye çalışılıyor. Bahar Şenliği de uzun süredir bu yasakların hedefindeydi. İki yıl önceki bu açıdan önemli bir deneyim oldu, atanmış rektörün bütün çabasına karşın ODTÜ öğrencileri kendi şenliğini kendi emeğiyle yapmıştı. Bugün de 37. sini var eden ODTÜ’nün beraber üreten, ODTÜ’nün mücadeleci kültürünün birlikte var eden toplulukların, öğrencilerin ısrarıdır. Devrim yürüyüşü de 68 kuşağından devraldığımız antiemperyalist mücadele mirasını yükselttiğimiz politik bir mücadele alanıdır. Bu savaş ve sömürü düzenine karşı taleplerimizi haykırdığımız, bu düzenin baş temsilcilerinden saray rejimine karşı sesimizi yükselttiğimiz bir yürüyüştür. 

Bu nedenle ODTÜ öğrencilerinin mücadelesinin rotasının netleşmesi açısından önemli bir alan oluyor. Antiemperyalist mücadelenin saflarında birleşmenin çağrısını yapıyor ve eşit, özgür bir geleceği kazandıracak olanın da bu saflar olduğunu yeniden hatırlatıyor.  

Bu iki gelenek de özellikle böyle bir dönemden geçerken daha çok önem kazanıyor. Saray rejiminin dört bir yanımızı kuşattığı bugünlerde nefes alabilmek adına büyütülmesi gereken alanlar oluyor.   

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Saray rejimi aslında bir süredir üniversitelerde kendi politikalarını uygulayabilmek adına baskı ve yasak atmosferini örgütlüyor. Bu tür eylemlere alan açarak üniversitelerde ayrışmayı derinleştiriyor.  

Onların karşısında söz söylenen her alan iktidarları açısından bir tehlike taşıyor. Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı, savaş politikalarına karşı bir araya geldiğimiz “Emperyalizme ve Faşizme Karşı Denizlerin Yolunda Eşitlik, Özgürlük ve Sosyalizm için ODTÜ Devrim’e Yürüyor.” şiarıyla yürüdüğümüz Devrim Yürüyüşü en büyük tehlikelerden biri. Emperyalistlerle iş birliği içinde dünyayı paylaşma kavgasının ortağı olmak isteyen saray rejimi üniversiteleri de bu politikalar etrafında şekillendiriyor. Devrim Yürüyüşü de de bu ortaklığa karşı yürüdüğümüz için iktidarın hedefinde.  

ODTÜ Bahar Şenliği de toplamda yok etmeye çalıştıkları bir alan. Öncesinde bu şenliği yasaklamaya çalıştılar, olmadı. KoçFest gibi uygulamalarla sermayeye teslim etmeye çalıştılar, olmadı. Şimdi de faşist provokasyonlarla kriminalize ederek yok etmeye çalışıyorlar. Ama bu da başarılı olmayacak. Bizler saray rejimine karşı kendi sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Bu sözü söylediğimiz alanları da saray rejimine teslim etmeyeceğiz. Yaşamımızı savaş politikalarıyla şekillendirmelerine izin vermeyeceğiz. NATO zirvesine, emperyalist savaşlara, baskı ve yasaklara karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. 

New York'ta 43. Türk Günü Yürüyüşü coşkuyla kutlandı

Türk-Amerikan toplumunun 43'üncü defa düzenlediği geleneksel yürüyüş, New York'ta Türk-Amerikan toplumunun binlerce üyesini bir araya getirdi. Geçit töreni ve sonrasındaki kutlama programı coşku dolu anlara sahne oldu.

ABD'de Türk diplomatların Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) tarafından ilk olarak 1981'de düzenlenen ve sonrasında gelenekselleşen yürüyüş ve sonrasındaki festivale, ABD'deki Türk misyonu temsilcileri, bazı bürokratlar, Türkiye'den gelen sanatçılar ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Yürüyüş kortejinde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkanvekili Büyükelçi Prof. Dr. Çağrı Erhan, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Ahmet Yıldız ve Türkiye'nin New York Başkonsolosu Muhittin Ahmet Yazal başta olmak üzere, Türk Amerikan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri hazır bulundu.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ABD'DEKİ TÜRK TOPLUMUNA MESAJ

Türk-Amerikan toplumunun yanı sıra KKTC, Azerbaycan ve Türk dünyasından da yoğun katılımın olduğu etkinlikte, New York ve çevre eyaletlerden gelenler, geçit törenini izlemek için Madison Caddesi'nin kaldırımlarına sıralanırken, spordan eğitime çeşitli alanlarda faaliyet gösteren dernekler, okullar ve benzeri eğitim kuruluşları, yürüyüş esnasında protokolü selamladı.

Madison 38. Sokaktan başlayan ve 25. Sokaktaki Madison Meydanı Parkı'na kadar devam eden yürüyüşün ardından, konser alanında birçok sanatçı tarafından Türk marşları ve ezgileri seslendirilirken, bu sezonun lig şampiyonu Galatasaray başta olmak üzere diğer Türk takımlarının coşkusu da festivale renk kattı.

Yürüyüş sonrası Madison Meydanı Parkı'nda devam eden kutlamalar İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı, daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajı festival alanında izlendi.

"BU COŞKU YALNIZ BİR YÜRÜYÜŞÜN DEĞİL, SARSILMAZ BİR BİRLİK RUHUNUN İFADESİ"

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türk Amerikan toplumuna gönderdiği video mesajında, Türkiye'nin uluslararası etkinliği bağlamında yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının önemine vurgu yaparak birlik beraberlik mesajı verdi.

Duran, dayanışma ruhuna vurgu yaptığı konuşmasında, "Manhattan sokaklarını kırmızı beyaza boyayan bu coşku yalnız bir yürüyüşün değil, köklü bir tarihin, güçlü bir kimliğin ve sarsılmaz bir birlik ruhunun ifadesidir." dedi.

"Türkiye bu gücünü, birlik ve beraberliğimizden almaktadır. Bu dayanışma ruhuyla üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur." diyen Duran, Türk Günü Yürüyüşü'nün "bu ortak ruhun, güçlü aidiyetin ve anlayışın en somut tezahürü" olduğunu kaydetti.

YÜRÜYÜŞ ESNASINDA TÜRKİYE'NİN TARİHİ VE TURİSTİK DEĞERLERİ DE TANITILDI

Türk Günü Yürüyüşü kapsamında, İletişim Başkanlığının organize ettiği ve New York sokaklarında dolaşan dijital kamyonlar, Türkiye’nin tarihi ve turistik yerlerini, kültürel değerlerini ve çevre vizyonunu dünya kamuoyuna aktardı.

Dijital kamyonların ekranlarında yayınlanan içeriklerde, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na üye olan, gastronomi, müzik ve el sanatları ile ön plana çıkan Afyon, Gaziantep, Hatay, Kırşehir, Bursa, Kütahya ve Şanlıurfa gibi şehirlere özgü değerler tanıtıldı.

Aynı zamanda içeriklerde Türkiye’nin küresel ölçekte yürüttüğü çevre ve sürdürülebilirlik çalışmaları da geniş yer buldu.

Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi ile Türkiye’nin çevre politikaları ve Sıfır Atık vizyonuna özgü mesajlar da ekranlarda paylaşıldı.

Öte yandan festivalde kürsüye davet edilen Washington Büyükelçisi Sedat Önal ve New York Başkonsolosu Ahmet Yazal da Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali'nin önemine vurgu yaparken, Türk Amerikan toplumunun ABD'de geldiği noktanın altını çizen değerlendirmelerde bulundu.

Daha sonra Milli Savunma Bakanlığı uhdesindeki Mehteran Birliği'nin sergilediği performans katılımcılardan büyük alkış alırken ilerleyen saatlerde misafirler, Türk sanatçıların ve folklor ekiplerinin performanslarıyla coşkulu saatler yaşadı.

ABD'de, Türk diplomatın Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesine tepki amacıyla ilk olarak 1981'de düzenlenen yürüyüş, sonraki yıllarda Türk kültürünün tanıtıldığı geleneksel bir kutlamaya dönüşmüştü.

EFES-2026 Tatbikatı'ndan nefes kesen görüntü! Türkiye'nin çelik kanatları şov yaptı
Antalya'da Litvanyalı boksör tur şoförünü hastanelik etti: 'Telefonu şarja koymadın diye yumrukladı'

Tek adam rejimine karşı kurucu bir hattın inşaası

Derinleşen ekonomik kriz, büyüyen toplumsal hoşnutsuzluk ve tartışmalı siyasal meşruiyet karşısında iktidar, yönetememe krizini baskıyla aşmaya çalışıyor. CHP’li belediyelere yönelik operasyonlardan çözüm sürecine, üniversitelerde yaratılan provokasyon iklimine, işçi direnişlerine ve gençlik hareketlerinin hedef alınmasına kadar uzanan süreç, rejimin muhalefeti parçalama ve toplumsal ortaklaşma ihtimalini dağıtma stratejisinin yeni evresi olarak şekilleniyor.

Nahide Özkan ile söyleşi: Hedef alınan Küba değil sosyalizm

Yusuf Tuna Koç

2026 yılının ilk beş ayı, Venezuela’da meşru devlet başkanı Maduro’nun kaçırılması, İran’a yönelik savaş girişimi, Burkina Faso’da devlet başkanı Ibrahim Traore’ye yönelik saldırı girişimleriyle, emperyalizmin saldırganlık düzeyini yoğunlaştırdığı bir dönem oldu.

Öte yandan ABD’nin son on yıldır Çin’e karşı geliştirdiği ticaret savaşı politikasından geri adım atılırken, Trump’ın en büyük projem olarak adlandırdığı gümrük vergileri politikasından da çabuk vazgeçildi.

Vaziyet, emperyalist merkezin gerileyişini kabul ederek gücünün yettiği yerde saldırganlaştığı, yetmediği yerde bükemediği bileği öptüğü yeni bir durum yarattı.

Bu gelişmeleri ve Latin Amerika ile Afrika kıtasına yönelik saldırganlığı, Jose Marti Küba Dostluk Derneği Başkanı Nahide Özkan ile konuştuk.

Küba yıllardır ABD’nin dayattığı ambargolara karşı deyim yerindeyse bir sosyalizm mucizesi yaratmış durumda. Fakat bu yıl itibariyle Venezuela başta olmak üzere Trump’ın Küba dostu ülkeleri hedef almaya başlaması, ülkede yaşamı ve devrimi nasıl etkiliyor? 

ABD, Küba’da 1959 yılında devrimin gerçekleşmesinden itibaren ülkeyi yeniden kontrolü altına almaya dönük girişimlerde bulunmaya başladı.  

Önce devrim hükümetiyle anlaşmanın ve onu etkileri altına almanın yolunu aradılar; nitekim daha önceki on yıllar boyunca ülkede demokrasi, adalet ve bağımsızlık söylemiyle iktidara gelmiş olan çeşitli hükümetleri iş bağlantıları, rüşvet ve yozlaşmayla etkileri altına almayı başarmışlardı. Bu kez bunu yapamayacaklarını kısa sürede anladılar ve zor kullanma yoluna yöneldiler. Bunun içinde Domuzlar Körfezi işgali gibi askeri müdahale yöntemleri de var; ancak asıl önemlisi, doğal zenginlikleri bakımından kıt kaynaklara sahip olan küçük ada ülkesini iktisadi açıdan kuşatma altına alarak ekonomisini zayıflatmayı ve halkı yoksulluk ve çaresizlik içinde devrimden uzaklaştırmayı denediler.  

Bu abluka politikası 1960’lı yılların başından bu yana sertleşerek devam etti. Sosyalist blokun yıkıldığı 1990’lı yıllarda yeni yasa ve yaptırımlarla ablukayı ağırlaştırdılar; pandemi döneminde Küba’yı “terörü destekleyen ülkeler” listesine alarak dünyadaki tüm finans ve kredi sisteminden dışladılar.  

Altmışı yılı aşan bu abluka uygulaması Küba ekonomisine bugünkü değeriyle 2 trilyon dolardan fazla zarar verdi; ülkenin kalkınmasının ve Küba halkının daha fazla refah içinde yaşamasının önündeki en büyük engeli teşkil etti. Küba sosyalizmi Küba halkına başta eğitim ve sağlık olmak üzere çeşitli alanlarda dünyanın en ileri haklarını kazandırırken diğer yandan sanayide ve tarımda altyapı yatırımlarını güçlendirme konusunda hep büyük zorluklar yaşadı; örneğin dünyanın başka yerlerinde ancak savaş koşullarında tanık olduğumuz karne uygulamasını Küba hiç geride bırakamadı; çünkü devrimci hükümet hep çok kıt kaynaklarla hareket etmek zorunda kaldı. ABD’nin ülkenin dış ticaretine önüne koyduğu engeller dolayısıyla tedarik sorunu hiçbir zaman tam olarak aşılamadı.  

Tüm bunlar enerji sektörü başta olmak üzere ülkenin çeşitli sektörlerinde ihtiyaç duyulan yenilemelere engel teşkil ederek bazı altyapı sorunlarının birikmesine de yol açtı. Bugün Küba’da gördüğümüz enerji krizinde on yıllardır süren abluka uygulamasının derin etkileri var.  

ABD’nin 3 Ocak’ta Venezuela’ya gerçekleştirdiği haydutça saldırı önemli bir dönüm noktası oldu. Müdahaleyle yalnızca Venezuela’dan Küba’ya petrol temini durmadı, Küba’ya dönük saldırganlığın yeni bir evreye taşınacağının da işareti verildi. 

Nitekim Trump kısa süre sonra, 29 Ocak’ta imzaladığı başkanlık kararnamesiyle Küba’nın ABD için ulusal tehdit oluşturduğunu iddia ederek Küba’ya petrol sağlayan ülkelere ABD’yle ticarette ilave gümrük vergileri uygulanacağını duyurdu. Bu son derece etkili bir gözdağı oldu; bu emperyalist ülkeyle karşı karşıya gelmeyi göze alamayan şirket ve devletler Küba’ya petrol tedarikini durdurdular. O zamandan bu yana Rusya’nın yolladığı bir adet tanker gemisi dışında ülkeye tek damla petrol girmedi.  

Küba’da mesele refah ve kalkınma değil artık; kitlesel ölçekte bir cezalandırmayla bir halkın kırıma uğratılması söz konusu. Ülkenin on yıllardır kıt kaynaklara rağmen tarım, sanayi, sağlık, eğitim, bilim alanında inatla, akılla, planlı çalışmayla inşa ettiği kapasitenin yıkıma uğraması tehdidi var. Devrimin kazanımlarını tehdit eden bir süreç yaşandığını söyleyebiliriz.

BİRLİK DUYGUSU SOKAKLARA YANSIYOR

Trump’ın Küba’ya operasyon tehditleri nasıl değerlendiriliyor? Halkın böyle bir müdahale ihtimaline yaklaşımı nasıl? 

Küba’ya askeri müdahale ABD’nin her zaman gündeminde oldu. Ta 1960’lı yılların başından bu yana. Nitekim yukarıda özetlemeye çalıştığım abluka politikasının devamında böyle bir amaç yatıyordu. ABD dışişleri bakanlığının resmî belgelerinde de belirtildiği üzere, halkı açlık ve sefaletle devrimden uzaklaştırmak, toplumsal patlamalara yol açmak ve “insani yardım” vesilesiyle ülkeye askeri müdahalenin zeminini oluşturmak… Amaçları hep bu oldu.   

Şimdi de benzer bir söylemi zaman zaman kullanıyorlar ama esas amaçlarını Trump ağzıyla daha açıktan ifade etmeye de başladılar; askeri bir müdahaleyle ülkeyi ele geçirmek istiyorlar. 

Küba halkı bu ihtimali son derece güçlü bir ihtimal olarak görüyor. Bir yandan başta ABD kamuoyu olmak üzere dünya kamuoyunun bu yıkıcı saldırganlığa izin vermeyeceğine dair iyimserliklerini korumaya çalışıyorlar; dünya kamuoyunu bu yönde harekete geçirmeye çalışıyorlar ama bir yandan da hazırlanıyorlar.  

Küba hükümeti ve Küba halkı, ABD’nin ülkeyi karanlığa ve açlığa boğma girişimleri karşısında hiçbir dağılma emaresi göstermedi. Zaman zaman sokaklara da yansıyan çeşitli eylemler görebilirsiniz; bundan da doğal bir şey olamaz. Onların yaşadıkları ağırlıkta bir saldırıyı başka herhangi bir ülke yaşamış olsaydı ağır bir siyasi ve toplumsal kriz yaşanır, deyim yerindeyse taş üstünde taş kalmazdı. Küba’da toplumun büyük çoğunluğuna yön veren duygu birlik ve dayanışma duygusu, vatanseverlik duygusu, gerekirse omuz omuza savaşmaya hazır olma duygusu.  

TRUMP’IN DEĞİL ABD’NİN TARİHİ HEDEFİ

ABD’nin Orta Doğu’dan Latin Amerika’ya yeni bir saldırganlık evresine girdiğini görüyoruz. Bu yeni saldırganlığın sebebi sizce nedir? Başta Küba olmak üzere hedefteki ülkelerle dayanışmak nasıl mümkün olabilir? 

Bu saldırganlığın sebebi Trump’ın kişiliği filan değil. Önceki ABD hükümetlerinin saldırganlık politikaları ve uzun vadeli savaş hazırlıklarıyla Trump yönetiminin tutumu arasında mutlak bir bağ ve süreklilik var. Trump’ın nevi şahsına münhasır kişiliği sayesinde emellerini daha açıktan ve utanmazca ifade edebiliyorlar.  

Şahit olduğumuz şey, insanlığı uçuruma taşıdığını hep söylediğimiz yıkıcı piyasa ekonomisinin ve onun son bir buçuk yüz yıldır büründüğü emperyalist karakterin kaçınılmaz sonucu. Her türlü planlamadan uzak, akılsız piyasa ekonomilerinde kriz derinleştikçe rekabet kızışıyor ve çözümü yeni toprakları, yeni kaynakları, yeni halkları sömürü zincirlerine bağlamakta arıyorlar. Küba’nın doğal kaynakları güçlü olmasa da dünyanın en elverişsiz koşulları altında inşa ettikleri sosyalizmin sağlık, eğitim, bilim, kültür, spor alanında emperyalizme meydan okuyan başarıları apayrı bir motivasyon kaynağı oluşturuyor. Bu başarılı örneği, onun temsil ettiği insani değerleri yok edip alan temizliği yapmak istiyorlar.  

Buna karşı mücadelenin ve Küba’yla dayanışmanın yolu da her şeyden önce insanlığın bu piyasa canavarlığına karşı sesini yükseltmesinden geçiyor.  Bu gidişatın basitçe o ya da bu bölgeyi, o ya da bu rejimi değil, tüm insanlığı tehdit ettiği bilinciyle egemenliği hiçe sayan her türlü iktisadi veya askeri kuşatma girişimine, saldırı girişimine karşı durmaktan geçiyor. Dünya halklarına her zaman dayanışma elini uzatmış olan Küba örneğindeyse insanlığın özel bir borcu ve sorumluluğu bulunuyor; Küba’nın direnişine destek olmak için hem siyasi hem de maddi alanda dayanışmanın güçlendirilmesine, kamuoyunun bu yönde seferber edilmesine ihtiyaç var. 

Emperyalizmin saldırganlığı kırılganlığını örtmüyor

Yusuf Tuna Koç

2026 yılının ilk beş ayı, Venezuela’da meşru devlet başkanı Maduro’nun kaçırılması, İran’a yönelik savaş girişimi, Burkina Faso’da devlet başkanı Ibrahim Traore’ye yönelik saldırı girişimleriyle, emperyalizmin saldırganlık düzeyini yoğunlaştırdığı bir dönem oldu.

Öte yandan ABD’nin son on yıldır Çin’e karşı geliştirdiği ticaret savaşı politikasından geri adım atılırken, Trump’ın en büyük projem olarak adlandırdığı gümrük vergileri politikasından da çabuk vazgeçildi.

Vaziyet, emperyalist merkezin gerileyişini kabul ederek gücünün yettiği yerde saldırganlaştığı, yetmediği yerde bükemediği bileği öptüğü yeni bir durum yarattı.

Bu gelişmeleri ve Latin Amerika ile Afrika kıtasına yönelik saldırganlığı, siyaset bilimci Ergin Yıldızoğlu ve Jose Marti Küba Dostluk Derneği Başkanı Nahide Özkan ile konuştuk. 

***

ERGİN YILDIZOĞLU İLE SÖYLEŞİ: EMPERYALİZM EKONOMİK ZEMİNİNİ KAYBEDİYOR

Ergin Yıldızoğlu ile ABD emperyalizminin son dönemde izlediği saldırgan dış politika hattını, petro-dolar sistemindeki çatlakları ve Çin’in küresel etkisini konuştuk. Söyleşide ayrıca Afrika’da yükselen bağımsızlıkçı iktidarların karşı karşıya olduğu yapısal sorunları, Batı hegemonyasından kopuşun imkanlarını ve bağımsızlığın 21. yüzyıldaki koşullarını değerlendirdik.

***

NAHİDE ÖZKAN İLE SÖYLEŞİ: HEDEF ALINAN KÜBA DEĞİL SOSYALİZM

Nahide Özkan ile ABD’nin Küba’ya yönelik uzun yıllardır süren ambargo ve müdahale politikalarını, Trump yönetiminin son dönemde artan tehditlerini ve bunun Küba’daki gündelik yaşama etkilerini konuştuk. Söyleşide ayrıca ABD’nin Latin Amerika’daki yeni saldırganlık hattını, Küba halkının olası müdahale ihtimaline yaklaşımını ve uluslararası dayanışmanın önemini değerlendirdik.

Ergin Yıldızoğlu ile söyleşi: Emperyalizm ekonomik zeminini kaybediyor

Yusuf Tuna Koç

2026 yılının ilk beş ayı, Venezuela’da meşru devlet başkanı Maduro’nun kaçırılması, İran’a yönelik savaş girişimi, Burkina Faso’da devlet başkanı Ibrahim Traore’ye yönelik saldırı girişimleriyle, emperyalizmin saldırganlık düzeyini yoğunlaştırdığı bir dönem oldu.

Öte yandan ABD’nin son on yıldır Çin’e karşı geliştirdiği ticaret savaşı politikasından geri adım atılırken, Trump’ın en büyük projem olarak adlandırdığı gümrük vergileri politikasından da çabuk vazgeçildi.

Vaziyet, emperyalist merkezin gerileyişini kabul ederek gücünün yettiği yerde saldırganlaştığı, yetmediği yerde bükemediği bileği öptüğü yeni bir durum yarattı.

Bu gelişmeleri ve Latin Amerika ile Afrika kıtasına yönelik saldırganlığı, siyaset bilimci Ergin Yıldızoğlu ile konuştuk.

ABD merkezli emperyalizm son 1 senede yeni bir rotaya girmiş gibi görünüyor, Venezuela ve İran yıllar sonra doğrudan hedef alındı, Küba’ya dair müdahale ve operasyon tehditleri sürüyor. Bu yeni yönelim arka planında nasıl bir ekonomi-politik durumun sonucu?  

Görünen o ki bu "yeni yönelim" aslında yeni bir güçten değil, sistemik bir zayıflıktan kaynaklanıyor. ABD’nin Venezuela, İran ve Küba’ya yönelik saldırganlığının tırmanması, hegemonik bir genişlemenin değil, gerileyen hegemonyanın rıza alma ayağının tamamen yok olmasının bir sonucu, askeri gücünü sergileyerek biat ettirmekle ilgili. Ancak, İran bağlamında bir de İsrail’deki faşist Netanyahu yönetiminin “büyük İsrail projesi” boyutu var.  

Ekonomi-politik arka planın merkezinde Petro-dolar mimarisinin çatırdaması var. İran’ın Çin ile Yuan bazlı petrol anlaşmaları, Venezuela’nın kripto ve alternatif para birimi denemeleri, hatta Suudi Arabistan’ın dolar dışı ödeme seçeneklerine açık sinyaller vermesi, bunların hepsi 1971’den bu yana ABD hegemonyasının ana sütunlarından biri olan Petro-dolar sistemini aşındırıyor. Bu üç ülke büyük güçler değil; ama sembolik olarak kritikler. Eğer küçük ekonomiler bile dolar hakimiyetinden çıkabilirse (henüz çıkmadılar), ülkelerin ulusal parayla ticaret yapma eğilimi güçlenebilir. 

İkinci eksen Çin’in bölgesel nüfuzudur. Venezuela petrolünün büyük alıcısı Çin idi. İran’ın en kritik ekonomik bağı da Pekin’e uzanıyor. ABD bu ülkelere yönelik baskısını artırırken aynı zamanda Çin’in çevre/emperyalizme bağımlı ülkelerdeki ekonomik nüfuzunu kırmaya çalışıyor.  

Üçüncü etken ABD iç ekonomi-politiğidir. Sanayi tabanının erimesi, enerji sektörünün iç siyasetteki belirleyiciliği, teknoloji devlerinin artan ekonomik etkisi ve «reshoring» (tedarik zincirlerini dost ülkelere yönlendirmek, basitleştirmek) arzusunun yükselişi, dış politikayı giderek daha dar ekonomik çıkarlara göre şekillendiriyor. Venezuela’nın petrolü, Küba’nın stratejik konumu, İran’ın enerji kapasitesi… Bunlar salt jeopolitik değil, somut ekonomik hesaplamaların nesneleri. 

En alışılmadık ama ciddiye alınması gereken tez şu: Emperyalist sistem içinde ABD’nin hegemonyasının gerileme süreci 2000’lerin başından bu yana en tehlikeli dönemi yaşıyor. Tarihin gösterdiği üzere (Fransa’nın Cezayir’deki son döneminde, Britanya’nın Süveyş sonrasında, ABD’nin Afganistan ve Irak işgallerinde) bir büyük güç (emperyalist merkez) hegemonyasının rıza alma kapasitesini kaybettikçe şiddet kapasitesine dayanmaya çalışıyor, en hesapsız müdahaleleri o süreçte yapabiliyor: hem de ekonomik olarak en kırılgan olduğu noktada.  

AFRİKA’DA BAĞIMSIZLIĞIN YAPISAL KOŞULLARI OTURMADI

Afrika kıtasında Burkina Faso, Nijer gibi ülkelerde son yıllarda bağımsızlıkçı iktidarlar kuşağı oluşsa da batının saldırganlığından azade durumda değiller. Bu ülkelerin mevcut dünya konjonktüründe batı hegemonyasından bağımsız kalabilen örnekler yaratılabilir mi? 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde bağımsızlığın koşulları neler olabilir? 

Burkina Faso, Nijer, Mali’deki iktidar değişimleri gerçek bir halk öfkesini yansıtıyor. Bu, Fransız askeri varlığına, CFA frangının sömürgeci mimarisine, on yıllardır süregelen kaynak transferine karşı birikmiş bir tepki. Ama bu öfkenin siyasi çerçevesi henüz gerçek bir bağımsızlık programına dönüşmedi. “Bağımsızlık”, Fransa’nın kovulması, Rusya kaynaklı özel savaş şirketi Wagner’in davet edilmesiyle sonuçlandığında efendi değişiyor, yapı değişmiyor. 

Afrika için, 21. Yüzyılın ikinci çeyreğinde bağımsızlığın koşulları öncelikle yapısal: Birincisi, mineral değer zincirinin yukarı çekilmesi şart. Nijer uranyum ihraç ediyor ama nükleer santral inşa edemiyor; Burkina Faso altın çıkarıyor ama kuyumculuk sanayii yok. Ham madde egemenliği, değer zincirini kontrol etmeden çok anlamlı olmuyor. Bunun için de çok uzun vadeli bir endüstriyel politika ve bunu ayakta tutacak iç birikim kapasitesi gerekiyor. 

İkincisi, CFA frangından çıkış ve bölgesel para alternatifi. Bu yalnızca sembolik değil, para politikası üzerindeki egemenliği geri almak demek. Ama bu adım tek başına atıldığında döviz krizi ve sermaye kaçışı riskini beraberinde getiriyor; dolayısıyla güçlü ve kapsamlı bir bölgesel koordinasyonu gerektiriyor. 

Üçüncüsü, en zorlu koşul: Meşruiyetin maddi temele oturtulması. Askeri yönetimler Batı’ya karşı söylemsel bağımsızlık üretebiliyor, ama kamu sağlığı, eğitim ve gıda güvenliğini sunamadığı anda halk tabanı eriyor. Elit bağımsızlığı ile halk refahı arasındaki mesafe kapanmadan bağımsızlık projesi kalıcı olamıyor. Bu da mülkiyet ilişkilerinin değişmesini, devletin katılımcı özelliklerinin, devleti yönetenlerin halkına hesap verilebilirliğinin artmasını gerektiriyor. 

Bunlar gerçekleştiriliyor olsa bile, üretim ilişkilerinin (teknoloji ve kültür birlikte) gelişme düzeyi ve gelişmenin yönü, küresel ısınma, gıda su krizleri gibi küresel ve bölgeselleşmiş krizlerle birlikte göz önüne alındığında, “bağımsızlık” çok karmaşık bir amaç haline geliyor. Ülke içinde kapitalist üretim tarzıyla, “komünist” (ortak mülkiyete üretim ve bölüşüme, planlamaya dayanan) üretim tarzının türlü varyantlarının eklemleşmesini, ikincinin egemenliği altında yönetmek, ülke dışında da ülke toplumunun emperyalist kapitalist dış dünya ile ekonomik kültürel eklemlenmesini, içerdeki eklemlenmenin egemenliği altında yönetmeyi başarmak gerekiyor. Dünyada bu yönde bir gelişme eğilimi, yükselen kültürel siyasi bir dalga yoksa başarılması belki imkansız değil ama çok zor bir iş! 

Sinemanın kör noktası: Türkiye’de yaşlılık, sorunlar ve emeklilerin derinleşen yoksulluğu

Emine Uçar İlbuğa

Türkiye’de özellikle siyasal ve toplumsal bağlamda yaşanılan sorunlar yanında, ekonomik krizin sonuçları birçok farklı yaş ve cinsiyetteki bireylerin yaşamını olumsuz etkiliyor. 2025 yılı TUİK verilerine göre; 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus, 2020 yılında 7 milyon 953 bin 555 kişi iken, son beş yılda %20,5 artarak, 2025 yılında 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaşmış. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2020 yılında %9,5 iken, 2025 yılında %11,1’e çıkmış.  2030 yılında ise bu oranların %13,5, 2040 yılında %17,9, 2060 yılında %27,0, 2080 yılında %33,4 ve 2100 yılında %33,6 olacağı öngörülüyor Ayrıca 2025 yılı verilerine göre; yaşlı nüfusun %44,7’si erkek, %55,3’ü ise kadınlardan oluşuyor. (https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58231).  

Yaşlı nüfus artışı ile birlikte yüksek enflasyon ve kira maliyetleri özellikle dar gelirli yaşlıların barınma haklarına erişimini giderek zorlaştırıyor. Doç. Dr. Derya Kömürcü’nün koordinatörlüğünde hazırlanan 2026 yılı https://www.forumenstitusu.org/uploads/admin-content/emekli-yoksullugu-arastirmasi.pdf) “Türkiye’de Emekli Yoksulluğu Raporu”nda emekli yoksulluğunun yalnızca düşük maaşla sınırlı ekonomik bir sorun olmadığı, yaşlılık, emek, bakım, barınma, sosyal ilişkiler ve yurttaşlık hakları ekseninde derinleşen çok katmanlı bir toplumsal çözülmeye işaret ediliyor.

Buna göre; emeklilik artık ‘çalışma sonrası güvenli yaşam’ anlamını taşımıyor. Hatta emeklilerin, yaşamlarını idame ettirebilmek için %89,4’ünün emeklilik sonrası çalışmaya devam etmek zorunda kalmalarına ve bu haliyle yaşlılığın emek piyasasının dışında değil, onun bir uzantısı haline geldiğine vurgu yapılıyor. Sosyolojik açıdan bakıldığında aslında bu veriler emeklilerin toplumsal refahtan da dışlanmaları anlamına geliyor. Çünkü ortalama emekli maaşı asgari ücretin altında ve emekli maaşları yüksek enflasyon ve yaşam maliyetleri karşısında işlevsizleşmiş durumda.   

YAŞLILIĞIN MADDİ GERÇEKLİĞİ: EMEKLİLİKTEN YOKSULLUĞA

Emeklilikte yoksulluğu belirleyen temel sorunlardan biri de emeklilerin önemli bölümünün kiracı olması ve hızla artan kiralar karşısında emeklilerin barınma kriziyle karşı karşıya kalmaları. Çünkü emekliler için yaşadıkları konuttan çıkarılma korkusu, kışın ısınma giderlerini karşılayamama ve en önemlisi de ev sahibi olamamanın yaşlılıkta yarattığı kaygı emekli yoksulluğunun temel bileşenleri arasında yer alıyor.  Oysa yaşlılıkta emeklilik mekansal olarak güvende olmayı sadece barınma anlamında değil, aidiyet, sağlık ve psikolojik bütünlük açısından da gerekli kılıyor. Türkiye’de emekliler için ev huzurdan öte sürekli kaybetme korkusunun merkezi haline geliyor. Barınma güvensizliği yanında, giderek özelleşen sağlık sistemi, dolayısıyla sağlık hizmetlerine erişimde yaşanılan güçlükler, kronik hastalıkların mali yükü ve buna bağlı olarak cepten sağlık harcamalarının artması, devlete bağlı bakım evlerinin yetersizliği, özel yaşlı bakım merkezlerinin yüksek ücretleri gibi nedenlerle emeklilerin, en küçük kriz karşısında kırılganlaşan bir ekonomik yapıda yaşamak zorunda kalmaları gerçeği önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor.  Bu koşullar altında yaşlı bireyler yalnızca gündelik yaşamlarını sürdürebilme mücadelesi vermiyorlar aynı zamanda gelecekte bakıma muhtaç hale gelme, yalnızlaşma ve sosyal destek ağlarından kopma korkusuyla yaşamak zorunda kalıyorlar. Üstelik devlet huzurevlerinde yer bulabilenler için dahi sorunlar sona ermiyor. Hatta yaşlı bakım politikalarının en derin sorunlarından biri, yalnızca huzurevlerinin sayısal yetersizliği değil, yıllarca aynı mahallede yaşamış, aile kurmuş, çocuk büyütmüş, çalışmış, kendi alışkanlıkları, inançları, kültürel değerleri ve yaşam biçimiyle kendine ait bir kimlik inşa etmiş insanlar; yaşamlarının en kırılgan döneminde çoğu zaman ailelerinden, kentlerinden ve alışık oldukları sosyal çevrelerinden ayrılarak, kendilerine ait özel bir yaşam alanı olmadan, çok kişili odalarda, tanımadıkları insanlarla birlikte yaşamak zorundalar. Bu durum mahremiyetin, bireyselliğin ve yaşam boyu edinilmiş kimliğin aşınması anlamına geliyor. Farklı kültürel alışkanlıklar, inanç biçimleri, dünya görüşleri ve gündelik yaşam pratiklerine yeniden uyum sağlamak zorunda kalan yaşlı bireyler bu koşullarda, yaşamlarının son döneminde yeni kırılganlıklara, krizlere açık hale gelebiliyorlar. Benzer biçimde özel yaşlı bakım kurumlarının önemli bir kısmı da apartmandan dönüştürülmüş, sosyalleşmeye uygun olmayan kapalı mekanlarda yaşlılığı adeta kurumsal bir bekleme ve izolasyon sürecine dönüştürüyor. Böylece yaşlılık dönemi, yalnızca ekonomik yoksunlukla değil aidiyet kaybı, yalnızlık ve yeni krizlerle derinleşen bir yaşam evresine dönüşebiliyor. Bu da yaşlılığı ve emekliliği huzur dönemi olmaktan öte geleceğin belirsizleştiği bir kaygı dünyasına itiyor. 

Bir diğer önemli sorun ise Türkiye’de Emekli Yoksulluğu Raporu’nda dikkat çekildiği gibi, sağlık, bankacılık, hukuk ve sosyal destek gibi konularda giderek dijitalleşen resmi kurumlar karşısında dijital okuryazarlığın gerekliliği ve bu hizmetlere erişimde yaşlı bireylerin ciddi zorluk yaşamaları, onlar için yeni bir sosyal vatandaşlık kaybı, bağımlılık ve dışlanmayı beraberinde getiriyor. Böylece devletin ve kamusal refahın üstlenmesi gereken bakım ve güvenlik yükü çoğu zaman ailelerin üzerine bırakılıyor ve bu da Türkiye’de emekliliğin artık sosyal bir hak değil sürekli idare edilmesi gereken kırılgan bir yaşam stratejisine dönüşmesine neden oluyor.  

YAŞLILIK, YOKSULLUK VE SİNEMANIN GÖR(E)MEDİĞİ TOPLUMSAL GERÇEKLİK

Tarihsel olarak Türk sinemasında yaşlılık 1980li yıllara kadar doğrudan bir tema olarak yer almaz. Bu dönem filmlerde yaşlı karakterler olmasına karşın “yaşlılık” üzerine kurulu karakterlerin merkezde olduğu filmler yok denecek kadar az. Bu yıllarda yaşlı bireyler daha çok klişe temsillerle sinemada yer bulur ve özellikle kadın yaşlı temsillerinde annelik, fedakarlık, otoriter kayınvalide, muhafazakar ya da çilekeş anne; erkek yaşlı temsillerinde ise otorite, bilge ya da şefkatli baba, geçmişe bağlı, huysuz ihtiyar, zengin iş adamı gibi yardımcı karakterler öne çıkar. 1990lı yıllardan itibaren az da olsa yaşlılık daha derinlikli, psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla sinemada yer bulmaya başlar. Bu filmlerde yaşlı bireyler çoğunlukla yalnız, hasta, toplumsal rol kaybı, aile içi dışlanma ya da geçmişe bağlılık üzerinden temsil edilirken, daha çok modernleşmenin getirdiği uygulamalar, kentleşme, bireyselleşme ve büyük ailelerin çözülmesi ve çekirdek aileye geçiş sorunları içinde konu edilirler. 2000’li yıllarda Güle Güle, (2000), Beyaz Melek (2007), Pandora’nın Kutusu (2008), Hayat Var (2008), Çınar Ağacı (2011), Nadide Hayat (2015), Faruk (2024) gibi az sayıda filmde ise huzurevinde ya da evde yalnız, hafıza kaybı ile çocuklarına yük olan, takıntılı ve geçmişe bağlı, çoğunlukla hasta ya da istenmeyen öteki olarak yaşayan yaşlı bireylerin hikayeleri görünür kılınır. Bu filmlerde genellikle yaşlı bireyler hasta, fiziksel ya da zihinsel olarak zayıf ve bakıma muhtaçtır. Bu haliyle de yaşlı bireylerin sinemada temsilleri yine sorunludur, gerçeklikten uzak hatta sinema aracılığı ile sorunlu yaşlılığın yeniden üretildiği söylenebilir.  

Sinema toplumsal gerçeklikten beslenen ve toplumsal gerçekliği inşa eden bir sanat olarak önemli bir alan iken, sinemacılar Türkiye’de gündemde olan yaşlı bireylerin barınma, beslenme, sağlık gibi temel haklara erişimde yaşadıkları sorunlara, uzun yıllar çalışarak emekli olan ve ömrünün geri kalan zamanını rahat bir şekilde geçirmeyi hayal eden emeklilerin düştüğü derin yoksulluğa neden mesafeli? Hollywood’un ticari, Avrupa’nın bireysel sanat sinemasına karşı sinemayı bir direniş aracı, izleyiciyi de politik bir özne olarak konumlandıran, kapitalist sermayeden bağımsız toplumcu, eleştirel ve devrimci sinema pratiği olan Üçüncü Sinema akımına özellikle son yıllarda genç sinemacılar neden ilgisiz kalıyor? 1970’lerde yoksul faytoncu Cabbar’ın hikayesi üzerinden ezilenlerin gerçekçi yaşamını kapitalist ve feodal düzen karşıtlığında eleştiren Umut (Yılmaz Güney, 1970) ve sonrasında feodal ilişkiler, mevsimlik işçiler, sınıf çatışması ve otoriter devlet anlayışını tartışmaya açan Endişe (Şerif Gören, 1974), Güney Amerika kökenli, emperyalizme ve egemen sinema diline karşı çıkan, toplumsal dönüşümü amaçlayan üçüncü sinema akımının Türkiye›deki en güçlü örneklerindendir. Bu filmlerde devrimci sinema anlayışıyla sınıfsal haksızlıklar, en yalın haliyle gözler önüne serilir.  Ne var ki özellikle 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’de yaşanan Askeri Darbe, 24 Ocak Kararları ile Türkiye sınırlarının uluslararası sermayeye açılması ve yeni liberal politikalarla özelleştirmelerin hızlandığı süreçle birlikte Türkiye’de yönetmenler daha çok kimlik, yabancılaşma, bireyselleşme gibi konulara yönelirken, biryandan festival odaklı üretim öte yandan küresel kapitalizm ortamında film yapabilmenin koşulları, Kültür Bakanlığı’nın filmleri destekleme politikalarındaki çifte uygulamaları bağımsız politik sinemanın giderek kan kaybetmesine neden oldu. Bu koşullarda bazı sinemacılar özellikle konfor alanını terk etmemek adına giderek sistemle uyumlu ve çoğu zaman benzer hikayeler üzerinden, ulusal ve uluslararası festivallerde görünür olabilme kaygısıyla kendi toplumsal gerçekliklerine yabancılaştıkları bir sürece evrildiler.  

Sonuç olarak Türkiye’de giderek derinleşen yaşlılık ve emekli yoksulluğu, yalnızca ekonomik bir mesele değil, barınma, sağlık, bakım, dijital yeterlilik ve erişim gibi, toplumsal aidiyet krizleriyle birlikte çok katmanlı ve sorunlu alanlara işaret ediyor. Oysa sinemanın, toplumsal gerçekliği görünür kılma potansiyeline karşın günümüzde senaristlerin, yönetmenlerin bu yeni yoksulluk biçimlerine yeterince temas etmemesi dikkat çekici. Çünkü sinema sadece bireysel hikayeler anlatan estetik bir alan olmaktan öte aynı zamanda toplumun görünmeyen kırılma alanlarını kayıt altına alan tarihsel ve politik bir hafıza mekanıdır. Bu nedenle Türkiye sinemasında yaşlı bireylerin melodramatik bir yalnızlık, hastalık ya da bakıma muhtaçlık anlatısına indirgenmesi yaşlılığın sınıfsal, ekonomik ve toplumsal boyutlarını görünmez kılıyor. Bu yaklaşım, toplumsal gerçeklikle bağ kurmak yerine karikatürize yaşlı temsillerini yeniden üretmekten öte gitmiyor. Oysa sinema, yalnızca tüketim odaklı bir eğlence aracı değil bilakis izleyiciyi düşünmeye, sorgulamaya ve toplumsal gerçeklikle eleştirel biçimde yüzleşmeye olanak sağlayan güçlü bir kültürel ve ideolojik üretim alanıdır. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken çoğu zaman sinemacıları bu toplumsal gerçekliklerden uzaklaştıran şeyin ne olduğudur? Uluslararası fon mekanizmalarının talep ettiği oryantalist bakışa sıkışan hikayeler mi? Kültür politikalarının yarattığı dolaylı oto sansür ortamı mı? Yoksa ulusal ve uluslararası festivallerde görünür olabilmek adına sürekli benzer temalar etrafında dolaşan, toplumsal çatışmalardan özellikle uzak duran güvenli anlatılar mı? Belki de bugün Türkiye’de sinemanın en temel sorunlarından biri toplumun en görünür krizleri karşısında giderek sessiz hale gelmesidir. 

Taraftarları taşıyan midibüs devrildi, 27 taraftar yaralandı

Malatya-Kayseri karayolunun Sivas il sınırında meydana gelen trafik kazasında, 2’si ağır 27 kişi yaralandı.