Metro İstanbul’dan yapılan açıklamada, “M7 Yıldız-Mahmutbey Metro Hattı’nın Mecidiyeköy-Çağlayan istasyonları arasındaki tünelde makas bölgesinde yer altı suyu akışı kaynağındaki artış sebebiyle ray hattının bir kısmında onarım gerekliliği ortaya çıkmıştır.” ifadesi kullanıldı.
Açıklamada, söz konusu bölgenin güvenli şekilde işletmeye alınabilmesi amacıyla teknik inceleme ve tespit çalışmaları başlatıldığı kaydedildi.
Tespitlerin ardından kalıcı onarım çalışmalarına geçileceğinin belirtildiği açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Gelişmeler sosyal medya hesaplarımızdan ve web sitemizden düzenli olarak paylaşılacaktır. Bu süre boyunca Çağlayan-Mahmutbey arasında Nurtepe İstasyonu aktarmalı olarak seferler gerçekleştirilecektir. Nurtepe-Mecidiyeköy arasında ücretsiz İETT seferleri ile ulaşım sağlanacaktır. Yıldız-Mecidiyeköy arasında ise seferler normal düzeninde devam etmektedir. Çalışma tamamlanana kadar hattımızda gece metrosu seferleri Çağlayan-Mahmutbey istasyonları arasında yapılacaktır.”
Netanyahu kana doymuyor! Ateşkese rağmen ‘şiddetli saldırı’ emri verdiSağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’ndan CNN Türk’te önemli açıklamalar: Yeni şehir hastaneleri geliyor
Cuma günü Ahmet Güneştekin’in Venedik’teki büyük sergi açılışındaydık. Güneştekin Vakfı’nın Campo Santa Giustina’daki tarihî Palazzo Gradenigo’da hayata geçirdiği İtalya’daki merkezinin açılışı, Sergio Risaliti küratörlüğünde hazırlanan ve Yıldız Holding sponsorluğunda düzenlenen “Sessizlik” sergisiyle gerçekleşti. Ama bu sadece bir sergi açılışı değildi. Bu, Türkiye’den çıkan bir sanatçının, uluslararası sahnede kurduğu büyük bir alanın ilanıydı. Daha önce de […]
Uluslararası sermaye ve Türkiye’deki iktidar, emeklilerle çalışanları birbirinden ayırıyor. Emeklilik sanki çalışma hayatının doğal sonucu değilmiş gibi gösteriliyor. Emekli sanki bir yükmüş gibi, bir angarya gibi ele alınıyor. Oysa emekliler yıllarca çalışarak değer üretmiş insanlar. Ürettikleri değerin karşılığını almak ve sosyal devlet gereği hak ettikleri desteği görmek durumundalar.
Mesele yalnızca patron değil. Usta-çırak hiyerarşisi de son derece denetimsiz bir ortam. Bunun yanında MESEM modelinin giderek yatılı modele dönüştürülmesi konuşuluyor. Fabrikaların içine kurulacak yatakhaneler… Çocuk gündüz üretimde, gece aynı mekânda. Bu bir çalışma kampı modelidir.
Türkiye’de işçi sınıfının durumunu yalnızca iş yeri eylemleri ve iş cinayetleri değil, rakamlar da açıkça ortaya konuyor. Bugün Türkiye’de farklı toplumsal kesimlerin en önemli sorunu olan örgütsüzlük, işçi sınıfı açısından 12 Eylül’den bu yana ivmelenen bir biçimde sendikasızlık olarak sürmeye devam ediyor.
Sektörler arasında farklılıklar olsa da Türkiye’de 2026 yılında resmi sendikalaşma oranı %14,45. Kayıtlı toplam 16,7 milyon işçiden yalnızca 2,4 milyonu sendikalı. Sendikalı işçi kesimleri içinde ise yalnızca Metal gibi iş kolları yok, çok ciddi bir kısmı belediye işçisi. Hizmet vb. sektörlerde, özel sektörde sendikalaşma oranları çok daha trajik düzeyde.
Araştırmalar, özel sektörde sendikalaşmanın %5-7 dolaylarında olduğunu gösteriyor. Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla kamu istihdam oranının son derece düşük olduğu bir ülkede özel sektörde neredeyse 20 işçiden yalnızca birinin sendikalı olması, Türkiye’de işçi sınıfının kelimenin tam anlamıyla örgütsüz olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu durum, örgütlülüğün sağladığı kazanımlarda ve sermaye sınıfına karşı pazarlık gücünde de kendisini gösteriyor; Türkiye’de kayıtlı işçilerin yalnızca %10’u toplu sözleşmeden faydalanabiliyor.
GRAFİK: 1
Türkiye, yalnızca sendikalaşma oranlarıyla değil, çalışma süreleriyle de Avrupa Birliği ülkelerine “fark atmış” vaziyette. Haftalık çalışma sürelerinde güncel araştırmalara göre AB ortalaması 37 saat iken Türkiye’de yasal haftalık çalışma süresi 45 saat, fiilen birçok iş kolunda bu saatler daha fazla artarken, TÜİK’in Ekim 2025 verilerine göre Türkiye’de ortalama haftalık çalışma süresi 44 saat, AB ülkelerine kıyasla yaklaşık tam bir iş günü daha fazla çalışıp, çok daha az ücret alıyoruz.
Her ne kadar geçtiğimiz yıllara kıyasla enflasyon etkisini aynı şiddette hissettirmese dahi Türkiye’de ortalama ücretler enflasyonist ortam karşısında erimeye devam ediyor. Türk-İş verilerine göre 2026 Mart ayı itibariyle gıda enflasyonu yıllık %38’e çıkmış durumda. Oysa asgari ücretler bu oranda zamlanmazken, Türkiye’de ortalama ücretin yerini almaya devam ediyor. DİSK-AR’ın Aralık 2025 rakamlarına göre bugün Türkiye’de kayıtlı çalışanların %46’sı asgari ücret ve altında maaş alıyor. Bu da artık asgari ücret belirlenişinin doğrudan bir ücret baskılama yöntemi haline gelmesine yol açıyor. Kadın çalışanlarda asgari ücret ve altında ücretlerde çalışanların oranı ise %60.
GRAFİK: 2
Türkiye’de çalışma rejimi, doğrudan ve dolaylı sömürü mekanizmalarının yanı sıra kar hırsıyla istikrarlı bir işçi kırımına da yol açıyor. 2025 yılında en az 2 bin 105 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybederken, İSİG Meclisi raporlarına göre bu yılın ilk 3 ayında en az 420 işçi hayatını kaybetti.
Ülkemizde çalışma koşulları yeni rekorlarla aşınırken, işsizlik hem niceliksel hem niteliksel anlamda daha da kötüleşiyor. Resmi işsizlik oranı %10 civarında seyretse de geniş tanımlı işsizlik %30 civarına dayanmış durumda. 3 milyon civarı işçinin kayıt dışı çalıştığı tahmin ediliyor. Taşeron, geçici ve esnek çalışma biçimleri giderek daha fazla yaygınlaşıyor. Son bir yılda 20 işkolunun 15’inde işçi sayısındaki düşüş de sermaye sınıfının genel bir eğilimini göz önüne seriyor. Rejim ekonomik krizi aşma yolunda oldukları imajını sürdürse de kemer sıkma politikaları ve sermayeden yana yasal düzenlemeler, işten çıkarmaları daha fazla teşvik ediyor.
Cuma günü Ahmet Güneştekin’in Venedik’teki büyük sergi açılışındaydık. Güneştekin Vakfı’nın Campo Santa Giustina’daki tarihî Palazzo Gradenigo’da hayata geçirdiği İtalya’daki merkezinin açılışı, Sergio Risaliti küratörlüğünde hazırlanan ve Yıldız Holding sponsorluğunda düzenlenen “Sessizlik” sergisiyle gerçekleşti. Ama bu sadece bir sergi açılışı değildi. Bu, Türkiye’den çıkan bir sanatçının, uluslararası sahnede kurduğu büyük bir alanın ilanıydı. Daha önce de […]
Uluslararası sermaye ve Türkiye’deki iktidar, emeklilerle çalışanları birbirinden ayırıyor. Emeklilik sanki çalışma hayatının doğal sonucu değilmiş gibi gösteriliyor. Emekli sanki bir yükmüş gibi, bir angarya gibi ele alınıyor. Oysa emekliler yıllarca çalışarak değer üretmiş insanlar. Ürettikleri değerin karşılığını almak ve sosyal devlet gereği hak ettikleri desteği görmek durumundalar.
Mesele yalnızca patron değil. Usta-çırak hiyerarşisi de son derece denetimsiz bir ortam. Bunun yanında MESEM modelinin giderek yatılı modele dönüştürülmesi konuşuluyor. Fabrikaların içine kurulacak yatakhaneler… Çocuk gündüz üretimde, gece aynı mekânda. Bu bir çalışma kampı modelidir.