Yusuf Tuna Koç
Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Başkanı Zeynel Abidin Ergen ile Türkiye’de emeklilerin giderek derinleşen yoksulluğunu, çalışmak zorunda bırakılan milyonları ve 1 Mayıs öncesi öne çıkan talepleri konuştuk.
Ergen, mevcut tablonun emekliliği bir hak olmaktan çıkararak yeniden çalışma zorunluluğuna dönüştürdüğünü söyledi.
Türkiye’de emeklilerin durumuna dair son tabloyu nasıl özetlersiniz? Özellikle çalışan emekliler meselesi giderek daha fazla yaygınlaştı.
Bugün Türkiye’de yaklaşık 5 milyon emekli çalışıyor. Bunun 2 milyonun biraz üzerindeki kısmı kayıtlı çalışan emekliler. 2 ile 2,5 milyon arasında bir kesim ise kayıt dışı çalışıyor. Yani toplamda 5 milyona yakın emekli ya kayıtlı ya da kayıtsız biçimde çalışmak zorunda kalıyor. Bu şu demek: Türkiye’de her üç emekliden biri çalışıyor.
Bu tablo başlı başına bir veri. Çünkü emeklilik dediğimiz şey, çalışma hayatının sonunda dinlenme, güvence ve insanca yaşam hakkı demektir. Ama Türkiye’de emekliler fiilen çalışmaya devam etmek zorunda.
Ortalama emekli aylığı 23 bin 500 lira civarında. 23 bin 500 lirayla geçinmenin mümkün olmadığı bir ülkede emekliler elbette çalışmak zorunda kalıyor. Çalışamayanlar ise zaten çok daha ağır bir yoksullukla karşı karşıya. Çok küçük bir kesim, eğer çalışma hayatı boyunca evini almışsa, kira ödemiyorsa ya da çifte maaş alıyorsa, yani eşinden maaş bağlanmışsa biraz daha nefes alabiliyor. Ama bu çok sınırlı bir kesim.
Emeklilerin yoksulluğu zaten kamuoyunun gündeminde. Ama burada daha yapısal bir mesele var. Uluslararası sermaye ve Türkiye’deki iktidar, emeklilerle çalışanları birbirinden ayırıyor. Emeklilik sanki çalışma hayatının doğal sonucu değilmiş gibi gösteriliyor. Emekli sanki bir yükmüş gibi, bir angarya gibi ele alınıyor. Oysa emekliler yıllarca çalışarak değer üretmiş insanlar. Ürettikleri değerin karşılığını almak ve sosyal devlet gereği hak ettikleri desteği görmek durumundalar.
Ama tam tersine, sosyal devletin aktarması gereken kaynaklar kısılıyor. En düşük emekli aylığı 20 bin lira deniyor ama gerçek tablo bu da değil. Eşinden ya da anne-babasından hak sahibi olanlar 5-6 bin lira civarında maaş alıyor. Kendi emekli maaşı 20 bin lira olan biri vefat etmişse, eşi o maaşı alıyor. Bu şekilde yaklaşık 4 milyon insan var. Yani “20 bin lira” ifadesi de gerçeğin tamamını yansıtmıyor.
Bütün tabloya baktığımızda emeklilik Türkiye’de çekilmez bir hale gelmiştir. İşsizlerden sonra toplumun en yoksul kesimini emekliler oluşturmaktadır. Bu nedenle bizim temel şiarımız şu: Bütün emeklilerin artık birleşmeye ve dayanışmaya ihtiyacı var. Sloganımız da bu: Birleşelim ve değiştirelim.
Bu tabloya baktığımızda, Türkiye’de artık emeklilik diye bir statüden söz etmek zorlaşıyor. Sağlığı yettiği sürece herkesin çalışmaya devam etmek zorunda kaldığı bir modele mi geçiyoruz?
Aynen öyle. Fiilen bu noktadayız. Zaten emeklilik yaşını yükseltmeye dönük çalışmalar var. Bu konuda çeşitli hazırlıkların yapıldığı biliniyor. Yani sistem, emekliliği bir hak olmaktan çıkarıp mümkün olduğunca geç erişilen bir statüye dönüştürmeye çalışıyor.
Bugün geldiğimiz noktada emeklilik, dinlenme ve güvence değil; yoksulluk ve yeniden çalışma zorunluluğu anlamına geliyor. Bu da sistemin bilinçli tercihi.
1 Mayıs’a giderken talepleriniz neler olacak?
Biz 1 Mayıs’a kendi adımızla çıkacağız. Ama çağrımız bütün emeklilere ve bütün emekçilere. Emekliler ve çalışanlar birlikte mücadele etmeli. Bu ayrımı kabul etmiyoruz. Çünkü emeklilik çalışma hayatının devamıdır; ondan kopuk bir kategori değildir.
Politik ve ekonomik taleplerimiz net. Öncelikle acil olarak seyyanen 20 bin lira zam talebimiz var. Bu bütün emekliler için geçerli olmalı. Ayrıca bayram ikramiyelerinin asgari ücret düzeyine çıkarılmasını talep ediyoruz.
Bunların yanında sendikal hakların engellenmemesi temel taleplerimiz arasında. Emeklilerin örgütlenmesinin önüne konan engeller kaldırılmalı. Emekli sendikalarının tanınması gerekiyor. Bu 1 Mayıs’ta öne çıkaracağımız başlıca talepler bunlar olacak. Çağrımız açık: Birleşelim ve değiştirelim.
Kaynak: BirGün


