HomeTürkçe HaberlerEkonomiAbluka kararı petrol fiyatlarını yeniden 100 doların üzerine taşıdı

Abluka kararı petrol fiyatlarını yeniden 100 doların üzerine taşıdı

Published on

spot_img

ABD ile İran arasında hafta sonu Pakistan'da yürütülen müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması piyasaları hareketlendirdi. İki haftalık kırılgan ateşkesi tehlikeye atan bu durum, ABD Başkanı Donald Trump'ın abluka açıklamasıyla birleşti. Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı abluka altına alacaklarını duyurmasıyla petrol fiyatları Asya işlemlerinde erken saatlerde hızla yükseldi.

Saat 09.40 itibarıyla Batı Teksas türü (WTI) ham petrol yüzde 7,47 artışla varil başına 103,78 dolardan işlem gördü. Brent petrol ise yüzde 7,01 değer kazanarak varil başına 101,87 dolara ulaştı. Her iki gösterge de ateşkes ilanı öncesindeki zirvelerinin yaklaşık 10 dolar altında seyrediyor. 

Abluka kararı, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından doğrulandı. X platformundan yapılan açıklamada, ablukanın yalnızca İran limanlarına giriş ve çıkış yapan deniz trafiğini hedef alacağı belirtildi.

Abluka piyasadan 2 milyon varili silebilir

CENTCOM açıklamasında, ablukanın tüm ulusların gemilerine tarafsız bir şekilde uygulanacağı ifade edildi. ABD kuvvetlerinin Hürmüz Boğazı'ndan İran dışındaki limanlara giden gemilerin seyrüsefer özgürlüğünü engellemeyeceği de vurgulandı. 

MST Marquee Enerji Araştırmaları Başkanı Saul Kavonic, piyasanın ateşkes öncesi koşullara geri döndüğünü söyledi. Kavonic, "ABD şimdi Hürmüz Boğazı üzerinden İran ile bağlantılı günlük 2 milyon varile kadar olan akışı da engelleyecek." değerlendirmesini yaptı.

Ablukanın tam olarak uygulanması halinde piyasadan tahmini olarak günlük 1,5 ila 1,7 milyon varillik İran arzının çekileceği belirtiliyor. IG piyasa analisti Tony Sycamore, bu hamlenin İran petrol akışını etkili bir şekilde keseceğini ifade etti. Sycamore, bu durumun Tahran'ın müttefiklerini su yolunun yeniden açılması için baskı yapmaya zorlayacağını belirtti.

Phillip Nova Kıdemli Piyasa Analisti Priyanka Sachdeva ise sadece uygulama tehdidinin bile riski yeniden fiyatlandırmak için yeterli olduğunu söyledi. Sachdeva, "Bu durum petrolün jeopolitik tetikleyicilere karşı ne kadar savunmasız kaldığını gösteriyor. Üç haneli fiyatlamaya dönüş haklı görünüyor." dedi.

Gözler nükleer zenginleştirme krizinde

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı son paylaşımda görüşmelerdeki asıl pürüzün nükleer zenginleştirme olduğunu öne sürdü. Trump, İran'ın nükleer hedeflerinden vazgeçmeye isteksiz olduğunu iddia ederek abluka kararını savundu. 

Trump ayrıca petrol ve benzin fiyatlarının kasım ayındaki ara seçimlere kadar yüksek kalabileceğini sözlerine ekledi. Bu açıklama, altı hafta önce İran'a saldırma kararının olası siyasi sonuçlarının nadir bir itirafı olarak değerlendirildi. 

İran Devrim Muhafızları ise pazar günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'na yaklaşmaya çalışan herhangi bir askeri geminin iki haftalık ateşkese yönelik bir ihlal sayılacağını belirtti. İranlı yetkililer, bu tür bir hamleye sert ve kararlı bir şekilde karşılık verileceği uyarısında bulundu.

Suudi Arabistan boru hattı akışını onardı

LSEG'in nakliye verilerine göre, petrol tankerleri ABD'nin ablukası öncesinde Hürmüz Boğazı'ndan uzak duruyor. Mevcut çıkmaz durumuna rağmen, cumartesi günü petrolle dolu üç süper tankerin boğazdan geçtiği görüldü. Bu gemiler, geçen hafta ateşkes anlaşmasına varılmasından bu yana Körfez'den çıkan ilk gemiler oldu.

Bölgedeki önemli tedarik sorunları da yakından izleniyor. Suudi Arabistan geçen hafta İran saldırılarının üretim kapasitesini günlük 600 bin varil azalttığını açıklamıştı. Ülkenin Doğu-Batı boru hattı akışları da geçici olarak günlük yaklaşık 700 bin varil düşmüştü.

Pazar günü ise Riyad yönetimi, Doğu-Batı boru hattındaki petrol pompalama kapasitesini yeniden tam olarak günlük 7 milyon varile çıkardığını duyurdu. Tüm bu gelişmelerin ortasında, daralan bir piyasada devam eden gerginliğin petrol fiyatlarını daha da yükseltmesi bekleniyor. Piyasaların somut sonuçları olmayan duyurulara karşı giderek duyarsızlaşacağı da öngörülüyor.

Kaynak: Forbes Türkiye

Latest articles

Personele kapıyı gösterdiler

İktidar kadrolarına yer açmak için kapatıldığı savunulan ve TÜRASAŞ’a bağlı yerel fabrika konumuna getirilen TÜLOMSAŞ personeli barınma krizine itildi. Kurumun Eskişehir’deki 146 lojmanında kalan personele, “Lojmanı boşaltın ya da yeniden başvurup sıraya girin” tebligatı gönderildi.

AİHM’in 'Yasak v. Türkiye' kararı

Çorum'da bir eğitimci olan bay Yasak'ın AİHM'e açtığı dava, Büyük Daire önünde 5 Mayıs 2026 tarihinde halka açık bir oturumla ele alındı. Dava, Sözleşme'nin 3. ve 7. maddesindeki haklar ve ilkeler yönünden önemli bazı değerlendirmeler içeriyor.

Dava, AİHM'in 15 Temmuz davalar seti içinde yer alan önemli başka bir dava olan Yalçınkaya/Türkiye kararından farklı olguları ele alıyor. Davada ulaşılan sonuçlar, yapılan tespitler de Yalçınkaya davasından farklı.   

Şaban Yasak adlı Türk vatandaşı, Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 maddesi uyarınca "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan mahkûm edilmesi ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarını dava konusu etti. Başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesindeki "suç ve cezada kanunilik" ilkesinin ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarının Sözleşmenin 3. maddesindeki "aşağılayıcı muamele yasağı"nın ihlali olduğunu ileri sürdü.

Başvuru, 2 Nisan 2020 tarihli. Daire, 27 Ağustos 2024 tarihli kararında Sözleşme’nin 3. ve 7. maddeleri yönünden ihlal bulunmadığı sonucuna vardı. Dosya, başvurucunun itirazıyla, Sözleşme’nin m. 43. uyarınca Büyük Daire'ye gitti. BD, 5 Mayıs 2025 tarihinde Strasbourg’da "halka açık duruşma" yaptı.

∗∗∗

Başvurucuyla ilgili, Çorum'da öğrenci olduğu yıllarda, Fetullah Gülen Cemaati'nde, 2014-2017 yılları arasında öğrencilerin kaldığı çeşitli alanlardan, yurtlardan sorumlu bir Bölge Talebe Mesulü (BTM) olduğu yönünde BA, YB ve AB adlı 3 itirafçı tanık beyanı bulunuyor. Bu tanıklar, başvurucunun öğrencilere sohbet toplantıları yaptırdığını, abilik yaptığını ya da yurt sorumlusu durumunda olduğunu söylemiş, kendisini fotoğrafından teşhis etmişler. Buna karşın başvurucu, suçlamaları reddetmiş.

Neticeten AİHM Büyük Dairesi, yaptığı incelemeler ve aleni duruşma sonunda özellikle 7. maddedeki "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesinin ihlalini saptadı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 7 (Türk hukukundaki karşılığı Anayasa m.38, TCK m. 2), "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesini ("nullum crimen, nulla poena sine lege") güvence altına alır. Bu ilkeye göre, "hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamaz."

∗∗∗

Büyük Daire, daha önceki kararlarında da sıkça vurguladığı "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesi temelinde, TCK m. 314/2 hükmündeki mahkumiyet için, "kişinin bu yapıyla temasının varlığı" değil, "bu temasın niteliği ve suç kastını ortaya koyup koymadığının belirleyici olduğunu" belirtti. TCK m. 314/2'deki suç için, "kişinin örgütün amaçlarını ve şiddet yöntemlerini bilmesi", "ayrıca örgüte bilerek ve isteyerek bağlılık gösterdiğinin somut olarak ispatlanması" gerekir. Bu yaklaşım, örgüte "varsayımsal iştirak" yerine, "kişiye özgü cezai sorumluluğun" ve "manevi unsurun tespitini" zorunlu kılar.

Büyük Daire'ye göre, herhangi bir bireyin "suçun kasıt unsurunun değerlendirilmesi yapılmaksızın" silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edilmesi kabul edilemez. "Bireysel sorumluluk ilkesi" gereği, cezalandırmada kast unsuru son derece önemlidir. Bay Yasak'a atfedilen faaliyetlerin, örgütün stratejik yapılanmasıyla kişisel, fonksiyonel veya hiyerarşik bir bağının ve kişisel sorumluluk düzeyinin tespit edilmesi zorunludur. Başvurucunun, "bir dini hareketten doğan ve zamanla terör örgütü ilan edilen" organizasyonun "söz konusu değişiminden haberdar olduğu" ve "bu gerçekleri tam olarak bilerek bağını sürdürdüğünün" kanıtlanması da gerekir.

∗∗∗

Büyük Daire kararı, YARSAV üyeliği, Bank Asya hesabı, çocuğunu özel okula gönderme vd. fillerin, örgüt üyeliği suçunun unsurlarını karşılamadığını, "suçların ve cezaların yasallığı" ilkesinin ihlali olduğunu bir kere daha vurguluyor.

AİHM, çok uzun bir süredir Türkiye'yi sözleşmenin farklı maddelerini ihlal etmekten mahkum ediyor. Türkiye Loizidou Davası, Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye davası gibi ünlü davalardan başka şikayetlerde de kararları icra etmiyor. Bakanlar Komitesi'nin 2024 Raporu'na göre, Türkiye'den "icrası beklenen" 440 dava mevcuttur (O tarihte, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin tümünün uygulamadığı toplam dava sayısı 3916 idi). Bu davaların 330'u "tekrar eden dava" ("repetitive cases") sınıfındadır. Demek ki ortada, "kronik bir sorun" var.

Haftaya, Yasak/Türkiye kararı sonrası, "AİHM kararlarının etkililiği" sorununu ele alacağım. Bu tartışma, Kavala ve Demirtaş gibi ünlü isimleri halihazırda etkilemeye devam ettiği gibi -daha şimdiden ipuçları ortaya çıktığı üzere-, muhtemel bir "Ekrem İmamoğlu/Türkiye" ihlal kararının da temel konusu olmaya aday görünüyor.   

Küresel dengesizlikler ve Türkiye

Küresel ekonomide yeniden büyüyen dış ticaret ve cari denge uçurumları, dünya piyasalarında yeni kriz tartışmalarını tetikledi. Çin’in rekor dış ticaret fazlaları, ABD’nin devasa açıkları ve Avrupa’daki yapısal dengesizlikler yeniden gündeme gelirken uzman raporları korumacılığın çözüm olmayacağı uyarısında bulunuyor.

Gazeteciliği savunmak için Çağlayan Adliyesi’ndeyiz

Haber Merkezi

BirGün muhabiri Sarya Toprak’ın, Gülistan Doku dosyasına ilişkin yaptığı haberler sonrası iktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Akit yazarı Zekeriya Say tarafından hedef gösterilmesinin ardından Bursa Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı bir kurumda müdür yardımcısı olarak görev yapan 30 yıllık kamu emekçisi babası Hasan Toprak görevden uzaklaştırıldı.

BirGün, sistematik hedef göstermeye ilişkin suç duyurusunda bulunulacağını açıklayarak kamuoyunu dayanışmaya çağırdı. Suç duyurusu için bugün saat 12.00’de Çağlayan Adliyesi’nde buluşulacak.

Gazetecilik faaliyeti nedeniyle ailesiyle birlikte hedef gösterilen Sarya Toprak, ‘‘Gazeteciler tutuklamalarla, gözaltılarla susturulmaya çalışılıyor. Gülistan Doku dosyası bir kadın cinayetinin üstünün nasıl örtüldüğünü gözler önüne sererken ‘ucu nereye giderse gitsin’ denildi. Fakat ben Gülistan Doku dosyasındaki siyasi bağlantıları sorguladığım ve haberleştirdiğim için yandaş basın tarafından hedef alındım. Bu da demek oluyor ki ‘ucu sadece kendi çizdikleri çerçevede kalsın’ istiyorlar. Bu hedef alma hali sadece benimle sınırlı kalmadı ailemin kişisel bilgileri de ortaya saçılarak hedef alındık ve kamu emekçisi babam açığa alındı. Bu artık gazetecilere yönelik gözdağının adeta boyut atladığının göstergesi. Bu hukuksuzluğa karşı susmayacağım. Beni hedef alan Yeni Akit ve Zekeriya Say isimli şahsa karşı tüm yasal haklarımı kullanacağım. Babam haksız şekilde uzaklaştırıldığı görevine dönene kadar bu meselenin peşini bırakmayacağım‘’ dedi.

More like this

Personele kapıyı gösterdiler

İktidar kadrolarına yer açmak için kapatıldığı savunulan ve TÜRASAŞ’a bağlı yerel fabrika konumuna getirilen TÜLOMSAŞ personeli barınma krizine itildi. Kurumun Eskişehir’deki 146 lojmanında kalan personele, “Lojmanı boşaltın ya da yeniden başvurup sıraya girin” tebligatı gönderildi.

AİHM’in 'Yasak v. Türkiye' kararı

Çorum'da bir eğitimci olan bay Yasak'ın AİHM'e açtığı dava, Büyük Daire önünde 5 Mayıs 2026 tarihinde halka açık bir oturumla ele alındı. Dava, Sözleşme'nin 3. ve 7. maddesindeki haklar ve ilkeler yönünden önemli bazı değerlendirmeler içeriyor.

Dava, AİHM'in 15 Temmuz davalar seti içinde yer alan önemli başka bir dava olan Yalçınkaya/Türkiye kararından farklı olguları ele alıyor. Davada ulaşılan sonuçlar, yapılan tespitler de Yalçınkaya davasından farklı.   

Şaban Yasak adlı Türk vatandaşı, Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 maddesi uyarınca "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan mahkûm edilmesi ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarını dava konusu etti. Başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesindeki "suç ve cezada kanunilik" ilkesinin ve kaldığı cezaevindeki tutulma koşullarının Sözleşmenin 3. maddesindeki "aşağılayıcı muamele yasağı"nın ihlali olduğunu ileri sürdü.

Başvuru, 2 Nisan 2020 tarihli. Daire, 27 Ağustos 2024 tarihli kararında Sözleşme’nin 3. ve 7. maddeleri yönünden ihlal bulunmadığı sonucuna vardı. Dosya, başvurucunun itirazıyla, Sözleşme’nin m. 43. uyarınca Büyük Daire'ye gitti. BD, 5 Mayıs 2025 tarihinde Strasbourg’da "halka açık duruşma" yaptı.

∗∗∗

Başvurucuyla ilgili, Çorum'da öğrenci olduğu yıllarda, Fetullah Gülen Cemaati'nde, 2014-2017 yılları arasında öğrencilerin kaldığı çeşitli alanlardan, yurtlardan sorumlu bir Bölge Talebe Mesulü (BTM) olduğu yönünde BA, YB ve AB adlı 3 itirafçı tanık beyanı bulunuyor. Bu tanıklar, başvurucunun öğrencilere sohbet toplantıları yaptırdığını, abilik yaptığını ya da yurt sorumlusu durumunda olduğunu söylemiş, kendisini fotoğrafından teşhis etmişler. Buna karşın başvurucu, suçlamaları reddetmiş.

Neticeten AİHM Büyük Dairesi, yaptığı incelemeler ve aleni duruşma sonunda özellikle 7. maddedeki "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesinin ihlalini saptadı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) madde 7 (Türk hukukundaki karşılığı Anayasa m.38, TCK m. 2), "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesini ("nullum crimen, nulla poena sine lege") güvence altına alır. Bu ilkeye göre, "hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamaz."

∗∗∗

Büyük Daire, daha önceki kararlarında da sıkça vurguladığı "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesi temelinde, TCK m. 314/2 hükmündeki mahkumiyet için, "kişinin bu yapıyla temasının varlığı" değil, "bu temasın niteliği ve suç kastını ortaya koyup koymadığının belirleyici olduğunu" belirtti. TCK m. 314/2'deki suç için, "kişinin örgütün amaçlarını ve şiddet yöntemlerini bilmesi", "ayrıca örgüte bilerek ve isteyerek bağlılık gösterdiğinin somut olarak ispatlanması" gerekir. Bu yaklaşım, örgüte "varsayımsal iştirak" yerine, "kişiye özgü cezai sorumluluğun" ve "manevi unsurun tespitini" zorunlu kılar.

Büyük Daire'ye göre, herhangi bir bireyin "suçun kasıt unsurunun değerlendirilmesi yapılmaksızın" silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edilmesi kabul edilemez. "Bireysel sorumluluk ilkesi" gereği, cezalandırmada kast unsuru son derece önemlidir. Bay Yasak'a atfedilen faaliyetlerin, örgütün stratejik yapılanmasıyla kişisel, fonksiyonel veya hiyerarşik bir bağının ve kişisel sorumluluk düzeyinin tespit edilmesi zorunludur. Başvurucunun, "bir dini hareketten doğan ve zamanla terör örgütü ilan edilen" organizasyonun "söz konusu değişiminden haberdar olduğu" ve "bu gerçekleri tam olarak bilerek bağını sürdürdüğünün" kanıtlanması da gerekir.

∗∗∗

Büyük Daire kararı, YARSAV üyeliği, Bank Asya hesabı, çocuğunu özel okula gönderme vd. fillerin, örgüt üyeliği suçunun unsurlarını karşılamadığını, "suçların ve cezaların yasallığı" ilkesinin ihlali olduğunu bir kere daha vurguluyor.

AİHM, çok uzun bir süredir Türkiye'yi sözleşmenin farklı maddelerini ihlal etmekten mahkum ediyor. Türkiye Loizidou Davası, Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye davası gibi ünlü davalardan başka şikayetlerde de kararları icra etmiyor. Bakanlar Komitesi'nin 2024 Raporu'na göre, Türkiye'den "icrası beklenen" 440 dava mevcuttur (O tarihte, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin tümünün uygulamadığı toplam dava sayısı 3916 idi). Bu davaların 330'u "tekrar eden dava" ("repetitive cases") sınıfındadır. Demek ki ortada, "kronik bir sorun" var.

Haftaya, Yasak/Türkiye kararı sonrası, "AİHM kararlarının etkililiği" sorununu ele alacağım. Bu tartışma, Kavala ve Demirtaş gibi ünlü isimleri halihazırda etkilemeye devam ettiği gibi -daha şimdiden ipuçları ortaya çıktığı üzere-, muhtemel bir "Ekrem İmamoğlu/Türkiye" ihlal kararının da temel konusu olmaya aday görünüyor.   

Küresel dengesizlikler ve Türkiye

Küresel ekonomide yeniden büyüyen dış ticaret ve cari denge uçurumları, dünya piyasalarında yeni kriz tartışmalarını tetikledi. Çin’in rekor dış ticaret fazlaları, ABD’nin devasa açıkları ve Avrupa’daki yapısal dengesizlikler yeniden gündeme gelirken uzman raporları korumacılığın çözüm olmayacağı uyarısında bulunuyor.