Gökyüzü artık tek başına bir gözün taşıyabileceği yük değil. NASA’nın 2018’de yörüngeye gönderdiği TESS uzay teleskobu (Geçiş Yapan Ötegezegen Araştırma Uydusu), her gece milyonlarca yıldızın parlaklığını ölçüyor. Bir gezegen yıldızının önünden geçtiğinde (astronomide “transit” diye adlandırılan bu olay) yıldız bir an için sönükleşiyor. Bu söndürmenin ardındaki gerçek gezegeni ayıklamak ise modern astronominin en zorlu sayısal problemlerinden biri. Çünkü yıldızlar titreşir, ikili yıldız sistemleri tıpkı gezegen geçişi gibi sahte ipuçları üretir, teleskopların kendi gürültüsü vardır.
İşte bu yüzden Warwick Üniversitesi’nde geliştirilen RAVEN “RAnking and Validation of ExoplaNets” sözcüklerinin baş harflerinden sessiz ama ses getiren bir habere imza attı. Algoritma, TESS’in ilk dört yıllık arşivinde 2,2 milyondan fazla yıldıza baktı ve 118 yeni gezegeni doğruladı. Bunların 31’i bugüne kadar hiç görülmemişti. Üstüne 2 binin üzerinde yüksek olasılıklı aday belirledi; neredeyse bin tanesi yine yepyeni. Çalışmanın sonuçları, dünyanın en saygın astronomi dergilerinden Monthly Notices of the Royal Astronomical Society’de üç ayrı makale halinde yayımlandı.
Araştırmaya liderlik eden Dr. Marina Lafarga Magro’ya göre RAVEN’in başardığı şey yalnızca yeni dünyalar bulmaktan ibaret değil. Sistem, bir Bayesçi çerçeve içinde gelen sinyalin gerçek bir gezegenden mi yoksa sekiz farklı “sahte pozitif” senaryodan mı kaynaklandığını hesaplıyor. Binlerce simüle edilmiş örnekle eğitilmiş bir karar ağacı ve bir Gauss süreci sınıflandırıcısı birlikte çalışıyor. Başka bir deyişle algoritma, “burada bir gezegen var” demeden önce “burada gezegen olmama ihtimallerini” tek tek eliyor. Çıkan tabloda gerçek olmayan sinyaller çok daha az.
Bulguların içinde özellikle iki tür gezegen heyecan yaratıyor.
Birincisi, “ultra kısa dönemli” gezegenler. Yıldızlarına o kadar yakın yörüngededirler ki bir tam turlarını 24 saatten kısa sürede tamamlarlar. Onların üzerinde “bir yıl” bizim için bir günden bile kısadır.
İkincisi, gökbilimcilerin “Neptün çölü” dediği o gizemli bölgenin yeni sakinleri. Yıldızlarına yakın yörüngelerde, Neptün büyüklüğünde gezegenlerin neredeyse hiç bulunmadığı bir bölgedir burası. RAVEN bu çölü ilk kez doğru biçimde haritalandırdı: Güneş benzeri yıldızların yalnızca yüzde 0,08’i bu çölde bir gezegene ev sahipliği yapıyor. Yani bin Güneş benzeri yıldızdan yalnızca birinde Neptün çölü sakini bulma şansınız var.
RAVEN’in asıl devrimi, bu rakamların artık eskisinden on kat daha az hata payıyla ölçülebilmesi. NASA’nın Kepler teleskobundan kalma eski tahminler, bu çalışmayla hem doğrulandı hem keskinleştirildi. Sonuç çarpıcı: Güneş’i andıran yıldızların yaklaşık yüzde 9-10’u, yörünge dönemi 16 günden kısa olan en az bir gezegene ev sahipliği yapıyor. Gökyüzünde gördüğümüz her on yıldızdan birinin yanı başında, bizim ölçeğimizde “hemen bitişikte” dönen bir dünya anlamına geliyor.
ASTRONOMİNİN YÖNTEM DEĞİŞİMİ
Tabloya biraz geri çekilerek bakalım. İnsanlık ilk ötegezegeni 1995’te doğruladı; o günden bu yana 5 binden fazla yeni dünya katalogladık. Şimdiyse bir algoritma, tek bir çalışmayla yüzü aşkın yeni gezegeni bu listeye ekliyor ve kuyrukta hâlâ binlercesi var.
Bu, gökbilim için yöntemsel bir kırılma. Bundan sonra göz, kâğıt ve sabırla yapılan bir mesleğin yerini, ağır ağır eğitilmiş matematiksel modeller alıyor. Ama insan astronom ortadan kalkmıyor; bilgisayarın işaretlediği yıldızları derinlemesine inceleyen, atmosferi tarayan, hayatın izini süren bir araştırmacıya dönüşüyor.
Yapay zekânın gökyüzünü bizden önce taradığı bir çağa giriyoruz. Önümüzdeki yıllarda Avrupa Uzay Ajansı’nın PLATO görevi, Şili’deki Vera C. Rubin Gözlemevi ve James Webb Uzay Teleskobu, RAVEN gibi sistemlerle birlikte çalışacak. Belki de “evrende yalnız mıyız?” sorusunun cevabına bizi en çok yaklaştıracak araç gece nöbeti tutan bir insan değil; satır satır kod olacak.
Kaynak: BirGün



