Çeşitli derecelerdeki görev sürelerini tamamlayan adli yargı hakimi, cumhuriyet başsavcısı ve savcıları ile idari yargı hakimlerinin isim listelerinden oluşan Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) kararları, Resmi Gazete’de yayımlandı.
HSK kararlarında, bulundukları derecede yükselme sürelerini Nisan 2026 dönemi sonuna kadar bitirenlerin isimlerinden oluşan listelere yer verildi.
Sürelerini tamamladıkları halde listede isimlerini göremeyenler, 30 gün içinde HSK’ye yazılı başvuruda bulunabilecek.
Kırk yılı aşkın meslek hayatım boyunca farklı güç merkezlerinde diplomat, uluslararası kuruluş yöneticisi ve küresel şirket yöneticisi olarak karar alma süreçlerini yakından gözlemleme fırsatı buldum. Bazılarının tam içinde yer aldım. Nerede konuşsam bana en çok sorulan sorulardan biri hep aynı oldu: “Gerçek kararları kim veriyor?” Türkiye’de ise bu soru çoğu zaman daha iddialı bir biçime […]
2 Temmuz 1993, bir katliam tarihi olarak hafızalara kazındı. O gün, Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas'a giden aydın ve sanatçılardan 33'ü, kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetmişti. Olayda iki otel görevlisi de yaşamını yitirmiş, iki saldırgan da ölmüştü.
Hızla iktidara yürüyen Özgür Özel’in liderliğindeki CHP, gelecek kaygısı duyan milletimize umut veriyor…
Kayyum yönetimindeki CHP ise, iktidardan aldığı güç ve destekle, partiyi bölmeye, içini karıştırmaya ve iktidar yolundan çıkartmaya çalışarak, AKP’ye hizmet ediyor…
∗∗∗
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’in “Salı grup toplantısındaki” konuşması, son derece anlamlı, kararlı ve cesur bir liderin topluma umut veren çok kıymetli sözleriydi…
Kayyumla CHP iktidarına tuzak kuranlara ders veren ve liderlik tartışmasını sonlandıran açıklamalar yaptı…
Özel;” CHP’ye mutlaka sahip çıkacağız. Partimizi yeniden ele alacağız. Milletimizin iktidara ulaşması engellenirse son çare olarak ya bir yol bulacağız ya da yeni bir yolaçacağız…”dedi!
∗∗∗
Kayyum Başkan, meşru yetkisi olmadan bugüne kadar, 36 CHP örgütünü görevden aldı, Milletvekilleri, İl ve İlçe başkanlarını partiden ihraç etti…
Demokratik yarışmayı AKP lehine döndürmek adına adeta, partiye kumpaslar kurarak, Atatürk’e ve CHP’ye ihanet eden bir tutum içerisine girdi…
∗∗∗
Önceki CHP Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay’ın gönderdiği, Kemal Kılıçdaroğlu’yla ilgili anısını sizlerle paylaşıyorum...
Kılıçdaroğlu yoldaşlarını ihraç etmişti.
“2004 yılındaki 28 Mart yerel seçimlerinde alınan yenilgi, CHP içinde Deniz Baykal yönetiminin "merkeziyetçi ve elitist" politikalarına karşı ilk organize kitlesel başkaldırıyı tetiklemişti…
Oluşturduğumuz "İktidara Yürüyüş Hareketi", sadece bir liderlik değişimi değil; parti içi demokrasinin yok oluşuna, tüzüğün anti-demokratik yapısına ve sol değerlerden uzaklaşılmasına karşı çekilen bir bayraktı. Mehmet Tomanbay, Yakup Kepenek ve Hasan Aydın gibi entelektüel ve örgütçü isimlerin öncülük ettiği bu hareket, o dönem Türk siyasetine yeni giren bir ismin Kemal Kılıçdaroğlu’nun, turnusol kâğıdı olacaktı…
19 Mayıs 2004’te TBMM’de okunan bildiriye ilk başta imza veren 31 milletvekili arasında yer alan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, genel merkezin Deniz Baykal’ın baskısıyla imzasını geri çekmesi, onun siyasi kariyerindeki kırılma noktalarından biriydi…
Bu geri adım, Kılıçdaroğlu’nun siyasi genetiğindeki iki temel özelliği erkenden ifşa etmişti: “Sistem içi kalma refleksini, bürokratik tedbir ve güç dengelerini gözetme stratejisi…”
Kılıçdaroğlu bu hareketin içinde olmasına, hatta açıklanan bildirilere katkı sunmasına karşın, Baykal’ın isteğiyle Mehmet Tomanbay, Yakup Kepenek ve Hasan Aydın’ın Yüksek Disiplin Kuruluna sevkine ilk onay veren kişi olmuştu…
Onayın sonunda, CHP Grup Başkanvekili yapılarak taltif edilmişti…
∗∗∗
Gelelim savaşa;
İran ABD ateşkes anlaşması ve Trump’ın “artık savaş bitti” sözlerinin bir anlamı olmadığı, yeniden bombardımanlarla görüldü…
Kim caydı? Neden anlaşmayı bozup bombalamaya devam etti? gibi soruların yanıtlanması da artık önem taşımıyor…
Çünkü “akli denge konusunda” tartışmalı siyasetçiler, sadece ülkelerinin değil, dünyanın da sabrını taşırır hale getirdiler…
Biliyoruz ki, Emperyal aklın tek hedefi, kendi çıkarını güçlendirmektir…
∗∗∗
Trump NATO'yu, ABD'nin ekonomik ve stratejik çıkarları doğrultusunda kullanmak istiyor...
Ancak NATO kararları tek bir lider tarafından alınamaz; ittifaktaki diğer üyelerin de onayı gerekir! ABD'nin ittifak içindeki ağırlığı nedeniyle politik yaklaşımı, NATO'nun yönünü belirliyor...
Bu nedenle, Trump gibi öngörülemez bir liderin NATO üzerindeki etkisi, dünya güvenliği açısından tartışma yaratıyor!
∗∗∗
NATO nedeniyle Ankara'da alınan yoğun güvenlik önlemlerinin yetkilerce, “uluslararası toplantılar ve kamu düzeni gerekçesiyle normal olduğu” bildiriliyor…
Ancak, ölçüsü olmayan bu önlemlerin vatandaşların günlük yaşamına ağır sekte vurduğu, adeta işkence yaparak çile çektiren bir konuma geldiği de bir gerçek…
Demokratik hukuk devletlerinde, güvenlik ile temel hak ve özgürlükler arasında denge mutlaka kurulmalı…
Şimdiden Ankara’da sıkıyönetim ilan edilmiş gibi…
∗∗∗
“TEMA grubunun” doğa gezisinin bile “örgütsel eylem” olarak değerlendirilmesi, ipin ucunun kaçtığının göstergesidir…
Bu trajikomik tutuklama,” hukuk devletinin” iktidar tarafından tamamen yok sayıldığının somut örneğidir…
Şimdiden 200’e yakın kişinin gözaltına alınması, Kenan Evren zamanındaki gibi “önlem tutuklamaları” anlayışının hala sürdüğünü gösteriyor…
∗∗∗
İktidar, gelen egemenler için;” Meclisi tatile çıkarıyor, bakanlıkların çalışmasını durduruyor, kamu personeline izin veriyor ve sokakları kapatıyor…
24 yıllık yönetimi nedeniyle kalıcı yoksullaştırdığı halkından değil de NATO liderlerinden utanç duyduğu için bakımsız haldeki mahallerin etrafı mavi panolarla çevrildi…
Hani, Tom Barrack bize demokrasi yerine “merhametli monarşiye” geçin demişti ya, iktidarda panolarla merhametli olduğunu onlara gösteriyor(!)…
∗∗∗
Avrupa'nın bağımsız bir savunma gücüne ulaşması, ABD'ye olan bağlılığının azaltmasıyla mümkündür…
Böylesi bir hedefe ulaşmak, NATO’daki gelişmelere bağlıdır…
AB’nin bağımsız ordusu, Türkiye açısından hem fırsatları hem de riskler doğuracaktır…
Eğer Türkiye ile Avrupa arasında güvenlik iş birliği güçlenirse, savunma sanayii ve diplomasi açısından yararlar sağlayabilir.
Ancak Türkiye'nin bu yapının dışında kalması durumunda, stratejik etkisi azalabilir.
Sonuç, kurulacak yapının Türkiye ile nasıl ilişki kurulabileceğine bağlıdır…
Böyle hassas konular, taraflı AKP iktidarıyla çözülmez…
Ancak, “Tam bağımsız Türkiye’ye sadık, koltuk peşinde koşmayan, ülke sevdalılarıyla” çözülür…
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının üzerinden 5 yıl geçerken kadın örgütleri, artan cinayetlere dikkat çekerek Türkiye’nin yeniden sözleşmeye taraf olması için çağrı yaptı. Açıklamalarda, 6284 Sayılı Kanun’un uygulanması istendi.
Kırk yılı aşkın meslek hayatım boyunca farklı güç merkezlerinde diplomat, uluslararası kuruluş yöneticisi ve küresel şirket yöneticisi olarak karar alma süreçlerini yakından gözlemleme fırsatı buldum. Bazılarının tam içinde yer aldım. Nerede konuşsam bana en çok sorulan sorulardan biri hep aynı oldu: “Gerçek kararları kim veriyor?” Türkiye’de ise bu soru çoğu zaman daha iddialı bir biçime […]
2 Temmuz 1993, bir katliam tarihi olarak hafızalara kazındı. O gün, Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas'a giden aydın ve sanatçılardan 33'ü, kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetmişti. Olayda iki otel görevlisi de yaşamını yitirmiş, iki saldırgan da ölmüştü.
Hızla iktidara yürüyen Özgür Özel’in liderliğindeki CHP, gelecek kaygısı duyan milletimize umut veriyor…
Kayyum yönetimindeki CHP ise, iktidardan aldığı güç ve destekle, partiyi bölmeye, içini karıştırmaya ve iktidar yolundan çıkartmaya çalışarak, AKP’ye hizmet ediyor…
∗∗∗
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’in “Salı grup toplantısındaki” konuşması, son derece anlamlı, kararlı ve cesur bir liderin topluma umut veren çok kıymetli sözleriydi…
Kayyumla CHP iktidarına tuzak kuranlara ders veren ve liderlik tartışmasını sonlandıran açıklamalar yaptı…
Özel;” CHP’ye mutlaka sahip çıkacağız. Partimizi yeniden ele alacağız. Milletimizin iktidara ulaşması engellenirse son çare olarak ya bir yol bulacağız ya da yeni bir yolaçacağız…”dedi!
∗∗∗
Kayyum Başkan, meşru yetkisi olmadan bugüne kadar, 36 CHP örgütünü görevden aldı, Milletvekilleri, İl ve İlçe başkanlarını partiden ihraç etti…
Demokratik yarışmayı AKP lehine döndürmek adına adeta, partiye kumpaslar kurarak, Atatürk’e ve CHP’ye ihanet eden bir tutum içerisine girdi…
∗∗∗
Önceki CHP Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay’ın gönderdiği, Kemal Kılıçdaroğlu’yla ilgili anısını sizlerle paylaşıyorum...
Kılıçdaroğlu yoldaşlarını ihraç etmişti.
“2004 yılındaki 28 Mart yerel seçimlerinde alınan yenilgi, CHP içinde Deniz Baykal yönetiminin "merkeziyetçi ve elitist" politikalarına karşı ilk organize kitlesel başkaldırıyı tetiklemişti…
Oluşturduğumuz "İktidara Yürüyüş Hareketi", sadece bir liderlik değişimi değil; parti içi demokrasinin yok oluşuna, tüzüğün anti-demokratik yapısına ve sol değerlerden uzaklaşılmasına karşı çekilen bir bayraktı. Mehmet Tomanbay, Yakup Kepenek ve Hasan Aydın gibi entelektüel ve örgütçü isimlerin öncülük ettiği bu hareket, o dönem Türk siyasetine yeni giren bir ismin Kemal Kılıçdaroğlu’nun, turnusol kâğıdı olacaktı…
19 Mayıs 2004’te TBMM’de okunan bildiriye ilk başta imza veren 31 milletvekili arasında yer alan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, genel merkezin Deniz Baykal’ın baskısıyla imzasını geri çekmesi, onun siyasi kariyerindeki kırılma noktalarından biriydi…
Bu geri adım, Kılıçdaroğlu’nun siyasi genetiğindeki iki temel özelliği erkenden ifşa etmişti: “Sistem içi kalma refleksini, bürokratik tedbir ve güç dengelerini gözetme stratejisi…”
Kılıçdaroğlu bu hareketin içinde olmasına, hatta açıklanan bildirilere katkı sunmasına karşın, Baykal’ın isteğiyle Mehmet Tomanbay, Yakup Kepenek ve Hasan Aydın’ın Yüksek Disiplin Kuruluna sevkine ilk onay veren kişi olmuştu…
Onayın sonunda, CHP Grup Başkanvekili yapılarak taltif edilmişti…
∗∗∗
Gelelim savaşa;
İran ABD ateşkes anlaşması ve Trump’ın “artık savaş bitti” sözlerinin bir anlamı olmadığı, yeniden bombardımanlarla görüldü…
Kim caydı? Neden anlaşmayı bozup bombalamaya devam etti? gibi soruların yanıtlanması da artık önem taşımıyor…
Çünkü “akli denge konusunda” tartışmalı siyasetçiler, sadece ülkelerinin değil, dünyanın da sabrını taşırır hale getirdiler…
Biliyoruz ki, Emperyal aklın tek hedefi, kendi çıkarını güçlendirmektir…
∗∗∗
Trump NATO'yu, ABD'nin ekonomik ve stratejik çıkarları doğrultusunda kullanmak istiyor...
Ancak NATO kararları tek bir lider tarafından alınamaz; ittifaktaki diğer üyelerin de onayı gerekir! ABD'nin ittifak içindeki ağırlığı nedeniyle politik yaklaşımı, NATO'nun yönünü belirliyor...
Bu nedenle, Trump gibi öngörülemez bir liderin NATO üzerindeki etkisi, dünya güvenliği açısından tartışma yaratıyor!
∗∗∗
NATO nedeniyle Ankara'da alınan yoğun güvenlik önlemlerinin yetkilerce, “uluslararası toplantılar ve kamu düzeni gerekçesiyle normal olduğu” bildiriliyor…
Ancak, ölçüsü olmayan bu önlemlerin vatandaşların günlük yaşamına ağır sekte vurduğu, adeta işkence yaparak çile çektiren bir konuma geldiği de bir gerçek…
Demokratik hukuk devletlerinde, güvenlik ile temel hak ve özgürlükler arasında denge mutlaka kurulmalı…
Şimdiden Ankara’da sıkıyönetim ilan edilmiş gibi…
∗∗∗
“TEMA grubunun” doğa gezisinin bile “örgütsel eylem” olarak değerlendirilmesi, ipin ucunun kaçtığının göstergesidir…
Bu trajikomik tutuklama,” hukuk devletinin” iktidar tarafından tamamen yok sayıldığının somut örneğidir…
Şimdiden 200’e yakın kişinin gözaltına alınması, Kenan Evren zamanındaki gibi “önlem tutuklamaları” anlayışının hala sürdüğünü gösteriyor…
∗∗∗
İktidar, gelen egemenler için;” Meclisi tatile çıkarıyor, bakanlıkların çalışmasını durduruyor, kamu personeline izin veriyor ve sokakları kapatıyor…
24 yıllık yönetimi nedeniyle kalıcı yoksullaştırdığı halkından değil de NATO liderlerinden utanç duyduğu için bakımsız haldeki mahallerin etrafı mavi panolarla çevrildi…
Hani, Tom Barrack bize demokrasi yerine “merhametli monarşiye” geçin demişti ya, iktidarda panolarla merhametli olduğunu onlara gösteriyor(!)…
∗∗∗
Avrupa'nın bağımsız bir savunma gücüne ulaşması, ABD'ye olan bağlılığının azaltmasıyla mümkündür…
Böylesi bir hedefe ulaşmak, NATO’daki gelişmelere bağlıdır…
AB’nin bağımsız ordusu, Türkiye açısından hem fırsatları hem de riskler doğuracaktır…
Eğer Türkiye ile Avrupa arasında güvenlik iş birliği güçlenirse, savunma sanayii ve diplomasi açısından yararlar sağlayabilir.
Ancak Türkiye'nin bu yapının dışında kalması durumunda, stratejik etkisi azalabilir.
Sonuç, kurulacak yapının Türkiye ile nasıl ilişki kurulabileceğine bağlıdır…
Böyle hassas konular, taraflı AKP iktidarıyla çözülmez…
Ancak, “Tam bağımsız Türkiye’ye sadık, koltuk peşinde koşmayan, ülke sevdalılarıyla” çözülür…