Çin ziyaretinin ardından gündemi değerlendiren ABD Başkanı Trump, istemesi halinde İran’ın altyapısını iki günde yok edebileceklerini savunarak, “Tahran müzakerelerde güvenilmez ve öngörülemez” dedi.
Kaynak: Bengü Türk
Choose a plan from below, subscribe, and get access to our exclusive articles!
Çin ziyaretinin ardından gündemi değerlendiren ABD Başkanı Trump, istemesi halinde İran’ın altyapısını iki günde yok edebileceklerini savunarak, “Tahran müzakerelerde güvenilmez ve öngörülemez” dedi.
Kaynak: Bengü Türk
Ali ÖZTÜRK
Ukrayna’dan İran’a, Filistin’den Libya’ya kadar dünyanın pek çok bölgesi, egemenlik hırsının ve paylaşım kavgalarının kanlı girdabı içinde savruluyor. Haritalar değişiyor, şehirler yerle bir ediliyor, milyonlarca insan evsizliğe ve ölüme sürükleniyor. Tüm bu savaşların değişmeyen tek gerçeği, cephelerde ölenlerin hiçbir zaman o savaşları çıkaranlar olmadığı... Savaş ve ölüm, her çağda işyerlerinden, fabrikalardan, tarlalardan koparılan emekçileri, yoksulları hedef almaktadır. Bu yüzlerce yıllık kıyım döngüsü içinde müzik, alışılmadık ve bazen görünmez bir işlev üstlenmektedir.
Peki, bir şarkı savaşı durdurabilir mi? Biraz abartılı değil mi… Belki bir şarkı savaşı durduramaz; ama savaşın ortasında yaşayanlar için bir nefes, bir anlık es olabilir, neden olmasın!
Sanatın, sözün gücünün parladığı anlar vardır. Öyle anlarda bir şarkı, salt bir şarkı olmanın çok ötesine geçerek; bekleyişi, umudu ve savaşın gürültüleri ortasında bir hatırayı çağırabilir… Tıpkı “Lili Marleen” gibi:
“Kışlanın önünde, / O büyük kapının orda, / Bir lamba duruyor, / Hâlâ orada mı acaba? / Orada buluşalım yine, / Duralım o lambanın altında; / Eskisi gibi, Lili Marleen, / O günlerdeki gibi, Lili Marleen...”
Lili Marleen ismi tanıdıktır aslında. Attila İlhan’nın ilk basımı 1948’de yapılan Duvar adlı şiir kitabında aynı adı taşıyan bir şiir vardır.1 Ancak bu ismi Türkiye’de çoğumuz ilk kez Ahmet Kaya’nın şarkısında işittik:
“Akşam olur mektuplar hasretlik söyler / Zagrep Radyosu’nda Lili Marlen türküsü…”
Siperlerin arasında dolaşan bir ezgi gibi, kurşun seslerine karışan bir özlem, barut kokusunun içinden sızan ince bir hatıra… Kan ve ölümün kol gezdiği savaşın ortasında her patlamada biraz daha derine gömülen, ama hiçbir zaman susmayan o iç ses şöyle fısıldar: “Orada, uzaklarda biri var… Hâlâ...”
Yıl 1915... Birinci Dünya Savaşı tüm dehşetiyle devam etmektedir. Genç asker Hans Leip, Rus cephesine, gönderilmeden hemen önce, Hamburg’un sisli bir gecesinde nöbet tutarken, birkaç dize karalar paltosunun cebinde sakladığı küçük deftere. Şiirin ilk dizeleri işte böyle yazılır. Asker Leip, eski sevgilisi Lili ve o sıralar kışlada görevli hemşire Marleen’in isimlerini, tek bir hayalde eritip şiirine “Lili Marleen” adını verir.
“Hans Leip, şiiri, iki ek dizeyle birlikte 1937'de “Die kleine Hafenorgel” (“Küçük Liman Org'u”) adlı şiir kitabında yayımladı. Norbert Schultze ise, Leip'in şirini 1938’de besteler.”2
Norbert Schultze tarafından bestelenmesiyle müzikal kimliğine kavuşan şiir, aynı yıl şarkıcı Lale Andersen tarafından ilk kez plağa okunur. Ancak bu kayıt pek de dikkat çekmez. Ta ki 1941'de işgal altındaki Belgrad Radyosu'nda tesadüfen çalınıncaya kadar… 3
1941 yılında, 2. Dünya Savaşı’nın en kanlı zamanlarında Alman işgali altındaki Belgrad Radyosu’nda görevli bir askerin eline tesadüfen o plak geçer. Genç asker gecenin geç bir saatinde rasgele Lale Andersen’ın sesinden o ezgiyi ilk kez çalar. Sonraki gece yine ve sonra yine… Sonra her gece saat 21:55’te aynı ezgi yükselmeye başlar Belgrad Radyosu’ndan… Ve o dakikalar tarihe geçen anlara dönüşür…4
Afrika’nın kavurucu çöllerinden Balkanlar’ın karlı dağlarına kadar, birbirini öldürmek için gözü dönmüşçesine cepheye sürülen yoksul halk çocukları, aynı şarkıda buluşur. Fabrikalardan, limanlardan, maden ocaklarından koparılıp üniformanın içine sıkıştırılan Alman, İngiliz, İtalyan ve Fransız işçileri, Afrika sömürgelerinden zorla getirilen askerler, Yunanistanlı yoksul köylüler saat 21:55 olduğunda aynı ezgide, aynı duygudaşlıkta buluşur. Savaşın uzağında, “vatan” adına nutuk atanlar, güvenli ve sıcak salonlarda, masa başlarında dünyanın yeni sınırlarını çizerken, cephedeki emekçi çocukları aynı çamurun, aynı korkunun ve aynı yalnızlığın içine gömülür. Ve işte o ezgi çaldığında, birbirlerinin düşmanı değil, bilakis aynı savaşın kurbanları olduklarını içten içe duyumsarlar!
Farklı dil, din ve kültürden insanları aynı “ritüelde” birleştiren Lili Marlen, toplumsal bağın en ilkel ve en saf biçimlerinden biridir. Saat 21:55’te barut kokusunun içinde yarattığı kolektif coşku anı, milliyetçi bir bayrak etrafından değil, insan varoluşuna dair derin bir sorgulamanın, ortak yalnızlık ve özlem duygularının etrafında şekillendi.
“Kışlanın büyük kapısının önünde / Eski bir sokak lambası yanardı. / Ve o yanmaya devam ettikçe / Biz yine buluşurduk orada...”
Nazi yönetimi, hızla popülerleşen bu şarkıyı milliyetçi bir propaganda aracına dönüştürmek istedi. Ancak Lili Marleen bu kirli elbiseye sığmadı; çünkü o, ne fetihten ne de “üstün ırktan” söz ediyordu! Hele Nazi karşıtı Marlene Dietrich bu şarkıyı İngilizce seslendirdiğinde, artık o ezgi evrensel bir bayrağa dönüşür. Lili Marleen, artık cephelerin değil, dünya halklarının ortak marşı olmuştur.
Bugün, üzerinden bir asır geçmiş olsa da Lili Marleen hâlâ o lambanın altında bekliyor. Dünya değişiyor, savaşlar ve sınırlar değişiyor; ama milyarlarca insanın yazgısı değişmiyor!
Kimileri kapitalizmin acımasız çarkları arasında varoluş savaşı verirken, kimileri namluların ucuna sürülmeye devam ediyor. Birileri lüks saraylarda savaş kararları alırken, birileri çamurlu siperlerde aynı ezgiyle ısınmaya çalışıyor. Lili Marleen, savaş meydanlarında birbirine düşman edilen insanların aslında aynı özlemi taşıdığını bir kez daha hatırlatıyor.
Ve belki bir gün, insanlık o eski lambanın altında gerçekten özgürce kucaklaşacaktır. O güne kadar, saat 21:55’te Belgrad’dan yükselen o ses çınlamaya devam edecek, hem bir hatıra hem de bir isyan olarak. Çünkü o lamba hâlâ yanıyor.
1 Attila İlhan, Duvar, İş Bankası Yayınları, 2015, İstanbul, s. 146-147.
2 https://secondhandsongs.com/work/133639/all (Erişim tarihi, 7.05.2026)
3 Rose, Rosa Sala, Lili Marlene: Biography of a song, Translated from Spanish by Paul Hammond, MyLibreto. https://www.mylibreto.com/pdf_muestras/13/03/1363596680_Lili%20 Marlene.%20Biography%20of%20a%20 Song%20(first%20chapters).pdf
4 Buradaki “Belgrad Radyosu” Attila İlhan’ın dizelerinde “zagrep radyosu”na dönüşür. Böylece tarihsel bir gerçeklik, şairin dizelerinde savaş atmosferini çağrıştıran poetik bir imgeye dönüşür.
Haber Merkezi
Maraş'ta yenidoğan ünitesinde uyguladığı şiddet ile Deniz Esin Bozoklar’ın bedensel ve zihinsel engelli kalmasına neden olduğu öne sürülen tutuklu hemşire Hazel Dırık Bağrıyanık yargılandığı davada dün görüldü. Kahramanmaraş 10’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Bağrıyanık, olaydan dolayı çok pişman olduğunu belirterek, "Hastaya bile isteye herhangi bir zarar verme amacım olmadı, amacım tedavi yapmaktı. Bir anda gelişen durum için çok pişmanım ama hastalığıyla ilgili benim herhangi bir ilgim ve bağım yoktur. Yaklaşık 4,5 aydır ben de evladımdan ayrıyım. Sizden rica ediyorum, tutuksuz yargılanmak istiyorum" dedi.
Bağrıyanık'ın avukatı Mustafa Çaprak ise müvekkilinin tahliyesini talep ederek, "Dosyadaki deliller ile iddia olunan suç arasında doğrudan bir illiyet bağı kurulamadığı ATK raporuyla ortaya çıkmıştır. Ceza verilse dahi muhtemel cezası kapalıda geçirdiği süre dikkate alınarak infazın tamamlandığı düşüncesindeyiz. Bu nedenle tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz" dedi.
Savcısı ise sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesi yönünde mütalaa verdi. Hâkim, Adli Tıp Kurumu’dan (ATK) raporun beklenmesine ve Bağrıyanık’ın tutukluluk halinin devamına karar verip, duruşma 3 Temmuz’a erteledi.
Ali ÖZTÜRK
Ukrayna’dan İran’a, Filistin’den Libya’ya kadar dünyanın pek çok bölgesi, egemenlik hırsının ve paylaşım kavgalarının kanlı girdabı içinde savruluyor. Haritalar değişiyor, şehirler yerle bir ediliyor, milyonlarca insan evsizliğe ve ölüme sürükleniyor. Tüm bu savaşların değişmeyen tek gerçeği, cephelerde ölenlerin hiçbir zaman o savaşları çıkaranlar olmadığı... Savaş ve ölüm, her çağda işyerlerinden, fabrikalardan, tarlalardan koparılan emekçileri, yoksulları hedef almaktadır. Bu yüzlerce yıllık kıyım döngüsü içinde müzik, alışılmadık ve bazen görünmez bir işlev üstlenmektedir.
Peki, bir şarkı savaşı durdurabilir mi? Biraz abartılı değil mi… Belki bir şarkı savaşı durduramaz; ama savaşın ortasında yaşayanlar için bir nefes, bir anlık es olabilir, neden olmasın!
Sanatın, sözün gücünün parladığı anlar vardır. Öyle anlarda bir şarkı, salt bir şarkı olmanın çok ötesine geçerek; bekleyişi, umudu ve savaşın gürültüleri ortasında bir hatırayı çağırabilir… Tıpkı “Lili Marleen” gibi:
“Kışlanın önünde, / O büyük kapının orda, / Bir lamba duruyor, / Hâlâ orada mı acaba? / Orada buluşalım yine, / Duralım o lambanın altında; / Eskisi gibi, Lili Marleen, / O günlerdeki gibi, Lili Marleen...”
Lili Marleen ismi tanıdıktır aslında. Attila İlhan’nın ilk basımı 1948’de yapılan Duvar adlı şiir kitabında aynı adı taşıyan bir şiir vardır.1 Ancak bu ismi Türkiye’de çoğumuz ilk kez Ahmet Kaya’nın şarkısında işittik:
“Akşam olur mektuplar hasretlik söyler / Zagrep Radyosu’nda Lili Marlen türküsü…”
Siperlerin arasında dolaşan bir ezgi gibi, kurşun seslerine karışan bir özlem, barut kokusunun içinden sızan ince bir hatıra… Kan ve ölümün kol gezdiği savaşın ortasında her patlamada biraz daha derine gömülen, ama hiçbir zaman susmayan o iç ses şöyle fısıldar: “Orada, uzaklarda biri var… Hâlâ...”
Yıl 1915... Birinci Dünya Savaşı tüm dehşetiyle devam etmektedir. Genç asker Hans Leip, Rus cephesine, gönderilmeden hemen önce, Hamburg’un sisli bir gecesinde nöbet tutarken, birkaç dize karalar paltosunun cebinde sakladığı küçük deftere. Şiirin ilk dizeleri işte böyle yazılır. Asker Leip, eski sevgilisi Lili ve o sıralar kışlada görevli hemşire Marleen’in isimlerini, tek bir hayalde eritip şiirine “Lili Marleen” adını verir.
“Hans Leip, şiiri, iki ek dizeyle birlikte 1937'de “Die kleine Hafenorgel” (“Küçük Liman Org'u”) adlı şiir kitabında yayımladı. Norbert Schultze ise, Leip'in şirini 1938’de besteler.”2
Norbert Schultze tarafından bestelenmesiyle müzikal kimliğine kavuşan şiir, aynı yıl şarkıcı Lale Andersen tarafından ilk kez plağa okunur. Ancak bu kayıt pek de dikkat çekmez. Ta ki 1941'de işgal altındaki Belgrad Radyosu'nda tesadüfen çalınıncaya kadar… 3
1941 yılında, 2. Dünya Savaşı’nın en kanlı zamanlarında Alman işgali altındaki Belgrad Radyosu’nda görevli bir askerin eline tesadüfen o plak geçer. Genç asker gecenin geç bir saatinde rasgele Lale Andersen’ın sesinden o ezgiyi ilk kez çalar. Sonraki gece yine ve sonra yine… Sonra her gece saat 21:55’te aynı ezgi yükselmeye başlar Belgrad Radyosu’ndan… Ve o dakikalar tarihe geçen anlara dönüşür…4
Afrika’nın kavurucu çöllerinden Balkanlar’ın karlı dağlarına kadar, birbirini öldürmek için gözü dönmüşçesine cepheye sürülen yoksul halk çocukları, aynı şarkıda buluşur. Fabrikalardan, limanlardan, maden ocaklarından koparılıp üniformanın içine sıkıştırılan Alman, İngiliz, İtalyan ve Fransız işçileri, Afrika sömürgelerinden zorla getirilen askerler, Yunanistanlı yoksul köylüler saat 21:55 olduğunda aynı ezgide, aynı duygudaşlıkta buluşur. Savaşın uzağında, “vatan” adına nutuk atanlar, güvenli ve sıcak salonlarda, masa başlarında dünyanın yeni sınırlarını çizerken, cephedeki emekçi çocukları aynı çamurun, aynı korkunun ve aynı yalnızlığın içine gömülür. Ve işte o ezgi çaldığında, birbirlerinin düşmanı değil, bilakis aynı savaşın kurbanları olduklarını içten içe duyumsarlar!
Farklı dil, din ve kültürden insanları aynı “ritüelde” birleştiren Lili Marlen, toplumsal bağın en ilkel ve en saf biçimlerinden biridir. Saat 21:55’te barut kokusunun içinde yarattığı kolektif coşku anı, milliyetçi bir bayrak etrafından değil, insan varoluşuna dair derin bir sorgulamanın, ortak yalnızlık ve özlem duygularının etrafında şekillendi.
“Kışlanın büyük kapısının önünde / Eski bir sokak lambası yanardı. / Ve o yanmaya devam ettikçe / Biz yine buluşurduk orada...”
Nazi yönetimi, hızla popülerleşen bu şarkıyı milliyetçi bir propaganda aracına dönüştürmek istedi. Ancak Lili Marleen bu kirli elbiseye sığmadı; çünkü o, ne fetihten ne de “üstün ırktan” söz ediyordu! Hele Nazi karşıtı Marlene Dietrich bu şarkıyı İngilizce seslendirdiğinde, artık o ezgi evrensel bir bayrağa dönüşür. Lili Marleen, artık cephelerin değil, dünya halklarının ortak marşı olmuştur.
Bugün, üzerinden bir asır geçmiş olsa da Lili Marleen hâlâ o lambanın altında bekliyor. Dünya değişiyor, savaşlar ve sınırlar değişiyor; ama milyarlarca insanın yazgısı değişmiyor!
Kimileri kapitalizmin acımasız çarkları arasında varoluş savaşı verirken, kimileri namluların ucuna sürülmeye devam ediyor. Birileri lüks saraylarda savaş kararları alırken, birileri çamurlu siperlerde aynı ezgiyle ısınmaya çalışıyor. Lili Marleen, savaş meydanlarında birbirine düşman edilen insanların aslında aynı özlemi taşıdığını bir kez daha hatırlatıyor.
Ve belki bir gün, insanlık o eski lambanın altında gerçekten özgürce kucaklaşacaktır. O güne kadar, saat 21:55’te Belgrad’dan yükselen o ses çınlamaya devam edecek, hem bir hatıra hem de bir isyan olarak. Çünkü o lamba hâlâ yanıyor.
1 Attila İlhan, Duvar, İş Bankası Yayınları, 2015, İstanbul, s. 146-147.
2 https://secondhandsongs.com/work/133639/all (Erişim tarihi, 7.05.2026)
3 Rose, Rosa Sala, Lili Marlene: Biography of a song, Translated from Spanish by Paul Hammond, MyLibreto. https://www.mylibreto.com/pdf_muestras/13/03/1363596680_Lili%20 Marlene.%20Biography%20of%20a%20 Song%20(first%20chapters).pdf
4 Buradaki “Belgrad Radyosu” Attila İlhan’ın dizelerinde “zagrep radyosu”na dönüşür. Böylece tarihsel bir gerçeklik, şairin dizelerinde savaş atmosferini çağrıştıran poetik bir imgeye dönüşür.
Aenean mollis odio augue, sit amet sollicitudin augue ullamcorper eget. Praesent tincidunt et neque congue efficitur.
To get email updates from Today News.
© Newspaper WordPress Theme by TagDiv
