HomeTürkçe HaberlerGündemTürkiye'den İsrail'in Küresel Sumud Filosu'na yönelik saldırısına tepkiler

Türkiye'den İsrail'in Küresel Sumud Filosu'na yönelik saldırısına tepkiler

Published on

spot_img

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:

“Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu’na uluslararası sularda İsrail tarafından yapılan müdahale, açık bir hukuk ihlali ve kabul edilemez bir saldırıdır. Sivillerin vicdanını temsil eden bu girişimin hedef alınması, yalnızca yardım çabalarına değil, insanlığın ortak değerlerine yönelmiş bir tehdittir. İsrail, bu müdahaleyle uluslararası sularda korsanlık peşinde olduğunu göstermiştir. Uluslararası toplum, bu pervasızlığa karşı sessiz kalmamalı, hukukun, adaletin ve seyrüsefer özgürlüğünün yanında net bir duruş sergilemelidir. Filoda bulunan vatandaşlarımızın ve diğer yolcuların durumu, ilgili ülkelerle koordinasyon içinde yakından takip edilmektedir.”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için yapılan her girişimin asil bir insanlık eylemi olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“İnsanlık adına Gazze’ye yardım ulaştırmak için yola çıkan Küresel Sumud Filosu’na İsrail güçleri tarafından uluslararası sularda yapılan saldırı, ‘insanlık ittifakı’nı hedef alan bir barbarlıktır. İsrail’in tüm insanlığı hedef alan bu barbarlığını lanetliyoruz. İsrail, Gazze’ye yardım götürmeye çalışan Küresel Sumud Filosu’na saldırarak insanlık düşmanı bir suç daha işlemiştir. İsrail’in bu barbarlığına karşı tüm uluslararası toplum ortak bir cevap vermelidir. Filoda yer alan vatandaşlarımızın ve diğer yolcuların durumunu yakından takip ediyoruz.”

AK Parti İnsan Hakları Başkanlığının NSosyal hesabından yapılan açıklamada da şunlar kaydedildi:

“Gazze’ye yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan insani yardım gemilerine uluslararası sularda yapılan saldırı, İsrail’in bir başka hukuk tanımazlığıdır. Tüm ilke ve kuralları çiğneyen İsrail, Gazze’nin uluslararası gündeme gelmemesi için elinden geleni yapmaktadır. Uluslararası toplum bu saldırganlığa dün olduğundan daha fazla tepki göstermelidir. Türkiye, Gazze’nin sesinin kısılmasını hedef alan tüm hukuksuzlukların karşısında durmaktadır ve her zaman Filistin halkının yanındadır.”

Muhabir: Samet Tunç

Kaynak: Diriliş Postası

Latest articles

Balıkesir'de yolcu otobüsü devrildi! Çok sayıda yaralı var

Kaza, saat 03.30 sıralarında Külefli Kavşağı’nda meydana geldi. Tekirdağ-İzmir istikametine ilerleyen yolcu otobüsü, şoförünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralılar, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulanslarla çevre hastanelere kaldırıldı.

Polis, kazayla ilgili soruşturma başlattı.

1 Mayıs öncesi işçileri kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan: İşçinin aleyhine adım atmayız
Tartıştığı sürücüye sahte hakim kartı gösterdi! Bakan Gürlek: Soruşturma başlatıldı

Başkanla dalga geçen Kral…

İngiltere Kralı Charles ve sevimsiz eşinin ABD’ye yaptıkları devlet ziyaretine İngiliz liderinin ABD Başkanı Donald Trump’la açıkça ama çok incelikle dalga geçmesi damga vurdu… Kral Charles Kongrede yaptığı konuşmada Amerikalılara adeta demokrasi ve yüksek değerler dersi verdi. Magna Carta dan başladı ABD’yı kuran kurucu önderlerin yerleştirdiği yüksek değerlere ve kuvvetler ayrılığına dayanan adil Amerikan sisteminin […]

Mardin Procter & Gamble’dan, Cenevre’de Meyhane’ye

Bu, sadece bir restoran hikâyesi değil; inatçı, sistemli, samimi ve çalışkan bir insanın—Saygın Sun—İsviçre’de adım adım yükselişinin hikâyesi. Cenevre’de, şehrin kültür damarının attığı noktada—Théâtre de Carouge çevresinde—sanatla gastronominin kesiştiği bir lokasyonda konumlanan Meyhane, daha kapısından içeri girer girmez size bir şey söylüyor: “Ben sıradan değilim.” Hemen yanı başındaki Bistrot du Théâtre gibi seçkin mekânlarla aynı […]

Birlik, dayanışma, mücadele…

178 yıl önce Marx ve Engels ikilisi kaleme aldıkları “Manifesto”nun final sözleri, aslında her şeyi 5 sözcükte anlatırlar:

“Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok…”

Ve ilave 5 sözcükle devam ederler:

“Ama, kazanacakları koca bir dünya var…”

Emeğin gece gündüz ürettiği ve yarattığı, sömürünün de gece gündüz mütemadiyen “karşıdan saldırdığı” bir dünyayı daha 1848’de çok net özetlemiş, iki sakallı bilge. 

Proletaryanın o bitmek tükenmek bilmeyen, kaynağı asla tükenmeyen üretme enerjisine karşı, “çalıştıran ve sömüren” kesim bu acımasız düzenin ayakta tutulduğu her ortamda ve her ülkede, amacına bir şekilde ulaşıyor.

Daha emekleyen bir çocuktum, sevgili babacığımın eve ekmeği nasıl getirdiğine, bunun için nasıl ter döktüğüne, o nasırlı ellerinin ve yüzünün, aynı işi yapmayan yaşıtlarına göre nasıl, neredeyse saatten saate hızla yaşlandığına tanık olmaya başladığımda. O yüzden bugün kendi kendime dahi “yoruldum” demeye utanırım. Aklımdan bile geçirmem. 

Daha sonraki yaşlarda, yani hayatı tanımaya başladığım dönemde de, arada bir beni götürdüğü fabrikada isin, tozun, yağın, asbestin, kirin, atığın içinde nasıl debelendiğini, ciğerlerinin ve midesinin ve bilcümle organlarının nasıl hızla “eskidiğini, yıprandığını, kullanılamaz hale getirildiğini” yani tüketildiğini bizzat gördüğümde de daha o zaman anlamıştım.   

“dağ gibi sapasağlam” benim gözümde “Herkül kadar güçlü” adamı, hayattaki en büyük kahramanımı 3 kuruş yevmiye ile nasıl bir makine parçası gibi hoyratça kullanıp, eritip bitirip, posasını çıkarıp hastanelik ettiklerine günbegün tanık olmuştum. Bir tabutun içinde musalla taşına yatırdığımızda yaşı henüz 50’ye yeni varmıştı. Karaciğerini çürütüp o yaşta, adeta “fırlatıp attılar” önümüze. “Alın, götürüp gömün” diyerek. 

Bugün, ekmek mücadelesinde hakları gasp edilen, ama gece gündüz birilerini “semirtmeye” zorlanan tüm emekçilere baktığımda, Sait Usta’nın daha 17 – 18 yaşlarında başlayan “bitip tükenme (tüketilme) öyküsünü” hatırlar, onlarla bir yürek birlikteliği hissederim. 

Ankara’nın Kurtuluş Parkı’nda sırf alın terinin karşılığını istedikleri için patronu koruyup kollayan, sermayenin safında “çarpışan” kolluk kuvvetlerinin indirdikleri her copu, sıktıkları her bir santimetre küp gazı gördüğümde, o melâneti Sait Usta’ya yapılmış saydım. 

Onların baretleri ile asfalta vurarak çıkardıkları sesler, toprağın altında yatan nice Sait Usta’lara yapılan “Bizi en iyi sizler anlarsınız” çağrısıydı sanki. 

Soma’da, Ermenek’te, Zonguldak’ta, güzel yurdumun bilcümle fabrika, atölye ve tarlalarında emeği sömürülen, kimi zaman tek tek, kimi zaman topluca iş cinayetlerinde katledilen, çalışırken, sömürgen sermayeden yana kurulu düzenin çarkları arasında öğütülmeye maruz bırakılan milyonlarca işçinin tek bir çıkış yolu var.

Birlikte mücadele ve sınıf dayanışması ile, ama ille de sendikada örgütlenerek hak aramak. Başka çare yok.

Açgözlü hırsız sermaye ve onların arkasındaki iktidar, bunu gayet iyi bildiğinden, örgütlenmenin önündeki duvarı her geçen gün daha da yükseltip tahkim etmenin derdinde. 

Doruk Madencilik işçileri, Kurtuluş Parkı’nda Ankara’nın gece ayazına, gündüz de polis copuna ve gazına karşı direnirken, biri şöyle bağırıyordu:

“Bizi buraya gömün bari. Olsun bitsin!..”

Emeğinin karşılığını, insanca koşullarda çalışmayı, örgütlenme hakkını, sendikaya girdiği için işten kovulmama güvencesini istemekten başka “suçları” olmayan insanlara, ödetilmeye çalışılan bedel her zaman aynı oluyordu. 

O emekçilerin çocukları da, 23 Nisan törenleri yerine orada babalarının yanında titreyerek bekleşiyorlardı, ne olacağını merak eden küçücük yürekleriyle. 

Ama toplumsal dayanışmanın ve kararlılığın ödülünü aldılar. 

Tabii ki, sömürgenlerin ve onların destekçisi iktidarın verdiği güvence ile “garantörlük” vaatlerine ne kadar güvenilir, bilinmez. Ancak, patronun var olduğu bilinen imkanlarını ve o işçilerin alın terleriyle yaratılmış muazzam serveti bildiğimizden, en azından “Ödeyemiyorum” deme şansının sıfır olduğu ortadadır. 

Daha önce AKP’li bir başka patronun sahibi olduğu Somalı Fernas emekçilerinin de 2024 yılında geçtikleri yoldan ilerleyen madenciler, dişe diş, kora kor mücadeleleri ile Ankara’nın orta yerinde bir destan yazdılar bu hafta. 

“Ölmek var, dönmek yok!..” sloganı çınladı Ankara semalarında. Duymak istemeyen kulakların zarlarını patlatırcasına. 

Anahtar, “üç çentikli”ydi:

Birlik… Dayanışma… Mücadele…

Bugünü, yani 1 Mayıs’ı en iyi tanımlayan 3 sözcük de bunlar değil mi? 

Evine ekmek götürme kavgasında, kendi ve çocuklarının karnını doyurabilme mücadelesinde kimi zaman hayatlarını yitiren, kimi zaman sakat kalan, kimi zaman da akranlarından çok daha hızlı yaşlanan on milyonlarca emekçilerin dillerinden ve yüreklerinden eksik etmemesi gereken 3 sihirli sözcük.

Bir gün mutlaka, bu kentin en büyük meydanlarında o en şanlı elbisesi ile, işçi tulumuyla özgürce dolaşacak Sait Usta’lar. 

Başları dik, alınları tertemiz, nasırlı elleriyle tuttukları bayrağı elden hiç düşürmeden. 

Selam olsun. 

1 Mayıs Kutlu Olsun!

More like this

Balıkesir'de yolcu otobüsü devrildi! Çok sayıda yaralı var

Kaza, saat 03.30 sıralarında Külefli Kavşağı’nda meydana geldi. Tekirdağ-İzmir istikametine ilerleyen yolcu otobüsü, şoförünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralılar, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulanslarla çevre hastanelere kaldırıldı.

Polis, kazayla ilgili soruşturma başlattı.

1 Mayıs öncesi işçileri kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan: İşçinin aleyhine adım atmayız
Tartıştığı sürücüye sahte hakim kartı gösterdi! Bakan Gürlek: Soruşturma başlatıldı

Başkanla dalga geçen Kral…

İngiltere Kralı Charles ve sevimsiz eşinin ABD’ye yaptıkları devlet ziyaretine İngiliz liderinin ABD Başkanı Donald Trump’la açıkça ama çok incelikle dalga geçmesi damga vurdu… Kral Charles Kongrede yaptığı konuşmada Amerikalılara adeta demokrasi ve yüksek değerler dersi verdi. Magna Carta dan başladı ABD’yı kuran kurucu önderlerin yerleştirdiği yüksek değerlere ve kuvvetler ayrılığına dayanan adil Amerikan sisteminin […]

Mardin Procter & Gamble’dan, Cenevre’de Meyhane’ye

Bu, sadece bir restoran hikâyesi değil; inatçı, sistemli, samimi ve çalışkan bir insanın—Saygın Sun—İsviçre’de adım adım yükselişinin hikâyesi. Cenevre’de, şehrin kültür damarının attığı noktada—Théâtre de Carouge çevresinde—sanatla gastronominin kesiştiği bir lokasyonda konumlanan Meyhane, daha kapısından içeri girer girmez size bir şey söylüyor: “Ben sıradan değilim.” Hemen yanı başındaki Bistrot du Théâtre gibi seçkin mekânlarla aynı […]