HomeTürkçe HaberlerGündemBirlik, dayanışma, mücadele…

Birlik, dayanışma, mücadele…

Published on

spot_img

178 yıl önce Marx ve Engels ikilisi kaleme aldıkları “Manifesto”nun final sözleri, aslında her şeyi 5 sözcükte anlatırlar:

“Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok…”

Ve ilave 5 sözcükle devam ederler:

“Ama, kazanacakları koca bir dünya var…”

Emeğin gece gündüz ürettiği ve yarattığı, sömürünün de gece gündüz mütemadiyen “karşıdan saldırdığı” bir dünyayı daha 1848’de çok net özetlemiş, iki sakallı bilge. 

Proletaryanın o bitmek tükenmek bilmeyen, kaynağı asla tükenmeyen üretme enerjisine karşı, “çalıştıran ve sömüren” kesim bu acımasız düzenin ayakta tutulduğu her ortamda ve her ülkede, amacına bir şekilde ulaşıyor.

Daha emekleyen bir çocuktum, sevgili babacığımın eve ekmeği nasıl getirdiğine, bunun için nasıl ter döktüğüne, o nasırlı ellerinin ve yüzünün, aynı işi yapmayan yaşıtlarına göre nasıl, neredeyse saatten saate hızla yaşlandığına tanık olmaya başladığımda. O yüzden bugün kendi kendime dahi “yoruldum” demeye utanırım. Aklımdan bile geçirmem. 

Daha sonraki yaşlarda, yani hayatı tanımaya başladığım dönemde de, arada bir beni götürdüğü fabrikada isin, tozun, yağın, asbestin, kirin, atığın içinde nasıl debelendiğini, ciğerlerinin ve midesinin ve bilcümle organlarının nasıl hızla “eskidiğini, yıprandığını, kullanılamaz hale getirildiğini” yani tüketildiğini bizzat gördüğümde de daha o zaman anlamıştım.   

“dağ gibi sapasağlam” benim gözümde “Herkül kadar güçlü” adamı, hayattaki en büyük kahramanımı 3 kuruş yevmiye ile nasıl bir makine parçası gibi hoyratça kullanıp, eritip bitirip, posasını çıkarıp hastanelik ettiklerine günbegün tanık olmuştum. Bir tabutun içinde musalla taşına yatırdığımızda yaşı henüz 50’ye yeni varmıştı. Karaciğerini çürütüp o yaşta, adeta “fırlatıp attılar” önümüze. “Alın, götürüp gömün” diyerek. 

Bugün, ekmek mücadelesinde hakları gasp edilen, ama gece gündüz birilerini “semirtmeye” zorlanan tüm emekçilere baktığımda, Sait Usta’nın daha 17 – 18 yaşlarında başlayan “bitip tükenme (tüketilme) öyküsünü” hatırlar, onlarla bir yürek birlikteliği hissederim. 

Ankara’nın Kurtuluş Parkı’nda sırf alın terinin karşılığını istedikleri için patronu koruyup kollayan, sermayenin safında “çarpışan” kolluk kuvvetlerinin indirdikleri her copu, sıktıkları her bir santimetre küp gazı gördüğümde, o melâneti Sait Usta’ya yapılmış saydım. 

Onların baretleri ile asfalta vurarak çıkardıkları sesler, toprağın altında yatan nice Sait Usta’lara yapılan “Bizi en iyi sizler anlarsınız” çağrısıydı sanki. 

Soma’da, Ermenek’te, Zonguldak’ta, güzel yurdumun bilcümle fabrika, atölye ve tarlalarında emeği sömürülen, kimi zaman tek tek, kimi zaman topluca iş cinayetlerinde katledilen, çalışırken, sömürgen sermayeden yana kurulu düzenin çarkları arasında öğütülmeye maruz bırakılan milyonlarca işçinin tek bir çıkış yolu var.

Birlikte mücadele ve sınıf dayanışması ile, ama ille de sendikada örgütlenerek hak aramak. Başka çare yok.

Açgözlü hırsız sermaye ve onların arkasındaki iktidar, bunu gayet iyi bildiğinden, örgütlenmenin önündeki duvarı her geçen gün daha da yükseltip tahkim etmenin derdinde. 

Doruk Madencilik işçileri, Kurtuluş Parkı’nda Ankara’nın gece ayazına, gündüz de polis copuna ve gazına karşı direnirken, biri şöyle bağırıyordu:

“Bizi buraya gömün bari. Olsun bitsin!..”

Emeğinin karşılığını, insanca koşullarda çalışmayı, örgütlenme hakkını, sendikaya girdiği için işten kovulmama güvencesini istemekten başka “suçları” olmayan insanlara, ödetilmeye çalışılan bedel her zaman aynı oluyordu. 

O emekçilerin çocukları da, 23 Nisan törenleri yerine orada babalarının yanında titreyerek bekleşiyorlardı, ne olacağını merak eden küçücük yürekleriyle. 

Ama toplumsal dayanışmanın ve kararlılığın ödülünü aldılar. 

Tabii ki, sömürgenlerin ve onların destekçisi iktidarın verdiği güvence ile “garantörlük” vaatlerine ne kadar güvenilir, bilinmez. Ancak, patronun var olduğu bilinen imkanlarını ve o işçilerin alın terleriyle yaratılmış muazzam serveti bildiğimizden, en azından “Ödeyemiyorum” deme şansının sıfır olduğu ortadadır. 

Daha önce AKP’li bir başka patronun sahibi olduğu Somalı Fernas emekçilerinin de 2024 yılında geçtikleri yoldan ilerleyen madenciler, dişe diş, kora kor mücadeleleri ile Ankara’nın orta yerinde bir destan yazdılar bu hafta. 

“Ölmek var, dönmek yok!..” sloganı çınladı Ankara semalarında. Duymak istemeyen kulakların zarlarını patlatırcasına. 

Anahtar, “üç çentikli”ydi:

Birlik… Dayanışma… Mücadele…

Bugünü, yani 1 Mayıs’ı en iyi tanımlayan 3 sözcük de bunlar değil mi? 

Evine ekmek götürme kavgasında, kendi ve çocuklarının karnını doyurabilme mücadelesinde kimi zaman hayatlarını yitiren, kimi zaman sakat kalan, kimi zaman da akranlarından çok daha hızlı yaşlanan on milyonlarca emekçilerin dillerinden ve yüreklerinden eksik etmemesi gereken 3 sihirli sözcük.

Bir gün mutlaka, bu kentin en büyük meydanlarında o en şanlı elbisesi ile, işçi tulumuyla özgürce dolaşacak Sait Usta’lar. 

Başları dik, alınları tertemiz, nasırlı elleriyle tuttukları bayrağı elden hiç düşürmeden. 

Selam olsun. 

1 Mayıs Kutlu Olsun!

Kaynak: BirGün

Latest articles

Çikolata kistinin 'uzun yıllar süren' teşhisini hızlandırabilecek buluş

Dünyada yaklaşık her 10 kadından birinde görülen çikolata kistinin teşhisi hâlâ çok uzun yıllar alabiliyor. Oxford Üniversitesi'nin üzerine çalıştığı yeni görüntüleme tekniğiyse 'erken tanı' umudu doğurdu.

Fatih Altaylı yazdı: Fenerbahçe’de seçimi kim kazanır?

Olmayacak dua Dün bazı okurlar “CHP niye ara seçim diye tutturdu. Olmayacağı belli” diye CHP’nin “Seçim de seçim” diyen tavrını eleştirmişler. Eleştirenler arasında CHP’liler ya da muhalifler de var, hatta onlar çoğunlukta. Ana muhalefet partisinin ara seçim istemesinin nedeni, boş olan 8 milletvekilliğinin büyük bölümünü kazanıp Meclis’teki sandalye sayısını artırmak değil. Tek kalemde sağ ve […]

Resmi Gazete’de yayımlandı: TBMM'de okul saldırıları komisyonu oluşturuldu

Resmi Gazete’de yayımlandı: TBMM'de okul saldırıları komisyonu oluşturuldu
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul olayları ile çocukların dijital ortamlarda karşılaştığı riskleri araştırmak amacıyla kurulan TBMM komisyonunun üyeleri Resmi Gazete’de yayımlandı. 22 üyeden oluşan...Devamı için tıklayınız

Böyle bir evden çıkan çocuktan biz ne bekliyoruz?

Konya. Karatay. Kocatepe İlkokulu. 2. sınıf. Ders başlamış. Çocuklar sıralarında. Öğretmen yok. Kapı açılıyor. İçeri bir anne, bir baba, bir de babaanne giriyor. “Rehberlik görüşmesine geldik” diyorlar. Kapıyı kapatıyorlar. Ve o anda… Sınıf, sınıf olmaktan çıkıyor. Kendi çocuklarıyla sorun yaşadığı söylenen 8 yaşındaki Huzeyfe’yi sınıfın ortasında dövmeye başlıyorlar. İnanabiliyor musunuz? Sekiz yaşında. Altını çiziyorum: Sekiz. […]

More like this

Çikolata kistinin 'uzun yıllar süren' teşhisini hızlandırabilecek buluş

Dünyada yaklaşık her 10 kadından birinde görülen çikolata kistinin teşhisi hâlâ çok uzun yıllar alabiliyor. Oxford Üniversitesi'nin üzerine çalıştığı yeni görüntüleme tekniğiyse 'erken tanı' umudu doğurdu.

Fatih Altaylı yazdı: Fenerbahçe’de seçimi kim kazanır?

Olmayacak dua Dün bazı okurlar “CHP niye ara seçim diye tutturdu. Olmayacağı belli” diye CHP’nin “Seçim de seçim” diyen tavrını eleştirmişler. Eleştirenler arasında CHP’liler ya da muhalifler de var, hatta onlar çoğunlukta. Ana muhalefet partisinin ara seçim istemesinin nedeni, boş olan 8 milletvekilliğinin büyük bölümünü kazanıp Meclis’teki sandalye sayısını artırmak değil. Tek kalemde sağ ve […]

Resmi Gazete’de yayımlandı: TBMM'de okul saldırıları komisyonu oluşturuldu

Resmi Gazete’de yayımlandı: TBMM'de okul saldırıları komisyonu oluşturuldu
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul olayları ile çocukların dijital ortamlarda karşılaştığı riskleri araştırmak amacıyla kurulan TBMM komisyonunun üyeleri Resmi Gazete’de yayımlandı. 22 üyeden oluşan...Devamı için tıklayınız