Yunis Alaçam
Ferhat Livaneli yarım asrı aşan bir süredir müzik dünyasında. Ağabeyi Zülfü Livaneli’nin çok sayıda albümüne orkestrasyon desteği veren bir sanatçı. Büyük bölümü enstrümantal olmak üzere 200’ü aşkın esere de imza attı. Bildiğimiz birçok parçada onun imzası var. Birçok sanatçının albümünde sanat yönetmenliği yaptı.
Müzik yaşamına halen kendi adını taşıyan orkestrayla devam ediyor. Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümünde Moskova’da bir konser vermeye hazırlanıyor. Ferhat Livaneli ile müzik yaşamı üzerine sohbet ettik.
Müziğe ağabeyiniz Zülfü Livaneli’nin aldığı gitarla başlamışsınız. O günü hatırlıyor musunuz?
Hatırlamaz mıyım! Cebeci’de Sezai Bey’in küçük bir enstrüman dükkanı vardı. Birlikte oraya giderek bana bir gitar aldık. Aslında babam kanun çalmamı istiyordu ama ağabeyim gitarda ısrar etti. Müziğe de öyle başladım, 14 yaşındaydım. Gitar çalmasaydım muhtemelen babamın istediği gibi kanun çalardım. Ama eğer kendim seçebilseydim, piyanoyla başlamak isterdim. Biraz çalabiliyorum ama piyanoyu daha da ilerletmeyi arzu ederdim.
Beste yaparken ilham kaynaklarınız nelerdir?
Size biraz abartı gibi gelebilir ama bestelerimi sadece sporla birlikte yapabiliyorum. Spor yaptıktan sonra melodiler aklıma düşüyor. Sanırım bu sadece bana özgü bir durum değil, başka bestecilerde de böyle olduğunu öğrendim. Sessiz bir ortam benim için çok geçerli değil. Ama odaklanmam için başka müziğin olmaması lazım.
BENİM İÇİN ÖNCELİK MELODİ
Çoğunlukla enstrümantal besteleriniz var. O dönemlerde birçok müzisyen, şiirlere besteler yapıyordu. Sizce hazır bir metne müzik yapmak daha mı zor?
Bazen önce söz yazıp, sonra da ona bir melodi uydurmaya çalışırlar. Ben genel olarak bu şekilde şarkı bestelemedim. Sadece bir tiyatro eseri için böyle bir beste yapmıştım. Sanırım bir şiire müzik yapmak daha zordur. Çünkü her türlü sınır sonuçta bir sınırdır. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Sıfırdan bir beste yapmak veya bir melodiye söz yazmak daha kolay olabilir. Tabii, yaptığım bir müziğe sonradan söz eklediğim de oldu. Ama benim için öncelik her zaman melodidedir.
Bir albüme, bir filme ya da bir diziye müzik yapmanın farkları nelerdir?
Bir film için beste yaparken çok daha özgür oluyorsunuz, çünkü zaman sınırlaması çok fazla olmuyor. Dizide ise durum farklı, bir hafta içinde yetişmesi lazım. Müzik yerleştirme denilen “scoring” de belli bir süre alır (En az üç gün). Bende stüdyo olduğu için bu konuda biraz avantajlıydım. Biliyorsunuz, Zülfü Ağabeyimin filmlerine de müzik yaptık. Film müziği yapmak bana daha keyifli geliyor. Bu alanda daha başarılı olduğuma inanıyorum.
ÖN PLANA ÇIKMAYI HİÇ İSTEMEDİM
Uzun yıllar ağabeyiniz Zülfü Livaneli ile çalıştınız. Ağabeyinizin müzik dünyasındaki yeri sizin çalışmalarınızı kolaylaştırdı mı yoksa zorlaştırdı mı?
Zülfü Ağabeyimle birlikte çalışmak benim için çok olumlu oldu. Birlikte çok önemli projeleri hayata geçirdik. Ağabeyimle güzel albümler yaptık, büyük konserler verdik. Bunlar yurtdışında eğitim gören bir genç için muazzam deneyimlerdir. Ben ön planda olmayı hiçbir zaman istemedim, bu benim için bilinçli bir tercihti. Ben enstrümantal müzik yapıyordum, şarkı söylemiyordum. Belki çok istekli olsaydım şarkı da söylerdim. Fakat işin mutfağında olan kişilere özgü bir durum olduğu için daha çok geri planda kalmayı yeğledim. Bunun benim için hiçbir zaman mahzuru olmadı. Öte yandan şarkılar tutsun, albüm satsın gibi kaygılar da yaşamadım. Ben her zaman işin müzikal kısımda kaldım. Benim için her zaman önemli olan sadece müziğin güzelliği oldu.
Zülfü Livaneli bir açıklamasında “Ferhat’ın orkestrasyon özelliği benim melodilerimi tamamladı” demişti…
Zülfü Ağabeyim albüm şarkıları bitirdiğinde bir araya gelirdik. “Ferhat besteler bunlar” derdi. Sonra birlikte oturur bağlamayla, gitarla çalardık. Ardından eserleri zenginleştirirdik, ben orkestrasyon yazardım. Fakat şarkıların hepsi ağabeyimin bestelerinin ağırlığını taşıyordu.

Son dönem ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
Müzisyen arkadaşlarımızın albümlerinde aranjörlük yapıyorum. Haziran ayı başında Moskova’da düzenlenecek Nazım Hikmet anmasında konser vereceğiz. Ayrıca Akdeniz Edebiyat Günleri kapsamında Aydın’ın Didim ilçesinde de konserlerimiz olacak.
DEMOKRASİDEN UZAKLAŞIYORUZ
Bestesini sizin yaptığınız şarkıdaki gibi “Zor Yıllar” yaşıyoruz. Otoriter liderler, savaşlar, ırkçılık, ekonomik kriz ve göç… Sizce böyle dönemlerde bir sanatçının sorumluluğu ne olmalıdır?
“Zor Yıllar” ortamı tekrar oluştu maalesef… Demokrasiden uzaklaşıyoruz, ülkede büyük bir gerilim var. Geçenlerde gördüm; Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 163. sıraya gerilemiş. Mesela İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı. Kadınları korumaya yönelik bir sözleşmeydi. Neden bu karar alındı? Kadın cinayetleri, hayvan ve doğa katliamları… Bunlar son derece üzücü şeyler. Bir sanatçının kitleleri etkileme gücü olması nedeniyle olumlu yönde görüş belirtmesinin daha doğru olacağı kanaatindeyim.
Kaynak: BirGün
