Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Zamanı Bükmek ya da Yanmak

Zamanı Bükmek ya da Yanmak

Her şey insanın ölümsüzlük arayışıyla başlar.

Her şey insanın ölümsüzlük arayışıyla başlar. Peki ölümsüzlük mümkün mü?

Bu konuyu sadece fiziksel olarak ele almak hem yanlış hem de alanıma ters olur; ayrıca ölümsüzlüğü arıyorsak tek bir yol izlemememiz gerekir. Bu sebeple hem fiziksel hem de psikolojik zeminde başlayalım. Fakat bundan önce “zaman” kavramını incelemeliyiz çünkü ölümsüzlük yaşadığımız zamanın uzatılmasıdır.

Zaman hem fiziksel hem psikolojiktir; yani zaman görecelidir. Karmaşık terimlerle uğraşmayalım fakat şunu söyleyelim: kütleçekimi ve hız zamanın akışını “fiziksel” olarak değiştirir. Zihnimiz ise o fiziksel zaman değişimini olduğu gibi algılamak yerine içinde bulunduğumuz duruma göre “hızlı” ya da “yavaş” olarak büker.

Peki bundan neden söz ettik? Çünkü ölümsüzlüğü arıyorsak ve fiziği pek de eğip bükemiyorsak algımızı neden bükemeyelim? Yani neden bir zamanı daha uzunmuş gibi yaşamayalım?

“Güzel bir kadınla iki saat oturduğunuzda bu size bir dakika gibi gelir. Ancak sıcak bir sobanın üzerine bir dakika oturduğunuzda, bu size iki saat gibi gelir. İşte görelilik budur.” demişti Einstein. “Bunu kendi lehimize bükemez miyiz?” sorusu kaçınılmaz olacaktır. Yani ölümsüzlüğü beynimizde mümkün kılamaz mıyız? Her anı daha uzun yaşamamız mümkün değil mi?

Düşünün ki beynimize bir çip yerleştirdik ve sürekli uyarılıyoruz. O an beynimiz 10 yerine 100 girdi alıyor, bunları işlerken doğal olarak “zaman” bize daha yavaş geliyor. Bir aslanın size saldırdığını düşünün; beynimiz öyle evrimleşmiştir ki o aslan saldırısını nasıl defedebileceğimize dair etrafı taramaya başlar. Bu tarama süresince zamanı yavaş algılarız çünkü girdi sayısı çok artmıştır. Peki beynimize yerleştirdiğimiz bu çip bize sürekli çevremizden daha çok girdi verse, biz zamanı daha yavaş algılamaz mıyız? Yani ölümsüzlük değil de uzun yaşamın formülünü, zamanı zihnimizde bükerek bulamaz mıyız?

Aslında teorik olarak sınırsız bir yaşam süresi olmasa da evet, zamanı algılayışımızı bükerek mevcut yaşam süremizi uzatabiliriz. Elbette bu fiziksel bir uzatma değil, algısal bir oyun olur ama günün sonunda dünyada geçirdiğimiz zaman bize daha uzun gelir. Sınırsız olmamasının sebebi ise nöronlarımızın saniyede ateşlenmesinin bir sınırı olmasıdır; yani fiziki olarak yine biyolojimiz tarafından kısıtlanmamızdır.

Fiziksel zaman biyolojik bedenimizi çürütür. Yani biyolojik beynimizi korurken algısal olarak zamanı yavaşlatmanın üst sınırı vardır çünkü karbon tabanlı bedenimiz o aşırı veri trafiğini kaldıramaz ve “yanar.” Gün sonunda takvimdeki ortalama 70–90 yıllık ömrümüz uzamaz. Bunu bir rüya gibi düşünün. Rüyalar bize uzun gelir ama aslında değildir.

Bundan dolayı biyolojik beynimizle zamanı teorik bir teknolojiyle bir noktaya kadar zorlayabiliriz. Peki ya zihnimizi bir bilgisayara veya robota aktaramaz mıyız? Teorik olarak evet, aktarabiliriz ve eğer aktarırsak ölümsüzlüğü bulmuş oluruz.

Fakat bunu düşünmeden önce “ben” nedir bunu sorgulamalıyız çünkü aktarıldıktan sonraki kişi biz mi olacağız yoksa kopyamız mı?

Theseus’un gemisini duymuş muydunuz?

Bir gemi düşünün, yıllarca kullanılıyor, kullanıldıkça parçaları yıpranıyor ve değiştiriliyor. Aradan yıllar geçiyor ve geminin her bir parçası değişmiş oluyor. Peki bu gemi hala Theseus’un gemisi midir yoksa bambaşka bir gemi midir?

Bedenimizi bilgisayar ortamına birebir, nöronu nöronuna aktardıktan sonra o bilgisayar ortamındaki biz mi oluruz yoksa bizim bir kopyamız mı? Aktarım bittikten sonra biz uyanınca bilgisayara bakarak “o benim bir kopyam” diyeceğiz, bilgisayardaki biz ise “Hayır, ben …‘yım” diyecektir.

Bu noktada şunu düşünmemiz gerekir: bizler zaten yürüyen birer Theseus’un gemisiyiz.

Doğduğumuzdan beri atomlarımız değişir, karaciğerimiz kendisini yeniler, ölen hücrelerin yerini yenileri alır, derimizi döker, yeni deri üretiriz ama biz bu süreç gerçekleşse dahi şu anki kendimize 10 yıl önceki kendimizden farksız “benim” diyebiliyoruz.

Peki bunun bizim bilgisayar ortamına aktarımımızdan ne farkı var? Neden aktarımdan sonra biz “ben” olmuyoruz da normal yaşarken atomlarımız değiştikten sonra kendimize “ben” diyoruz? Bunun cevabından da daha en başında bahsettik: Zaman.

O halde biyolojimizin yaptığını kopyalayarak bir üst kademeye taşımalıyız. Nöronlar halihazırda ölen şeylerdir; o halde biyolojik beynin ölen her bir nöronunu teker teker silikon mikroçiplerle değiştirirsek doğamızı simüle etmiş oluruz. Doğamız bunu karbonla yaparken biz de silikonla yaparız; bu kademeli geçiş esnasında kesintisiz bilinç korunur ve biz yine “ben” olarak kalırız.

Eğer silikonun olduğu bilgisayar ortamına kademeli geçişimiz sonrası ortaya çıkan ölümsüz varlığa “ben” diyemiyorsak; şu an arada sadece madde farkı olan biyolojik mekanizmamızın işleyişinin yarattığı 10 yıl sonrasındaki kendimize neden “ben” diyoruz?

Ölümsüzlük arayışını “ölmemek” zemininden çıkartıp benliği kesintisiz sürdürmeye yorarsak gerçekten ölümsüzlüğe bir adım yaklaşabiliriz.


Zamanı Bükmek ya da Yanmak was originally published in Türkçe Yayın on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkçe Yayın

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement