Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

YÜZLER

YÜZLER

Yüzlerle dolu bir oda… Her yanı, birbirinden farklı duyguları simgeleyen yüzlerle kaplı bir oda.

Pişmanlık, mutluluk, hüzün, heyecan, öfke, hayal kırıklığı, umut…

Ve bu odanın ortasında ben.

Bu anı ya da buna benzer anları daha önce defalarca yaşadım. Bundan eminim. Bu, kendi içime doğru çıktığım bir yolculuktu. Bir anlam arayışı, bir keşif…

Bu kez yüzlerle kaplı olan bu odanın bana ne anlatmaya çalıştığını düşünerek ortasına oturdum. Etrafı izlemeye, her bir yüzü uzun uzun incelemeye koyuldum. İçlerinden birinin diğerlerinden farklı olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Çünkü diğerlerinin aksine onun bir yüzü, yüzünü örten bir derisi yoktu.

Sanki bütün duygularından arınmış, anlamını çoktan kaybetmiş bir yüzdü bu. Birisi onun elinden bütün hayatını almış, onu o yapan her şeyden mahrum bırakmış gibiydi.

Onu fark ettikten sonra ayağa kalktım ve odanın içinde ona doğru ilerlemeye başladım. Fakat yüzlerin arasından geçerken dokunduğum her birinin taşıdığı duygu bana bulaşıyor gibiydi. Bir süre sonra bütün bu duygulara karşı koymak imkânsız hâle geldi.

Dizlerimin üzerine yığıldım.

Haykırırcasına kahkahalara boğuldum.

Gözlerimden yaşlar aktı.

Umut dolu haykırışlarda bulundum.

İşte o an fark ettim. Bütün bu yüzler benim yüzlerimdi. Bütün bu hisler, benim hislerimdi. Kendi içime attığım, dışarıya yansıtmaktan korktuğum duygular…

Kafamın içinde bir duygudan diğerine savruluşum, yıkımım olmuştu. Odanın ortasından daha birkaç adım uzaklaşamadan yere yığılmıştım.

Peki ya bütün anlamlardan yoksun, yüzü bile olmayan o figür?

O da ben miydim?

Hayatımın hangi noktasında bu kadar anlamdan yoksun kalmıştım?

Onu yüzlerin arasında yeniden bulmaya çalışmak, beni yalnızca odanın derinliklerine değil, kendi benliğimin içine doğru götürüyordu. O yüz, gizlediğim bütün duyguların bir sonucu gibiydi.

Ne zaman ayağa kalkıp yeniden yürümeye başlasam kendimi bütün bu duygulardan arınmış, yalnızca hedefine odaklanan biri gibi hissediyordum. Her yeni adımda odanın içindeki yüzler üzerimdeki etkisini biraz daha kaybediyordu.

Bir süre sonra her biri anlamını yitirmeye başladı.

Ardından odanın her köşesi o anlamsız ve yüzsüz ifadeyle doldu. Sanki bir cehennemin içindeydim. Baktığım her yerde aynı korkunç, ifadesiz yüz vardı.

Photo by Jon Tyson on Unsplash.

Ama ben odanın ortasında, bütün benliğimle ayaktaydım.

Sanırım.

Dokunduğum her yüz, duygularımı ve yaşama dair umudumu yavaş yavaş sömürüyor, gözlerimi karanlığa hapsediyordu. Bir süre sonra odanın içinde yürüyor muyum, yoksa sürünüyor muyum, onu bile ayırt edemez hâle geldim.

Bu oda, her neyse, bana bir şey öğretmeye çalışıyordu. Bunun farkındaydım. Ama gözlerim görmeden, ellerim hissetmeden, burnum koku almadan bunu nasıl anlayabilirdim?

Sanki irademin dışında bir şey beni bu boşluğa, bu karanlığa çekiyordu. Benimse ona karşı koymam gerekiyordu.

Aydınlığın hangi tarafta olduğunu bulmalıydım.

Durmayı denedim.

Odanın içinde, olduğum yerde durmayı ve yavaşça nefes almayı…

Kendimi çimenlerin üzerine uzanmış, mavi göğün sonsuzluğunu izlerken hayal ettim. Odayı, bütün o ifadesiz yüzlerden arındırarak huzurla ve sakinlikle doldurmaya çalıştım.

Mavi gökyüzünde uçan kuşları, birbirinden farklı şekillere bürünen bulutları, güneşin kavurucu sıcaklığını hafifleten ninni gibi rüzgârları ve uçsuz bucaksız göğe doğru yükselen ağaçları hayal ettim.

Bütün bu odayı doğanın güzelliğiyle doldurmaya çalıştım.

Her tarafı aydınlatmaya…

Bir süre sonra etrafımdaki hayvanların cıvıltılarını duymaya, çiçeklerin buram buram yayılan kokularını almaya, toprağın serinliğini ellerimde hissetmeye başladım.

Kaybettiğim her şeyi birer birer geri kazanıyordum.

Bütün o kaybolan hislerimi…

Yaşama dair umudumu…

Kâbuslarla dolu bu rüya, birden hayallerimi süsleyen bir evrene dönüşmüştü.

Belki de bu yolculuk, kendi istediğim yolda ilerlemenin bana bahşedeceği şeylerin bir kanıtıydı.

Yalnızca yaşanmış olmak için yaşanan bir hayatın yerine…

Bütün bu anlamsızlık hissi, ifadesizlik, bıkkınlık ve etrafımı saran karanlık…

Belki de bugüne kadar sürekli ertelediğim, üzerinde ilerlemekten korktuğum ve bir köşeye ittiğim kendi yolumun sonucuydu.

Her şeyi geride bırakıp kendi yoluma koyulmak…

Belki de bütün bu karanlığın sonuydu.


YÜZLER was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement