Gökhan BULUT
Geçen ay, aslında sınıf mücadelesi için bir moment kristalize oldu. Eskişehir Mihalıççık’ta, yerin altında başlayan ve ardından sokağın, meydanın, dijital mecraların ve en nihayetinde toplumsal gündemin ana başlıklarından biri haline gelen Doruk Madencilik işçilerinin direnişi, bizlere emek mücadelesinin merkeziliğini ve siyasal potansiyellerini bir kez daha hatırlattı.
SÜREKLİLİK VE (KOPUŞ OLMASA DA) SIÇRAYIP
Doruk madencilerini, direnişini tarihsel koordinatlarına yerleştirerek daha iyi anlayabiliriz. Çok kısa ve net bir özet: Bu eylem, 1990-91 Zonguldak Büyük Madenci Yürüyüşü’nün birikiminden yola çıkıp 2010 Tekel Direnişi’nin geri döndürülemez sınıfsallaştırdığı kentsel mekâna vardı. Bununla birlikte, tüm taleplerin eksiksiz kabul edilmesiyle sonuçlanan direniş, sınıf mücadelesinin birikimini ve eylem repertuarını hem kullandı hem onlara yenilerini ekledi. Neoliberal güvencesizliğin saldırganlığına karşı bir sınıfın kümülatif öz savunması haline gelen madenci direnişi, sınıf mücadelesinin bugünü açısından da bir sıçrama anı yarattı.
Çıplak bırakan
çıplak gerçek
Direnişin en sarsıcı görsel ve eylemsel unsuru, şüphesiz işçilerin başvurduğu “çıplaklık” oldu.
Haklarının verilmediği günlerin giysilerinden yarı yarıya soyunan işçiler taleplerinin basit, insani ve meşru olduğunu söylerken, nasıl soyulduklarının da mesajını verdiler. Karnından konuşan şirket ve devlet yetkililerine “bi gelsinler buraya bakalım”, “Hırsız gelsin buraya hırsız, ekmeğimizi çalan gelsin” diyen madenciler, tüm toplumla da sırtlarından konuştular. Yıllardır zaten mülksüzleştirilmiş olan işçilerin ücret gelirlerinden de mahrum bırakıldıkları durumda içine düşürüldükleri koşulların çıplak gerçekliğini çıplak vücutlarıyla anlattılar. Öte yandan, madencilerin sırtında ifade bulan direnişin işçi sınıfı mücadelesi verenlerin sırtına bazı görevler yüklediği açık.
SINIF KÜLTÜRÜ: SADE, YARATICI, KOLEKTİF
Direniş boyunca kullanılan dilin sadeliği, onun sınıfsal meşruiyetinin de en büyük kaynağı oldu. Madencilerin varlıklarında, konuşmalarında, taleplerinde ve sloganlarındaki doğallık, onları da kendilerine karşı yönelebilecek ajitasyon ve doktirinasyona karşı koruyan en önemli kalkan oldu. Kolektivizm fikrini, onu temel alan eylemsellik ve oluşumları ifade eden işçi sınıfı kültürünün tüm göstergeleri, birlikte geçirilen zamanın niteliklerinden açlık grevine kadar her an görünürdü. Kendi yaratıcılıkları içinde buldukları her türlü ifade ve dayanışma biçimi, direniş deneyiminin yol açtığı yaratıcılığı açığa çıkardı.
POPÜLERLEŞME DEĞİL “POPÜLER İRADE” İŞARETLERİ
Madencilerin bu sade, etkili, net, direkt, haklı, meşru, fiili, yasal eylem ve taleplerinin kararlılıkla sürdürülmesi, kendi çevrelerinden başlamak üzere zamanla geniş toplum kesimlerinde önce sempati sonra destek oluşturdu. Geçtikleri yerlerde ve Ankara’da halkın “sağduyusu” ile karşılanan madenciler halkın beslenme, güvenlik ve duygu ve düşünce desteğini aldılar. Tüm bunlar, önce madenciler için ve dar çapta, sonra madenciler çevresinde ve toplumsal çapta dayanışmacı bir “ahlaki ekonomi” yarattı. Verili siyasal angajmanlardan uzak bir özgün bir siyasal potansiyel olarak, popüler kolektif iradenin nüvelerini gösterdi.
DOĞALLIKTAN KARARLILIĞA, SPONTANE EYLEMDEN PLANLI HAREKETE
Direnişin ilk aşamalarında gözlemlenen “kendiliğindenlik” süreç ilerledikçe yerini olgunlaşmış bir politik eyleme bıraktı. Yaratıcılık ve anidenlik sürüyor olmakla birlikte başlangıçtaki acemilik atıldıkça madencilerdeki doğallık korundu ama hepsi daha kararlı hale geldi. Başta, verilmeyen alacakları için işverene duydukları öfke kısa sürede sendikal bürokrasiye, emek politikalarına, siyasi iktidara, devlete ve kapitalizme yapılan açıktan ve sert eleştirilere dönüştü. Madenciler, karşılarında bulunan bu tarihsel bloğa karşı, kendi sahip oldukları geleneksel dayanışma bağlarını -verilen desteklerle de birlikte- sınıfsal dayanışma ağlarına yükselttiler.
KAZANIMLAR VE SONUÇLARI
“2026 Nisan Direnişi” diye anılacak bu direnişin, maddi kazanımları kadar sembolik ve politik kazanımları da var. Ödenen birikmiş ücretler ve çalışma koşullarındaki iyileştirmeler somut birer zaferdir. İşçilerin örgütlü ve kararlı mücadelesinin halk desteğiyle buluştuğu anlarda sermayenin geri adım atması kaçınılmazdır. AKP’li yetkililer, kendileriyle görüşen işçilerle birlikte şirketi eleştiriyor ama işçilere “aman bizi karıştırmayın” diyerek direnişi “siyasetsizleştirmeye” çalışıyordu. Buna karşı, maaş ödemeleriyle emek rejimi arasındaki politik ilişkiyi; işveren ile AKP arasındaki pratik ilişkiyi açık etmekten geri durmadılar. Tüm halkın da bu ilişkiyi tekrar hatırlamasını sağladılar. “Çocuklarımız için, tüm emekçiler için, tüm Türkiye için” direndiklerini söylüyorlardı ve kazandıklarında, Bağımsız Maden-İş Başkanı Gökay Çakır “Arkadaşlarımız kazandı, işçi sınıfı kazandı, tüm Türkiye kazandı” diye yaptı ilk açıklamasını. Yani, her iki taraf da meselenin “maddi alacaklar” değil “memleket” olduğunu biliyordu. Yani şöyle oldu:
Madenciler yerin altından Yıldızlar’a baktılar. Yıldızlar çok kalabalıktılar. Yanlarına gök taşlarını, gezegenleri ve güneşi almıştılar. Madenciler ve etraflarındakiler kafalarını bir daha kaldırdılar. Göktekilerin yerdekilere göz kırptıkları zannedildi önce ama oysa ki hep birlikte titriyordular.
Kaynak: BirGün
