Yeniden yapılanmanın toplumsal perspektifi: Komün
Parti, ana damarlarla beslenen bir kalp gibidir. Tüm toplumsal mücadele alanları bu kalbin dolaşım sistemini oluşturmaktadır. Sorun yalnızca partide değil; bu damarların yeterince işlememesinde, hatta tıkanmış olmasındadır
Toplumsal mücadele kurumlarının önemli bir bölümü, kuruluş amaçlarına uygun biçimde kendilerini güncelleyememiştir. Değişen toplumsal ihtiyaçlara cevap üretemeyen yapılar, zamanla kendi varlık gerekçelerinden uzaklaşmıştır
Yaşadığımız yapısal sorunların nedeni, yeni paradigmanın karşılığının yeterince üretilememiş olmasıdır. Bu çerçevede Demokratik Komünler Birliği modeli, toplumsal kurumların kuruluş amaçlarına yeniden kavuşmasını hedefleyen bir perspektif sunmaktadır
Cengiz Çiçek*
HDP’den DEM Parti’ye uzanan süreçte en önemli eksikliklerden biri, partiyi gerçek anlamda bir “kongre partisi” olarak inşa edememiş olmamızdır. Bunun sonucu olarak yalnızca Kürt halkının değil, ülkenin bütün ezilen kesimlerinin mücadele alanlarına ilişkin hemen her sorun, siyasal partinin omuzlarına yüklenmiştir.
Bu durum, DEM Parti’nin tarihsel rolünün olduğundan fazla büyütülmesine yol açarken, yaşanan her aksaklığın ve başarısızlığın da doğrudan partiye mal edilmesine neden olmuştur. Siyasal ve toplumsal görevlerin tek başına partiye havale edilmesi, zamanla siyaset alanını daraltmış; onu daha katı, daha edilgen ve daha sınırlı bir yapıya dönüştürmüştür.
Oysa DEM Parti, yalnızca seçim siyaseti yürüten bir yapı olarak değil; emek, kadın, gençlik, ekoloji, halklar ve inançlar mücadelesiyle beslenen canlı bir toplumsal organizma olarak ele alındığında gerçek işlevine kavuşacaktır.
Parti, ana damarlarla beslenen bir kalp gibidir. Emek hareketi, kadın özgürlük mücadelesi, ekoloji direnişleri, gençlik örgütlenmeleri ve diğer toplumsal mücadele alanları bu kalbin dolaşım sistemini oluşturmaktadır. Sorun yalnızca partide değil; bu damarların uzun yıllardır yeterince işlememesinde, hatta büyük ölçüde tıkanmış olmasındadır.
Toplumsal alanın inşası
Toplumsal mücadele kurumlarının önemli bir bölümü, kuruluş amaçlarına uygun biçimde kendilerini güncelleyememiştir. Değişen toplumsal ihtiyaçlara cevap üretemeyen yapılar, zamanla kendi varlık gerekçelerinden uzaklaşmıştır.
Göç-Der örneği bu açıdan dikkat çekicidir. Zorunlu göç yaşayan Kürtlerin sosyal, kültürel ve ekonomik sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurulan bir yapının, Kürtlerin yerleştiği bütün kentlerde güçlü bir örgütlenme ağı oluşturabilmesi beklenirdi. Böyle bir örgütlenme, demokratik toplum anlayışının doğal bir gereği olurdu. Hatta öyle ki, zamanında ve yerinde örgütlenme ağını kurmuş bir Kürt göçmen çalışması, Kürtlerin kendi içinde değil kendisi gibi zorunlu göçe tabi tutulmuş başka halklarla ortak göçmen örgütlenmeleri ağını da geliştirerek enternasyonalist mücadele görevlerini oynamış olacaktı. Aynı zamanda bu tarz konumlanma, Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik saldırılara karşı, etkili bir ideolojik mücadele ve karşı koyuştur.
Benzer eksiklikler yalnızca bir kurumu değil, bütün toplumsal mücadele alanlarını ilgilendirmektedir. Uzun yıllar belirli merkezlere sıkışan ve temsili siyasetle sınırlı kalan yapılar, zamanla yalnızca kendi krizlerini üretmekle kalmamış; bu krizleri DEM Parti başta olmak üzere ortak mücadele zeminlerine de taşımıştır.
Bu nedenle “DEM, DEM’den ibaret değildir” tespiti, yalnızca bir slogan değil, yeniden yapılanmanın temel yaklaşımıdır.
Kongre fikrinin inşası
Yeni dönemin en önemli görevi, DEM Parti’yi toplumun gerçek direniş dinamikleriyle yeniden buluşturmaktır.
Parti, toplumsal mücadelenin üzerinde yükselen değil; onun içinde dolaşan, onunla beslenen ve onu güçlendiren bir siyasal merkez haline gelebildiği ölçüde işlevini yerine getirebilir.
Bu başarıldığında parti çevresinde gelişecek emek, kadın, gençlik, ekoloji, halklar ve inanç mücadeleleri, yalnızca DEM Parti’nin yükünü hafifletmekle kalmayacak; demokratik siyasetin toplumsal karşılığını da büyütecektir.
Bugün yargı eliyle siyasetin yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı bir dönemde, eğer tarihsel ittifakımız kongre anlayışına dayanan güçlü toplumsal meclisler ve mücadele ağları oluşturabilmiş olsaydı, toplumsal itiraz, çok daha görünür, yaratıcı ve etkili biçimde ortaya çıkabilirdi.
Ancak kongre fikrini yeterince içselleştiremememiz, mücadele alanlarının birbirinden kopmasına yol açtı. Emek, ekoloji, kadın, gençlik, halklar ve inançlar alanındaki çalışmalar, ortak tarihsel perspektifle bütünleşemedi. Bunun sonucu olarak kongre, toplumsal mücadeleyi birleştiren bir model olmaktan çıkıp, sanki sıfırdan yeni bir örgüt kurma girişimiymiş gibi algılanmaya başladı.
Oysa mesele yeni kurumlar oluşturmak değildir. Esas mesele, bugüne kadar hayata geçirilemeyen ortak mücadele fikrini yaşama geçirebilmektir.
Yurtsever kurumların işlevi
Yeni dönemde Kürtler olarak öz savunma anlayışımızı, yalnızca örgütsel alanlarla sınırlı bırakamayız; halkın gündelik yaşamına da taşıyabilmeliyiz.
Bugün yaşadığımız yapısal sorunların nedeni, yalnızca dış baskılar değildir. Aynı zamanda geliştirilen yeni paradigmanın toplumsal ve örgütsel karşılığının yeterince üretilememiş olmasıdır.
Kürt halkının dil, kültür, ekonomi, öz yönetim ve toplumsal örgütlenme gibi temel sorunlarının büyük ölçüde DEM Parti’nin omuzlarına yüklenmesi, partinin siyasal krizini derinleştiren önemli nedenlerden biri haline gelmiştir.
Oysa bu alanlarda faaliyet yürütmesi gereken toplumsal kurumların yeniden kendi asli görevlerine dönmesi ve buna göre organize olması, ertelenmiş görevlerimizin başındadır.
Toplumun sorunlarını çözme kapasitesini yalnızca siyasal partiden bekleyen anlayış yerine, öz yeterliliğe dayanan güçlü toplumsal örgütlenmeler geliştirilmeliyiz. Ancak bu sayede hem siyasal alan hem de toplumsal alan kendi doğal işlevlerine kavuşabilir.
Bu çerçevede önerilen Demokratik Komünler Birliği modeli, toplumsal kurumların kuruluş amaçlarına yeniden kavuşmasını hedefleyen önemli bir perspektif sunmaktadır.
Ekoloji mücadelesi
Dünün Kürdistan’ında köy boşaltmaları, zorunlu göç ve faili meçhuller öne çıkarken, bugünün Kürdistan’ında maden projeleri, barajlar ve sermaye kaynaklı ekolojik yıkım yeni bir tehdit alanı oluşturuyor.
Saldırı biçimi değişiyorsa savunmanın yöntemleri de değişmek zorundadır.
Barışın konuşulduğu bir dönemde, Kürdistan’ın dağlarını, ovalarını, meralarını ve sularını korumak yalnızca çevre mücadelesi değil; aynı zamanda halkın geleceğini ve dilini, kültürünü yeşerttiği, canlı tuttuğu topraklarını savunma mücadelesidir.
Nitekim birçok bölgede halkın doğrudan yaşam alanlarını savunmak için yeniden köylerine dönmesi ve direniş çadırları kurması, yeni dönemin mücadele biçimlerine önemli ipuçları vermektedir.
Türkiye ile Kürdistan coğrafyasının büyük bölümünün maden ve enerji projelerine açıldığı düşünüldüğünde, artık hangi dili konuştuğunuzun ya da hangi kimliğe sahip olduğunuzun önemi giderek azalmaktadır. Doğası tahrip edilen herkes, aynı kaderle karşı karşıya kalmaktadır.
Artvin’den Hakkâri’ye, Muğla’dan Dêrsim’e kadar yaşanan ekolojik yıkım; farklı dilleri, kültürleri ortak bir mücadele zemininde buluşturmaktadır. Çünkü yaşam alanlarını kaybeden herkes sonunda göç etmekte, güvencesizleşmekte ve aynı toplumsal sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Bu nedenle ortak ekoloji mücadelesi artık yalnızca bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluktur.
Sonuç: Yeni dönemin ufku
Geleneğe bağlılık, geçmişi tekrar etmek değil; bugünün sorunlarını doğru okuyarak yeni çözümler üretebilmektir.
Yeniden yapılanmanın temel ilkesi de burada ortaya çıkmaktadır.
Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile Türkiye halklarının demokrasi mücadelesi; komün perspektifi temelinde birleşen, enternasyonal karakter taşıyan ve toplumsal dayanışmayı esas alan ortak bir mücadele hattı oluşturabildiği ölçüde yeni dönem gerçek anlamına kavuşacaktır.
Bu doğrultudan uzaklaşıldığında ise yalnızca örgütsel değil, siyasal olarak da hakikatten uzaklaşma riski büyüyecektir.
* DEM Parti İstanbul Milletvekili
BİTTİ
To read the full story from the source: Yeni Yaşam Gazetesi






