Yaşanılanlar ve Suçlananlar
Ailede yaşanan şeyler aslında herkesi etkiliyor.
Ebeveynlerin tercihlerini yalnızca kendilerini etkileyen kararlar olarak düşünüyordum. Fakat zaman içinde, onların aldığı kararların ailedeki her bireyden bir şeyler götürdüğünü çok net fark etmemi sağlayacak olaylar yaşadım.İşte tam da buna aile olmak diyorlar sanırım.Ama insanın canını çok net yakan tarafları da oluyor.
Aile içinde yaşananları kabul ediyorum. Fakat benim için en önemli şey, bütün bunların karşılıklı sevgi ve anlayışı da beraberinde getirmesi. Çünkü aile bazı şeyleri yaşarken size resmen “mecbursunuz” diyor. Yaşananların içinde hep beraber sürüklenmek zorunda kalıyorsunuz. Fakat yaşananlar bittikten sonra, bazen bütün bunları yalnızca kendilerinin yaşadığını iddia edebiliyorlar.
Çocuğun yaşadığı ise sadece mecburen bir sürükleniş oluyor.
Bu süreçte çocuğun stres hastası olması, panik atak yaşaması, migreninin olması ya da başka psikolojik ve fiziksel sorunlar yaşaması, çoğu zaman yaşananlarla ilişkilendirilmiyor. Ama ebeveynler yıllar sonra “Sen zaten stresliydin”, “Sen her şeyi kafana takıyordun”, “Sen böyle bir insandın” demeye bayılıyor.Oysa belki de o çocuk, içinde bulunduğu şartlara verdiği tepkiyi yaşıyordur.
En basitinden, kendi yaşadığım bir olaydan örnek vermek istiyorum.Babamla alakalı bir durum olmuştu ve bu süreç bizim için oldukça stresliydi. Evde kimsenin psikolojisi iyi değildi. Annem üzgün olduğunda onu neşelendirmek sanki bizim görevimizmiş gibi hissediyorduk. Ben dokuz, abim ise on altı yaşındaydı.Bir çocuğun taşıyabileceğinden çok daha fazla bir yüktü aslında.Ben sadece dokuz yaşındaydım. Annem üzgündü ve onu toparlamamız gerektiğini düşünüyorduk. Evdeki atmosferi hissediyorduk. Büyüklerin yaşadığı sorunların tam olarak ne olduğunu belki anlamıyorduk ama sonuçlarını çok iyi hissediyorduk.
Bu süreçte annem ciddi anlamda yıprandı. Ben migren yaşamaya başladım. İçimde sürekli bir şeyleri kaybetme korkusu oluştu. Abimde ise anksiyete kaldı.Evet, ben dokuz yaşında migren hastası oldum.Babamla ilgili problem çözüldüğünde ise her şey bir anda geride kalmadı.Eski haline dönmedi.
Hepimizin üzerinde bir şeyler kalmıştı.
Ben on iki, abim on dokuz yaşına geldiğinde bile o dönemin izleri bizimle gelmeye devam ediyordu. Sonra hayat bize yine sürprizlerini verdi. Başka sıkıntılar ortaya çıktı. Annem ve babam şeker hastası oldu. Bunun yanında ağır depresyon süreçleri de yaşandı.Ama mesele burada kendimi acındırmak değil.“Ben bunları yaşadım” demek de değil.
Asıl mesele şu:
Bir ailede yaşananların, o ailedeki herkesin hayatında bir karşılığı oluyor.Ben bütün bunların içinde hep ailem tarafından stresli, her şeyi kafasına takan bir insan olarak görüldüm. Belki gerçekten de çok stresliydim. Belki gerçekten de bazı şeyleri fazla düşünüyordum. Ama hiç kimse bunun nedenini sormadı.Sorsalar da suçu kendi üzerlerine almak kolay gelmedi.Ben de bir noktadan sonra kendime bir çıkış kapısı aramaya başladım.Kitaplar okudum. İnsanları anlamaya çalıştım. Kendimi anlamaya çalıştım. Yıllar geçmeye devam etti.Kendime bir söz vermiştim:Bu stres denilen illetten kurtulacaktım.Ama sandığımdan çok daha zor oldu.Çünkü siz bir yandan kendinizi iyileştirmeye çalışırken, diğer taraftan ailenizden “Streslisin”, “Neden böylesin?”, “Her şeyi neden bu kadar kafana takıyorsun?” gibi cümleleri duymaya devam ediyorsanız, içinde bulunduğunuz döngüyü kırmak çok daha zor bir hale geliyor.
En acı kısmı ise bu süreçte kimseden bir beklentim olmaması gerektiğini anlamamdı.Bir noktada şunu fark ettim:Kendi kurtarıcım kendim olabilirdim.Bunu fark ettiğim an, hep koşmam gerektiğini düşündüm. Durmadan savaşmak gerektiğini düşündüm.Ama savaşım hâlâ devam ediyor.Üstelik bazen neyle savaştığımı bile tam olarak bilmiyorum.
İnsan ailesinden çok büyük şeyler beklemiyor aslında.Bazen yalnızca bir tebrik bekliyor.Bazen sadece “Evet, biz bunu beraber yaşadık.” denmesini istiyor.Bazen sadece normal bir insan olduğunun anlaşılmasını istiyorBazen de yaşadığı şeyin gerçekten yaşandığının kabul edilmesini.Benim istediğim de çoğu zaman buydu.
Çünkü insan ailesiyle birlikte bir şeyler yaşadığında, o yaşananların yalnızca ebeveynlerin hikâyesi olmuyor. Fakat yıllar sonra aynı olay anlatılırken sanki çocuk orada hiç yokmuş gibi davranılması insanın canını acıtıyor.Çünkü o çocuk yaşanılan şeyden çok kayıplar vererek çıkıyor.Bazı kayıplar dışardan görünmez ama gözler gizleyemez kayıpları açığa vurur.
Ben bu süreçte şunu gördüm:
Hayata bizi kim getirirse getirsin, sonunda kendimizle kalıyoruz. Bu biraz acı bir gerçek.Aileniz sizin için çok şey yapabilir. Çok zor şartlarda çalışabilir. Sizi büyütmek için hayatının büyük bir kısmını harcayabilir. Bunun kıymetini bilmek gerekir.
Ama dünya’ya gelme kararını siz vermediniz, değil mi?
Siz doğmayı seçmediniz.Dolayısıyla bir insanın sizi dünyaya getirmiş olması, sizin hayatınızın bütün yükünü ona borçlu olduğunuz anlamına gelmemeli.Bunu söylerken “Ailenizin yaptıklarını hiçe sayın” demiyorum.Tam tersine, yapılanların kıymetini bilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.Sadece biraz daha realist yaklaşmaya çalışıyorum.Çünkü hayat, o toz pembe bulutların üzerinden göründüğü kadar kusursuz değil.Herkes aileyi o kadar güzel anlatıyor ki biz de buna inanıyoruz.“Aile her zaman yanında olur.”“Aile her şeydir.”“Ailen ne olursa olsun seni anlar.”“Aile, düştüğünde seni kaldırır.”Bunların hepsi çok güzel cümleler.Fakat siz bunun tersini düşündüğünüzde kendinizi hayırsız bir evlat katagorisine bile koyabilrsiniz ve bu hiç adil olmaz.Dediğim gibi bu hayata gelmeyi siz tercih etmediniz.
Ama hayatın içinde her zaman böyle olmuyor.Bazen aile içinde kopuşlar yaşanıyor. Bazen (insanlar birbirini anlamıyor. Bazen aynı evde yaşayan insanlar birbirlerinin ne hissettiğini bile bilmiyor. Bazen yıllarca aynı acının içinde yaşamış insanlar, o acının kendilerinde bıraktığı izleri birbirlerinde göremiyor.Ve bunun sonucunda da bir sürü hayal kırıklığı ortaya çıkıyor.Belki bunun sebebi biraz kuşak farkı.Belki hayata bakış açılarımızın farklı olması.Belki de onların kendi yaşadıkları dönemlerde öğrendikleri şeylerin, bizim yaşadığımız dünyada artık aynı şekilde karşılık bulmaması.
Bilmiyorum.
Ama benim anladığım şu:Bu dünyada herkes bir noktada kendi başına kalıyor.Bu, ailenizin sizi sevmediği anlamına gelmiyor.Ailenizin sizin için hiçbir şey yapmadığı anlamına da gelmiyor.Sadece hayatınızın bütün sorumluluğunu başkasına bırakamayacağınız anlamına geliyor.Siz ailenizi çok düşünerek yaşayabilirsiniz. Onların üzülmemesi için kendinizden vazgeçebilirsiniz. Onların sorunlarını kendi sorununuz gibi taşıyabilirsiniz.Ama onlar aynı hassasiyeti her zaman göstermeyebilir.Bunu çevremde çok fazla gördüm.İnsan bazen ailesini düşünerek öyle çok yaşamaya başlıyor ki kendi hayatını yaşamayı unutuyor.Belki de bunun bir sınırı olması gerekiyor.Çünkü her şeyin karşılıklı olduğu bir dünyada, aile olmak da yalnızca bir tarafın sürekli fedakârlık yapması demek olmamalı.Sevgi karşılıklı olmalı.Anlayış karşılıklı olmalı.Sorumluluk karşılıklı olmalıVe en önemlisi, yaşananların yükü de yalnızca bir kişinin üzerine bırakılmamalı.
Ebeveynler çocukları için kararlar alıyor.Çocuklar ise çoğu zaman o kararların sonuçlarını yaşamaya mecbur kalıyor.İşte benim asıl sorguladığım yer burası.Siz bir karar vermediniz ama sonucunu yaşıyorsanız, o kararın sizin hayatınızdaki etkisini görmezden gelmek ne kadar doğru?Her kararın bir sonucu oluyor bu hayatta.Ama bazı kararlar size sorularak alınmıyor.Belki de böyle durumlarda bazen freni tamamen bırakıp bayır aşağı gidişinizi izlemek değil, direksiyona geçmeyi öğrenmek gerekiyor.Çünkü geçmişi değiştiremiyoruz.Bize yaşatılanları da geri alamıyoruz.Ama bundan sonra hayatımızı nasıl yaşayacağımıza dair bir söz hakkımız var.
Ben artık ailemi suçlayarak yaşamak istemiyorum.Ama yaşananları da yok saymak istemiyorum.Çünkü ikisi aynı şey değil.Bir insanın ailesine minnet duyması, kendi yaşadığı acıları inkâr etmesini gerektirmiyor.Ailesini sevmesi, ailesinin yaptığı her şeyi doğru bulması anlamına gelmiyor.Ve ailesinin onun için yaptıklarını kabul etmesi, kendi yaşadığı şeylerin de kabul edilmesini istemesine engel değil.Belki de büyümek biraz da bunu anlamak.Ailenizi sevebilirsiniz.Onları anlayabilirsiniz.Onların da kendi hayatlarında ne kadar zorlandığını görebilirsiniz.Ama aynı zamanda onların seçimlerinin sizin üzerinizde bıraktığı izleri de kabul edebilirsiniz.
Bence gerçek anlamda özgürleşmek, tam olarak burada başlıyor.Çünkü bazen insanın ailesinden kopması gerekmiyor.Kendi hayatını ailesinin yaşadıklarından ayırmayı öğrenmesi gerekiyor.Ben hâlâ öğreniyorum.Hâlâ bazen geçmişte yaşananların bugünkü halimi ne kadar etkilediğini fark ediyorum.Hâlâ bazı şeylerden kurtulmaya çalışıyorum.Ve belki de savaşımın tam olarak neyle olduğunu hâlâ bilmiyorum.
Ama artık şunu biliyorum:Ben dünyaya gelmeyi seçmedim.Ama bundan sonraki hayatımı nasıl yaşayacağımı seçebilirim.Belki de insanın kendisine verebileceği en büyük özgürlük budur.
Yaşanılanlar ve Suçlananlar was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






