Yapay zekânın borç balonu ve savaş
Modern dünya, teknolojik bir sıçrama ile eşzamanlı olarak sermayenin tarihsel krizlerinin ve şeffaf olmayan finansal yapıların yarattığı büyük bir risk fırtınasına yakalanmış durumda. Çağımızın büyük bir dönüşüm yaratan ve yeni bir küresel düzen inşası için en önemli araç olarak görülen yapay zekâ ve bağlantılı yüksek teknoloji yatırımları, aslında kapitalizmin kendi içsel dinamikleri gereği yaşamakta olduğu tarihsel krizden, kaçındığı ateşe odun atan, bir çıkış çabası.
Bu süreci birbirine bağlı üç temel eksen üzerinden inceleyebiliriz: kâr oranlarının düşme eğilimi, finansal borç sarmalı ve küresel egemenlik savaşı.
KÂRLARIN DÜŞÜŞÜ VE TEKNOLOJİK YATIRIM ZORUNLULUĞU
Kansu Yıldırım’ın 26 Temmuz tarihli Evrensel gazetesine yazmış olduğu kapsamlı analiz bütün açıklığıyla gösteriyor ki, küresel kapitalizm son 50 yılda ciddi bir kârlılık kriziyle karşı karşıya; 1966’da %10,3 olan kâr oranları 2020’de %6,8’e gerilemiş durumda.
Bugün teknoloji devlerinin (Microsoft, Google, Meta, Amazon) yapay zekaya yüz milyarlarca dolar yatırması, temel bir boyutuyla aslında bu “Uzun Depresyon”dan kurtulmak için göreli artı-değer yaratma ve rakiplerini piyasadan silme çabası. Ancak Marx’ın öngördüğü üzere, aynı teknolojik atılım canlı emeğin payını azalttığı için sermayenin organik bileşimini yükseltmekte, bu da uzun vadede kâr oranlarını aşağı çekmekte.
‘BİLANÇO DIŞI’ BORÇ BALONU
Bu şaşmaz dinamik bizi ikinci noktaya getiriyor: Teknoloji devleri arasındaki bu yapay zekâ yarışı, büyük bir finansal risk üzerine inşa edilmekte. Anlaşılıyor ki, yapay zeka gelirleri büyüse de, sermaye harcamaları gelirlerden daha hızlı artıyor ve serbest nakit akışını zayıflatıyor.
Beş büyük teknoloji devinin bilançolarına yansıyan 1,35 trilyon dolarlık borca ek olarak, 1,65 trilyon dolarlık “bilanço dışı” borç biriktirdiği iddia edilmektedir. Bu şirketler, “Özel Amaçlı Şirketler” (SPV) aracılığıyla veri merkezlerini ve GPU yatırımlarını finanse ederek, bu devasa yükümlülükleri resmi bilançolarında göstermemektedir. Örneğin Meta’nın 27 milyar dolarlık Hyperion veri merkezi bu modelle finanse edilmiştir ve borç hukuken Meta’ya ait görünmemektedir.
Bu durum, 2008 krizine yol açan CDO araçlarını veya Enron skandalını anımsatan, patlamaya hazır bir “AI balonu” riski taşımaktadır.
DİJİTAL SÖMÜRGECİLİK
Kâr oranlarının uzun dönemli düşüş eğilimi ve teknoloji devlerinin devasa bir finansal risk üzerinde operasyonlarını sürdürüyor olmaları, kapitalist sistemi, bu “eğilimi” “dengelemeye” dönük iyi bilinen acil önlemleri hızla gündeme almaya zorluyor. Merkez ülkeler dahil tüm dünyada işçi sınıfının reel ve göreli ücretleri düşüyor, bütün dünyada devasa işsizler ordusu ve “ihtiyaç fazlası” nüfus oluşuyor, ama hepsinden önemlisi emperyalist sömürgeci politikalar doğal ve toplumsal yıkım pahasına katmerlenirken birbiri ardına bölgesel savaşlar patlıyor.
Bir önceki yazımda tarif etmeye çalıştığım dijital kolonyalist saldırganlığın ve nekro-ekstraktivizmin ekonomi -politik motivasyonunun bu gerçeklik olduğu açık.
Özetle bütün bu veriler birleştirildiğinde görünen tablo şu: Kapitalizm, düşen kâr oranlarını yapay zekâ atılımı üzerinden telafi etmeye çalışırken, kendi kuyruğunu yiyen canavar gibi kaçmakta olduğu dinamiği beslemekte, sonuç olarak devasa teknoloji şirketlerinin tarihsel olarak görülmemiş büyüklükte bir borç yükünü “bilanço dışı” alanlara gizlemektedir.
Ezilen halkların payına ise yağma, yıkım ve savaş kalmıştır.
To read the full story from the source: BirGün






