Termik santrallar gölgesinde yaşamlar: Önce toprağı, sonra yaşamı tüketiyor
Metin YETİM
Ülkenin dört bir yanında faaliyet gösteren 68 kömürlü termik santrallar, yalnızca bacalarından çıkan dumanla değil, kuruldukları ilk andan itibaren yarattıkları etkilerle de yaşam alanlarını bitiriyor.
Verimli tarım arazileri ve ormanlar kamulaştırmalarla santral sahalarına dönüştürülürken, yıllardır bu bölgelerde yaşayan yurttaşlar hem topraklarından hem de sağlıklı bir çevrede yaşama hakkından uzaklaşıyor.
Santral çevresinde yaşayanlar kanser, KOAH, astım, solunum güçlüğü gibi sağlık sorunları yaşarken, yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda bile kalanlar oluyor. Santral çevresinde yaşayanlar ‘‘Önce toprağımızdan sonra sağlığımızdan oluyoruz’’ dedi.
SAĞLIĞIMIZ GİTTİ
Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Greenpeace Türkiye’nin hazırladığı raporlar da tabloyu doğruluyor. İnce partikül madde (PM2,5), kükürt dioksit ve azot oksit emisyonlarının kalp-damar hastalıkları, KOAH, astım, akciğer kanseri ve erken ölümlerle ilişkili olduğu belirtilirken, termik santrallerin bulunduğu bölgelerde sağlık yükünün her geçen yıl arttığına dikkat çekiliyor. Greenpeace Türkiye’nin geçmiş yıllarda hazırladığı “Afşin’de Kömürlü Termik Santralların Bedeli” raporuna göre Afşin-Elbistan Havzası’ndaki santrallerden kaynaklanan hava kirliliği bugüne kadar yaklaşık 17 bin erken ölüme neden oldu. Bölgede planlanan yeni santrallerin hayata geçirilmesi halinde bu sayının 32 bine ulaşabileceği öngörülüyor. Benzer hesaplamalar Eskişehir Alpu ve Trakya için hazırlanan raporlarda da yer aldı. Alpu’da planlanan santralin 35 yılda yaklaşık 3 bin 200, Trakya’da planlanan santrallerin ise 40 yılda 11 bin erken ölüme yol açabileceği belirtildi. Raporlarda ayrıca arsenik, kurşun, cıva ve nikel gibi ağır metallerin çevreye yayılacağı, tarım alanlarının ve su kaynaklarının zarar göreceği vurgulandı.
KÜLLER EVLERİMİZE YAĞIYOR
Çelikler Holding’e ait Afşin-Elbistan Termik Santralı’nın yakınındaki Alçıpınar köyünde yaşayan Cuma Binboğa, santralın yalnızca havayı değil yaşamı da değiştirdiğini söyledi. Lösemi teşhisi konulan çocuğunun tedavisi için yıllarca Kayseri’de yaşamak zorunda kaldığını anlatan Binboğa, ‘‘Tedavi için Kayseri Erciyes Tıp Fakültesi’ne gittik. Oraya gittiğimizde korkunç bir manzarayla karşılaştık. Gördük ki hastaların neredeyse tamamına yakını bizim bölgemizden geliyordu. Üst solunum yolları, astım, kanser vakaları bir hayli artmıştı’’ dedi. Çocuğunun 3 yıl tedavi gördüğünü anlatan Binboğa ‘‘Tarlamızı sattık, evimizi terk ettik. Çocuklarımız hastalandı, sularımız çekildi, bağlarımız kurudu’’ diye konuştu. Yeraltı sularının hızla azaldığını belirten Binboğa, tarımsal üretimin de büyük darbe aldığını vurgulayarak, yeni termik santral projelerine tepki gösterdi. ‘‘Dedem büyük bir bağcıydı, ailesini onunla geçindirirdi. Santralden sonra bağlarımız kurudu. Bölgemizde iklim çok fazla değişti. Biz çocukken kar başlar ve 1 ay 2 ay hiç durmadan yağardı. Şimdi 4-5 yılda bir 5-10 santim kar yağarsa yağıyor, Suyumuz yok, bağımız yok, sağlığımız yok. Bölgemiz artık bu yükü taşıyamıyor.”
1992’de kurulan ve 2015’te Çelikler İnşaat ve Sanayi A.Ş’ye satılarak özelleştirilen Bursa Orhaneli Termik Santralı’na karşı uzun yıllardır mücadele veren, bölgede yaşayan Bursa Su Kolektifinden Caner Gökbayrak ise özelleştirme sonrası çevresel denetimlerin zayıfladığını söyledi. Santral çevresindeki köylerde kanser vakalarının arttığını söyleyen Gökbayrak, külün yağmurla birlikte evlere ve tarlalara ulaştığını, atık havuzundan Orhaneli Çayı’na sızıntı endişesi bulunduğunu belirtti. Gökbayrak, santralın mühürlenmesine rağmen faaliyetini sürdürdüğünü ve çevre mevzuatının etkili biçimde uygulanmadığını da sözlerine ekledi. Gökbayrak, şunları söyledi: ‘‘Köylülerin evlerine, tarlalarına yağmurla birlikte kül yağıyor.”

Zonguldak Çatalağzı’ndaki termik santrala karşı çevre mücadelesi yürüten aktivist Kemal Bulut ise “Çatalağzı’ndaki çok eski bir santral. Çok eski bir teknoloji ile yapılmış, 2014’e kadar kamu eliyle işletildi, 2014 yılında özelleşti. Özelleştikten sonra şirketler maliyetten kaçınmak için alması gereken önlemleri almaktan kaçındı” dedi.
Bölgede beş ünitenin aynı vadide faaliyet gösterdiğini söyleyen Bulut karbonmonoksit, karbondioksit ve kükürt dioksit emisyonlarının hava kalitesini ciddi biçimde bozduğunu anlattı. Tabip Odası ve çeşitli sağlık kuruluşlarının çalışmalarında akciğer kanseri, KOAH ve astım vakalarının arttığının ortaya konulduğunu ifade eden Bulut, “Kimi ağaçlar meyve veremez hale geldiler. Meyveler eskisi gibi olmuyor’’ diye konuştu.

***
KÖMÜRÜN FATURASI AĞIR
Greenpeace Türkiye’nin “Türkiye’de Kömürün Gizli Maliyeti” raporuna göre kömürlü termik santrallerin Türkiye’ye yıllık maliyeti yaklaşık 592 milyar TL. Bunun 398 milyar TL’si sağlık ve çevre zararlarından, 133,7 milyar TL’si ise kamu teşviklerinden kaynaklanıyor. Uzmanlara göre bu santrallar yalnızca elektrik üretim tesisleri değil iklim krizi, halk sağlığı, gıda güvenliği ve su varlıkları açısından da ağır sonuçlar doğuruyor.
To read the full story from the source: BirGün






