HomeTürkçe HaberlerGündemTek adam rejimine karşı kurucu bir hattın inşaası

Tek adam rejimine karşı kurucu bir hattın inşaası

Published on

spot_img

Tek adam rejiminin son dönemde izlediği hat, doğrudan muhalefetin toplumsal ve siyasal hareket alanını daraltmayı hedefleyen bütünlüklü bir stratejiye dönüşmüş durumda. Yargı eliyle yürütülen operasyonların merkezine yerleşen bu strateji, yalnızca belirli siyasi aktörleri değil, rejim açısından potansiyel tehdit taşıyan tüm toplumsal dinamikleri hedef alıyor. CHP’li belediyelere yönelik artırılan soruşturmalar, gözaltı ve tutuklamalar da bu sürecin yeni evresini tarif ediyor. 

İktidarın uzun süredir sürdürdüğü “yönetememe krizini baskıyla yönetme” siyaseti de bugün çok daha görünür halde. Ekonomik kriz derinleşirken, toplumsal hoşnutsuzluk büyürken ve iktidarın siyasal meşruiyet tartışmaları genişlerken rejim, çözümü muhalefeti parçalamakta, etkisizleştirmekte ve savunma pozisyonuna sıkıştırmakta arıyor. 

Bu nedenle açılan davalar, bitmeyen soruşturmalar ve sürekli canlı tutulan “tehdit” atmosferi, tüm toplumsal muhalefetin siyaset üretme kapasitesini felç etmeyi amaçlıyor.  

Ancak baskı siyaseti yalnızca kurumsal muhalefetle sınırlı değil. Rejim açısından risk oluşturan her toplumsal birikim alanı aynı zamanda müdahaleye de açık hale geliyor. İşçi direnişlerinden üniversitelere, gençlik hareketlerinden sokak eylemlerine kadar uzanan geniş bir hatta benzer bir tablo ortaya çıkıyor.  

Madenci eylemlerine yönelik saldırılar, üniversitelerde yaratılan provokasyon iklimi, kampüslerde örgütlü şiddetin teşvik edilmesi ya da faşizan eğilimlerin bilinçli biçimde büyütülmesi birbirinden bağımsız gelişmeler değil. Bunların tümü, toplumsal muhalefetin ortaklaşma ihtimalini dağıtmayı hedefleyen siyasal araçlar olarak işlev görüyor. 

ODTÜ’de yaşanan bayrak provokasyonu ya da daha öncesinde Hacettepe’de ortaya çıkan palalı faşist saldırganlık da bu çerçevede kendine yer buluyor. 

Öte yandan rejim yalnızca baskıyla değil, aynı zamanda kutuplaşmayı sürekli yeniden üreterek ayakta kalmaya çalışıyor. Toplumsal gerilimleri kontrollü biçimde diri tutmak, rejim açısından muhalefetin ortak demokratik zeminler kurmasını engellemenin yöntemlerinden birisi olarak öne çıkıyor.  

Ancak bütün bu tabloya rağmen rejimin karşısında büyüyen bir toplumsal direnç var. Ülkenin farklı kentlerinde, farklı toplumsal kesimlerinde biriken itiraz duygusu bulduğu her alanda ortaya çıkarken ekonomik yıkım, adaletsizlik, güvencesizlik ve baskılar halkın geniş kesimlerinde ortak bir rahatsızlık yaratıyor.  

Bugünün temel siyasal sorunu tam da burada düğümleniyor. Toplumda var olan direnç, henüz ortak, bütünlüklü ve kurucu bir siyasal hatta buluşabilmiş değil.  

Rejimin muhalefetsiz bir Türkiye hayali, başta CHP’nin varlığı olmak üzere muhalefeti savunmacı, parçalı bir hatta tutmak üzerine kuruluyor.  

Bugün gelinen noktada ise Saray’dan kurulan bu hat ise yalnızca seçim odaklı reflekslerle aşılabilecek bir eşik olmaktan çıktı. Sadece belediyelere yönelik operasyonlar dahi bunun birer kanıtını ortaya koyarken üniversitedeki gençlikle işçi direnişlerini, halkın adalet ve demokrasi talebini aynı zeminde buluşturamayan bir siyaset tarzı rejimin çok yönlü saldırılarına karşı bir üstünlük kurması oldukça zor. Önümüzdeki dönemin temel meselesi de büyük ölçüde burada şekillenecek gibi görünürken tüm muhalefet güçlerinin bu noktada ortaya koyacağı siyaset, ‘memleketin bu karanlıktan nasıl çıkacağı’ sorusunun yanıtı olacak. 

*** 

UMUTLAR, KAYGILAR VE ÖTESİ

Muhalefetin tüm canlılığı içindeki krizi de umuda eşlik eden kaygıların kökeninde de bu gerçek var. Açık bu gerçek değiştirilmeden bugünkü durumun değiştirilmesi de pek mümkün görünmüyor. Bugün herkes, hepimiz nasıl başaracağız diye soruyor, bunun yolunu arıyoruz… Bu ortak kaygıyı ortak umuda çevirebilecek olan da yine ve bir kez daha devrimcilerin eseri olacaktır. O zaman yürüyelim arkadaşlar… 

SOL Parti Sözcüsü Önder İşleyen: 

AKP ve MHP üzerinde durdukları çürümüş rejimi ayakta tutabilmek için ölü bir ülke yaratmaktan başka bir şey yol bulamıyor. Toplumun içindeki tüm canlı hücreleri yok ederek, bütün açık damarları tıkayarak bir ülkeyi öldürmek için uğraşıp duruyorlar. 

Operasyon ve baskılarla, içeriden devşirilmiş görevlilerle dört koldan muhalefeti bölmek, muhalefet dinamiklerini birbirine düşürmek ve parçalamak için uğraşıyorlar. Bir anlamda muhalefeti öldürmek ya da başka bir deyişle kontrollü bir muhalefet yaratmak için ucu mutlak butlana uzanacak her yolu denemek üzere hileli taşları döşemeye devam ediyorlar.   

Ancak bütün bunlar, AKP ve MHP’nin kaybettiği toplumsal desteğin artmasına yol açmıyor.  

Muhalefet belediyelerinden iktidar cephesine geçişler, bir parti tercihi olarak AKP’nin yükselişine işaret etmek bir yana, onun tehdit ve şantaja dayalı yöntemlerle, tüm kirlilikleri içerisinde yer açabildiğinin bir göstergesine dönüşüyor. 

Muhalefet içerisindeki Truva atları üzerine oyunlar kurulsa da Babacangiller Saray kapılarındaki sıraya adlarını yazdırsalar da geniş muhalefet cephesine yönelik müdahaleler ve süreç oyalamaları muhalefet partilerinin -ve onların elitlerinin- nezdinden yer değiştirmelere neden olsa da bunların hiçbiri toplumun yönünün değiştirilmesine yetmiyor.  

ODTÜ’de gençliğin farklılarıyla bir arada durmayı bilen muhalif duruşunu bölmeye yönelik operasyon -tüm yalancı yaygaraya rağmen- provokasyoncuların bir iktidar uzantısı olarak deşifre olmasının üstünü örtemeye yetmiyor. Elindeki bütün baskı gücüne karşın AKP ve MHP’nin büyük çaresizliği burada düğümleniyor.  

***

Yeryüzünün başka yerlerindekilerine de benzer şekilde gençler ve kadınlar başta olmak üzere yeni muhalif bir kuşağın çoğalarak büyümesine engel olunamıyor. Aşağıdan gelen bu yeni bir gelecek talebinin AKP ve MHP’nin köhnemiş, baskıcı ve gerici rejim eliyle içerilmesi de bastırılması da başarılamıyor. Sosyal bunalımın derin bir yoksulluğa sürüklediği işçisiyle emeklisiyle emekçi halkın bağrında yükselen tepkiler, örgütlü-örgütsüz direnişler de dindirilmez bir muhalefet dinamiğinin varlığını göstermeye devam ediyor.  

Bu yaygın ve canlı olan direniş dinamikleri, genci-yaşlısıyla halkın mücadele azmi ülkenin en canlı umut kaynağı, bir yaşam filizi olarak ayakta duruyor. Bu umudunu çoğaltmak ona eşlik eden kaygıları da bilmeyi ve aşacak yollar aramayı gerekli kılıyor.  

Bugün muhalefet hareketi her alanda parçalı ve dağınık halde. Büyük saldırı dalgasında herkesin elbette can havliyle kendini savunmaya çalıştığı bir dönemden geçiyoruz. Halk her yerde bağıra çağıra, canını dişine takarak direnmeye çalışıyor. Toplumun geniş kesimleri kendi haklarını savunmak için çırpınıyor. Ama yine ayrı ayrı, herkesin kendi mevziisinde direnmeye çalıştığı bu mücadele, ülkenin kaderinin değiştirilmesi için yeterli olamıyor.  

Muhalefetin tüm canlılığı içindeki krizi de umuda eşlik eden kaygıların kökeninde de bu gerçek var. Çok açık ki bu gerçek değiştirilmeden memleketin bugünkü durumunun değiştirilmesi de pek mümkün görünmüyor.  

***

Önümüzdeki asıl soru muhalefeti bu krizinden çıkaracak yolların nasıl bulunacağıdır. Böyle bir büyük ve zorlu mücadelenin, MİT’ten orduya kadar tüm devlet gücünü elinde tutan bir iktidara son verebilecek bir gücün yaratılmasının bir parti ya da bir kişi meselesinin çok ötesinde olduğu yaşadığımız her şeyin sonunda artık açık olmalı. Artık bunun ötesine geçilmeli… 

Ötesi ise yeni bir faktörün, muhalefet içinde yeni bir dinamiğin katılmasını zorunlu kılıyor. Mevcut odakların dışında kalan ya da onların büyük oranda seyirci konumuna doğru ittiği toplumdaki direnme güçlerini, parçalı mevzilerde mücadele eden örgütlü-örgütsüz tüm inisiyatifleri, sendikaları, meslek örgütleriyle tüm örgütlü kesimlerin gücü üzerine yükselebilecek birleşik bir toplumsal muhalefet gücünü oluşturmak için çalışmalıyız. Ülkede olup biten ve yaşanacak her şeye müdahale etmek istiyorsak, ülkenin kaderi hakkında söz sahibi olabileceksek, muhalefet içindeki yanlışları ve parçalanma eğilimlerini ortadan kaldırabileceksek bunu ancak böyle bir güç yaratarak başarabiliriz.  

Devrimcilik bizim için her şeyden önce ülkenin geleceğine sahip çıkmak için yürütülen bir mücadeledir. Bugün yapmamız gereken de 2010 Hayır referandumundan Haziran Hareketi’ne uzanan birikimlerimiz ve onların elbette bir eleştirisi ile yine bir umut yolunu aramaktan ve yaratmaktan başka bir şey değil.  

Kendi haklarımızı savunabilmemiz ve ABD’nin güçlü liderler-hayırlı monarşiler ekseninde ülkemize dayattığı bu gerici rejim felaketini engellemek için artık ayrı ayrı değil birlikte, parça parça değil ortak mücadelelerini geliştirmenin zeminlerini oluşturarak ilerleyebiliriz. Bu yolda pek zorluk karşımıza çıkacak, hile ve aldatmacalarla tuzaklar kurulacak, türlü baskılarla karşı karşıya kalınacak. Zaten bütün bunlara karşı durmak için de kazanmak için de bunu yapmalıyız.   

Bugün herkes, hepimiz nasıl başaracağız diye soruyor, bunun yolunu arıyoruz… Bu ortak kaygıyı ortak umuda çevirebilecek olan da yine ve bir kez daha devrimcilerin eseri olacaktır. O zaman yürüyelim arkadaşlar… 

*Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) İç Anadolu-Batı Karadeniz bölge kampındaki konuşmadan özetlenmiştir. 

*** 

YENİ BİR SİYASAL TAHAYYÜLE İHTİYAÇ VAR

Siyaset Bilimci Seren Selvin Korkmaz:  

Bugün Türkiye’de yaşanan sıkışmışlığı açıklamak için rejim tarafından artan baskı ifadesi eksik kalıyor. Asıl mesele, rejimin siyasal alanı sürekli yeniden dizayn ederek, muhalefetin ortak bir zemin üretmesini engellemesi. Üstelik rejim, bunu herkese aynı anda sertleşerek değil, baskıyı ve yumuşamayı farklı aktörlere dağıtarak yapıyor. Bir alanı kriminalize ederken başka bir aktörle müzakere yürütebiliyor; bir kesimi “tehdit” ilan ederken başka bir kesimi sisteme entegre etmeye çalışıyor. Böylece toplumun farklı itiraz hatları ortak bir siyasal hatta dönüşemeden parçalanıyor.  

Grev yapılıyor müdahale geliyor, protesto oluyor kriminalize ediliyor, bir toplumsal mesele hemen güvenlik tartışmasına çevriliyor. 

İktidarın bugün hedefi muhalefetin yönetim kapasitesi. Bu baskılar içerisinde muhalefeti reaksiyoner bir hatta çekip, topluma ülkeyi yönetecek kapasitesi olmadığını göstermek.  

Bu yüzden çıkış yolu sadece “daha iyi kampanya” ya da “daha iyi ittifak” meselesi değil. Türkiye’de yeni bir siyasal tahayyüle ihtiyaç var. Ama bu da eski ezberlerle kurulamaz. Çünkü Türkiye değişiyor; dünya değişiyor. Bugünün güvencesizleri, kurye gençleri, diplomalı işsizleri, geleceğini kaybettiğini hisseden orta sınıfları, borçla yaşayan milyonları eski siyasal dillerle ikna etmek kolay değil. Muhalefetin yeniden bir toplumsal zemin kurabilmesi için sınıf meselesini merkeze alan ama bunu eski kalıplarla yapmayan yeni bir hatta ihtiyacı var. İnsanların sadece kimliklerine değil, hayatlarının kırılganlığına, yalnızlığına, geleceksizlik hissine dokunan bir siyaset kurulmadan bu sıkışmışlık aşılmaz. Çünkü iktidar bugün yalnızca baskıyla değil, aynı zamanda bir anlatıyla yönetiyor; sürekli korku, beka, tehdit ve kutuplaşma üreterek toplumun ortak bir gelecek hayal etmesini engelliyor.  

Tüm baskılar muhalif aktörler için seçenekleri zorlaştırıyor, alanı daraltıyor. Bu çerçevede muhalefetin önündeki asıl mesele de burada düğümleniyor: sadece mevcut krizlere tepki veren değil, toplumun farklı kesimlerini ortak bir yaşam ve gelecek fikri etrafında yeniden buluşturabilecek yeni bir tahayyül kurabilmek gerekiyor. Basit, sık tekrarlanan, ama hâlâ gerçekleşemeyen bir durum. 

*** 

AMERİKANCILIKTAN KURTULUNMALI

Siyaset Bilimci Onur Alp Yılmaz: 

Bugün iktidarın üç temel hedefi var: Tamamen otoriterleşmiş bir rejim, cumhuriyete karşı saltanatçı bir yaklaşım ve tüm bunları sağlarken emperyalizmle girilen bir destek arayışı. Diyalektik olarak düşündüğümüzde, muhalefetin de bu üç hedefe karşı üç temel karşıtlık üretmesi şarttır: Otoriterliğe karşı demokrasi, saltanata karşı cumhuriyet ve emperyalizme karşı anti-emperyalizm. Bunun yanında topluma, iktidarın emperyalizmin ipine sarılarak Türkiye’de ne yapmaya çalıştığını anlatmak da son derece önemli. Bu noktada muhalefet, Batı’ya “Biz de ülkeyi fena yönetmeyiz” şeklinde kendini kanıtlamaya çalışmaktansa, iktidarın Batı’yla girdiği kirli ilişkileri topluma anlatmayı tercih eden bir hat kurmalıdır. 

Öte yandan muhalefet kendi içindeki rekabeti bir kenara bırakmalıdır. Türkiye’yi Azerbaycan tipi kalıtsal, babadan oğula geçen bir otoriterliğe sürüklemeye çalışan iktidara karşı asgari müştereklerde buluşan ortak bir mücadele hattı, özellikle bir “Müdafaa-i Hukuk” zemininde bir araya gelinerek örülmelidir. Bu bahsettiğim koşullar aslında yapılacak bütün mücadelelerin bir ön koşuludur. 

Batı kendi “yeşil dönüşümünü” gerçekleştirirken, kendi üretmek istemediği demode sanayiyi Türkiye’ye taşıyor. Nüfus patlaması yaşanmadığı halde elektrik tüketiminde görülen %14’lük artış, bu demode sanayinin Türkiye’ye taşındığının en büyük göstergelerinden biridir. Diğer yandan bu maden sahalarının açılması meselesi var elbette; bu da aslında başta Amerika olmak üzere ihtiyaç duydukları madenlerin Türkiye’de aranacağı anlamına gelir. Bu durum da Türkiye’nin bütün yeşil bölgelerinin, bütün doğal zenginliklerinin ve yer altı kaynaklarının aslında Batı’nın sömürüsüne açılmasıdır. 

Üçüncü boyut ise köprülerin özelleştirilmesi ve lojistiğin ticarileştirilmesidir. Dünyada Trump’ın Orta Doğu’yu ticarileştirme hedefi ve Çin’in Kuşak Yol Projesi’ne karşı Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan IMEC ticaret yolunun inşasını görüyoruz. Aslında iktidar da köprüleri özelleştirerek bu kontrolü tamamıyla onların hizmetine sunacağı bir zemin arayışında. Bu durum, Lenin’in emperyalizm tahlilinde anlattığı tren yolları meselesiyle çok benziyor; iktidar bütün yolları emperyalizmin hizmetine sunan bir yaklaşım sergiliyor. 

Son olarak, Avrupa Birliği ile göçmenler üzerinden girilen pazarlık ve ordu gücünün koz olarak kullanılması ortada. Erdoğan sürekli Türkiye’nin ordu gücünü hatırlatıp Rusya’ya karşı Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye muhtaç olduğunu ifade ediyor.  

Bu bahsettiğim örnekler çok fazla artırılabilir. Tüm bunların topluma aktarılabilmesi için yeter ki muhalefet emperyalizmin ne olduğunu hatırlasın ve zihinlerini esir alan Amerikancılıktan kurtulabilsin. 

*** 

KÜRT MUHALEFETİ DEMOKRASİ GÜÇLERİYLE HAREKET ETMELİ

Dem Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek: 

“11 yıl önce “çözüm sürecini buzdolabına koydum” denilmişti o zamanın Başbakanı Erdoğan tarafından. O hala buzdolabında duruyor biliyoruz. Aslında şu anda bir buçuk yıldır süren çözüm süreci de herhangi bir somut adım atılmadığı için yeniden tıpkı eskisi gibi buzdolabına kaldırılma ihtimali giderek güçleniyor. Dileriz kaldırılmaz ama o yönlü kaygılar çok güçlü. Bunun belli başlı nedenleri var; birincisi Cumhur İttifakı bu çözüm sürecini Kürt meselesini çözmek olarak projelendirmedi. İlk düğme yanlış iliklendi. İsim Kürt meselesi değil, terörle mücadele olarak kondu. Terörsüz Türkiye, hatta terörsüz bölge denildi. Dolayısıyla Kürt meselesi terör parantezine alındı; yani 170 yıllık Kürt meselesi terör parantezine alınmışsa yol alınmaz işte, alınmıyor zaten. Bu nedenle çözüm sürecine ilişkin halkta ciddi kaygılar var, bilinsin bu. 

KÜRT HALKI SÜRECE İKNA DEĞİL

Biz Kürtlerin iki türlü onayı vardır. Ben anlatırım anlatırım, biri ikna olmaz, beni de kırmak istemiyor, “eri eri” der. Yani dilinin ucuyla “evet” der, aslında ikna olmamıştır. Fakat ben anlatırım, eğer biri ikna olmuşsa “hah” der. “Hah” demek; beyin ve yürekten onaydır. Kürt halkı şu anda çözüm sürecine “eri eri” diyor, ikna olmamış. Newroz’a katılan milyonlara da bakmamak gerekir, onlar da ikna olmamışlar, büyük bir heyecanla Newroz’a geldiler ama çözüm sürecine ikna olmuş değiller. Çünkü somut hiçbir adım yok. Kaygı şudur, görülen şudur: Cumhur İttifakı, özellikle AKP, bu çözüm sürecini iki eksende ele alıyor; biri devletin güvenliği, Kürt meselesinin çözümü değil asla, böyle bir şey yok gündemlerinde. Devletin güvenliğini nasıl sağlarız, bekasını nasıl sağlarız; ikincisi seçim. Seçim aracı haline getirmek istiyorlar konuyu. Bu yönde planlama yapıldığına dair ciddi veriler var. Yarın öbür gün seçim gündeme gelirse “bakın Rojava’da, Kürdistan’da istediğimiz gibi oldu, burada da biz istediğimiz sonucu elde ettik” deme hazırlığı yapıyorlar.  

Şimdi öyle bir noktaya gelindi ki bugün Kürt meselesinde silahlar bırakıldı, kalıcı olarak bırakıyoruz dendi PKK tarafında. Bütün Kürt partileri de destekledi bunu; destekliyoruz silahların bırakılmasını. Tabir uygunsa “düz ovada siyaset yapılmasını” destekliyoruz lakin düz ovada siyaset yapma meselesinde de ciddi sorunlar var. Çünkü başından beri silaha da şiddete de karşı olan siyasi aktörler, partiler, gruplar en masumane, en demokratik talepleri dile getiriyorlar: Anayasada Kürt milletinin varlığının kabulü, Kürt dilinin eğitim öğretim dili olması ve statü meselesi. Vay siz misiniz bunları söyleyenler, “siz Kürt milliyetçiliğini tahrik ediyorsunuz, ayrılıkçı Kürt milliyetçiliğini tahrik ediyorsunuz” diye tehdit ediyorlar. E bakın şiddet ve silaha başından beri karşı olan Ahmet Türk’e olmadık hakaret ve tehdit savruldu, sadece Kürdistan dediği için. Annesi olmayan bir çocuk var mı dünyada? Yok. Ülkesi olmayan bir millet de yoktur.  

Cumhur İttifakı bugün muhalefeti etkisizleştirmek için iki ana politika izliyor, ya da üç diyebiliriz. Çünkü muhalefet sadece siyasi muhalefet değil, sokakta işçi muhalefeti de var; işçilerin, emekçilerin, emeklilerin muhalefeti de var. Birincisi DEM Parti’yi oyalama, erteleme siyaseti ile muhalefet etme gücünü sınırlandırmaya çalışıyor. Denir ya “Osmanlı’da oyun bitmez”, Cumhur İttifakı’nda da ya da Cumhuriyet rejiminde de erteleme oyalama bitmiyor Kürt meselesinde. Bunu Cumhur İttifakı da ustalıkla izliyor, erteliyor, oyalıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönük ise hem devlet hem iktidar, yargı ve polis gücünü kullanarak, başka taktiklere başvurarak paralize etmeye çalışıyor, kendi iç sorunlarıyla uğraşır hale getirmek istiyor. Bu çözüm değildir, kesinlikle ve kesinlikle çözüm üretmeyecektir; ne DEM’e ilişkin izlediği politika ne de CHP’ye dönük izlediği politika halk nezdinde kabul görmeyecektir, sonuç üretmeyecektir. Ayrıca işçi muhalefetine, emekli muhalefetine, üreticilerin muhalefetine dönük tam bir polis devleti politikasıyla hareket ediyor. Madencilerin durumunu biz biliyoruz, neler yaşadıklarını; çırılçıplak hak elde ettiler ama şimdi işveren tarafından yeniden sokağa atılma tehdidiyle yüz yüze geldiler. Dolayısıyla işçi-emekçi muhalefetini baskılamak için de iktidar elinden gelen her şeyi yapıyor. Burada da bir çözümsüzlük vardır. Gerek kapitalizmin krizinin, gerek Körfez Savaşı’nın yol açtığı küresel enerji girdileri üzerindeki baskının yükünü işçi emekçilere, mutfağa, yoksula yüklemek kesinlikle ve kesinlikle doğru değildir; buna karşı gelişecek olan muhalefeti polis gücüyle baskılamak da ayrı bir hukuksuzluktur. İşçi-emekçi muhalefeti bu haksız hukuksuzluğu kabul etmeyecektir, bıçak gerçekten kemiğe dayanmıştır.  

Bu nedenle sonuç olarak şunu söyleyeyim: Bugün Kürt muhalefetiyle demokrasi güçlerinin, işçi emekçi muhalefetinin ortak hareket etmesi gerektiğine inanıyorum ben. Cumhur İttifakı’nın Kürt meselesinde oyalama, erteleme politikasından vazgeçip somut adım atması kaçınılmazdır; eğer hakikaten içeride ve bölgede barış istiyorsa. 

Kaynak: BirGün

Latest articles

VIP turda skandal: Boksör turist, tur şoförünü hastanelik etti!

Antalya'nın Serik ilçesinde tur şoförü Mehmet Özkan, VIP transfer hizmeti verdiği Litvanyalı profesyonel boksör Robertas Kotas isimli yolcunun, telefonunu şarja takmadığı gerekçesiyle saldırısına uğradı. 70-80 km hızla giderken direksiyon başında yumruklu saldırıya uğrayan Özkan, konuyu uluslararası insan hakları mahkemelerine taşıyacağını ve saldırganın lisansının iptalini isteyeceğini ifade etti.

İnşaat demiri İETT otobüsünden içeri girdi. Kadın yolcunun ayağına saplandı

Fatih'te yol kenarında bulunan inşaat demirleri, seyir halindeki İETT otobüsün altını delerek içeri girdi. Demirin otobüsün içerisinden çıktığı yerde oturan yolcu, ayağından yaralandı.

İsrail protestolarının damga vurduğu Eurovision'un kazananı belli oldu

İşgalci İsrail'in katılımına tepki gösteren 5 ülkenin boykot ettiği 2026 Eurovision Song Contest 2026 finalinde kazanan Bulgaristan oldu. 3. sırada sahneye çıkan İsrailli şarkıcı Noam Bettan, izleyicilerin açtığı Filistin bayraklarıyla protesto edildi.

Meteoroloji açıkladı: 17 Mayıs 2026 hava durumu raporu… Bugün hava nasıl olacak?

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 17 Mayıs Pazar gününe ilişkin hava durumu raporunu yayımladı. Rapora göre; Adana, Mersin, Kahramanmaraş, Osmaniye, Hatay ve bu akşam saatlerinde Diyarbakır'da sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışın etkili olacağı tahmin ediliyor. Marmara, Batı Karadeniz, İç Anadolu, Kırklareli, İstanbul, Balıkesir ve Kütahya'da kuvvetli yağış bekleniyor. Rüzgarın ise; Marmara, Güney ve İç Ege, Batı Akdeniz ile İç Anadolu’da kuvvetli esmesi bekleniyor.

More like this

VIP turda skandal: Boksör turist, tur şoförünü hastanelik etti!

Antalya'nın Serik ilçesinde tur şoförü Mehmet Özkan, VIP transfer hizmeti verdiği Litvanyalı profesyonel boksör Robertas Kotas isimli yolcunun, telefonunu şarja takmadığı gerekçesiyle saldırısına uğradı. 70-80 km hızla giderken direksiyon başında yumruklu saldırıya uğrayan Özkan, konuyu uluslararası insan hakları mahkemelerine taşıyacağını ve saldırganın lisansının iptalini isteyeceğini ifade etti.

İnşaat demiri İETT otobüsünden içeri girdi. Kadın yolcunun ayağına saplandı

Fatih'te yol kenarında bulunan inşaat demirleri, seyir halindeki İETT otobüsün altını delerek içeri girdi. Demirin otobüsün içerisinden çıktığı yerde oturan yolcu, ayağından yaralandı.

İsrail protestolarının damga vurduğu Eurovision'un kazananı belli oldu

İşgalci İsrail'in katılımına tepki gösteren 5 ülkenin boykot ettiği 2026 Eurovision Song Contest 2026 finalinde kazanan Bulgaristan oldu. 3. sırada sahneye çıkan İsrailli şarkıcı Noam Bettan, izleyicilerin açtığı Filistin bayraklarıyla protesto edildi.