SİSTEMLİ SOYKIRIM
İsrail ve Filistin arasındaki mesele, sadece iki halkın toprak kavgası değil; tarihsel, dini, siyasi ve insani boyutlarıyla dünyanın en karmaşık düğümlerinden biridir. 2026 yılı itibariyle bölgedeki durum, geçmişin derin yaraları ile diplomasinin çıkmazları arasında sıkışmış durumdadır.
Meselenin kökleri 19. yüzyılın sonlarına, Avrupa’da yükselen Siyonizm hareketi ile bölgede uyanan Arap milliyetçiliğinin çatışmasına dayanır.
1917 Balfour Deklarasyonunda; İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasına destek vermesiyle süreç hızlandı. 1967 de İsrail; Batı Şeria, Gazze, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri’ni işgal ederek bugün hâlâ devam eden işgal rejiminin temellerini attı.
İsrail-Filistin meselesinin güncel safhası, birçok uluslararası hukukçu, insan hakları örgütü ve devlet tarafından artık sadece bir çatışma değil, sistemli bir soykırım süreci olarak tanımlanmaktadır. 2023 yılının son çeyreğinde başlayan ve 2026 yılına kadar sarkan askeri operasyonlar, Gazze Şeridi’nde sivil halkın varlığını fiziksel olarak ortadan kaldırmaya yönelik bir stratejiye dönüşmüştür.
İsrail’in yürüttüğü askeri harekatlarda kullanılan mühimmatın tonajı ve hedef gözetmeksizin yapılan bombardımanlar, tarihin en yoğun yıkımlarından birine yol açmıştır. Hayatını kaybedenlerin %70'inden fazlasının kadın ve çocuklardan oluşması, saldırıların askeri hedeflerden ziyade etnik bir grubu yok etme amacı taşıdığına dair en güçlü kanıt olarak sunulmaktadır.

Soykırım sadece doğrudan öldürmekle değil, bir grubun yaşamını sürdürmesini imkansız hale getirmekle de gerçekleşir. Gıda, su ve yakıt girişinin engellenmesi, Gazze’de yapay bir kıtlık yaratmıştır. 2026 itibarıyla binlerce çocuk, bombalardan değil, yetersiz beslenme ve temiz suya erişememekten dolayı hayatını kaybetmiştir. Hastanelerin hedef alınması, tıbbi malzemelerin engellenmesi ve salgın hastalıkların yayılmasına zemin hazırlanması, toplumun biyolojik varlığını tehdit eden unsurlardır.
İsrailli üst düzey siyasetçilerin ve askeri yetkililerin kullandığı; Filistinlileri insansı hayvanlar olarak niteleyen veya Gazze’nin tamamen dümdüz edilmesi gerektiğini savunan ifadeler, uluslararası hukukta soykırım niyetinin açık beyanı olarak kabul edilmektedir.
Üniversitelerin, camilerin, kiliselerin, kütüphanelerin ve tarihi arşivlerin yerle bir edilmesi, sadece fiziksel bir saldırı değil, Filistin halkının kolektif hafızasını ve kimliğini yeryüzünden silme girişimi (kültürel soykırım) olarak değerlendirilmektedir.
Güney Afrika’nın öncülüğünde başlayan ve birçok ülkenin müdahil olduğu hukuki süreçler, İsrail’in 1948 Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine dair ciddi bulgular ortaya koymuştur. Ancak, küresel güçlerin (özellikle ABD’nin) veto yetkisi ve askeri desteği, hukuki kararların sahada uygulanmasını zorlaştırmaktadır.
21. yüzyılın bu trajedisi, dünyanın gözü önünde canlı yayınlarla izlenen bir yok etme operasyonuna dönüşmüştür. Gazze’de yaşananlar, uluslararası sistemin bir daha asla ilkesinin iflas ettiği ve insan hakları evrensel beyannamesinin enkaz altında kaldığı bir dönüm noktasıdır.
Unutulmamalıdır ki!
Adalet, İsrail’in yıktığı hastane duvarlarının altında can çekişirken; Filistin halkı sadece kendi toprakları için değil, tüm dünyanın kaybettiği vicdan ve haysiyet onuru için de bedel ödemektedir.
SİSTEMLİ SOYKIRIM was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






