Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, Mekke’den canlı yayınla Diyanet TV’nin “Bayram Özel” programının konuğu oldu.
Kurban kesme ibadetinin emre itaat ve teslimiyet gibi birçok farklı anlam ifade ettiğini belirten Başkan Arpaguş, “Hz. İbrahim ile Hz. İsmail arasındaki hadiseyi bilmeyen yoktur. Orada hem babanın teslimiyeti hem evladın teslimiyeti son derece önemlidir. O teslimiyet babanın oğula ya da oğlun babaya teslimiyeti değil. İkisinin birden mutlak iradeye, Cenab-ı Hakk’a olan teslimiyetleridir. ‘Evladım, rüyamda bana emredilen, seni kurban etmem’ denildiğinde, ‘Emredildiğin şeyi yap’ diyebilen bir evlatla karşı karşıyayız. Ve Efendimizin (s.a.s) soyu o peygambere kadar dayanır.” ifadelerini kullandı.
“Bizim kurbanlarımız bizleri Allah’a yakınlaştırmakta”
“Kurbanlarınızın ne etleri ne kanları Allah’a ulaşacaktır. O’na ulaşacak olan sadece sizin takvanız.’ ayet-i kerimesini hatırlatan Başkan Arpaguş, “O takvayı kuşanabilmek Cenab-ı Hakk’ın rızasından bir saniye bile ayrılmamayı ifade eder. Bu anlamda takvayı ‘Allah korkusu’ olarak ifade ederiz ama daha geniş düşünmemiz gerekiyor. Çünkü bize şah damarından daha yakın olan Yaratıcı, bizim her şeyimizi bilen, kendi ruhundan varlık veren bir Yaratıcı, korkulası bir Varlık olmasa gerektir. Ancak O’nun rızasının dışında olma, O’nun rızasının dışında kalma endişesi korkusu varsa işte bu takvanın karşılığı olmalı. O’na ulaşacak olan takvamız, emre itaat ve teslimiyet ise işte bu noktada bir anlam kazanır. Bizim kurbanlarımız bizleri Allah’a yakınlaştırmakta.” şeklinde konuştu.

“850-900 bin adet kurban hisse hediye edilmiş”
Dünyanın çok farklı bir noktaya gittiğini belirten Başkan Arpaguş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Dünyamızın çok farklı kıtalarında bizim kurban ibadetimizle belirli oranda bu duyguyu yaşamaya gayretinde olan kardeşlerimiz var. Onun için özellikle kurumumuzun bu hac mevsiminde ve hac zamanında hem hacda kesilen kurbanlarımızın bu ihtiyaç sahibi coğrafyalara ulaştırılmasında hem de ülkemizdeki yapmış olduğumuz vekaletle kurban organizasyonuyla da bütün İslam coğrafyasına biz kurban hediye ediyoruz. Biz derken 85 milyon Türkiye’yi kastediyorum. Gönlü geniş, alicenap milletimiz Allah’a hamdüsenalar olsun. Biraz önce aldığım bilgi 850-900 bin adet kurban hisse hediye edilmiş. Bu yolumuzu gözleyen ‘Ay yıldızlı kutuda bir hediye gelecek bu bayram’ diye gözleri yollarda olan kardeşlerimiz için çok güzel bir şey.”
“Şeytanı taşlarken yaşanan duyguların, hayatın bundan sonraki demlerinde hayat düsturu olması lazım”
Allah’ın bizlere şah damarımızdan daha yakın olduğunu dile getiren Başkan Arpaguş, şu ifadelere yer verdi:
“O Alim, Semih ve Basir her şeyimizi biliyor, görüyor, işitiyor. Hep bizimle, yanımızda, gönlümüzde. Hacılarımıza da hep söylediğimiz bir şey var. ‘Burada bir muhasebe yaparak’ dün Arafat’taki akan gözyaşlarını gördüğümüzde oradaki insanların hata namına yaptığı pişmanlıkları gördüğümüzde o gözyaşlarıyla gönüllerini yeniden yıkayıp tertemiz ettiklerini gördüğümüzde bu sabaha erdiğimizde ve dünyevi olan bir sürü arzu, istek ve nefsani duygulara şeytana taş atarak, onlardan uzaklaşmayı temsil eden bir ibadeti yaptıklarında gördüğümüz şey hakikaten çok önemli. Hakikaten Cenab-ı Hakk’a bir yakınlık ve kurbiyet hissediliyor. Bu duyguları hayatın bundan sonraki dönemine aktarabilmek ve biz irşad programlarımızda hacı olmak ve hacı kalmak diye bir başlığı işleriz hep. Hacı olmak buraya kadardı. Elhamdülillah hacı oldular. Ama burada verilen sözler, Efendimizin (s.a.s) kabri başındaki sözler, gözyaşı, burada Kabe’de, Allah’ın beytinde, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da şeytanı taşlarken yaşanan duyguların, hayatın bundan sonraki demlerinde bir hayat düsturu olması lazım.”
Arafat’ın hatırasının çok büyük olduğunu anlatan Başkan Arpaguş, şunları kaydetti:
“Efendimizin (s.a.s) 125 bin kişiye hitap ettiği bir meydan. Cenab-ı Hakk’ın O’nun (s.a.s) mukabilinde ‘Size dininizi tamamladım’ dediği ve ‘Sizden razı olacağım dini İslam olarak seçtim’ diye ayet gönderdiği bir meydan. Tabii ki oranın duygusal haleti ruhiyesi içerisinde kardeşlerimiz zaten oraya bir coşkuyla geliyor. Cenab-ı Hak dilimize, zihnimize verdiği güç, kudretle onların tercümanı olmaya çalıştık. Hatalarımızı arz ettik Cenab-ı Hakk’a. Af diledik, bağışlanma diledik. Efendimiz’e (s.a.s) olan özlemimizi dile getirdik. Orada zaten her şeyiyle hazır olan bir gruba, bir cemaate biz sadece bizim de haleti ruhiyemiz ve duygularımızla Cenab-ı Hakk’ın huzurunda o bilinçle, o tazarru ve niyazla af ve bağışlanma diledik. Biz bütün o gönüldaşlarımızın, kardeşlerimizin, 85 milyon kardeşimizin, ekran başındaki kardeşlerimizin dilimiz döndüğünce tercümanı olmaya çalıştık. Cenab-ı Hak tesirini halketsin inşallah. O dualarımıza karşılık bulur inşallah.”
“İçimizdeki kini ve nefreti taşlayacağız”
Hac ibadetinde gerçekleştirilen şeytan taşlama merasiminde insanların aslında hayatında yaptığı hataları taşladığını söyleyen Başkan Arpaguş, “Aksaklıklarımızı taşlıyoruz. Nefsimize hakim olamadığımız ve hata ettiğimiz şeylerimizi taşlıyoruz. Eğer bu bilinci yakalarsak biz, kendimizde, o mükerrem varlığa yakışmayan, hangi hasletler ve duygular varsa onlardan kurtulmak istiyoruz bu ibadet sayesinde. Onlarla bir vedalaşma, onlardan ayrılma, onu kendimizden uzak tutma ve taşlama, bir anlamda bunu ifade ediyor. Nefsimizin ivası, oyunları, hileleri. Çünkü nefis hakikaten, insanın kulluğunda ve hayatında onu şaşırtan, onu yanlış yollara götüren bir duygu. Dolayısıyla, nefsimizi taşlayacağız. İçimizdeki kötülükleri taşlayacağız. İçimizdeki kini ve nefreti taşlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Başkan Arpaguş, konuşmasına şöyle devam etti:
“Arafat’ta çadırları dolaşıyordum. Bir çadırda, aynı şehirden, iki kardeş hacının geldiğini ve birbirleriyle dargın olduklarını öğrendim. Bir hanım ve bir beyefendi. ‘Getirin gelsinler’ dedim. Kucaklaştılar, ellerini öptüler, barıştılar. Allah onlardan razı olsun. İşte şeytanı taşlamak bu. Şeytanın aramıza ördüğü duvarları, şeytanın bizim Allah’ın rızasına giden yollara ördüğü engelleri taşlamak aslında. Yoksa üç gün oraya gidip, sütunlar var orada, atıyoruz taşlarımızı, simge bu evet; ama o taşları atarken, içimizdeki kötülükleri kaldırıp attığımızı, insanın özüne, yaratılışına, kamil bir insana yakışmayacak şeyleri söküp çıkarıp attığımızı ve hakikaten bir temizlenme ve arınma ise hac, bu anlamda, o simgenin içini böyle doldurmamız gerekiyor.”
“Beni görmeden bana iman etmiş ümmetlerim” hadis-i şerifini hatırlatan Başkan Arpaguş, “Bizim için çok büyük bir vasıf. Yeter ki ‘o ümmetlerim’ kelimesinin altında kendimize bir köşe, bir bucak, bir yer bulabilelim. O’nun (s.a.s) yolu da çok zor değil. Allah, Kitabında ne buyurduysa onu yapacağız. Efendimiz (s.a.s) hangi yolu göstermişse oradan gideceğiz. Bu kadar basit. Tabi kulluğumuzu Cenab-ı Hakk’a izhar ederken, imanımızın gereği olan amel olarak ne isteniyorsa onları yerine getirmeye çalışacağız. Bu noktada hayatın çeşitli merhalelerinde, eksiğimiz, kusurumuz, ihmalimiz, tembelliğimiz bunlar varsa işte bu ibadetin yaşandığı süreçler, bu topraklardaki yeniden silkinip kendimize gelişimiz, bu anlamda yeni bir merhaleye geçişin, silkinip kendimize gelişimizin ciddi manada bir karşılığı, onu bize temin eden bir duruş olarak ifade edilebilir.” diye konuştu.
Kaynak: Diyanet Haber
