Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Özgür Özel CHP’ye veda ediyor: 'Her son bir başlangıçtır'

Özgür Özel CHP’ye veda ediyor: 'Her son bir başlangıçtır'

CHP Grup Başkanı Özgür Özel, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında konuşuyor.

Özel’in konuşması şöyle:

Değerli yol arkadaşlarım, bizleri ekranları başından izleyen, radyolarından dinleyen; yüreği memleket sevgisi ile maalesef gelecek kaygısıyla dolu, umudunu bu salona, bu salondakilere, bu salondakilerin partisine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine sahip çıkacak olan sizlere yöneltmiş olan değerli vatandaşlarımız; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Salonda çok değerli sendikaların, meslek örgütlerinin temsilcileri var. Derneklerin, vakıfların temsilcileri var. Türkiye’nin dört bir yanından belediye başkanlarımız, meclis üyelerimiz var.

Ve seçildikleri günden beri, seçildiğimiz günün ertesi sabahı ayrılıkları bir tarafa bıraktığımız, kol kola girdiğimiz o günden bugüne yüzünü birlikte millete dönen partinin; partisine ve birbirine hiç sırtını dönmemiş bu partinin, mücadelenin en derinlerinden gelen kıymetli evlatları burada.

74 il başkanım burada. Seçilmiş il başkanlarımız burada. Hoş geldiniz.

Bugün bu kürsüden çok farklı, çok önemli beklentiler var. Ona da hayır konuşacağız. Ancak bir yandan da unutmamamız gerekenler var.

NATO toplantısı yaklaşırken yüzlerce gözaltı yapıldı. Toplantı geldi geçti. “Toplantı geçince bırakın” demek ne haddi bize? Toplantıdan önce yapılan bu önleyici tutuklamanın utancını hafifletmek olur ancak.

29 gündür Özgürlük ve Dayanışma gönüllüsü, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin üyeleri, Halkevleri üyeleri, çeşitli sendikaların üyeleri, hukukçular, çağdaş hukukçular, gazeteciler; yüzün üzerinde arkadaşımız, dostumuz, kardeşimiz içeride haksız yere tutuklu bulunuyor.

Buradan bu haksızlığa ve hukuksuzluğa en şiddetli itirazlarımızı bildiriyor, kendilerine dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

Hepimizin yerine içeride yatanlar var.

Gezi yükümlülerimiz Bakırköy Cezaevi’nde. Sevgili Mine Özer’den ve sevgili Çiğdem Mater’den yıllardır Gezi sağ salim sonuçlansın, kimsenin burnu kanamasın diye mücadele eden dayanışmanın üyeleri; Sayın Tayfun Kahraman, Sayın Kavala Silivri’deler.

Bakırköy Cezaevi’nde hepimiz adına; İstanbul’u korudukları için, Gezi’yi, Taksim’i korudukları için, o süreçte diyalog kanallarını açık tuttukları için ve üçer sefer beraat ettikleri hâlde birilerinin vicdanında mahkûm edildikleri, zihnindeki saplantılara mahkûm edildikleri; “darbe girişimi yapacaklardı” gibi bir iddiaya mahkûm edildikleri için cezaevinde tutuluyorlar.

Sebepleri olmadan Aliağa İzmir Aliağa Şakran Cezaevi’ne sevk edildiler. Yine özelden Çiğdem Mater’in durumunu takip ediyoruz. En kısa zamanda kendilerini ve arkadaşlarını ziyaret edecekler. Hem kendilerine bu büyük haksızlık için hem de ailelerine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Mehmet Murat Çalık; annesinin gözyaşları, aylar süren beklemeleri, sürekli nüks eden sağlık sorunlarıyla İzmir’de tutuldu. Ailesinden uzak, mahkemeler için Silivri’ye getirildi.

Aynı şekilde Kocaeli Kandıra’dan getirilen Fatih Keleş, Necati Özkan, Serdal Taşkın ve Melih Geçek gibi arkadaşlarımız da; mahkeme başkanının “Burada kalacaksınız, bir daha sevk olmayacak, zulüm olmayacak” demesine, sözüne rağmen dün tekrar Buca’ya, Kandıra’ya sevk edildiler.

Çile çekiyorlar, zulüm görüyorlar.

Arkadaşlarımıza yapılan bu haksızlığı; mahkeme başkanının taahhüdüne, vermiş olduğu söze rağmen, kamuoyu önünde, tutanak altında kayıt altına alınmış ifadelerine rağmen yapılan bu haksızlığı bir kez daha not ediyoruz.

Yine yapılan bir operasyon sırasında, mesleğini yaptığı için; ama esas olarak da Cumhuriyet Halk Partisi’nin yürüyüşüne inandığı için, TÜRMOB’un iki dönem genel başkanlığını yapan, her siyasi görüşten mali müşavirin görevlendirilmesini partimizin takdir ettiği ve desteklerini ilettiği, 81 ilde sevgiyle anılan Emre Kartaloğlu; Cumhurbaşkanlığı aday çalışmamıza görev aldığı için hedef alındı.

Ve yine avukat Ece Üner, sadece ve sadece bağış yaptığı, yaptığı bağışlardan sonra daha yüksek katkılar istendiği, verdiği parayı güçlükle geri aldığını ispatladığı hâlde; ekran başkanımızın savunmasına yaptığı katkılar ve mücadelesine verdiği destekten dolayı hedef alınarak tutuklu olarak bulunuyor.

Son grup toplantımızdan sonra tutuklandılar.

Bütün tutuklu arkadaşlarımıza dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Onların masumiyetine inanıyor, kendilerine selamlar ve sevgiler yolluyoruz.

Değerli arkadaşlarım, değerli konuklarımız;

Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım.

Hep beraber tarihi bir kavşaktayız. Bugün buradan tarihi bir konuşma; çok sıra dışı bir konuşma değil, tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan; samimi, açık açık bir konuşma yapmaya geldim.

Tarihi konuşmayı, yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, yol arkadaşlarım;

Kasım 2023’ten bu yana hep beraber yaşadıklarımızın siyasi tarihimizde çok önemli bir yer tuttuğundan, tutacağından; yıllar geçse de hatırlanacağından, unutulmayacağından hiçbirimizin şüphesi yok.

Yıllar geçse de tarih sayfalarının her siyasi başarıyı, her hukuksuz saldırıyı, her acıyı, her sevinci yazacağını; emrihak vaki olduktan sonra bile, bizler bu dünyadan göçtüğümüzde bu günlerdeki tutumlarımızın, bazı tutumların, bazı kumpasların ve bazı onurlu duruşların evlatlarımıza, torunlarımıza miras kalacağını hepimiz görüyoruz.

Zaten bugün bu salonun atmosferinden de, uğradığımız o büyük haksızlıklardan sonra darılıp çıktığımız sokakta karşılaştığımız herkesle kurduğumuz diyaloglardan da; tüm il başkanlarımızın, tüm ilçe başkanlarımızın illerinden, ilçelerinden, beldelerinden, üyelerin mahallelerinden, ailelerin akşam sohbetlerinden gelen her şey; bu memlekette bir şeyler olduğunu, bir şeylerin değiştiğini, bir şeylerin yeniden kurulduğunu ve bu milletin kendi önüne yeni bir rota koyduğunu gösteriyor.

Bunun farkında olarak bugün buradayız. Hep birlikte göz göze, gönül gönüleyiz.

Size söz veriyorum: Her şey bittiğinde asla unutkan olmayacağız. Her şey bitecek ama hep birlikte hatırlayacağız.

Bugüne kadarki tutumlarımızdan, bugüne kadarki duruşlarımızdan, bugüne kadarki yaptıklarımızdan; birileri gelir geçer, unutulur, biter diye kimse düşünmesin.

“Acaba bunun da üstünden yıllar geçer, bu işler unutulur; yapanın yaptığı yanına kâr kalır, birtakım kişilerin, birtakım yapıların bugünlerdeki sorumluluklarının üstünden rüzgâr alır, sel alır” diye kimse düşünmesin.

Söz veriyorum; zalimi zalim, mazlumu mazlum olarak; tembeli tembel, emek vereni çalışkan olarak; silinip kaçanı korkak, sorumluluk alanı birer kahraman olarak; dost olanı dost, olmayanı ise bugünlerdeki tutumunu unutmadan biz de anacağız, millet de anacak.

Tarih kaydediyor. Tarih, herkesi bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak.

Türkiye’de yıllardır kurulmuş, kurgulanmış ve yapılan bir düzen var. Değişmeyen aktörleri millete dayatan bir düzen var.

Bu düzene karşı ilk farkındalıklarımızın, ilk itirazlarımızın birkaç farklı tarihi olabilir. Ama bu salonda olanlar; bu itirazı büyütenler, bu düzenin çarkına çomak sokanlar; 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçim yenilgilerini hazmedemeyen, kabul edemeyen; Cumhuriyet’in 100. yılında Cumhuriyetle meselesi olanların bu Cumhuriyeti yönetmeye devam etmesine mani olamamanın bir mazeretini kendine kabul ettiremeyenlerdir.

O günlerden sonra, 14 ve 28 Mayıs yenilgilerinden sonra, bu AK Parti’nin kara düzeninin bir dönem daha devam edeceği görüldüğünde; müesses nizamın kurgusuna karşı milli egemenliği hâkim kılmak, eski nesil siyasete hasretle karşı yeni nesil siyaseti kurmak için yola kendiliğimizden hemen orada çıkmadık.

Orada il başkanı ise il başkanı, milletvekili ise milletvekili, genel başkan yardımcısı ise genel başkan yardımcısı olarak görevine devam eden; ama bir duyguya sahip olanlar, bu milletin duygusal kopuşunu görenler…

Başı önde yürüyen gençleri görenler, öğretmenevine çıkmaktan vazgeçen öğretmenleri görenler, akşam ağızların bıçak açmadığını; hatta beş yıldır kanalı değişmemiş kumandanın açılış düğmesine basılmadığını görenler…

Bu milletin karşısına çıkıp bir öz eleştiri yapmanın, milletin karşısına çıkıp yeni bir yola çıkmanın; kaybetmeye alışmamanın, hiçbir şey olmamış gibi yapmamanın bir gereklilik olduğuna inananlar…

Bunu en başta kendine, annesine, evladına, eşine, sevdiklerine ve yol arkadaşlarına karşı yapmamanın izahı olmayacağını bilenler…

Bunları hiç görmeyenler, duymayanlar; “Aslında bir tepki yok, üç beş güne geçer” diyenler…

Ya da televizyona çıktığında, “Bir daha Cumhurbaşkanı adayı olmayacağım, bir daha genel başkan adayı olmayacağım; demokratik bir yarışın önünü açacağım, partide bir yenilenmenin, bir değişimin; Türkiye’nin önüne yeni bir muhalefet vizyonunu koymanın güvencesi ben olacağım” demek yerine;

“Ben aday olmadım, hiç olmadım; gösterirlerse olurum, o gün gelince düşünürüm” diyenler…

“Ben gemiyi güvenli limana götürüp bırakacağım. Onun için bir yerel seçimi geçireceğim, sonrasına bakacağım. Ama sonrasında da arkadaşlar ne derse o tarafa bakacağım” diyenlere karşı…

Bu millet bir yerel seçime daha bizimle gitmeyecek.

Bu millet, eğer böyle davranırsak, bir daha bize yüzünü dönmeyecek. Tarihin en düşük katılım oranı olacak.

Anketi görmüyor musunuz? Parti yüzde 13 verdi, 14’lerde gerilemeye devam ediyor. Büyük bir felaket gelecek. Yerel seçimlerdeki felaketten sonra bu milletin sandığa da umudu kalmayacak.

“Biz bu noktada bir şeyler yapmalıyız” diyenler; işte o gün iki ayrı yola girdiler. O gün yol ayrıldı.

O gün yol ayrılırken, duygusal sebeplerle, örgütsel sebeplerle, idrak zamanından veya henüz meselenin farkında olma noktasında başka bir yerde durup da; o günkü tavrın, öz eleştirinin, inisiyatif alınmasının, değişim iradesinin doğru olduğunu görüp doğru yere milletle, örgütle birlikte gelen herkesi de; o gün ilk yola çıkıldığında, ilk adım atıldığında birlikte olduklarımız kadar kıymetli gördüm, kıymetli görmeye devam ediyorum.

Tarihin doğru yerinde durmayı; buna ilk karar veren olmak değil, gerekirse ilk baştaki hatadan dönmenin de bu kadar büyük bir erdem olduğunu görüyorum.

Önemli olan samimiyettir. Önemli olan doğru yerde durmaktır.

Önemli olan bencillik yerine, kendin için bir şey istemek yerine; gerekirse kendini feda etmek, memleketin ve partinin önünü açmaktır.

O günü hatırlayalım. O günü hatırlayalım.

O gün dördüncü kadını asansörle çıkarken, üçüncü katta oturan 16 yaşındaki kız öğrenci dönüp komşusuna söyledikleriyle; sabahın altısında yolcu ederken eşi, kendi hakkının helalliğini ortaya koyarak; torunu dedesine, evladı babasına bir şeyler söyleyerek bu değişimi gerçekleştirecek demiş.

Salona girdik. Salonda üç kişinin başlattığı ama 10 binlerin saatlerce sürdürdüğü bir slogan hâkim oldu.

Salona hepiniz şahitsiniz. Delege sokağın sözünü dinledi ve o gün o sandıklar açıldığında, o delege sokağın sesini dinlediği için seçilenlerin hiçbiri bu partiye uzaydan gelmedi.

Hiçbirimiz bu partinin dışından gelmiş birileri değil, aksine öz ve öz evlatlarıydık. Yarıştık, kazandık.

Tarihte ilk kez mevcut genel başkanı bir yarışmalı seçimle değiştirdik.

İşte biz, değişmeyen aktörleri millete dayatan düzenin tekerlerine ilk çomağı orada birlikte soktuk.

Ama bu düzenle ilgili diyeceklerim şudur:

Seçim ilerlerken, seçim yaklaşırken hep sordular bize. Hep sordular size: “Devletten konuşan var mı? Öyle bir yerlerden, derin yerlerden mesajlar geldi mi? Bir mutabakata vardınız mı? Bir taahhütte bulundunuz mu? Uzlaştırıldınız mı?”

Ben hep “Yok” dedim.

“O zaman olmaz” dediler. “Size ne parti ne de bu düzeni vermezler” dediler. “Buralarda bu işler böyle dönmez. Pazarlık yapacaksın, taahhütte bulunacaksın, zararsız sistemin içinde olduğunu kanıtlayacaksın; ancak ondan sonra gelip genel başkanlık oynayacaksın” dediler.

Bunu o gün de yapmadık.

Zaten seçim sonuçları belli olduğunda, beyefendinin kendine bakarak “Allah Allah, hiç tahmin etmedik. Bilseydik müdahale ederdik” demesi de bundandır.

O günden sonra başımıza ne geldiyse, hâlen daha bizimle ne mücadele veriliyorsa, yapılanların hepsi de bundandır.

Dedim ya; tarihe not düşecek öyle tarihi bir konuşma değil. Açık açık konuşulacak, açıkça söylenecek, tarihe bırakılacak; günü geldiğinde dönüp hatırlanacak ve bu milletin karşısına artık sıkılmadan çıkılacak bir konuşma yapmaya geldim.

O gün partide genel başkan değişti, yöneticiler değişti. Ama esas o gün partide ve ülkede bir yönetim anlayışı değişti.

O gün “Tıpış tıpış oy verecekler, benim dediğimi yapacaklar; CHP’liler zaten başka ne tarafa gidecekler?” diyen anlayış yerine;

“Ben söyleyeceğim, onlar dinleyecek” yerine; onları dinleyen, sokağı dinleyen, il başkanını dinleyen, ilçe başkanını dinleyen; “Onlar ne derse o olur, onlardan gelen sesi duyarsak doğrusu budur” diyen bir anlayış partide yönetime geldi.

“Örgütleri kapatsan bu partinin oyu 5 puan artar” diyen anlayış yerine; örgüt bir şehre, ilçeye, beldeye gittiğinde örgütün kapısını açmadan sokağa ayak basmayan bir anlayış partide iktidara geldi.

Yedi yıllık ilçe başkanıyla üç kez tanışıp memnun olan anlayış yerine; partinin on farklı ilinde çayı demleyen emekçinin adını bilen, torununun adını bilenler iktidara geldi.

Ve o günden sonra şahitsiniz ki; aksini söyleyenler her mecrada yüzleşmeye hazırım:

“Bize ötekileştirdiler, gittiler” diyenlerin aksine, tersini gördüm. Her şeyi gördüm.

Değişimcinin cenazesine gelmeyip düğününü şereflendirmeyenleri; aksine tutumlu olanlara gidenleri de gördük hep birlikte.

Bu örgütü kucaklayıp bir kişiyi kenarda, ötede bırakmayan; defalarca “Arkadaşlar, bir salon varsa, bu salonda bir sorun varsa, bu salonda haklılardan ve tüm haksızlar adına genel başkanınız olarak ben özür diliyorum. Bundan sonra yeni bir sayfa açalım, iktidar edelim, düşmeyin birbirinizle” diyen anlayış işte budur.

İşte o yüzden, işte bu yüzden, tam da bu yüzden bu partiyi bölemezler.

Partinin adı değişir, partinin logosu değişir, gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir; ama bizi bu birliktelikten bölemezler.

Hele öyle söyledim ya; karpuz gibi yarıdan ikiye bölünmüş değiliz. Biz bir bütünüz. Bu bütünü asla bozamazlar.

Çünkü bu bütün, 103 yıllık bir gelenekle; birbirinden ayrı durmayan, birbirinden vazgeçmeyen bir bütündür.

Ve değerli arkadaşlarım, hepiniz şahitsiniz ki kurultayınızın ardından ilk yerel seçimler için önümüzde sadece dört ay vardı.

Sadece dört ay zaman vardı. Yol uzundu.

Ve esas mesele; partideki değişimin Türkiye’yi değiştirip değiştirmeyeceği, burada yapılan işin millet tarafından bir öz eleştiri olarak görülüp görülmeyeceği, milletin yeni bir kredi verip vermeyeceği orada belli olacaktı.

İşte o dört ayda hepiniz şahitsiniz ki oradan buradan birçok iftira, “odur budur” denilen birçok saldırı geldi.

Ama o dört ayda kadınlara önem verildi, gençlere önem verildi, ölçme ve değerlendirmeye önem verildi.

En yakınımızda duran, başka adayı desteklemesine rağmen ankette çıkmayan; o listeye “olmaz” denilmeyen, en yakınımızda duran biri bir şey istediğinde eğer rasyonel bir gerekçesi yoksa; hatta her şey eşitse değişim görüntüsünü, umudunu kimin vereceğine bakarak adaylara yöneldik.

İzmir gibi bir yerde; Cumhuriyet tarihinde bütün partiler altın kadın belediye başkanı seçtirmişken, dokuz aday gösterip sekizini seçtirmek; 14 genç aday gösterip 13’ünü seçtirmek…

31’de 29, İzmir gibi bir yerde; hem de seçimden sonra “İzmir’i kaybedeceksiniz” denilen yerde böyle bir mucize gerçekleştirildi.

Eldekiler kazanıldı. Türkiye’nin yüzde 65’i kazanıldı.

Ufak tefek hataların bedelleri Kırıkkale’de, Kırklareli’nde ödendi; Hatay’da ödendi.

Ama doğru yapılan, samimiyetle arkasında durulan ve tek tek göstergenin başarı olduğu o gün salonda genel başkan adaylığı sırasında sadece kendi adıma değil, bunu söylemiştim:

“Artık bize kimse bir kez daha yenilgiyle tanıştıramayacak.”

Nasıl Bülent Ecevit, girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden birinci parti çıktıysa; girdiğimiz herhangi bir seçimden birinci parti çıkamazsak ertesi gün kurultayı toplayacağım ve bir daha aday olmayacağım dedim.

“Dur” dediler. “Yeni seçildin, dört ayda nereye gidiyorsun?” dediler.

Birileri “1 Nisan’cılar, başarısızlık olsun da gitsin” diye bakarken; sevenler “Bu kadar erken bedava mı olur? Ya birinci parti olamazsın” dediler.

Ama ben siyasetin kararlılık işi olduğunu, siyasetin ekip işi olduğunu; hepimizin artık bu partinin muhalefette kalmaya, yenilgiye doyduğunu ve hedefinin doğru olduğunu biliyorduk.

Biz bunu söyledik.

Ayrıntılar geliyor…

Kaynak: Haber Merkezi

To read the full story from the source: Elips Haber

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement