Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Ormanlarımız yanıyor, ne yazık ki daha da yanacak

Gündem

Ülkenin her yerinden orman yangını haberleri geliyor. Sadece ormanlar değil, tarım alanları, köy ve kent yerleşimleri, hastaneler gibi kamu binaları da tehdit altında. Alevler bu şekilde göklere yükselince hepimizi bir korku sardı. Bu korku, son yıllarda bu zamanlarda yaşanan bir rutine döndü ne yazık ki. Temmuzun ikinci yarısı ve ağustos ayında orman yangınlarının sayısı ve yaktığı alan miktarı diğer aylara göre daha fazla olur, fakat son yıllarda orman yangınlarının neden bu kadar korkutucu bir hâl aldığını sorgulamadan bir yere varamayız.

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Ülkemizde son 6 yıldır normalin 7 katı ormanımız yandı. Bu konuda gerçek uzmanların uyarılarına kulak veren olmadı. İktidar ve Orman Genel Müdürlüğü (OGM) kendi sorumluluğunu kabul etmeyip tartışmaları başka yönlere çekmeye çalıştı. Muhalefet, bilgisizce sudan sebepler üzerinden iktidarı suçlamaya çalıştı. Medya, konuyla yakından veya uzaktan ilişkisi olmayan kişileri uzman diye konuşturdu. Halk da sadece ormanları değil, içini de yakan bu durum hakkında gerçekten bilgilenmek yerine kendisine verilen bu yanlış ve eksik bilgilerle yetindi. Bu kısır döngüyü kıramadığımız için bu yıl da aynı rutini yaşamak zorunda kaldık.

Yangın mevsimi öncesi (mayıs ayında) bu konudaki uyarılarımı dile getirmek için bu köşede peş peşe dört yazı yazmış olduğum için yazdıklarımı burada tekrar etmeyeceğim. Fakat o yazılarda 2010-2019 yılları arasında yılda 7 bin hektar ormanımız yanarken 2020-2025 yılları arasında yılda 49 bin hektar, yani 7 kat ormanımızın yanmasının olağanüstü bir durum olduğunu bir kez daha hatırlattım. Bu durumun nedenlerini ayrıntılı olarak anlattığım bu yazılarda iktidarıyla, muhalefetiyle, akademisiyle, medyasıyla ve halkla ortak bir çözüm bulmamız gerektiğini özellikle vurguladım. O yazıları okumaya vakti olmayanlar için hatırlatmak gerekirse yanan alanların artmasının temel nedenleri olarak yangınla mücadele bütçesinin 2018 ekonomik krizinden sonra %96 oranında azaltılmış olmasını; ormanlarda madencilik, enerji, turizm vb. amaçlarla yapılan tahsislerin ormanlardaki insan-orman etkileşimini yoğunlaştırmasıyla yangın riskinin arttığını ve OGM üst yönetimindeki liyakatsiz ve yetersiz kadrolaşmayı ayrıntılarıyla anlattım.

Bugünkü yazıda bu seneki yangınların önceki yıllardan farklılaştığı noktalar hakkındaki düşüncelerimi paylaşacağım. Haziran ayında ve temmuz ayının sonuna kadar büyük yangınlarla karşılaşmadık. Çünkü ilkbahar çok yağmurlu geçtiği için otlar ve çalılar uzun süre yeşil kalmıştı. Bu dönemde yangın çıksa bile ekiplerin müdahalesi sayesinde fazla büyümeden söndürüldü. Fakat bu durum avantaj gibi görünse de bundan sonrası için dezavantaja dönüştü. Çünkü sene boyunca yağışların bol olması sayesinde bitki örtüsü her zamankinden fazla arttı. Fakat temmuz ayındaki aşırı sıcaklıklar nedeniyle kuruyan ot ve çalılar, uzmanların yakıt yükü dediği miktarı artırdı. Bu da yangınların büyümesinin en büyük nedeni oldu. İklim uzmanlarından Prof. Dr. Murat Türkeş de “Yağışların Türkiye ortalamasından yüzde 28 fazla gerçekleştiğini, bunun ot ve çalı üretkenliğini artırarak yaz ayları için yakıt yükünü yükselttiğini” belirten bir raporu kamuoyuyla paylaşarak temmuz ayı sonundan itibaren orman yangınları konusunda daha dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarmıştı.

Bu konuya farklı bir açıdan baktığımızda kuruduğu için tehlike oluşturan bu aşırı miktardaki ot ve çalıların orman yangınlarıyla mücadele bütçesinin kısıtlanmasıyla bağını da kurabiliriz. Geçen yıl Orman Genel Müdürlüğü ormanlardaki sıklık bakımları için bütçe ayırmamış, aynı şekilde orman yangın emniyet yol ve şeritlerinin yapımını da ellerinde yeterli araç gereci bulunmayan orman işletme müdürlüklerinin uhdesine bırakmıştı. Bu uygulamanın 81 bin hektar ormanımızın yanmasında büyük etkisi olmuştu. Çünkü sıklık bakımı yapılmış olsaydı belli miktarda yakıt yükü sahadan uzaklaştırılmış olacak, yangın emniyet yol ve şeritleri de bu yakıt yükü arasındaki bağı koparmış olacağı gibi yangın sahalarına erişimi hızlandıracaktı. Ne yazık ki bu genelge bu yıl da geçerli ve ormanlardaki yakıt yükü azaltılamadığı gibi bu yük hava koşulları nedeniyle normalin de üzerine çıktı. Bu yük bir cephane gibi sıcak hava, kurutucu rüzgâr ve düşük bağıl nemle ufak bir kıvılcım eşliğinde buluşmayı bekliyor. Bu şartlarda “yangın tehlikesi yok, bütün önlemleri aldık” demenin de bir anlamı kalmadı. Ne yazık ki başlıkta yazdığı gibi daha da yanacağız fakat yanan orman alanlarımızın en düşük seviyede kalmasını dilemekten başka bir çaremiz yok.

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement