Ormanlar pırasa tarlası mı?
İktidar hep diktiği “ağaçlardan (!) (aslında fidan)” bahsediyor. Peki kestiği ağaçlardan bahsettiğini hiç duydunuz mu? Madencilik, enerji, turizm vb. tahsislerle kesilen ağaçlar ve yok edilen orman ekosistemlerinden daha önce birkaç kez bahsetmiştim. Bu yazıda odun üretimi için kesilen ağaçların hikâyesi var.
Orman Genel Müdürlüğü (OGM)’nün resmi verilerine göre; 2005’te Türkiye ormanlarından 13,9 milyon metreküp odun üretimi yapılmışken, 2018’de 22,7 milyon metreküp, 2021’de de 31,9 milyon metreküp üretim yapıldı. Milli parklarda bile odun üretim planları yapıldı. Hatta 16 yıl içinde odun üretimi 2,3 katına çıkarıldığı halde o dönemin bakanı ve OGM yöneticileri bu miktarı 50 milyon metreküpe çıkarmaktan bahsetmeye başladı. O zaman Türkiye Ormancılar Derneği öncülüğünde çeşitli toplantılar düzenleyip, kitap ve makaleler yazarak konuyu gündeme getirmiş, hem 2021’de gerçekleşen odun üretiminin hem de hedeflenen üretim miktarının orman ekosistemlerini pırasa tarlası gibi keserek yok etmek anlamına geleceğini açıklamıştık. Bu gayretimiz işe yaradı mı bilmiyorum fakat 2023 yılında bu miktar 26,5 milyon metreküpe düşürülmüş ve 50 milyon metreküp hedefleri artık dile getirilmez olmuştu.
OGM istatistiklerinde 2025 yılında tekrar 28,9 milyon metreküp odun üretildiğini görünce iktidarın ormanı yok etme sevdasını hala sürdürdüğü korkusuna kapıldım. Neden korktuğumu şöyle açıklayayım. Yıllık cari artım; orman servetinin yıl sonundaki cari artım miktarıdır. Ormanın devamlılığını sağlamak için odun üretim miktarının yıllık cari artımı geçmemesi hatta yarısından fazla olmaması arzu edilir. Oysa 2013’te %38 olan bu oran 2021’de %68’e çıkmıştı. Sonraki yıllarda odun üretimi biraz da olsa azaltıldığı halde oran %50’nin üzerinde devam ediyor. Oysa odun üretiminin yıllık cari artıma oranının artması ormanlarda göğüs yüzeyinin giderek azalmasına, artımın oransal olarak azalmasına ve üretim ormanlarının üretme gücünün düşmesine yol açmakta.
İktidarın ormanlardaki odun artımını riske atacak kadar ileri gittiği bu sevdanın nedeni; ahşap ve odun esaslı levha sektörleri. Bu sektörler yurt dışından ucuz hammadde ithal edebildikleri için 2010’lu yıllarda kapasitelerini hızla arttırmıştı. Fakat Başkanlık sistemine geçiş sonrası 2018 yılında başlayan ekonomik krizle Türk lirasının değerini hızla yitirmeye başlamasıyla birlikte yurt dışından gelen hammaddenin maliyeti artınca, sektör temsilcileri iktidarı ikna ederek ucuz hammaddeyi ülke ormanlarından temin etmeye başladılar. Ucuz hammadde için üretimin artırılması gerekiyordu. Bu nedenle ülkedeki odun üretimi 2018 ile 2021 yılları arasındaki kısa sürede %40 oranında arttırıldı ve bu oranı kısa sürede %120’ye ulaştıracak hedefler kondu.
Bu süreçte bu sektörlere rakip bir sektör daha oluştu. Odun ve tarımsal atıkları yakarak enerji üreten biyokütle tesisleri ormanlar için yeni bir tehdit kaynağı olarak ortaya çıktı. Her ne kadar biyokütle enerji tesislerinde endüstriyel ürün veren ağaçların hammadde olarak kullanılması 2020 yılında yapılan değişiklikle yasaklanmışsa da 2021 yılında Mersin’deki Ardıç ağaçlarının kesilerek biyokütle santrallerine gönderilmesi ormansızlaşmaya yeni bir kapı açan bir girişim olarak öne çıktı. Çünkü yukarıda sayılan sektörler tomruk dahil kök, gövde, dal olduğu fark etmeden ağacın her türlü parçasına oldukları gibi ülkenin bütün ormanlarına da taliptiler.
Odun üretimindeki rekor artışın orman yangınlarıyla da önemli ilişkisi var. Önceleri yangın riski doğurduğu için Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde yaz aylarında odun üretimi yapılmazdı. Fakat bu şirketlerin ihtiyacını karşılamak için odun üretim hedefi artırılınca, hedefi tutturmak için yangın riskini umursamadan yaz aylarında da bu bölgelerde odun üretimi yapılmaya başlandı. Bu değişikliğin orman alanlarının 2020-2025 arasında, önceki dönemlere göre 7 kat fazla yanmasındaki rolü unutulmamalı.
Diğer yandan 2020’den sonra aşırı miktarda yanan orman alanlarımıza bizler hep birlikte üzülürken, bu durumu fırsata çevirenler de oldu. Ağacın her türlü parçasına talip olan sektörler bu sayede hammaddelerini çok daha ucuza temin etmeye başladılar. Çünkü yangın sonrası ayakta kalan ağaçların hızla kesilip ormandan çıkarılmasıyla odun fiyatı hızla düştü. Örneğin 2021’de 140 bin hektar ormanımızın yanmasından sonra olağanüstü hasat veya kurtarma kesimi adı altında on binlerce ağaç şirketler tarafından kesilerek ormandan çıkarıldı. O dönem metreküpü 1000 TL olan kızılçam odununun bu şirketlere sadece 50 TL’den satıldığına meslektaşlarımız şahit.
Sonsöz olarak; OGM’nin görevi tek tek ağaçları ve orman ekosistemlerini korumak mı yoksa sermaye ve politikacıların isteklerini yerine getirmek için ağaçları pırasa gibi doğramak mı diye sormak zorundayız.
To read the full story from the source: BirGün






