Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu; Boğaz’da bir fikirden dünya sahnesine

Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu; Boğaz’da bir fikirden dünya sahnesine

Bazı yarışlar yalnızca bir parkurdan, üç disiplinin art arda tamamlanmasından ve bir finiş çizgisinden ibaret değildir. Bazı yarışlar, bir şehrin hayalini gerçeğe dönüştürür. Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu da benim için tam olarak böyle bir yarış.

İstanbul’da yaşayan, triatlonla ilgilenen veya Türkiye’de büyük bir dayanıklılık yarışı hayal eden herkesin aklına bir noktada aynı fikir gelir: “Boğaz’da yüzülen, Avrupa’dan Asya’ya geçilen bir triatlon yapılsa nasıl olur?”

Bu fikir aslında İstanbul’un kendisi kadar doğal. Çünkü İstanbul yalnızca iki kıtayı birbirine bağlayan bir şehir değil; aynı zamanda spor açısından da dünyanın en güçlü sahnelerinden biri. Bir yarışın yüzme etabında Boğaz’ın kullanılması, bisiklet parkurunun bir köprü üzerinden kıtaları geçmesi ve koşunun İstanbul’un eşsiz manzaraları arasında tamamlanması, triatlonu sıradan bir yarış olmaktan çıkarıp şehrin hikâyesinin bir parçası hâline getiriyor.

Bu yıl 15-16 Ağustos tarihlerinde Beykoz’da düzenlenecek Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu için geri sayım sürüyor. Organizasyon, yaklaşık 1000 yerli ve yabancı triatleti ağırlamaya hazırlanıyor.

Fakat bu yarışın benim için anlamı, resmi takvimde yazan tarihten veya parkur bilgilerinden çok daha büyük.

Herkesin hayal ettiği yarış

Türkiye’de bir triatlon yarışı yapmak isteyen, hatta bir gün İstanbul’da bir IRONMAN organizasyonu düzenlemeyi hayal eden herkesin masaya koyduğu ilk fikirlerden biri hep aynıydı: Boğaz’da yüzmek.

Yaklaşık on yıl önce Red Bull ile bir iş birliği görüşmesi yaptığımızda da benzer bir beklentiyle karşılaşmıştık. Red Bull, her zaman standartların dışında, izleyene ve sporcuya “Bunu nasıl yaptılar?” dedirtecek organizasyonlar arayan bir marka oldu.

Daha önce kürekçilerin belirli bir mesafeyi kürek çekip daha sonra teknelerini omuzlarına alarak koştukları, ardından tekrar suya girip yarışa devam ettikleri sıra dışı bir organizasyon yapmışlardı. Triatlon için de buna benzer, klasik bir yarıştan farklı bir fikir istiyorlardı.

Biz de o günlerde Boğaz’da karşıdan karşıya yüzme fikrinden, bir geçiş alanının Avrupa yakasında, diğerinin ise Anadolu yakasında kurulmasına kadar birçok farklı senaryo üzerinde konuşmuştuk. Çünkü İstanbul’da triatlonun en büyük hikayesi zaten kendiliğinden ortadaydı:

Avrupa’dan Asya’ya geçmek.

2019’da Bebek’te başlayan hikaye

Bugün geriye dönüp baktığımda, bu yarışın gerçek hikâyesinin 2019’un son aylarında başladığını söyleyebilirim.

COVID-19 pandemisinin henüz hayatımıza girmediği, dünyanın normal akışı içinde devam ettiği Aralık 2019’da Tankut Bey’e şöyle söyledim: “Sizi Türkiye Triatlon Federasyonu Başkanı Bayram Yalçınkaya ile mutlaka tanıştırmalı ve aynı masaya oturtmalıyım. Eminim buradan çok güzel bir iş birliği çıkacak.” Çünkü P&G, Olimpiyat Oyunları’nın ana sponsorlarından biri olmasının yanı sıra Türkiye’de olimpik branşlara gerçekten büyük destek veren bir kurumdu. Bu nedenle P&G Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Yönetim Kurulu Başkanı Tankut Turnaoğlu ile Türkiye Triatlon Federasyonu Başkanı Bayram Yalçınkaya’yı bir araya getirmenin, triatlon adına önemli bir fırsat yaratabileceğine inanıyordum.

Bebek’teki Caffe Nero’da gerçekleşen bu buluşmada birkaç yöneticiyle tanışma, fikir alışverişi ve geleceğe yönelik olası iş birlikleri üzerine konuştuk. Masadaki ana fikir, P&G’nin markalarından birinin Türkiye Triatlon Federasyonu ile birlikte bir proje yürütmesi ve bu iş birliğinin yalnızca sponsorlukla sınırlı kalmayıp bir triatlon organizasyonuna dönüşmesiydi.

Görüşmeler ilerledikçe Oral-B markası etrafında bir yarış fikri şekillenmeye başladı. “Oral-B Triatlonu” adı, yarışın Boğaz’da yapılması, sporcuların Avrupa ve Asya arasında geçiş yapması ve organizasyonun yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da farklı bir konuma sahip olması gibi fikirler o masada konuşuldu.

Bunun yanında, Oral-B’nin sporcuya ve performansa gönderme yapan “gücüne güç kat” fikri de projenin ruhunu besleyen unsurlardan biri oldu.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, fikrin o gün ilk olarak kimin ağzından çıktığının çok da önemi yok. Benim mi, Bayram Başkan’ın mı, Tankut Turnaoğlu’nun mu söylediği artık kritik değil. Önemli olan, o masadan böyle bir kararın çıkmış olmasıydı.

Çünkü fikirler tek bir kişiye ait olabilir, ama büyük organizasyonlar hiçbir zaman tek bir kişinin çabasıyla hayata geçmez. Bir fikrin yaşayabilmesi için doğru insanların aynı masada buluşması, doğru kurumların inisiyatif alması ve uzun bir hazırlık sürecinin göze alınması gerekir.

Fikirden gerçek bir yarışa

Pandemi nedeniyle süreç bir süre yavaşladı. Ancak 2020 yılının yaz aylarında ilk iş birliği duyuruldu ve yıllardır hayal edilen fikir yavaş yavaş gerçek bir organizasyona dönüşmeye başladı.

Yarış, uluslararası Oral-B Boğaziçi Triatlonu adıyla başladı; daha sonra Oral-B Challenge İstanbul adıyla devam etti. 2025 yılında İstanbul, Asya ve Avrupa kıta şampiyonalarının aynı organizasyon çatısı altında düzenlendiği ve yaş grubu sporcuları için ilk ortak Asya–Avrupa şampiyonasına ev sahipliği yaptı. Yarışın sprint ve standart mesafeleri Boğaz’da yüzme ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü üzerinden kıta geçişiyle gerçekleştirildi.  Yaş grubu sporcuları için de düzenlenen organizasyon, yüzme etabında Boğaz’ı, bisiklet etabında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü ve koşu etabında İstanbul’un tarihi dokusunu bir araya getirdi.

2026 yılında organizasyon yeniden Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu adıyla devam ediyor.

Bir sporcu için neden bu kadar özel?

Yarışın standart mesafesi 2,3 kilometre yüzme (normalde 1500 m olması gerekirken boğaz akıntısından kaynaklı), 40 kilometre bisiklet ve 10 kilometre koşudan oluşuyor. Sporcular Kanlıca’dan başlayarak Boğaz’da yüzüyor, Küçüksu’da sudan çıkıyor, bisikletle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü üzerinden kıtalar arasında ilerliyor ve koşu etabını Küçüksu-Çubuklu hattında tamamlıyor.

Ancak bu mesafelerin kendisinden daha etkileyici olan şey, yarışın gerçekleşebilmesi için gereken operasyonel süreç.

Normal bir günde deniz trafiğinin devam ettiği Boğaz’da yüzmek mümkün değil. Yarış sırasında deniz trafiğinin düzenlenmesi, güvenlik teknelerinin konumlandırılması, sporcuların yönlendirilmesi, geçiş alanlarının kurulması ve bunların tümünün İstanbul’un günlük hayatını mümkün olduğunca aksatmadan gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Aynı şekilde, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün yarış için geçici olarak trafiğe kapatılması da başlı başına büyük bir organizasyon gerektiriyor. Türkiye Triatlon Federasyonu, yarışın bisiklet etabı için köprünün trafiğe kapatıldığını daha önce yaptığı duyurularda açıkça belirtmişti.

Bir yaş grubu sporcusu olarak düşündüğünüzde, bu yarışın neden bu kadar özel olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Bir sporcu olarak normal şartlarda Boğaz’ın ortasında yüzemezsiniz. Trafiğe kapatılmış bir köprüde, araçların olmadığı bir sabah bisiklet süremezsiniz. Avrupa ve Asya arasında geçiş yaparken şehrin iki yakasını aynı anda izleyemezsiniz.

Bunların hepsini tek bir yarışta deneyimleyebilmek, gerçekten de dünyadaki en özel dayanıklılık sporları deneyimlerinden birini sunuyor.

Bu nedenle Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu yalnızca Türkiye’deki sporcuların değil, dünyanın farklı ülkelerinden gelen triatletlerin de ilgisini çekiyor. Yarışmacılar sadece bir derece elde etmek veya finiş çizgisini geçmek için İstanbul’a gelmiyor. Boğaz’da yüzmek, iki kıta arasında bisiklet sürmek ve bunu bir yarışın parçası olarak yapmak için geliyorlar.

Bazı hikayelerin kahramanları görünmez kalır

Bugün bu yarış, Türkiye’nin ve dünyanın tanıdığı önemli bir organizasyon haline geldi. Uluslararası federasyonların dikkatini çekti, tüm dünyadan yaş grubu sporcuları İstanbul’a getirdi, Avrupa ve Asya şampiyonalarına ev sahipliği yaptı.

Bundan on yıl sonra belki çok az kişi bu fikrin ilk kez hangi masada konuşulduğunu hatırlayacak. Belki o gün orada bulunan insanların isimleri hiçbir yerde geçmeyecek. Büyük organizasyonlarda genellikle böyle olur. Yarış büyür, markalar değişir, kurumlar farklılaşır, insanlar başka görevlere geçer ve ilk adımı atanların hikayesi zamanla geride kalır.

Bunu kişisel bir sitem olarak söylemiyorum. Aksine, sporun gelişmesi biraz da böyle gerçekleşiyor. Birileri bir fikir ortaya koyuyor, başka insanlar onu sahipleniyor, kurumlar destekliyor, yeni ekipler üzerine ekliyor ve sonunda fikir, onu ilk ortaya atan kişilerin kişisel hikâyesini aşarak topluma ait bir değere dönüşüyor.

Benim için önemli olan da tam olarak bu.

Bu yarışın tek bir fikir sahibi olduğunu söylemek değil. Zaten böyle bir organizasyonun tek bir sahibi olamaz. Ancak bu fikrin ortaya çıkmasında, doğru insanların bir araya gelmesinde ve bu projenin ilk adımlarının atılmasında rol almış biri olarak bugün büyük bir gurur duyuyorum.

Çünkü Türk triatlonu adına kalıcı bir iş yaptığımızı düşünüyorum.

Bir yarış düzenlemek kolay değil. Hele ki bu yarış Boğaz’da yüzmeyi, bir köprü üzerinde bisiklet sürmeyi ve iki kıtayı aynı parkurda buluşturmayı hedefliyorsa, işin zorluğu yalnızca sporcuların performansıyla sınırlı kalmıyor. Kamu kurumlarından federasyonlara, sponsorlardan belediyelere, güvenlik ekiplerinden gönüllülere kadar çok büyük bir koordinasyon gerekiyor.

Bugün Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu’nun startında yüzlerce sporcu yer alabiliyorsa, bunun arkasında yıllar önce kurulmuş bir hayal, o hayali ciddiye alan insanlar ve o fikri hayata geçirmek için emek veren büyük bir ekip var.

Boğaz’da yalnızca bir yarış yapılmıyor

İstanbul Boğazı, tarih boyunca iki kıtayı, farklı kültürleri ve farklı hayatları birbirine bağladı.

Şimdi aynı Boğaz, dünyanın farklı yerlerinden gelen sporcuları da birbirine bağlıyor. Bir Fransız, bir İtalyan, bir İngiliz, bir Amerikalı veya Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen bir yaş grubu sporcusu aynı sabah Kanlıca’da start alıyor. Aynı suyun içinde yüzüyor, aynı köprünün üzerinden geçiyor ve aynı finiş çizgisine ulaşmaya çalışıyor.

Bu açıdan bakıldığında Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu, yalnızca bir spor organizasyonu değil. İstanbul’un kimliğini, Türkiye’nin organizasyon kapasitesini ve triatlonun birleştirici gücünü dünyaya gösteren bir proje.

Bu yıl yeniden yapılacak yarış için sayılı günler kaldı.

Ben de bu yazıyı, yalnızca sporculara “Bu yarışa katılın” demek için yazmadım. Aynı zamanda yıllar önce bir masada konuşulan bir fikrin, bugün dünyanın dikkatini çeken bir organizasyona dönüşmesini anlatmak istedim.

Çünkü bazı yarışlar finiş çizgisinde bitmez.

Bazı yarışlar, yıllar önce kurulan bir hayalin gerçekleştiğini gördüğünüz anda başlar.

Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu da benim için böyle bir yarış.

Boğaz’da başlayıp kıtalar arasında ilerleyen, ama aslında geçmişle geleceği, hayalle gerçeği ve Türkiye triatlonunu dünya sahnesine bağlayan bir yarış.

Kaynaklar: Türkiye Triatlon Federasyonu – 2026 kayıt duyurusu, Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu resmi sitesi, Türkiye Triatlon Federasyonu – 2024 yarış haberi, World Triathlon – 2025 Asia & Europe Championships

 

The post Oral-B İstanbul Boğaziçi Triatlonu; Boğaz’da bir fikirden dünya sahnesine appeared first on Uplifers.

To read the full story from the source: Uplifers

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement