HomeTürkçe HaberlerGündemÖğretmenler, veliler, liseliler: Yaşamak için direnişe

Öğretmenler, veliler, liseliler: Yaşamak için direnişe

Published on

spot_img

Etki Can Bolatcan

Urfa ve Maraş’ta okullara düzenlenen silahlı saldırıların ardından okullarda, meydanlarda ve Milli Eğitim Müdürlüklerinin önünde protestolar sürüyor. Günlerdir Milli Eğitim Bakanlığı önünde gece gündüz demeden nöbet tutan eğitim emekçilerinden çocuklarının elinden tutup okul önlerinde eylem yapan velilere, iş bırakan kamu çalışanlarından sınıflarından çıkıp nöbet alanına yürüyen lise öğrencilerine toplumun her kesimi en temel talepleri olan yaşam hakkı için direniyor.

Ülkenin dört bir yanında ortaya çıkan bu dinamik can kayıplarıyla sonuçlanan okul saldırılarına duyulan acı ve öfkeyle sınırlı değil, eğitim sisteminin gelmiş olduğu duruma karşı birikmişliğin sokağa yansıması. Piyasaya açılan, tarikatlara teslim edilen; öğrencilerin temel ihtiyaçlarını göz ardı eden eğitim politikalarının yarattığı sorunlar öğrencilerin, öğretmenlerin hayatını kaybettiği saldırılarla bir kez daha acı bir şekilde gündeme geldi.

Okullardaki saldırıların ardından eğitimin durumunu günlerdir direnen lise öğrencileriyle, velilerle ve öğretmenlerle konuştuk.

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖNÜNDE ÖĞRETMENLERİN YAŞAM NÖBETİNE DESTEK VEREN LİSE ÖĞRENCİLERİ DORA VE DENİZ:

Liseliler İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de; okullarının önünde, meydanlarda protestolar düzenledi. Okullardaki silahlı saldırıların ardından başlayan bu protestoların sebebi nedir? Bir birikmişliğin sonucu mu?

Evet, kesinlikle birikmişliğin bu düzenli hareketlilikte çok büyük bir etkisi var, bu iktidarın tam da içine doğan biz liselilerin hiçbiri artık bu gerici baskı rejiminde yaşamın zorluğuna sessiz kalabileceği bir noktada değil ve halkın geri kalanı gibi en temel hakları için savaşmak zorunda. Bizler, kendisiyle yaşıt arkadaşlarını MESEM’lerde yaşanan iş kazalarında yitiren, karma eğitimin tartışmaya açıldığına şahit olan, sürekli değişen müfredatlarla büyüyen nesiliz. 

Ancak aynı zamanda Urfa ve Maraş’ta yaşanan bu trajik olaylar hepimizin bildiği gerçekleri çok acı ve bir o kadar da somut şekilde yeniden gözler önüne serdi. İnsanlar görüyor ki eğer biz ses çıkarmaz, harekete geçmezsek hepimizin yaşama ve eğitim hakları ellerinden sökülüp alınacak. 

En temel insani talepler etrafında şekillenen eğitim eylemlerinde öğretmenleri, velileri görmek; toplumun farklı kesiminden insanların sizin için mücadele ettiğini bilmek nasıl hissettiriyor? 

Gerçekten harika. Aslında halktan olan hiç kimsenin çıkarlarının ayrışamayacağını bilen yüzlerce kişinin arasında olmak, sesini birleştirerek çıkarmak insana çok güçlü hissettiren ve inancını tazeleyen bir deneyim. Aynı zamanda bu boyutta bir acının, henüz çocuk yaşta yaşamını yitiren insanları bir araya getirirken ne kadar güçlü olduğunu görmek kaybettiğimiz sıra arkadaşlarımız ve Ayla öğretmenimizin mirasını sürdürebildiğimizi gösteriyor.

Peki sokakları dolduran liseliler nasıl bir eğitim, nasıl bir lise istiyor?

Öncelikle güvenli bir lise istiyoruz. Bugün bu ülkede, hayatın her alanında, kadın ya da erkek fark etmeksizin, temkinli olmamız gerekirken bu güvensizlik ve sürekli tehdit altında olma hissini en az evimizdeki kadar vakit geçirdiğimiz, akademik ve sosyal öğrenimimizin çok büyük bir kısmını gerçekleştirdiğimiz ve temel olarak büyüyüp geliştiğimiz okullarımızda da yaşıyor olmak istemiyoruz. 

“Acaba arkadaşlarım veya öğretmenlerim ne der” diye endişelenmeden soru sorabildiğimiz, farklı da olsa düşüncelerimizi korkmadan ifade edebildiğimiz bir okul istiyoruz. 

Güvenlik talebimizde yalnızca ateşli silahlara karşı korunmaktan bahsetmiyoruz. Okuldayken dostlarımızın ekonomik güvencesi hakkında endişelenmek, öğlen ne yiyebileceğimizi düşünmek zorunda olmak istemiyoruz. Her adımında bizi kritik düşüncelerden saptırmaya, bizleri köleleştirmeye çalışan bir eğitim sistemi istemiyoruz.

Bugün okullarımızda sorgulayan öğrenci sorun çıkaran öğrenci olarak görülüyor. Hayatımızda çok önemli bir rol oynayan üniversite sınavları giderek bilgi yerine ezberi ölçmeye, müfredat pozitif bilimler yerine dine, Osmanlı tarihi ve edebiyatına yaklaşıyor. Ders kitaplarının içeriği zayıflatılıp karmaşıklaştırılarak konuları, süreç boyu sorular sorup mantığını anlamak yerine ezber yoluyla öğrenmemiz teşvik ediliyor. 

Bizim talebimiz oldukça basit; eşit, parasız, bilimsel ve öğrencinin gelişimini birinci öncelik olarak gören, insanın değerini bilen okullar. Sınıfa değil, öğrencinin ilgilerine göre fırsatlarla şekillenen bir yolu çizen okullar ve bununla sağlanan gelişimin aydınlattığı bir gelecek. Okullarımız, yaşamlarımız ve geleceğimiz için hayatın her alanında mücadeleye devam ediyoruz ve herkesi direnişe davet ediyoruz.

PROTESTOLARA KATILAN VELİ GÖKÇE:

Öğretmenler ve öğrencilerin yanısıra veliler de okuldaki saldırıların ardından protestolar düzenledi. Veliler hangi taleplerle sokaktaydı?

Biz veliler olarak, okullarımızda yaşanan son derece acı ve telafisi mümkün olmayan elim olayın ardından, evlatlarımızı koruma içgüdüsüyle refleksif olarak sokağa çıkmış olsak da, bu tepkinin sebepleri çok daha derin ve yapısal sorunlara dayanmaktadır. 

Bizim asıl taleplerimiz ve esas tepkimiz, göreve geldiği ilk günden bu yana eğitimin bilimsel, laik ve kamusal niteliğini yok sayan, eğitimin sorunlarına çözüm üretmek yerine ideolojik bir dönüşümü dayatan Yusuf Tekin’in ve bakanlığın yönetim anlayışınadır. Eğitim sistemini tarikatlara, cemaatlere ve çeşitli yapılara teslim eden, eğitim alanını piyasaya açan bu anlayış, yaşanan bunca şiddet olayına ve tepkiye rağmen hâlâ koltuğunda oturmaya devam etmektedir. 

Bizler, sorumluluk almayan, çocukların güvenliğini sağlayamayan Yusuf Tekin’in istifa  etmesi gerektiğini söylüyoruz. Bizim bu tepkimiz yalnızca eğitimle temas halindeki velilerin veya öğretmenlerin değil, ülkenin geleceğinden endişe duyan tüm toplumsal kesimlerin ortaklaşması gereken bir itirazdır. Türkiye’nin pek çok farklı bölgesinde eğitim sendikalarının, öğretmenlerin ve öğrencilerin yükselttiği ses, aslında toplumsal bir tepkidir; çünkü eğitimdeki bu karanlık tablo tüm toplumun geleceğine sirayet etmektedir.

Mevcut güvensiz, piyasacı ve gerici eğitim ortamında velilerin çocukları ile ilgili kaygıları neler?

Çocuklarımızın güvenliğinden endişe eder hale geldik. Okulların denetimsizleşmesi ve güvenlik zafiyetleri, çocuklarımızı şiddetin her türlüsüne açık hale getirmiştir. 

Gerici müfredatta dini temalı faaliyetlerin artması çağdaş eğitimden uzaklaştırma endişesi yaratıyor. Sadece sınav odaklı eğitim çocuklarımızın üzerinde aşırı bir stres oluşturuyor ve akademik başarısını etkiliyor. 

Öte yandan, eğitimin ticarileştirilmesi ve tamamen sınav odaklı bir sisteme evrilmesi, çocuklarımızın üzerinde stres oluşturmaktadır. Eğitim kamusal bir hak olmaktan çıkıp satın alınabilen bir hizmete dönüştüğü için, sosyo-ekonomik eşitsizlikler nedeniyle çocuklarımız nitelikli eğitime ulaşamamaktadır. 

Okullarda nasıl bir dönüşüm istiyorsunuz?

Bizler geçici değil kalıcı çözümler istiyoruz. Parasız ve nitelikli eğitim; bilimsel ve laik eğitim istiyoruz. Sınav odaklı sistemin kaldırılmasını istiyoruz. Tarikatların ve cemaatlerle yapılan protokollerin, çocuklarımızın yaşamlarından çalan tüm politikaların iptal edilmesini talep ediyoruz.

Bizler artık geçici çözümlerle, günü kurtaran açıklamalarla oyalanmak istemiyoruz. Eğitimin piyasaya veya dini yapılara devredilmediği parasız, nitelikli, bilimsel, laik bir eğitim inşa edilmesini istiyoruz. 

Çocuklarımızı bir yarış atı gibi gören, onları test çözme makinelerine dönüştüren ve zenginle fakir arasındaki uçurumu derinleştiren bu sınav odaklı sistemi istemiyoruz. 

Tarikatların ve cemaatlerle yapılan protokollerin, çocuklarımızın yaşamlarından çalan tüm politikaların iptal edilmesini talep ediyoruz.

***

EĞİTİM SEN ANKARA 1 NO’LU ŞUBE ÖRGÜTLENME SEKRETERİ ERSİN ÜNALLEYLİOĞLU:

Türkiye’nin dört bir yanında okullardaki güvensizliğe, eğitimdeki çürümeye karşı eylemler yapıldı. Eğitim sendikaları saldırıların yaşandığı ilk günden itibaren var oldukları her yerde nöbetlere başladılar. Bu eylemlere ve nöbetlere dair toplumun geniş kesimlerinde nasıl bir destek var?

35 yıllık öğretmenlik deneyimim ve sendikal mücadelenin içinden gelen biri olarak şunu açıkça ifade edebilirim: Bugün yaşananlar yalnızca münferit güvenlik sorunlarının bir sonucu değil; uzun süredir izlenen eğitim politikalarının birikimli etkilerinin sahaya yansımasıdır. Bu nedenle ortaya çıkan toplumsal tepkiyi doğru okumak için sadece son olaylara değil, bu politikaların yarattığı yapısal tabloya bakmak gerekir.

Olayın ilk gününde öğretmenler arasında ciddi bir kaygı ve güvensizlik hakimdi. Bu durum, aslında uzun zamandır hissedilen ancak çoğu zaman görünmez kılınan bir mesleki yalnızlaşmanın ve güvencesizlik duygusunun dışavurumuydu. Veliler ve öğrenciler de benzer bir refleks gösterdi. Bu aşamada tepkiler daha çok dağınık ve bireyseldi.

Ancak ikinci gün yaşanan yeni saldırı ile tablo hızla değişti. Panik yerini daha örgütlü bir tepkiye, bireysel kaygılar kolektif bir itiraza bıraktı. Veliler yalnızca destek sunmakla kalmadı, doğrudan sürecin öznesi haline geldi. Okul önlerinde yapılan açıklamalar, eş zamanlı buluşmalar ve bakanlık önündeki nöbetlere katılım, bu dönüşümün açık göstergesiydi. 

Eğitimde yaşanan bu tepkiyi yalnızca son saldırılarla açıklamak eksik olur. Bugün sahaya yansıyan öfke ve dayanışma, uzun süredir biriken çok boyutlu sorunların sonucudur. Eğitimde niteliğin gerilemesi, dinselleştirme yönündeki politikaların artması, okul ortamlarının pedagojik sınırların dışına taşarak ideolojik bir zemine çekilmesi, öğrencilerin farklılıkları üzerinden ayrıştırılması ve derinleşen yoksulluğun eğitim süreçlerine doğrudan etkisi, bu birikimin temel unsurlarını oluşturmuştur. Bu politik tercihler, eğitim sistemini hem içerik hem de işleyiş açısından zayıflatmış; bugün yaşanan güvensizlik ortamını besleyen zemini oluşturmuştur.

Sonuç olarak, bugün ortaya çıkan toplumsal destek geçmişten farklı olarak daha yaygın, daha bilinçli ve daha örgütlüdür. Bu durum, eğitim alanında izlenen politikaların toplum nezdinde sorgulanmaya başlandığını göstermektedir. Veliler ve öğretmenler ilk kez bu kadar güçlü bir şekilde ortak bir zeminde buluşmaktadır.

Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı önünde geceler boyu süren nöbetler görüyoruz. Bu kararlı duruşun arkasında hangi talepler yer alıyor?

Öncelikle belirtmek gerekir ki, söz konusu nöbetler ani ve kısa süreli bir tepkinin ötesinde, uzun süredir eğitim alanında biriken yapısal sorunların görünür hale gelmesiyle ortaya çıkan toplumsal bir ifadenin sonucu. Son dönemde yaşanan gelişmeler, eğitim sistemine ilişkin farklı kesimlerde ortak kaygıların ve beklentilerin daha belirgin biçimde dile getirilmesine zemin oluşturmuştur. 

Eğitim emekçileri, veliler ve öğrenciler güvenli okul çevrelerinin oluşması, kalabalık sınıf mevcutlarının düzenlenmesi, laik, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışının güçlendirilmesi, öğrencilerin demokratik katılımının sağlanması, çok yönlü gelişim alanlarının yaygınlaştırılması, okullarda ücretsiz su ve beslenme hizmetlerinin sağlanması, öğretmenlerin ekonomik sosyal koşullarının iyileştirilmesi, eğitim politikalarının bütüncül olarak ele alınması gibi talepler etrafında buluşmuştur.

Sendikaların başlattığı bu eğitim ve yaşam mücadelesi nasıl büyütülebilir?

Bu tür toplumsal mücadelelerin genişleyebilmesi, öncelikle toplumun farklı kesimleri arasında ortak bir duyarlılık ve ortak bir sorun algısının oluşmasına bağlıdır. Nitekim mevcut durumda eğitim alanında yaşanan sorunların yalnızca eğitim emekçilerini değil, öğrencileri ve velileri de doğrudan etkilediği görülmektedir. Bu durum, orta ve uzun vadede daha geniş bir toplumsal birleşme zeminine işaret etmektedir.

Gözlemlenebildiği kadarıyla, toplumun farklı kesimlerinde başlangıçta güvenlik temelli bir refleks daha baskın görünmektedir. Ancak bu yaklaşımın zamanla dönüşerek, sorunun yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığına dair daha kapsamlı bir farkındalığa evrilmesi mümkündür. 

Özellikle okula aç gelen çocuklar ya da temel içme suyuna erişimde güçlük yaşayan öğrenciler, meselenin yalnızca bireysel yoksunluk değil, yapısal bir sosyal sorun olduğunu açık biçimde göstermektedir. Bu tür durumlar, eğitim hakkını doğrudan etkileyen kamusal bir eşitsizlik alanına işaret etmektedir.

Dolayısıyla burada açlık ve susuzluk gibi olgular yalnızca ekonomik yoksunluklar olarak değil, aynı zamanda sosyal adalet, kamu politikaları ve eğitimde fırsat eşitliği bağlamında ele alınması gereken yapısal göstergeler olarak değerlendirilmektedir. Bu farkındalığın genişlemesi, mücadelenin toplumsallaşması açısından belirleyici olacaktır.

***

Hazırlayan Diyar Gündüz

PSİKOSOSYAL GERİLİM, PATLAMA VE ŞİDDET

Boran Ali Mercan -Akademisyen 

Bu tür olaylar hakkında klişelere düşmeksizin yorum yapabilmek için sanırım biraz zaman geçmesi ve üzerine düşünmek gerekiyor. Öncelikle, toplumsal çürüme ve yozlaşma gibi ifadeler açıklayıcı değil; aksine sonuçları–semptomları sebep gibi göstermek olur. Yahut teknoloji ve dijital platformları sorumlu tutmak da açıklayıcı değil. Meseleyi tek bir sebebe indirgeyerek kavramak imkânsız. Ancak şu açık ki ne kamusal ilişkileri ahlakla kurabilmek mümkün ne de bu ilişkilerdeki “patolojileri” ahlaksızlıkla–çürümeyle–yozlaşmayla açıklayabilmek mümkün. Hemen herkesi benzer biçimde ve ölçüde kapsayan bir ahlakın varlığını ya da yokluğunu tartışmadan önce başka hususlara işaret etmemiz şart. Öncelikle, kişilerin psikososyal dünyasını ve münferit gibi görünen olayların faillerinin ne ölçüde benzer bir psikososyal yapıyı paylaştıklarını bilmemiz gerek. Failler hayatta olmadığı için bunları bilmek mümkün değil; ancak ebeveynlerin ve akranların aktardıkları ya da tanıklıklar çerçevesinde bir çıkarım yapılabilir. Bir gün arayla da olsa, birbirinden farklı zaman ve mekânlarda gelişen; ancak aralarında ortak unsurlar tespit edilebilecek iki olay söz konusu. Araç ve fırsatlar açısından bakılırsa: silahlara erişim var ve bunları okulda kullanabilme fırsatını yakalamışlar. Ayrıca iki olayın arka arkaya gerçekleşmesi ya da ABD’deki benzer örneklerden ötürü, “taklit” ve “gerilim” ekseninde değerlendirebiliriz diye düşünüyorum.

Öncelikle “gerilimi” dikkate alalım. Herkesin benimsediği ortak hedefler vardır; ancak bunlara meşru şekilde ulaşma şansı herkes için eşit değildir. Bu gerilim bazı bireylerde hınç, öfke, değersizlik hissi ve kontrol kaybı yaratabilir. Böyle biriken gerilim patlayıcı davranışa dönüşür. Her iki olay açısından, tek bir nedene indirgemeksizin, hâlihazırda basına yansıyan bilgilerle şu söylenebilir: Okul bir hüsran yeri olarak deneyimleniyor. Okul içi statü frustrasyonu, akranlar arasında yahut zorbalık ihtimali söz konusu olabilir. Keza polis ailesinde otoriter aile ilişkileri ve baskı durumu, ebeveynlerin başarı beklentisi, başarısızlık hissi de etmenlerden biri olabilir. Arkadaş grubu, mahalle veya daha genel bir aidiyet yoksunluğu yalnızlaşmayı ve radikalleşmeyi tetikleyebilir. Kimlik kuramama ve duygusal bir kırılma, biriken öfkeyi patlatabilir. Söz konusu olan, rasyonelleştirilmiş bir suçtan ziyade mesnetsiz bir öfke ve şiddet patlaması. Olayı da radikalleştiren, bireysel hınç ve öfkenin kolektife yönelen bir şiddet formunda tezahür etmesi. Böyle bir şiddetin psikososyal bir gerilimle yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu tip saldırılar genelde irrasyonel, dayanaksız ve amaçsız gibi görünür. Ancak şiddet bir ifade biçimidir; görünür olmayı mümkün kılar. Fail “ben buradayım” der ve öfkesiyle meydan okur; aynı zamanda kontrolü geri almanın bir aracı hâline gelir. Şiddet ve sınır deneyimler bazen kontrolü ele almak için kaybetmenin aracı olur.

Öte yandan, gerilim içsel bir basınç üretir ancak tek başına saldırı üretmez. Taklit, oluşan basıncın nasıl boşalacağını gösterir. Bir davranış bir kez görünür hâle geldiğinde artık yayılma potansiyeli olan bir modele dönüşür. Benzer gerilimi yaşayan birey, o modeli taklit ederek harekete geçer. Bu, meşruiyet eşiğini de düşürür: “Ben de böyle yapabilirim” diyebilmek kolaylaşır.

Kaynak: BirGün

Latest articles

Ve resmen duyuruldu! Sacha Boey imzayı atıyor

Galatasaray'ın ara transfer döneminde Bayern'den kiraladığı Sacha Boey, kısa sürede gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çekti. Alman ekibine dönmek istemeyen Fransız sağ bek, sezon sonunda bir sürprize hazırlanıyor. İşte Sacha Boey haberinin detayları...

Trump, Netanyahu’yu İran’a şikâyet ediyor

Trump, Netanyahu’yu İran’a şikâyet ediyor
Washington, Tahran'la konuşurken Tel Aviv'i dolaylı yoldan şikâyet ediyor. Bu tez ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir ama son günlerdeki akışın ta kendisi. Hürmüz Boğazı'ndaki aç-kapa hâli bu oyunun...Devamı için tıklayınız

Gülistan Doku cinayeti ve bir adalet arayışı

Gülistan Doku cinayeti ve bir adalet arayışı
Tam 6 yıl önce 5 Ocak 2020'de Tunceli'de, Türkiye'nin gündemine oturan bir "kayıp" olayı yaşandı. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku, öğretmeninin evinden çıkmış ve bir daha da geri...Devamı için tıklayınız

Biz insanlar…

Biz insanlar...
"Tanrım, şimdi olanlara gerçekten inanamıyorum. Niçin bazı olaylar çok gerçek hissedilir de bazıları bir türlü buna bizi ikna edemez?" *** Şimdi aklıma geldi tabii... Çok uzun yıllar önce okurken...Devamı için tıklayınız

More like this

Ve resmen duyuruldu! Sacha Boey imzayı atıyor

Galatasaray'ın ara transfer döneminde Bayern'den kiraladığı Sacha Boey, kısa sürede gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çekti. Alman ekibine dönmek istemeyen Fransız sağ bek, sezon sonunda bir sürprize hazırlanıyor. İşte Sacha Boey haberinin detayları...

Trump, Netanyahu’yu İran’a şikâyet ediyor

Trump, Netanyahu’yu İran’a şikâyet ediyor
Washington, Tahran'la konuşurken Tel Aviv'i dolaylı yoldan şikâyet ediyor. Bu tez ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir ama son günlerdeki akışın ta kendisi. Hürmüz Boğazı'ndaki aç-kapa hâli bu oyunun...Devamı için tıklayınız

Gülistan Doku cinayeti ve bir adalet arayışı

Gülistan Doku cinayeti ve bir adalet arayışı
Tam 6 yıl önce 5 Ocak 2020'de Tunceli'de, Türkiye'nin gündemine oturan bir "kayıp" olayı yaşandı. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku, öğretmeninin evinden çıkmış ve bir daha da geri...Devamı için tıklayınız