Metin YETİM
Nükleer Karşıtı Platform (NKP), Çernobil felaketinin 40.yılında nükleer santral projelerine karşı mücadeleyi büyütmek amacıyla TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde kongresini gerçekleştirdi. Sinop NKP, İklim Adaleti Koalisyonu, Polen Ekoloji, Kuzey Ormanları Savunması ve Munzur Çevre Derneği’nden temsilcilerin katıldığı kongrede Akkuyu, Sinop ve İğneada’daki nükleer tehditler masaya yatırıldı.
Kongrede iklim krizi bahane edilerek meşrulaştırılmaya çalışılan nükleer enerjinin atık, kaza riski ve yüksek maliyet gibi devasa sorunlarının kamuoyundan gizlendiği vurgulandı. Çernobil felaketinin 40. yılına girilen 2026’da, nükleer hafızanın taze tutulmasının yaşamsal önemde olduğunun altı çizilerek, “Yaşamı savunmak, yalnızca bugünü değil, henüz doğmamış kuşakların hakkını da savunmaktır” denildi.

NİHAİ ÇÖZÜM YOK, RİSK ÇOK BÜYÜK
Kongrede Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve İstanbul Tabip Odası adına sunum yapan Dr. Nazmi Algan, nükleer santrallerin barındırdığı geri döndürülemez sağlık risklerine dikkat çekti. Radyasyonun DNA hasarı ve kansere yol açtığını belirten Algan, “Radyasyonun insan sağlığı üzerindeki etkileri hemen ortaya çıkmasa da kanser riskini kesin olarak artırıyor. Doğu Karadeniz’de Çernobil’den 20 yıl sonra tiroid kanserlerindeki artışı bizzat gördük. Nükleer atıkların nihai depolanması konusunda dünyada hala bir çözüm bulunamadı. Barışçıl ve normal çalışma koşullarında dahi ufak tefek kazalarla doğaya radyoaktif elementler sızabiliyor. Türkiye gibi ihmalkârlıkların yaygın olduğu bir ülkede bu devasa risklerin altından kalkılamaz” dedi.
İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu Yürütme Kurulu Yedek Üyesi Av. Tansu Güngör ise nükleer projelerin hukuki ihlallerine ve yargı yollarının nasıl kapatıldığına değindi. Güngör, sürecin nesiller arası adaleti yok ettiğini vurgulayarak şunları kaydetti:
“Akkuyu, çevre hukukunda uluslararası anlaşmalar yoluyla yargı denetiminin bypass edildiği tipik bir örnektir. AİHM’de henüz kaza gerçekleşmeden, potansiyel risklere dayanarak dava açılamaması da nükleer gibi devasa projelerde büyük bir hak arama paradoksu yaratıyor. Tahkim mekanizmaları ve anayasal bağışıklıklar yoluyla yerel çevre hukuku bypass edilerek, nükleer endüstri için adeta hukuktan arındırılmış güvenli bir alan yaratılıyor.”
Kaynak: BirGün
