Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

NATO ekonomisi: Demokrasi artık maliyet kalemi

Gündem

NATO artık yalnızca ortak savunma planları yapan bir askeri ittifak değil. Bugün aynı zamanda kamu bütçelerini, sanayi politikalarını ve teknoloji yatırımlarını yeniden şekillendiren dev bir ekonomik organizasyona dönüşüyor. Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi de bu dönüşümün en somut örneği oldu. Zirvenin sonuç bildirisi, ittifakın önümüzdeki on yılına yön verecek ekonomik ve askeri öncelikleri ayrıntılı biçimde ortaya koyarken, demokrasi ve hukuk devleti konusundaki sessizlik de en az alınan kararlar kadar dikkat çekici.

Lahey’de kabul edilen yüzde 5’lik savunma harcaması hedefinin ardından Ankara Zirvesi, bu hedefin nasıl hayata geçirileceğini gösterdi. NATO’nun 2026’da toplam savunma harcamasının 1,81 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bunun yaklaşık 1,03 trilyon dolarını ABD tek başına yapacak. Avrupa ve Kanada’nın savunma harcamaları ise yalnızca bu yıl yüzde 11 artıyor. Ancak burada konu yalnızca daha fazla silah alınması değil.

Sonuç bildirisinde müttefikler, 50 milyar doların üzerinde yeni savunma tedarik anlaşması imzaladıklarını açıkladılar. Yeni yaklaşım, savunmayı ülke ekonomilerinin merkezine yerleştiriyor. Harcamaların önemli bölümü yalnızca tank, uçak ve mühimmata değil; siber güvenliğe, yapay zekâya, kritik altyapılara, ulaştırma ağlarına, enerji sistemlerine ve savunma sanayiinin üretim kapasitesine yönlendiriliyor. NATO giderek ortak tehdit algısının yanında ortak sanayi politikası üreten bir yapıya dönüşüyor. Ankara Bildirisi de bunun açık ilanı niteliğinde.

Bildiride ayrıca “daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa” hedefi açık biçimde ilan edildi. Bunun anlamı yalnızca Avrupa’nın daha fazla savunma harcaması yapması değil; savunma üretiminin ve askeri teknolojilerin Avrupa ekonomisinin merkezine yerleşmesi.

Bunun ekonomik kazananı ise büyük ölçüde ABD olacak.

Avrupa’nın mühimmat, füze ve savaş uçağı üretim kapasitesi kısa vadede bu talebi karşılayacak düzeyde değil. Bu nedenle önümüzdeki on yılda oluşacak yeni siparişlerin büyük bölümünün Lockheed Martin, RTX ve Northrop Grumman gibi Amerikan şirketlerine gidecek. Çeşitli sektör hesaplamalarına göre bu 2,7 trilyon dolara ulaşabilecek yeni bir ihracat pazarı.

Avrupa şimdi bunun finansmanını arıyor. Almanya askeri harcamalar için borç kurallarını gevşetiyor. Fransa, İtalya ve İngiltere yüksek bütçe açıklarıyla mücadele ederken ilave savunma harcamalarını nasıl finanse edeceklerini tartışıyor. Eğitim, sağlık, yeşil dönüşüm ve sosyal harcamalar savunma bütçeleriyle aynı kamu kaynakları için rekabet etmeye başlıyor.

NATO’nun ekonomik dönüşümü de böylece siyasi bir dönüşüme bağlanıyor. Güvenlik önceliği büyüdükçe demokrasi ve temel haklar giderek ikinci plana itiliyor.

Türkiye bunun en görünür örneklerinden biri halinde…

7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da gösteriler yasaklandı, aralarında Birgün’den Kayhan Ayhan’ın da olduğu yüzlerce kişi; onlarca gazeteci, akademisyen, vatandaş “önleyici tedbir” gibi hukuksuz gerekçelerle gözaltına alındı, bazıları tutuklandı. Aynı dönemde Ekrem İmamoğlu’nun yargı sürecinde savunma hakkının gasp edildi. Buna rağmen NATO Genel Sekreteri Rutte’ye bu gelişmeler sorulduğunda, hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğünün önemini hatırlatmakla yetindi; Türkiye’deki uygulamalara ilişkin doğrudan bir değerlendirme yapmaktan özellikle kaçındı. NATO Zirvesi boyunca da bu gelişmeler neredeyse hiç konuşulmadı.

Bu sessizlik ve tercih tesadüf değil. Bugün NATO için Türkiye’nin jeopolitik değeri, Erdoğan yönetiminin hukuk devleti sicilinden daha önemli halde. Oysa burada yapılan stratejik hesap eksik.

NATO bugün Türkiye’nin artan jeopolitik önemini kaybetmemek adına Erdoğan yönetiminin hukuk devleti standartlarındaki aşınmayı ikinci plana itiyor. Oysa bu, kısa vadeli bir güvenlik hesabının uzun vadeli bir stratejik hataya dönüşme riskini taşıyor. Türkiye NATO’ya Erdoğan’la girmedi. Yetmiş yılı aşkın üyeliği boyunca farklı siyasi iktidarlar altında ittifakın sorumluluklarını yerine getirdi. Bugün de ölçekli muhalefet partilerinin NATO’dan çıkmayı savunan bir çizgisi yok.

Dolayısıyla NATO’nun ihtiyaç duyduğu, Türkiye’de belirli bir lider değil, demokratik meşruiyeti güçlü, kurumları işleyen ve toplumsal desteği yüksek bir Türkiye.

Halk desteğini giderek kaybeden, ekonomisi kırılganlaşan, hukuk güvenliği zayıflayan ve iç siyasi gerilimleri sürekli büyüyen bir Türkiye, kısa vadede jeopolitik açıdan “faydalı” görünse bile uzun vadede NATO için de güvenilir bir ortak olamaz.

İttifakların gerçek gücü yalnızca silah stoklarından, füze sistemlerinden ya da savunma bütçelerinden gelmez. O güç, üyelerinin siyasi istikrarından, kurumlarının meşruiyetinden ve toplumlarının desteğinden beslenir. NATO bugün Türkiye’nin jeopolitik ağırlığını korumaya çalışırken bu ağırlığı taşıyan demokratik zeminin aşınmasına sessiz kalıyor.

Bu sessizlik yalnızca Türkiye demokrasisine değil, NATO’nun kendi geleceğine de zarar verme riski taşıyor.

Kaynak: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement