Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

NATO Ankara’da!

Gündem

NATO’nun 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı 7-8 Temmuz günlerinde Ankara’da yapıldı. Toplantı, özellikle ülkemiz için çok yönlü ve önemli  özellikler taşımaktaydı. Bunları iç ve dış siyaset bağlamında ele almak gerekiyor. 

YER SEÇİMİ

Ülkeyi yönetenler, özellikle de sağcı hükümetler, uluslararası toplantıların Ankara yerine İstanbul’da yapılmasına çok ayrı bir önem verirler. İstanbul’un seçilmesinin temelinde bu kentin Osmanlının, giderek tüm İslâm dünyasının başkenti olduğu anlayışı yatar. Ancak bu gerekçe pek dile getirilmez,  bunun yerine, “yabancılar ısrarla İstanbul’u istiyor”  denir. Yine de İstanbul, NATO toplantısının hemen öncesinde ABD’nin kuruluşunun 250. yılı bağlamında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne ABD bayrağının renkleri yansıtılarak,  asla onaylanamaz bir biçimde de olsa, önemsendi.   

Bu haftaki NATO toplantısı için “Ankara’nın neden seçildiği” uygulama sırasında açıklık kazandı. Önce, toplantı, Atatürk Orman Çiftliği’nde  konuşlanmış olan  Saray’da yapıldı, söylemeye gerek yok ki, Saray aslında bir İstanbul simgesidir.  

Sonra, NATO Toplantısı için milyarlar harcanarak yeni bir havaalanı, çok sayıda yapı  ve ulaşım ağı oluşturuldu; yol kenarlarının da kapatılmasıyla kentin “kaldığı kadarıyla” Cumhuriyet’i yansıtan fiziği de konuklardan gizlendi.  

İÇERİK

Son günlerde açıklandığı gibi  Ankara’da yapılan toplantının adı, NATO.3. NATO .1, Sovyetler Birliğini  sınırlama amacıyla oluşmuş ve 1990’a  dek sürmüş. NATO.2, 1990-2006 yıllarını kapsıyor. O NATO, başta Arap Baharı ve Irak Savaşı olmak üzere Ortadoğu’yu biçimlendirmeye girişmiş. Aynı dönemde ABD, Türkiye’ye,  Ilımlı İslam demokrasisi olarak tüm İslam dünyasına “örnek” olması  görevi  vermiş (bkz. G.Fuller CIA 2. Başkanı “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” Ankara: 2017 Eksi Yay.) 

Şimdilerde NATO.3’ün içindeyiz. Bu dönemde NATO bir taraftan Doğu Avrupa’ya doğru yayılarak Rusya’yı etkisizleştiriyor. Diğer taraftan da, silah gücünü artırarak olası küresel gelişmeler karşısında belirleyici olmayı amaçlıyor. 

Silahlanma, para demek. NATO ülkeleri, 24–25 Haziran 2025 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey kentinde yapılan NATO Zirvesinde temel askeri ve savunma harcamalarını Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’larının (GSYİH) en az yüzde 3,5’ten, 2035’e dek yüzde 5’e çıkarılması kararlaştırdı.   

Trump, Rahip Bronson olayına dayanarak Erdoğanı “sevdiğini” ikide bir dile getiriyor. Ayrıca nasıl sevmesin ki Erdoğan Türkiye’nin ulusal gelir endeksli parasal yükümlülüklerini, ilginçtir, 2035’i beklemeden 2030’a kadar yerine getireceğini özenle söyledi. Çünkü Trump, ülkemize gelirken F-35 sorununu çözüme kavuşturacağını kesin bir dille açıklamış, Erdoğan da “5 F-35” sözü aldık aldık, KAAN motoru ve diğer sorunlarımızın çözümünün de kolay olduğunu belirtmişti. Sonra da ne yaptı dersiniz? Ankara’dan daha ayrılmadan, “çözdüm” dediği F-35 konusunda ise giderken daha kesin karar vermedim,  “düşüneceğim” diye, halkın deyimiyle ipe un serdi. 

Trump, henüz somut hiçbir şey vermeden Türkiye’den, her zaman olduğu gibi, istediğini fazlasıyla aldı. 

Asgari ücretlisine ancak “açlık sınırının altında” bir aylık verebilen, kişi başına geliri diğer NATO ülkeleri sıralamasında sonlarda bulunan Türkiye, yalnız asker sayısı ile değil, parasal olarak da kendini kanıtlamak zorundaydı.       

Yandaş basın-yayın ne kadar överse övsün,  yönetimin dış politika yetersizlikleri, ülkenin burnunun dibinde üç “dost olmayan” ülke yaratmıştır: Yunanistan, İran ve İsrail. Bu ve benzeri olumsuzlukların asıl nedeni, Türkiye’nin bugünkü  yönetiminin, Cumhuriyet’in başta komşu ülkeler olmak üzere uluslararası ilişkilerinde dostluk ve barış ilkesini benimseyip uygulayamamasıdır.  

Aynı günlerde yüzlerce insan NATO karşıtı gösteri ve yürüyüş yaptıkları ya da yapabilecekleri varsayımıyla kovuşturmaya uğradı, gözaltına alındı; tutuklandı. Yandaş olmayan basın-yayının NATO-Ankara’yı izlemesine izin verilmedi. Konuklara silah hediye edilmesi de İngiltere gibi ülkelerin yöneticilerinin tutumu çok önemli bir ders oldu.  

NATO’nun Ankara günlerinde CHP’ye baskılar da çok, çok yoğunlaştı. Butlancılar tarafından il örgütlerinin görevden alınması artarak devam etti. İktidar da bu satırların yazıldığı saatlerde Cumhuriyet’in önemli bir simge kentinin  yönetimine, Çankaya  Belediyesine, “operasyon” düzenlemekteydi. NATO günlerinde Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun yargılanması süreci,  hukuk tarihinde görülmedik bir niteliğe sokuldu. Bunu eleştiren Avrupa Birliği Parlamentosu Türkiye Raportörüne bu ülkenin Adalet Bakanı “hiç kimse Türk adaletine parmak sallayamaz” diyor,  ondan da  “Bronson’dan ne haber?” yanıtını alıyordu. 

Hafta içinde Milli Eğitim Bakanının ülke eğitimini köklü bir biçimde değiştirme girişimleri ayrı bir yazı konusu olacak önemdedir.  

Halk da CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel ile daha çok bütünleşti.        

Kısaca, on yıllardır,  bu ülkenin siyasi sağcıları hep sahip çıkarken onlarca gencimizin “Defol” diyerek canını verdiği, yüzlercesinin aynı nedenle hapsedildiği ve işkence gördüğü NATO, “Cumhuriyet’in kalbi” Ankara’daydı.         

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement