HomeTürkçe HaberlerGündemNahide Özkan ile söyleşi: Hedef alınan Küba değil sosyalizm

Nahide Özkan ile söyleşi: Hedef alınan Küba değil sosyalizm

Published on

spot_img

Yusuf Tuna Koç

2026 yılının ilk beş ayı, Venezuela’da meşru devlet başkanı Maduro’nun kaçırılması, İran’a yönelik savaş girişimi, Burkina Faso’da devlet başkanı Ibrahim Traore’ye yönelik saldırı girişimleriyle, emperyalizmin saldırganlık düzeyini yoğunlaştırdığı bir dönem oldu.

Öte yandan ABD’nin son on yıldır Çin’e karşı geliştirdiği ticaret savaşı politikasından geri adım atılırken, Trump’ın en büyük projem olarak adlandırdığı gümrük vergileri politikasından da çabuk vazgeçildi.

Vaziyet, emperyalist merkezin gerileyişini kabul ederek gücünün yettiği yerde saldırganlaştığı, yetmediği yerde bükemediği bileği öptüğü yeni bir durum yarattı.

Bu gelişmeleri ve Latin Amerika ile Afrika kıtasına yönelik saldırganlığı, Jose Marti Küba Dostluk Derneği Başkanı Nahide Özkan ile konuştuk.

Küba yıllardır ABD’nin dayattığı ambargolara karşı deyim yerindeyse bir sosyalizm mucizesi yaratmış durumda. Fakat bu yıl itibariyle Venezuela başta olmak üzere Trump’ın Küba dostu ülkeleri hedef almaya başlaması, ülkede yaşamı ve devrimi nasıl etkiliyor? 

ABD, Küba’da 1959 yılında devrimin gerçekleşmesinden itibaren ülkeyi yeniden kontrolü altına almaya dönük girişimlerde bulunmaya başladı.  

Önce devrim hükümetiyle anlaşmanın ve onu etkileri altına almanın yolunu aradılar; nitekim daha önceki on yıllar boyunca ülkede demokrasi, adalet ve bağımsızlık söylemiyle iktidara gelmiş olan çeşitli hükümetleri iş bağlantıları, rüşvet ve yozlaşmayla etkileri altına almayı başarmışlardı. Bu kez bunu yapamayacaklarını kısa sürede anladılar ve zor kullanma yoluna yöneldiler. Bunun içinde Domuzlar Körfezi işgali gibi askeri müdahale yöntemleri de var; ancak asıl önemlisi, doğal zenginlikleri bakımından kıt kaynaklara sahip olan küçük ada ülkesini iktisadi açıdan kuşatma altına alarak ekonomisini zayıflatmayı ve halkı yoksulluk ve çaresizlik içinde devrimden uzaklaştırmayı denediler.  

Bu abluka politikası 1960’lı yılların başından bu yana sertleşerek devam etti. Sosyalist blokun yıkıldığı 1990’lı yıllarda yeni yasa ve yaptırımlarla ablukayı ağırlaştırdılar; pandemi döneminde Küba’yı “terörü destekleyen ülkeler” listesine alarak dünyadaki tüm finans ve kredi sisteminden dışladılar.  

Altmışı yılı aşan bu abluka uygulaması Küba ekonomisine bugünkü değeriyle 2 trilyon dolardan fazla zarar verdi; ülkenin kalkınmasının ve Küba halkının daha fazla refah içinde yaşamasının önündeki en büyük engeli teşkil etti. Küba sosyalizmi Küba halkına başta eğitim ve sağlık olmak üzere çeşitli alanlarda dünyanın en ileri haklarını kazandırırken diğer yandan sanayide ve tarımda altyapı yatırımlarını güçlendirme konusunda hep büyük zorluklar yaşadı; örneğin dünyanın başka yerlerinde ancak savaş koşullarında tanık olduğumuz karne uygulamasını Küba hiç geride bırakamadı; çünkü devrimci hükümet hep çok kıt kaynaklarla hareket etmek zorunda kaldı. ABD’nin ülkenin dış ticaretine önüne koyduğu engeller dolayısıyla tedarik sorunu hiçbir zaman tam olarak aşılamadı.  

Tüm bunlar enerji sektörü başta olmak üzere ülkenin çeşitli sektörlerinde ihtiyaç duyulan yenilemelere engel teşkil ederek bazı altyapı sorunlarının birikmesine de yol açtı. Bugün Küba’da gördüğümüz enerji krizinde on yıllardır süren abluka uygulamasının derin etkileri var.  

ABD’nin 3 Ocak’ta Venezuela’ya gerçekleştirdiği haydutça saldırı önemli bir dönüm noktası oldu. Müdahaleyle yalnızca Venezuela’dan Küba’ya petrol temini durmadı, Küba’ya dönük saldırganlığın yeni bir evreye taşınacağının da işareti verildi. 

Nitekim Trump kısa süre sonra, 29 Ocak’ta imzaladığı başkanlık kararnamesiyle Küba’nın ABD için ulusal tehdit oluşturduğunu iddia ederek Küba’ya petrol sağlayan ülkelere ABD’yle ticarette ilave gümrük vergileri uygulanacağını duyurdu. Bu son derece etkili bir gözdağı oldu; bu emperyalist ülkeyle karşı karşıya gelmeyi göze alamayan şirket ve devletler Küba’ya petrol tedarikini durdurdular. O zamandan bu yana Rusya’nın yolladığı bir adet tanker gemisi dışında ülkeye tek damla petrol girmedi.  

Küba’da mesele refah ve kalkınma değil artık; kitlesel ölçekte bir cezalandırmayla bir halkın kırıma uğratılması söz konusu. Ülkenin on yıllardır kıt kaynaklara rağmen tarım, sanayi, sağlık, eğitim, bilim alanında inatla, akılla, planlı çalışmayla inşa ettiği kapasitenin yıkıma uğraması tehdidi var. Devrimin kazanımlarını tehdit eden bir süreç yaşandığını söyleyebiliriz.

BİRLİK DUYGUSU SOKAKLARA YANSIYOR

Trump’ın Küba’ya operasyon tehditleri nasıl değerlendiriliyor? Halkın böyle bir müdahale ihtimaline yaklaşımı nasıl? 

Küba’ya askeri müdahale ABD’nin her zaman gündeminde oldu. Ta 1960’lı yılların başından bu yana. Nitekim yukarıda özetlemeye çalıştığım abluka politikasının devamında böyle bir amaç yatıyordu. ABD dışişleri bakanlığının resmî belgelerinde de belirtildiği üzere, halkı açlık ve sefaletle devrimden uzaklaştırmak, toplumsal patlamalara yol açmak ve “insani yardım” vesilesiyle ülkeye askeri müdahalenin zeminini oluşturmak… Amaçları hep bu oldu.   

Şimdi de benzer bir söylemi zaman zaman kullanıyorlar ama esas amaçlarını Trump ağzıyla daha açıktan ifade etmeye de başladılar; askeri bir müdahaleyle ülkeyi ele geçirmek istiyorlar. 

Küba halkı bu ihtimali son derece güçlü bir ihtimal olarak görüyor. Bir yandan başta ABD kamuoyu olmak üzere dünya kamuoyunun bu yıkıcı saldırganlığa izin vermeyeceğine dair iyimserliklerini korumaya çalışıyorlar; dünya kamuoyunu bu yönde harekete geçirmeye çalışıyorlar ama bir yandan da hazırlanıyorlar.  

Küba hükümeti ve Küba halkı, ABD’nin ülkeyi karanlığa ve açlığa boğma girişimleri karşısında hiçbir dağılma emaresi göstermedi. Zaman zaman sokaklara da yansıyan çeşitli eylemler görebilirsiniz; bundan da doğal bir şey olamaz. Onların yaşadıkları ağırlıkta bir saldırıyı başka herhangi bir ülke yaşamış olsaydı ağır bir siyasi ve toplumsal kriz yaşanır, deyim yerindeyse taş üstünde taş kalmazdı. Küba’da toplumun büyük çoğunluğuna yön veren duygu birlik ve dayanışma duygusu, vatanseverlik duygusu, gerekirse omuz omuza savaşmaya hazır olma duygusu.  

TRUMP’IN DEĞİL ABD’NİN TARİHİ HEDEFİ

ABD’nin Orta Doğu’dan Latin Amerika’ya yeni bir saldırganlık evresine girdiğini görüyoruz. Bu yeni saldırganlığın sebebi sizce nedir? Başta Küba olmak üzere hedefteki ülkelerle dayanışmak nasıl mümkün olabilir? 

Bu saldırganlığın sebebi Trump’ın kişiliği filan değil. Önceki ABD hükümetlerinin saldırganlık politikaları ve uzun vadeli savaş hazırlıklarıyla Trump yönetiminin tutumu arasında mutlak bir bağ ve süreklilik var. Trump’ın nevi şahsına münhasır kişiliği sayesinde emellerini daha açıktan ve utanmazca ifade edebiliyorlar.  

Şahit olduğumuz şey, insanlığı uçuruma taşıdığını hep söylediğimiz yıkıcı piyasa ekonomisinin ve onun son bir buçuk yüz yıldır büründüğü emperyalist karakterin kaçınılmaz sonucu. Her türlü planlamadan uzak, akılsız piyasa ekonomilerinde kriz derinleştikçe rekabet kızışıyor ve çözümü yeni toprakları, yeni kaynakları, yeni halkları sömürü zincirlerine bağlamakta arıyorlar. Küba’nın doğal kaynakları güçlü olmasa da dünyanın en elverişsiz koşulları altında inşa ettikleri sosyalizmin sağlık, eğitim, bilim, kültür, spor alanında emperyalizme meydan okuyan başarıları apayrı bir motivasyon kaynağı oluşturuyor. Bu başarılı örneği, onun temsil ettiği insani değerleri yok edip alan temizliği yapmak istiyorlar.  

Buna karşı mücadelenin ve Küba’yla dayanışmanın yolu da her şeyden önce insanlığın bu piyasa canavarlığına karşı sesini yükseltmesinden geçiyor.  Bu gidişatın basitçe o ya da bu bölgeyi, o ya da bu rejimi değil, tüm insanlığı tehdit ettiği bilinciyle egemenliği hiçe sayan her türlü iktisadi veya askeri kuşatma girişimine, saldırı girişimine karşı durmaktan geçiyor. Dünya halklarına her zaman dayanışma elini uzatmış olan Küba örneğindeyse insanlığın özel bir borcu ve sorumluluğu bulunuyor; Küba’nın direnişine destek olmak için hem siyasi hem de maddi alanda dayanışmanın güçlendirilmesine, kamuoyunun bu yönde seferber edilmesine ihtiyaç var. 

Kaynak: BirGün

Latest articles

VIP turda skandal: Boksör turist, tur şoförünü hastanelik etti!

Antalya'nın Serik ilçesinde tur şoförü Mehmet Özkan, VIP transfer hizmeti verdiği Litvanyalı profesyonel boksör Robertas Kotas isimli yolcunun, telefonunu şarja takmadığı gerekçesiyle saldırısına uğradı. 70-80 km hızla giderken direksiyon başında yumruklu saldırıya uğrayan Özkan, konuyu uluslararası insan hakları mahkemelerine taşıyacağını ve saldırganın lisansının iptalini isteyeceğini ifade etti.

İnşaat demiri İETT otobüsünden içeri girdi. Kadın yolcunun ayağına saplandı

Fatih'te yol kenarında bulunan inşaat demirleri, seyir halindeki İETT otobüsün altını delerek içeri girdi. Demirin otobüsün içerisinden çıktığı yerde oturan yolcu, ayağından yaralandı.

İsrail protestolarının damga vurduğu Eurovision'un kazananı belli oldu

İşgalci İsrail'in katılımına tepki gösteren 5 ülkenin boykot ettiği 2026 Eurovision Song Contest 2026 finalinde kazanan Bulgaristan oldu. 3. sırada sahneye çıkan İsrailli şarkıcı Noam Bettan, izleyicilerin açtığı Filistin bayraklarıyla protesto edildi.

Meteoroloji açıkladı: 17 Mayıs 2026 hava durumu raporu… Bugün hava nasıl olacak?

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 17 Mayıs Pazar gününe ilişkin hava durumu raporunu yayımladı. Rapora göre; Adana, Mersin, Kahramanmaraş, Osmaniye, Hatay ve bu akşam saatlerinde Diyarbakır'da sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışın etkili olacağı tahmin ediliyor. Marmara, Batı Karadeniz, İç Anadolu, Kırklareli, İstanbul, Balıkesir ve Kütahya'da kuvvetli yağış bekleniyor. Rüzgarın ise; Marmara, Güney ve İç Ege, Batı Akdeniz ile İç Anadolu’da kuvvetli esmesi bekleniyor.

More like this

VIP turda skandal: Boksör turist, tur şoförünü hastanelik etti!

Antalya'nın Serik ilçesinde tur şoförü Mehmet Özkan, VIP transfer hizmeti verdiği Litvanyalı profesyonel boksör Robertas Kotas isimli yolcunun, telefonunu şarja takmadığı gerekçesiyle saldırısına uğradı. 70-80 km hızla giderken direksiyon başında yumruklu saldırıya uğrayan Özkan, konuyu uluslararası insan hakları mahkemelerine taşıyacağını ve saldırganın lisansının iptalini isteyeceğini ifade etti.

İnşaat demiri İETT otobüsünden içeri girdi. Kadın yolcunun ayağına saplandı

Fatih'te yol kenarında bulunan inşaat demirleri, seyir halindeki İETT otobüsün altını delerek içeri girdi. Demirin otobüsün içerisinden çıktığı yerde oturan yolcu, ayağından yaralandı.

İsrail protestolarının damga vurduğu Eurovision'un kazananı belli oldu

İşgalci İsrail'in katılımına tepki gösteren 5 ülkenin boykot ettiği 2026 Eurovision Song Contest 2026 finalinde kazanan Bulgaristan oldu. 3. sırada sahneye çıkan İsrailli şarkıcı Noam Bettan, izleyicilerin açtığı Filistin bayraklarıyla protesto edildi.