Geçen hafta, yerli ve Milli Eğitim Bakanı’nın tarih derslerinde okutulan kitaplardaki bazı tanımlar ve yeni adlandırmalarla ilgili açıklamalarını görünce, aklıma Tahsin Yücel’in ‘Önü’ adlı öyküsü geldi. Ötegeçe köyünün çocuklarından Memedali’nin adlarla yaşadığı tuhaf ilişkiyi şöyle anlatıyor Tahsin Hoca:
“…Çok küçüktü, hem de çok dar bir alanda dönüyordu, en kolayın, en rahatın alanında: her şeyi adlara bağlıyordu. Ötegeçe’de bir çocuk, diyelim ki Ürüstem, aramıza ayağında yeni bir pabuçla geldi mi Memedali her şeyi bırakır, hışımla evlerine koşardı: ‘Kız ana, ne diye Memedali koydun benim adımı, neden Ürüstem koymadın?’ diye çıkışırdı anasına. Anası bu değişmez kızgınlığın yeni nedenini öğrenmek ister, şaşırmış gibi yaparak ‘Neden oğlum?’ diye sorardı. ‘Neden olacak?’ diye gürlerdi Memedali: ‘Şimdi o kırmızı ayakkabıyı ben giyecektim!’
…Ürüstem’in Hacer Bacısının Cumali’ye gelin gitmek üzere olduğu, bu gidişin sıkı hazırlıkları dolayısıyla, anasının Ürüstem’in anasına yardıma geldiği günlerden birinde, Ürüstem’lerin evinde, yanlış bir kapı iterek, belki keklik yürüyüşü, belki ak kolları, belki büyüklerden duyduklarımızın etkisiyle, hepimizin özlem dolu bir gözle baktığı Hacer Bacımızı Cumali’nin kucağında görünce de aynı zorlu öfkeyi duymuştu Memedali: asıl itmesi gereken kapıyı ittikten sonra, anasını görür görmez, odayı dolduran bir sürü insanın varlığına kulak bile asmadan, en yüksek, en kızgın sesiyle, kaçınılmaz soruyu sormuştu: ‘Kız ana, ne diye Cumali koymadın adımı?’ ‘Neden oğlum?’
‘Hacer Bacımı ben alırdım şimdi kucağıma!’” (Ben ve Öteki, Can Yay., 1998, s. 11-12)
***
Tarih ders kitaplarında yapılacak terminoloji güncellemesiyle, bazı ‘eski terim’ler şöyle değiştirilecekmiş: Ermeni Meselesi (eski)-Asılsız Ermeni İddiaları (yeni); Pontus Meselesi (eski)-Asılsız Pontus İddiaları (yeni); Tehcir kanunu (eski)-Sevk ve İskan Kanunu (yeni); Ege Denizi (eski)-Adalar Denizi (yeni) vd.
Yerli ve Milli Eğitim Bakanı, bazı adları değiştirerek tarih algısını da değiştireceklerini düşünüyor olmalı: “Bakan Tekin, ‘Haçlı Seferleri’ ifadesinin literatürde makul bir yolculukmuş gibi sunulduğunu, ancak gerçeğin bir ‘saldırı’ olduğunu belirterek, bu terimin yerine artık ‘Haçlı Saldırıları’ ifadesinin kullanılacağını duyurdu.” (“Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Önemli Adım: Ders Kitaplarındaki Kavramlar Yeniden Düzenleniyor“, sde.org.tr, 12.05.2026)
Tarihin en vahşi ve kanlı istila girişimlerinden biri olan Haçlı Seferleri, hangi literatürde ‘makul bir yolculukmuş gibi’ gösterilmiş, doğrusu çok merak ettim, çünkü farklı dillerde Haçlı Seferleri tarihiyle ilgili okuduğum onca kitabın bir tekinde bile bunun sıradan, ‘makul bir yolculuk’ olarak nitelendiğini görmedim.
Burada, doğrudan Memedali mantığı devreye giriyor olmalı: ‘Haçlı Seferleri’ ifadesindeki ‘sefer’ sözcüğünü ‘saldırı’yla değiştireceğiz. Böylece çocuklarımız bilecek ki, yüce Osmanlı atamızın Viyana Seferleri’yle Haçlı ordularının yaptıkları ‘şey’ aynı değildir!
Ama burada ilginç bir sıkıntıyla karşılaşabiliriz. Ya bu adlandırma sonucu, çocuklarımızın aklında şu soru belirirse ne yapacağız: Viyana Seferleri aslında bir kenti/ülkeyi işgal etmeye (düzeltme: işgal değil ‘fetih’!) yönelik girişimleri değil de, padişah ve arkadaşlarından oluşan bir grubun makul turistik yolculukları mıydı?
***
“Ayrıca Bakan Tekin, Lozan metinlerinde bile geçmeyen ‘Ege Denizi’ isminin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Yunanistan’ın etkisiyle literatüre girdiğini hatırlatarak, denizin gerçek adının ‘Adalar Denizi’ olduğunun ve bu şuurun öğrencilere aşılanacağının altını çizdi.” (Agy, sde.org.tr)
Yerli ve Milli Eğitim Bakanı, Yunanistan’la eskilerin ‘Küçük Asya’ dediği bugünkü Türkiye arasında yer alan denize nereden baksanız en az 500 yıldır resmi olarak Ege Denizi dendiğini bilmiyor olamaz herhalde, değil mi? Hatta bu sözcüğün Yunan mitolojisindeki Theseus’un babası Aegeus’tan geldiğini?
***
Sonra bir gün, Memedali, bir annenin Memedali adlı bir çocuğun cesedi başında ağıtlar yaktığını görür. Yeryüzündeki tek Memedali’nin kendisi olmadığını ilk kez o an fark eder. Öykünün olay örgüsü uyarınca, “Benim adımı ne diye Memedali koydun, kız ana? Bak, senin yüzünden öldüm.” demesini bekleriz. Ama Memedali susar, öylece kalakalır. Belki de ölümlülüğünün farkına varmakla, adlarımızın değil de nasıl yaşadığımızın önemli olduğunu fark etmiştir.
Kaynak: BirGün






