Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Kusurlarımızı Gizlemeye Çalışırken Ruhumuzun Rengini Kaybettik

Kusurlarımızı Gizlemeye Çalışırken Ruhumuzun Rengini Kaybettik

Aynaya baktığımızda silüetimizi değil de ruhumuzu görebilseydik belki de kendimizi sevmek bu kadar zor olmazdı.

İnsanlar bizi tanımadan önce bedenimizi görüyor, sesimizi duymadan, kıyafetimize; gülüşümüzü görmeden kilomuza bakıyor. İşte sırf bu yüzden bedenimiz ruhumuzun önüne geçiyor.

Bir insanla ilk karşılaşmamızda beynimiz onu bir yere yerleştiriyor. Dış görünüşü, bedeni onunla ilgili bir merkeze konumlanıyor. Beynimiz… Şimdi benimle beraber düşünmenizi istiyorum: Herhangi bir günde yürüyüş yaparken yanınıza bir beyefendi geliyor; kaliteli kıyafetleri, bakımlı saçları var. İlk görüşte iyi bir izlenimi var ve telefonunu arabasında unuttuğunu, önemli bir toplantısı olduğunu söylüyor ve telefonunuzu kullanmak istiyor. Ne yapardınız? Çoğumuz verirdik, değil mi?

Şimdi ikinci bir sahne düşünelim: Üstü başı pislenmiş, kan ter içerisinde birisi yanınıza geliyor ve telefonunuzu kullanmak istiyor. Telefonu verseniz bile tedirgin olurdunuz, değil mi?

İki insanın da iyi ya da kötü olduğunu bilemeyiz. Belki ilk düşündüğümüz adam bir suçlu veya kaçak, o yüzden telefonu yoktu; ya da ikinci seçenekteki adam eşinin doğumu için telefonu istemiş olabilir. Farklı farklı senaryolar olabilir.

Çünkü çoğu zaman insanlar kim olduğumuza değil, karşısındakinin kime veya neye benzediğine odaklanıp ona göre konumlandırıyor.

Sırf bu yüzden insanlar iyi biri olmaktansa iyi görünmeye odaklanıyor. Hatta zamanımızda buna mecbur hissediyor.

Güzel olursa daha çok sevileceğine, zayıf olursa insanların onu kabul edeceğine, iyi giyimli olursa saygın olacağına, kusursuz olmanın kendine değer kattığına inanıyor insan.

Bunları düşündükçe aynaya baktığımızda kendimizi değil, kusurlarımızı görür olduk. Bazılarımız burnumuzu, bazılarımız bacaklarımızı, saçlarımızı, çıkan en ufak sivilceyi dert ediniyoruz. Gün geçtikçe liste kabarıyor, artıyor da artıyor. Gün sonunda yine aynı düşünce: “Yeterince iyi değilim.”

Çünkü bir çoğumuza bu mesajlarla karşılaştık “Zayıf olursan daha çok beğenilirsin, güzel olursan sevilirsin, iyi giyinirsen saygın olursun” denildi. İşin aslı böyle değil; sen kalbinle, merhametinle sevilirsin; kibarlığınla güzelleşirsin; azminle saygınlaşırsın. Bunu görmemizi engelleyen en büyük faktörlerden biri; son yıllarda kullanımı zirveye ulaşan sosyal medya. Bu platformda insanın kendisi üzerindeki baskısı artıyor. Herkes en kusursuz gözüktüğü halini paylaşıyor; kimse sarkan kollarını, çıkan sivilcesini, ağladığı, güçsüz olduğu anları paylaşmıyor ve sürekli bunlara maruz kalanlar yetersizlikle mücadele etmek zorunda kalıyor. Aynaya baktıkça yüzümüz asılıyor, sosyal medyaya girdikçe yeni kararlar, yeni diyetler, yeni kimlik oluşturmaya çalışıyoruz. Ama ihtiyacımız olan şey kusursuz bir beden değil, daha merhametli bir bakış açısı; hem kendimize hem başkasına. Çünkü insan aynada gözüken silüetten ibaret değildir. Eğer bir gün dış görünüşümüze yüklediğimiz anlamı azaltabilirsek, ruhumuzun rengini, ruhların rengini görebiliriz.


Kusurlarımızı Gizlemeye Çalışırken Ruhumuzun Rengini Kaybettik was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement