Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Kürt siyaseti, eksiklikler ve yarınlar

Gündem

Kürtler, tarihin yeni bir dönemecine girmiş durumda. Bir yandan Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasa üzerinden tartışmalar sürerken, öte yandan DEM Parti’nin 20 Eylül 2026 tarihinde yapılacak 5. Olağan Büyük Kongresi öncesi hazırlıklar son hızla devam etmekte. Meclis’e gelecek yasa taslağı beklentilerden uzak olsa da, yeni bir başlangıç için ilk kez somut ve yasal bir zemin oluşacak. Bu anlamıyla önemli. Kimse altın tepside Kürtlere bir şey sunmayacak. Mücadele kesintisiz devam edecek. Umutsuzluğa gerek yok. DEM’in kongresi ise birçok yeni şeye gebe. Partinin adı, programı değişecek. MYK ve PM’de değişiklikler olacak. Bu büyük değişime ciddi ihtiyaç var.

Cezaevinde uzun süre kalıp, yakın zamanda özgürlüğe kavuşan Çetin Arkaş’ın başlattığı, halk toplantılarında ve mitinglerde dile getirdiği, yine Arkaş gibi cezaevi çıkışlı Soydan Akay’ın Özgür Politika’da yazdığı  “Kürt siyaseti ikili gerilim yaşıyor” yazısı, legal siyaset alanında yaşanan tıkanmaları dile getirmesi açısından çok önemli bir kapı araladı. Bu aralıktan devam edelim.

İlk parti HEP’ten bu yana, Kürtler legal siyaseti savaş koşullarında yapmak zorunda kaldı. Devletin ciddi baskıları, legal siyaseti felç etme çabaları ilk günden itibaren planlı şekilde yapıldı. Bu organize kötülük medya sansürü ile birleşince, legal siyaset de dar bir alana hapsoldu. Bu süreçte yaşanan eksiklikler, yapılan hatalar savaş atmosferi içinde Kürt halkı tarafından hoşgörü ile karşılandı. Halkın bu hoşgörüsü, süreç içerisinde siyasetin kendisini bir döngüye hapsetmesine neden oldu. Sayın Öcalan defalarca bu döngünün dışına çıkılması, partinin hatalarını minimize ederek büyümesi konusunda eleştirilerde bulundu. Bunu aşmak için yapılan çalışmalar ise ne yazık ki hedeflenen sonuçları vermedi.

Kürt Hareketi tarihsel bir sıçrama noktasında. PKK silahlı mücadeleye son verdi. Başlayan bir çözüm süreci var. Her ne alınacaksa, demokratik siyaset ve demokratik mücadele ile alınacak. Bu da oluyor ki legal siyasette bir dönüm noktasına gelinmiş bulunulmakta. Savaş ortamının diliyle, yarını kurmak mümkün değil. Çünkü savaşın olmadığı bir gündeyiz. Eski retorik yerine, yeni süreci ince bir işçilik ile okuyabilecek bir dile ihtiyaç var. Bu dil, demokratik siyaset alanında Kürtlerin belirleyici bir aktör olarak tarih sahnesine çıkmasının zeminini hazırlayacaktır.

Doğrudan demokrasi, demokratik komünal toplum, yerelden inşa edilebilecek şeylerdir. Kürtler için yerel yönetimlerin ve yerel demokrasinin hayati önem taşıyacağı zamanlara girmek üzereyiz. Kürtler her yerel seçimde yüze yakın belediye başkanlığı kazandı. Devletin bu belediyelere yaptığı finansal kıskaçlar, kayyum siyaseti doğal olarak halka hizmet götürülmesinde zorluklar yaşattı. Halk da bunu bildiği için kendi belediyelerine hizmet odaklı bakmadı. Ama bir de şöyle bakmamız gerekmez mi? Kürt siyaseti, 1999 yerel seçimlerinde HADEP olarak girdiği seçimde ciddi bir başarı kazandı. O günden bu güne 27 yıl geçmiş. Bu zaman diliminde siyasi terminolojiye ‘Kürt Belediyeciliği’ gibi bir kavram kazandırabildik mi? Mevcut düzen belediyeciliğinden farklı olarak rant işlerine girmemiş olmak yeterli bir kriter mi? Mesela kaç belediyede ‘sağlık polikliniği’ var? Mesela kaç belediyenin istihdama yönelik gerçekleştirdiği proje var? Geçmişin savaş koşullarında, belediyeden eksik alınan hizmeti ‘bizim belediyemizdir’ diye dert etmeyen halkın, yeni süreçte hizmet talebine marj koyacağını hiç zannetmiyorum. Yerel yönetimlerin temel amacı; sürdürülebilir, demokratik, eşitlikçi ve insan onuruna yakışır bir kentsel düzen inşa etmek ise, 1992’de kabul edilen Avrupa Kentsel Şartı’nın en önemli bölümü olan Kentli Hakları Beyannamesini kaç belediye başkanı, kaç meclis üyesi okudu ve üzerine tartıştı? Cesur sorular sormadan, ortaya çıkan tıkanmayı aşmak mümkün olmaz. Her şeyi devletin baskısı ile açıklamak, siyaseti konfor alanına itmekten başka işe yaramıyor.

Keza parlamenter siyaset alanındaki ittifakların, bileşenlerin birlikteliği ‘temsil kotası’ verilmek yerine, birlikte ortak hedefler etrafında kenetlenen bir yapıya evrilmeli. Seçim zamanı bir araya gelinen, seçimden sonra uzaklaşılan birliktelikler, seçim ittifakından öte bir anlam taşımıyor. Her şehrin sosyolojisine uygun, zamanın ruhunu okuyabilen, okuduğu bu ruhu halka taşıyabilen, konformizmden uzak, yoldaşına  tepeden değil, omuz hizasından bakan temsiliyetlere ihtiyaç olacaktır. Temsiliyet alanında, istisnalar hariç iki dönem kuralı getirilmeli. Aksi halde bir kastlaşma tehlikesi ortaya çıkar. Her kesimden, her meslekten insanlara alan açılmalı. Parti, bir meslek grubunun hakimiyetine teslim edilmemeli. Yoldaşlık hukuku açısından protokol saçmalığına son verilmeli. Halkın kendisini  geride hissettiği, burjuva siyasetinden satın alınan bu tarz, mücadelenin ruhuna da aykırıdır.

Zaman, sorunları  ‘şimdi zamanı değil’ diyerek geçiştirilecek bir zaman değil. Zaten bunun için DEM büyük kongreye gidiyor. Şimdi zaman, geçmişteki sorunlarla, eksikliklerle, hatalarla yüzleşme zamanı. Bu yüzleşme, büyük sıçramanın startıdır da. Uzun zamandır halkın kendi arasında konuştuğu ama Sayın Arkaş’ın açıkça dile getirdiği bu tıkanma, tartışma kültürümüze geniş bir zemin yaratma açısından da önemli olmuştur. Geçmiş her şeyiyle bize kalan mirastır. Geçmişin doğrularını yanımıza alıp, yeni yola koyulma vaktidir.

To read the full story from the source: Yeni Yaşam Gazetesi

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement