Küresel güçlerin Kafkasya ikilemi: Orta Koridor ve TRIPP kıskacı
Orta Çağ’da İpek Yolu üzerindeki bir kervansaray, zenginliği kendisi üretmezdi; gücünü, üzerinden geçen ticaret akışını kontrol edebilme kapasitesinden alırdı. Yüzyıllar boyunca Güney Kafkasya kervansarayının kapı bekçiliğini Rusya üstlendi.
Ancak bugün Moskova, stratejik olarak Ukrayna savaşına odaklanmış durumdadır. Rusya’nın geleneksel hamiliğinin zayıflamasıyla birlikte bölgeye aynı anda çok sayıda aktör nüfuz etmeye başlamıştır: Tarihsel ve kültürel bağlarına yaslanan Türkiye, bölgesel barış sürecinin garantörü rolünü üstlenmeye çalışan Amerika Birleşik Devletleri, kuzey sınırlarında oluşabilecek jeopolitik kuşatmadan endişe duyan İran ve limanlar ile altyapı projelerinin sessiz mantığı üzerinden bölgesel coğrafyayı küresel bağlantısallığın merkezlerinden birine dönüştüren Çin.
Böylece Güney Kafkasya, Orta Koridor ile Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası’nın (Trump Route for International Peace and Prosperity – TRIPP) kesişiminde yeniden şekillenen çok katmanlı bir küresel rekabet alanına dönüşmektedir.
Rusya’nın azalan etkisi
Uzun yıllar boyunca Rusya’nın bölgedeki nüfuzu 3 temel sütuna dayanıyordu:
• askerî varlığı,
• ekonomik bağımlılık ilişkileri,
• çatışma yönetimi üzerindeki neredeyse tekel konumu.
Ancak Ukrayna savaşının dayattığı stratejik öncelik değişimi, bu mimariyi ciddi ölçüde aşındırmıştır. Moskova’nın Azerbaycan’ın Karabağ üzerinde egemenliğini yeniden tesis etmesi sürecinde sergilediği pasif tutum, Ermenistan’ın Batı ile daha yakın ilişkiler arayışını hızlandırmıştır.
Gürcistan’da ise Rusya, ülkenin Avrupa entegrasyonunu engellemeye yönelik girişimler de dâhil olmak üzere hibrit araçlar üzerinden nüfuzunu korumaya çalışmaktadır. Sonuç olarak Rusya, bölgesel gündemi belirleyen proaktif bir güç olmaktan giderek uzaklaşmış ve büyük ölçüde savunmacı bir pozisyona çekilmiştir.
Bu süreçte stratejik konumunu en istikrarlı biçimde güçlendiren aktör ise Türkiye olmuştur. Ankara, Azerbaycan ile sahip olduğu stratejik ittifakı Orta Asya’ya uzanan kesintisiz bir koridora dönüştürmeyi hedeflemektedir. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu ile planlanan Nahçıvan bağlantısı yalnızca ulaştırma projeleri değil, aynı zamanda Avrasya’nın jeopolitik mimarisini yeniden şekillendiren yapısal entegrasyon girişimleridir.
Türkiye, altyapı projelerinin ötesinde Ermenistan ile normalleşme sürecini destekleyerek ve Batı destekli bağlantısallık projelerinde önemli bir denetleyici rol üstlenerek bölgesel istikrarın temel sütunlarından biri hâline gelmiştir.
TRIPP ve İran’ın stratejik kuşatılması
Güney Kafkasya’da uzun yıllar boyunca devam eden donmuş çatışma düzeni, ABD’nin girişimiyle yeni bir evreye girmiştir. Bu yeni mimarinin merkezinde, Azerbaycan’ın ana karasını Ermenistan’ın güneyindeki Sünik (Azerbaycan Türkçesindeki karşılığı Göyçe) bölgesi üzerinden Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne bağlayacak yaklaşık 27 millik ulaşım koridoru olan TRIPP bulunmaktadır.
Ankara ve Bakü’nün “Zengezur Koridoru” olarak adlandırdığı bu proje, uluslararası bir konsorsiyum modeli çerçevesinde hayata geçirilmektedir. Önerilen modele göre Ermenistan, koridor üzerindeki tam hukuki egemenliğini muhafaza edecek; buna karşılık işletme hakları, uzun vadeli bir imtiyaz sözleşmesi kapsamında ABD destekli bir konsorsiyuma devredilecektir.
Bölgedeki tüm aktörler arasında bu dönüşümden en olumsuz etkilenecek ülke ise İran’dır. TRIPP, İran’ın Ermenistan üzerinden kuzeye uzanan geleneksel transit güzergâhını doğrudan işlevsizleştirme potansiyeline sahiptir. Yeni lojistik mimarinin faaliyete geçmesiyle birlikte doğu-batı ticaret akışları artık ne Rusya’ya ne de İran topraklarına bağımlı olacaktır.
Aynı dönemde Ortadoğu’da birden fazla krizle eş zamanlı olarak mücadele etmek zorunda kalan Tahran, giderek daha marjinal bir jeopolitik konuma itilme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Bununla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında kapsamlı bir barış anlaşmasının sağlanması bu dengeleri önemli ölçüde değiştirebilir. Böyle bir uzlaşı, İran’ın stratejik caydırıcılığını koruduğu ve krizden görece avantajlı çıktığı yönündeki algıyı güçlendirecektir.
Bu durum, İsrail’in bölgesel yalnızlığını derinleştirirken ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuzunu da azaltabilir. Böyle bir senaryoda ise TRIPP koridorunun uzun vadeli stratejik sürdürülebilirliği önemli ölçüde belirsizleşecektir.
Çin’in tutumu
Jeopolitik dengelerdeki bu değişim, büyük güçlerin bölgeye yönelik farklı stratejik yaklaşımlarını da daha görünür hâle getirmiştir. Pek çok Batılı girişimin aksine Çin, Güney Kafkasya’ya doğrudan askerî-siyasi bir nüfuz alanı kurma ya da mevcut sınır rejimlerini değiştirme odaklı revizyonist bir perspektiften yaklaşmamaktadır.
Pekin, bunun yerine bölgeyi kendi pazarlarına entegre etmeyi ve altyapı bağlantısallığı üzerinden ekonomik bağımlılık ağları oluşturarak lojistik güvenliğini garanti altına almayı hedefleyen pragmatik ve ticaret merkezli bir strateji yürütmektedir.
Nitekim Kuşak ve Yol Girişimi ile büyük ölçüde örtüşen Orta Koridor (Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Rotası), Çin’in küresel ticaret vizyonunun temel sütunlarından biri hâline gelmiştir. Kuzey ulaştırma hatlarının yaptırımlar nedeniyle önemli ölçüde işlev kaybetmesi, bu rotayı Pekin açısından alternatif bir seçenek olmaktan çıkararak Avrupa pazarlarına kesintisiz erişim sağlayan stratejik bir zorunluluğa dönüştürmüştür.
Çin de bu doğrultuda bölgeye yönelik doğrudan yabancı yatırımlarını ve finansman desteğini artırmış, Hazar Denizi üzerinden gerçekleştirilen konteyner taşımacılığını genişleterek kritik lojistik darboğazların giderilmesine yönelik somut adımlar atmıştır.
Pekin, bu ekonomik genişlemeyi yürütürken bölgesel ihtilaflarda doğrudan taraf olmaktan kaçınan titiz bir denge politikası izlemektedir. Azerbaycan ve Gürcistan ile geliştirilen stratejik ortaklıkların yanı sıra Ermenistan ile de kapsamlı iş birliği zeminlerinin aranması, bu pragmatik yaklaşımın açık bir tezahürüdür.
Ticari yatırımların ötesinde Çin sermayesi; yenilenebilir enerji, 5G telekomünikasyon altyapısı ve gümrük sistemlerinin dijitalleştirilmesi gibi kritik sektörler aracılığıyla bölge ekonomilerinin teknolojik dönüşümünde de aktif rol oynamaktadır. Ancak bu dijital yayılım, bölge ülkeleri açısından siber güvenlik ve veri egemenliği gibi yeni jeopolitik risk dalgalarını da beraberinde getirmektedir.
Bu durum, küresel güçlerin diplomasi tarzlarındaki derin metodoloji farkını da ortaya koymaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, TRIPP üzerinden daha kısa vadeli, güvenlik odaklı ve belirli aktörleri dışlayıcı nitelikte bir “anlaşma diplomasisi” yürütürken; Çin, uzun vadeli ve ticari bağımlılıkları pekiştiren bir altyapı diplomasisini tercih etmektedir.
Üstelik Pekin, Batı destekli rakip bağlantısallık projelerini doğrudan bir tehdit olarak görmekten ziyade, kendi lehine araçsallaştırma eğilimindedir. İnşa edilen her yeni ulaştırma koridoru, fiziki kapasiteyi artırdığı ölçüde nihayetinde Orta Koridor’un genel işlevselliğine eklemlenmekte ve Çin’in küresel lojistik ağının bir parçası hâline gelmektedir.
Bölge ülkeleri, siyasi şartlara bağlı Batılı finansman modelleri yerine Pekin’in yapısal riskler de barındıran daha hızlı finansman mekanizmalarına yöneldikçe, Çin bölgedeki ekonomik ağırlığını daha da pekiştirmektedir.
Sonuç olarak Güney Kafkasya, tek bir dış gücün belirleyici olduğu jeopolitik düzenden daha esnek ve çok aktörlü bir bölgesel sisteme doğru dönüşmektedir. Rusya’nın bölgedeki göreli nüfuz kaybı, Türkiye’nin istikrar ve güvenliğin yapısal omurgası hâline gelmesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin TRIPP üzerinden yeniden canlanan diplomatik angajmanı bu yeni tablonun temel dinamikleridir.
Bununla birlikte, ortaya çıkan bu yeni mimari içerisinde bölgenin uzun vadeli altyapı dönüşümüne en büyük finansal ve lojistik kapasiteyi sunan aktör yine Çin olmaktadır. Bu denklemde Türkiye açısından esas stratejik meydan okuma; TRIPP’i Orta Koridor ile uyumlu hâle getirirken aynı zamanda Çin’in devasa yatırım kapasitesinden kendi uzun vadeli jeopolitik ve jeoekonomik hedefleri doğrultusunda, egemenlik risklerini yöneterek azami ölçüde yararlanabilmektir.
Çin’in benimsediği ticaret ve kalkınma odaklı vizyon, Güney Kafkasya’nın tarihsel bir askerî rekabet alanından Avrasya’nın stratejik bir ticaret kavşağına dönüşüm eğilimini güçlü bir şekilde desteklemektedir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
<p>Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Orta Koridor’un en kritik ulaştırma hatlarından biri olarak Güney Kafkasya’nın jeostratejik önemini artırıyor / Fotoğraf: Azerbaycan Demiryolları (ADY)</p>
To read the full story from the source: Independent






