Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Kâr şirketlere, bedel ödemek halka düşüyor

Kâr şirketlere, bedel ödemek halka düşüyor

Mehmet TORUN  
Maden Hukuku rejimi, Anayasa’nın 168. maddesi ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 4. maddesinde vücut bulan "Madenler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır" ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Bu ilke, madenlerin üzerinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi olmadığını ve mülkiyetinin münhasıran devlete ait olduğunu emreder. Kanunun 1. maddesi ise bu kaynakların "milli menfaatlere uygun olarak" işletilmesini nihai amaç olarak belirlemiştir. Ancak güncel idari ve ticari pratiklerde, mülkiyeti kamuya ait olan bu stratejik varlıkların ekonomiye kazandırılmasından ziyade birer spekülatif "gayrimenkul" veya "finansal varlık" gibi el değiştirdiği görülmektedir. Bu durum; anayasal bir emanet olan maden kaynaklarının, kamu yararı amacından koparılarak şirket bilançolarını makyajlama aracına dönüşmesi gibi yapısal bir paradoks doğurmaktadır. Ruhsatların üretim niyetinden bağımsız olarak finansal piyasalarda birer likidite enstrümanı haline gelmesi, kanunun ruhundaki "milli menfaat" ilkesinin ağır bir amaçsal sapmaya uğradığının en somut göstergesidir. 

Maden Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca maden ruhsatları devredilebilir niteliktedir; ancak bu devir, sıradan bir borçlar hukuku sözleşmesi değil, idarenin sıkı denetimine tabi idari bir işlemdir. Mevcut yasal durumda ruhsat bedelinin sadece iki katı olarak belirlenen devir ücreti, milyon dolarlık spekülatif trafiği dizginlemede yetersiz kalmaktadır. Ayrıca Kanunun 10. maddesinde yer alan "beyan usulü", sahadaki fiili yatırımın niteliğini denetlemek yerine kâğıt üzerindeki verileri esas aldığı için, sektörde "çantacı" olarak tabir edilen ve amacı üretim değil ruhsat ticareti olan yapıların önünü açmaktadır. Devrin bir "idari izin" (Bakanlık onayı) mekanizması olmasına rağmen, idarenin "mali kapasite" denetimini borç yapılandırma sürecindeki şirketler lehine esnetmesi, hukuki rejimin etkinliğini tartışmalı hale getirmektedir. 
Madencilik sektöründe ruhsatlar, yeraltındaki kaynağın fiili üretiminden ziyade şirketlerin finansal durumlarını kâğıt üzerinde düzeltme stratejilerinin merkezine yerleşmiştir. Ruhsatlar, bilançolarda "Gayrimaddi Duran Varlık" olarak konumlandırılarak şirket değerlemesini yapay olarak yükseltmekte ve borsada piyasa değerini şişirmektedir. Bu ticari işlem sürecinde bir gram cevher çıkarılmamış bir saha, "görünür rezerv" raporlarıyla şirket portföyünde devasa bir kıymet gibi gösterilmekte; böylece şirket, üretim yapmadan piyasadan fon devşirebilmektedir. "Etkin portföy yönetimi" maskesi altında yürütülen bu trafik, maden sahalarının gerçek üreticiler yerine spekülatörlerin elinde rehin kalmasına yol açmaktadır. 
Son günlerde yapılan ruhsat devirleri incelendiğinde, ortak değerler olan kaynakların uluslararası borç sarmalında bir likidite aracına dönüştürüldüğü görülecektir. Yerli bir şirkete ait altın sahası ruhsatının İngiltere merkezli şirkete devri, "geçici kiralama objesi" olarak kullanılmasının tipik bir örneğidir. Bu sözleşmenin en kritik maddesi, altın çıkarma faaliyetleri bittikten sonra ruhsatın en geç bir yıl içinde yerli şirkete bedelsiz olarak iade edileceği şartıdır. Bu işlem teknik olarak bir "devir" gibi görünse de, özünde bedelsiz iade şartıyla malul bir "geçici kullanım" işlemidir. İdare hukukundaki "amaç unsuru" açısından bakıldığında, maden ruhsatının mülkiyeti devlete ait bir hak olmaktan çıkıp, iki şirket arasında "etkin portföy yönetimi" adı altında bir kiralama objesine dönüştürülmüştür. Bu durum, Maden Kanunu’nun 5. maddesindeki devir işleminin ruhuna aykırı bir uygulamadır. 
Yine aynı şirketin aynı İngiliz firmasına devrettiği başka bir altın sahası sözleşmesindeki rakamlar kaynak sömürüsünün boyutunu açıkça göstermektedir. Sahadaki 300 bin tonluk altın cevherinin güncel teorik değeri 38 milyon dolar iken, satış bedeli 7,85 milyon dolar olarak belirlenmiştir (Değerin yaklaşık yüzde 20’si). Yerli şirketin finansal borç yapılandırma sürecinde olduğu bir dönemde gerçekleşen bu "yangından mal kaçırma" niteliğindeki satış, kamu kaynağının bir holdingin likidite krizini aşmak için ciro edildiğini göstermektedir. Ülkemiz için bu durum, 1,5 milyon tonluk potansiyel kaynağın işletme hakkının kamu yararı perspektifinden ziyade borç kapatma amacıyla yabancı sermayeye transferidir. 
Şirketler ruhsatlar üzerinden "kâr transferi" yaparken, madenciliğin yarattığı tüm ekolojik ve sosyal riskler doğrudan kamunun omuzlarına yüklenmektedir. Eylül 2026 MAPEG verileri, "kârın özelleştirilmesi, riskin kamusallaştırılması" modelinin vahametini kanıtlamaktadır: 
56 ilde toplam 22.767 hektarlık devasa bir alan ruhsat ticaretinin havuzuna dahil edilmiştir. Niğde-Bor’da yerleşime 250 metre, Konya-Hüyük’te Kıreli köyüne 340 metre, Kayseri-Develi’de Zincidere köyüne 420 metre mesafede maden sahaları ilan edilmiştir. Beyşehir Gölü’ne iki bin metre, Vakur Göleti’ne ise sadece 520 metre mesafede maden sahası açılması, su havzalarının güvenliğini hiçe saymaktadır. Bu ihaleler, ruhsatların sadece birer finansal araç olarak el değiştirdiği bir sistemde, doğanın ve halkın yaşam alanlarının bu ticari trafiğin "teminatı" haline getirildiğini kanıtlamaktadır. 
Madenlerin anayasal statüsü olan "Devletin hüküm ve tasarrufu" ilkesi, şirketlerin bilanço düzeltme veya borç yapılandırma stratejilerine kurban edilemeyecek kadar kritiktir. Ruhsatların; yeraltındaki serveti ekonomiye kazandırmak yerine finansal piyasalarda spekülasyon objesi olarak kullanılması, Maden Kanunu’nun 1. maddesindeki "milli menfaat" emrini kadük bırakmaktadır. İdari otorite, ruhsat devirlerini basit birer ticari işlem olarak değil, kamu hizmetinin devri olarak görmeli; sosyal ve ekolojik maliyetleri holding bilançolarının üzerinde tutan üretim odaklı bir denetim rejimini derhal tesis etmelidir. 
“Madenlerin gerçek sahibi halktır” ilkesi gereği tüm yeraltı kaynakları, ihtiyaçlar temelinde ve kamu yararı doğrultusunda değerlendirilmelidir. Aksi halde yıllardır süregelen kaynak sömürüsü artarak devam eder. 
Not: Yazıdaki emekleri için meslektaşım ve hukuk insanı Ömer Günay’a teşekkür ederim. 

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news →
Advertisement