Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Kanunlar Üstüne

Kanunlar Üstüne

Bir toplumda düzeni, nizamı sağlamak amacıyla oluşturulan kurallar bütününe kanun/yasa denir. Fakat sağlanan düzenin adil olup olmadığı kanunlar nezdinde önemsizdir. Bir kanunun mahiyeti ise olması gereken budur ve bu olacaktır şeklinde ya da biz buyuz ve böyle istiyoruz şeklinde özetlenebilir. Kanunların bundan öte bir anlamı veya değeri olduğu ise tartışmalıdır. Ne malum Türklerin yazdığı ceza kanununun adaleti tesis ettiği?

Burada Aquinas’tan, Kant’tan, Rawls’tan ya da Kelsen’den bahsedebiliriz ancak alıntılayacağım pasaj Montaigne’e ait:

“Kanunlar doğru oldukları için değil, kanun oldukları için yürürlükte kalırlar. Kendilerini dinletmeleri akıl dışı bir güçten gelir, başka bir şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Kanunları koyanlar da çok kez budala ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. Nasıl olursa olsunlar, insandırlar nihayet, her yaptıkları şey ister istemez sudan ve değişkendir. Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?” (Denemeler, “Kanunlar Üstüne”)

Bu alıntı üzerine kanunların niteliğine dair birkaç hususu belirtebiliriz:

  1. Kanunlar, sırf öyle yazıldığı için doğrudur. Kısaca, egemenin buyruğudur.
  2. Kanunlar eğilip bükülebilir, genişletilebilir ve istenildiği gibi yorumlanmaya açıktır.
  3. Kanunların adaleti tesis etme zorunluluğu yoktur.

İlk olarak, kanun egemenin buyruğudur. Yani bir toplumun hükümdarının, yönetici sınıfının, güçlü olanın işine gelendir, o ne istiyorsa o yazılır. Bu kanunlar bir düzen sağlar elbet, fakat tesis edilen düzen mevcut güç ve iktidar odaklarının muhafaza edilmesi üzerine kuruludur. Örneğin, bir kanun sorgulanamaz, değiştirilemez ve tartışılamaz olarak kabul edilebilir mi? Eğer öyleyse buna kanun diyebilir miyiz? Eğer öyleyse bu kanun hukuki bir metin midir yoksa siyasi bir buyruk mu? Açıkça ikincisidir. Çünkü insanın yaptığı kanun mutlak değildir, değişebilir, dönüşebilir, artık gereksiz olduğuna karar verilebilir. Bu durumda bir kanunun tartışılamaz-sorgulanamaz-değiştirilemez ilan edilmesi ancak akıl dışılığın bir kanıtı olabilir. Bahsi geçen kanunlar ise mevcut egemenleri meşru kılar ve egemenleri yeniden üretir. Bu durumda yapılması gereken daima egemenleri sorgulamaktır, biat etmek veya tapmak değil. Bu kanunların yanı sıra sıradan halk için geri kalan dümenden yasalar yazılır. Onların da ne kadarının adil olduğu yahut ne kadarının uygulandığı ise meçhuldür. Örnekleri her TC vatandaşı için tecrübeyle sabittir.

İkinci olarak her suçun karşılığı olan bir kanun bulunamayabilir. Bu durumda hakimler yorumlama inisiyatifini alırlar. Suçlu ilan edilen kişinin yaptığı şeyin doğrudan karşılığı olan bir kanun yoksa, kanunlar yorumlanır, genişletilir. Bu durum malumunuz üzere suistimale açıktır, özellikle siyasi olarak. Yani bir vatandaş yaptığı şeyden ötürü ceza almaması gerekiyorsa bile o cezayı alabilir — daha doğrusu ona verilmek istenen cezayı. Nitekim bu durum da egemenin düzenini muhafaza etmeye yarar. Marx’ın dediği gibi, kapitalist düzende kanunlar düzeni korumaya yöneliktir; hukuk sistemi, egemen sınıfın çıkarlarını muhafaza eden devlet aygıtlarından biridir. O toplumda suçlu yoktur, suçlu ilan edilenler vardır. Ona göre yapılması gereken suçluyu değil, suçu ortadan kaldırmaktır.

Son ve bütün dediklerimizle ilişkili olarak, kanunların bize adalet borcu yoktur. Sahi, kanunların ne zaman adaleti sağladığını gördünüz? Montaigne boşuna sormamış “Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?” diye. Bu sorunun üzerine düşünmek gerekir. Tarihteki birçok adaletsizlik, haksızlık ve ahlaksızlık kanunlarla örtülmüştür. Egemen gücünü açıktan göstermez, kanunlarıyla gösterir ve bunu toplumun her kademesine yayar. Kanunla gösterilen güç örtük ve meşrudur. Çünkü kanunda öyle yazıyor! değil mi? Namus kavramı köken olarak kanunla aynı yerden gelmesi de ilginçtir. Antik Yunanca νόμος (nomos) düzen, yasa, kanun demektir; aynı zamanda günümüze “namus” şeklinde de evrilmiştir. Toplumlar için kanunun kıymetini gösteren önemli noktalardan biri bu ilişkidir. Ancak ahlak ve kanun kavramları tarihsel olarak birbirleriyle bu denli iç içe kurulmuşlarsa da bunun her daim böyle olacağının garantisi yoktur. Kimi kararlar kanunsuzluğa, ahlaksızlığa rağmen kanunlar yoluyla verilir.

Sonuç niyetine biz yine tekrarlayalım: Bir kanunun var olması, onun adil olduğu anlamına gelmez. Bir kanuna sırf kanun olduğu için itaat etmek, ancak akıl-dışılıkla açıklanabilecek bir durumdur. Ve egemen ve egemene dair olan her şey mütemadiyen sorgulanmalıdır.


Kanunlar Üstüne was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement