Kadir İnanır'ın ardından
“Selvi Boylum Al Yazmalım”ı izlediğimde 18 yaşındaydım. Film bittiğinde Bakırköy İncirli Sineması’nın merdivenlerinden caddeye doğru çıkarken kafamda iki şey vardı. Birincisi Cahit Berkay’ın hâlâ zevkle dinlediğim müziği; ikincisi ise Asya’nın (Türkan Şoray) niye İlyas’ı (Kadir İnanır) değil de Cemşit’i (Ahmet Mekin) seçmesi olmuştu. Bu Yeşilçam’da çok da rastlanılmayan bir durumdu. Filmin başrol erkek oyuncusu nasıl olur da ikinci adam olurdu. Aynı filmi yıllar sonra bir video kasette izlediğimde çok önemli bir ayrıntıyı atlamış olduğumu fark ettim. Belki de filmi özetleyen repliği. Asya’nın filmin sonunda “Sevgi neydi; sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti” diyerek İlyas yerine Cemşit’i seçmesini.
Bu filmden yaklaşık beş sene sonra Kadir İnanır’la tanışma şansı buldum. 1980’li yılların başlarında Ses ve Hayat dergilerinde foto muhabirliği yapıyordum. Bir gün istihbarat şefimiz Ahmet Olcay bir film setine gidip Kadir İnanır’ın fotoğraflarını çekmemi istedi. Heyecandan elim ayağıma dolaşmıştı ve inanın o günle ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum. Dergi yayınlandığı gün en alt kattaki resepsiyon çalışanı telefonla aradı ve Kadir İnanır’ın magazin servisine geleceğini söyledi. Kadir İnanır her zamanki şıklığı ve yakışıklılığıyla kapıdan girdi. Koltuğunun altında da o haftanın Ses dergisi. Muhabirlerin topluca çalıştığı salona kısa bir göz attı. Beni görünce masama doğru yürüdü ve elindeki dergiyi biraz sertçe masanın üzerine attı.
“Bugüne kadar Bab-ı Ali’de çekilen en iyi fotoğraflarım. Aferin“ dedi ve Yazı İşleri Müdürümüz Mine Engez’in odasına girdi. Ben biraz afallamıştım ama fotoğrafçılık konusunda da o güne kadar işitmediğim en güzel sözleri de duymuştum.
Yıllar sonra profesyonel müzisyen olduktan sonra Günay’da program yaptığımız bir gece sahneye en yakın masalardan birinde bu sefer dinleyicimiz olarak çıkmıştı karşıma. Program sonrasında gece kulübünün girişindeki vestiyerde buluşmuş ve kısa ama çok keyifli bir sohbet gerçekleştirmiştik.
Benim Kadir İnanır’ı gerçekten tanımam ise 2005 yılındaki “Bütün Çocuklarım” dizisi sayesinde olmuştu. Kadir İnanır ve Jülide Kural’ın başrolünü paylaştığı dizide ben de Jülide’nin doktor ağabeyi rolündeydim. O dizide Kadir İnanır başta olmak üzere Menderes Samancılar, Güzin Çorağan, Bahar Erdeniz ve Filiz Taçbaş gibi tecrübeli oyuncuların yanı sıra sonradan bütün ülkenin tanıyacağı Demet Evgar, Ufuk Özkan ve Murat Yıldırım gibi genç oyuncular da vardı.
Karşılıklı oynayacağımız ilk sahnemiz öncesi bana o kadar yardımcı olmuştu ki. Sonuçta ben oyuncu değildim ve o da bunun farkındaydı. Bundan sonra dizi setinde sadece karşılıklı sahnelerimizde değil kamera ve oyunculukla ilgili o kadar çarpıcı bilgiler -hatta tüyolar- vermişti ki minnettarlık duymamanın imkânı yok.
Dizi seti Çatalca’da bir çiftlik eviydi. Dizi çekimleri kadar soğukla da mücadele ediyorduk. Zaman zaman yorgunluktan ve soğuktan çekim ekibi ve bizlerde bir yılgınlık ve özensizlik olurdu. Ne zaman ki Kadir İnanır sete gelirdi her şey ilk günkü enerjisiyle devam ederdi. Bu disiplin için görünmesine de gerek yoktu. Onun yakınlarda bir yerlerde olduğunu bilmek yeterliydi. Kadir İnanır hem ağabey hem de beyefendiydi. Setin tartışılmaz efendisiydi. Bazen set aralarında Jülide Kural ve Kadir İnanır beni de davet ederler ve Çatalca’daki küçük bir restorana giderdik.
Oradaki sohbetleri hiç unutmadım. Daha doğrusu bu büyük oyuncunun söyledikleriyle hayata bakışını hiç unutmadım. Siyasetten felsefeye, ekonomiden dinler tarihine kadar… Çok güzel gülerdi. Gerçekten de çok güzel gülerdi. Hatta bir gün “Kadir İnanır gülünce sanki dünya gülüyor” gibi bir cümle kurmuştum.
Türk sineması gerçekten de çok değerli bir oyuncuyu kaybetti. Onu tanıyanlar ise çok özel bir insanı. Başta Jülide Kural olmak üzere tüm ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum.
Kaynak: BirGün





