Jeopolitik strateji ile ekonomik dinamikler arasındaki ayrım
Richard Baldwin’in “When Trump Met Escalation Dominance” (Trump, Gerilimi Artırma Üstünlüğüyle Karşılaştığında) analizi, 2025 ABD-Çin ticaret savaşındaki tırmanma dinamiklerini 2026 İran sürecine uyarlayarak dikkat çekici bir çerçeve çiziyor.
Bu benzetme, jeopolitik güç mücadelelerinde ekonomik maliyetlerin rolünü hatırlatması açısından faydalıdır. Ancak ticaret savaşı ile İran savaşı, işleyiş dinamikleri ve uzun vadeli sonuçları bakımından temelden farklıdır.
Trump’ın taktik geri çekilmeleri (TACO – “Trump Always Chickens Out” – Trump Her Zaman Geri Adım Atar) olarak nitelendirilen yaklaşımı, basit bir “geri adım atma” değil; 5. nesil hibrit savaşın (5GW) karmaşık jeopolitik denklemlerinde stratejik baskı ve durum değişikliği aracı olarak değerlendirilmelidir.
Ticaret savaşı ile İran süreci: Farklı mantıklar
Çin ticaret savaşında Baldwin’in vurguladığı gibi, yüksek gümrük vergileri tedarik zincirlerini vurmuş, nadir toprak elementleri ve mıknatıslar gibi boğaz noktalarında Çin’in dayanıklılık üstünlüğü Washington’u müzakere masasına çekmiştir. İç siyasi ve ekonomik maliyetler (fabrika kapanmaları, fiyat artışları) tırmanmayı sınırlamış, “TACO” döngüsünü tetiklemiştir. Bu, klasik ekonomik çatışma mantığıdır: Karşılıklı bağımlılıkta tırmanma üstünlüğü (eskalasyon dominasyonu) belirleyicidir.
Eskalasyon üstünlüğü geniş içerikli bir ifadedir.
Bu üstünlük mücadelesinde neler vardır?
• Tırmanma basamakları (büyük planın bir parçası),
• Caydırıcılık (küresel caydırıcılık bağlamında bir iddiayı kanıtlama),
• Asimetrik üstünlük (rakibin elindekileri alarak veya kullanarak kendine avantaj sağlamak),
• İnisiyatif kontrolü (küresel bağlamda alanı kendi kontrolüne alacak adımlar atmak, anlaşma yaparak daha sonraki her uluslararası girişimde bu kozu kullanma avantajına sahip olmak).
Trump bunu becerebildi mi?
En azından böylesi ileri vadeli bir sonucu muhakeme etmek için henüz elde bir veri yok.
Ekonomiyi açıklamak veya gümrük vergilerine dair konuları değerlendirmek daha somut verilerle mümkündür.
İran’da ise durum farklı seyretmektedir; belki de sonuçları hemen görmek mümkün olmamaktadır. Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail operasyonları (Epic Fury/Roaring Lion/Destansı Gazap), İran’ın nükleer tesislerini, füze kapasitesini ve Devrim Muhafızları (IRGC) altyapısını hedef alarak stratejik baskı uygulamıştır.
Vekil ağlarının (Hizbullah, Husiler vb.) zayıflaması ve mezhep yayılmacılığının (Şii Hilali) geriletilmesi, ticaret savaşındaki simetrik ekonomik düellodan öte, askerî üstünlük ve çok alanlı operasyonların ürünüdür. Hürmüz Boğazı kritik bir kaldıraçtır; ancak buradaki fiilî tahakküm, uluslararası donanma varlığı, arabuluculuklar ve MOU süreçleriyle törpülenmektedir.
Türkiye’de MOU yanlış değerlendirilmektedir. Çoğu uzman MOU’ya, İran’ın kazanç sağladığı bir anlaşma metni gözüyle bakmaktadır. Acaba gerçekten böyle miydi? Bütünüyle bir ülkenin “egemenlik” kavramını göz ardı ederek, ayrı ayrı maddeleri okunan metinlerin değerlendirilmesi doğru olmaz. Bu durumu görebilmek adına “ABD ve İran mutabakatının satır araları” (19 Haziran 2026) başlıklı makalemi okuyunuz.
MOU ile ABD, nükleer madde, Hürmüz ve ekonomik konular için İran’ın içine girmek durumundaydı; anlaşmanın işlerliği için bu gerekliydi. (Nükleer maddeyi incelemek ve ortak çıkarma faaliyetine başlamak, hazineyi dolaylı da olsa kontrol etmek, Hürmüz’ü uluslararası alanda masaya yatırmak ve kontrolde Umman’ı devreye koymak…)
Olan ne?
IRGC baskısıyla İran, ABD’yi içeriye sokma cesaretini gösteremedi veya asıl oyunu anladı; Galibaf ve Arakçi gibi isimlerin çabalarının karşısına geçti. Eğer bunu yapsaydı, asıl kaybedenin kim olduğu anlaşılacaktı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Sonra ne oldu?
Trump tekrar operasyonu sürdürme kararı aldı.
Bugün bu çatışma kendi özelinde devam ediyor.
Peki, inisiyatif kimde?
Ekonomik maliyetler (petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, küresel enflasyon) elbette Trump yönetimini etkilemektedir. Fakat bunlar jeopolitik kazanımların önüne geçmez. Nükleer meselenin ötelenmesi, sonuca ulaşma süresinin uzatılması, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının kontrolü veya imhası gibi unsurlar, uzun vadeli stratejik konumlanmayı güçlendirir. Klasik “zafer” (rejim değişikliği) beklenmese de, İran’ın hibrit tehdit kapasitesinde kalıcı zayıflama söz konusudur.
Günümüzdeki çatışmalarda klasik zafer anlayışının yerine stratejik kazanım öne çıkmaktadır. Bunun için durum üstünlüğü yaratmak hedeflenmektedir. Okuyunuz: “Stratejik kazanımdan stratejik durum değişikliğine” (17 Temmuz 2026); “Stratejik durum değişikliği paradigması” (19 Temmuz 2026).
Polemolojik perspektif: Durum değişikliği ve uzun vadeli süreç
5. Nesil Harp’te “zafer” kavramı bugün büyük oranda dönüşmüştür. Günümüz çatışmalarında cephesiz, hibrit ve bilişsel boyutlarla birleşen farklı bir jeopolitik ekosistem oluşturulmakta, yeni gerçeklikler ortaya çıkarılmaktadır. Süreçte silah kullanılsa da, ateşkesler yaşansa da diplomasi ve müzakere (ikna baskısı) sürekli devam etmekte ve bütüncül şekilde yönetilmektedir. Yeni yöntem budur.
İran sürecinde gördüğümüz:
• Sürekli tırmanma-müzakere döngüsü (tehdit, operasyon ve ardından ateşkes/MOU),
• Hürmüz’ün uluslararası denetim ve normalleşmeye açılması potansiyeli,
• Nükleer kapasitenin sınırlanması ve vekil ağlarının geriletilmesi.
Düşünceme göre önemli bir evreye geçiliyor. Dikkat buyurunuz: Anlaşma aşamasından sonra Orta Doğu dinamiklerinin yerleşmesi asıl bundan sonra başlayacaktır. Bu, herhangi bir ticari malın alınıp satılması gibi kısa vadeli bir işlem değildir; uzun süreli stratejik sonuçları olan, güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir süreçtir. Yaptırımların gevşetilmesiyle petrol, sigorta ve bankacılık alanlarında artan uluslararası varlık, rejimin direncini eritebilir; ancak tam entegrasyon, rejimin davranışına ve bölgesel istikrara bağlıdır.
Popülist anlatılarda sıkça görülen “tam zafer” veya “tam yenilgi” ikiliği yerine mutedil bir yaklaşım şarttır. Gerçekçi kazanımlar (nükleer fren, vekil ağlarının zayıflaması, enerji ve küresel ticaretin güvenliği/kontrolü) ile kalıcı risklerin dengelenmesi gerekmektedir.
Trump’ın tarzı mı, yoksa bundan sonraki çatışmaların temel özelliği mi? Benim anlatımım esasında Trump’ın tarzını bir tarafa koyuyor. Bundan böyle dünyada farklı bir rekabet ve çatışma biçimi olacak. Bu sizleri ilgilendirmiyor mu? En azından konuyla ilgilenenlere yapabileceğim katkı budur.
Her neyse… Diyelim ki Trump’a bakarak konuşalım: Maksimum tehdit, maliyet artınca geri çekilme ve dönüş ile zafer ilanı. Bu mu?
Baldwin’in eleştirisi bu açıdan uyarıcıdır; iç siyasi aritmetik (taban maliyeti) göz ardı edilemez. Bunu zaten birçok uzman söyledi. Patern belli; yazdığım gibi. Bu durumda İran bağlamında askerî vuruşların yarattığı kalıcı hasar ve müzakere pozisyonundaki iyileşme, basit TACO anlatısını aşmaktadır. Haziran 2026 itibarıyla süren arabuluculuklar (İslamabad, Katar vb.), tam ateşkese ve Hürmüz’ün normalleşmesine işaret etmektedir; fakat İran’ın farklı yorumları belirsizliği korumaktadır.
Değerlendirme
Baldwin’in tezi, ekonomik maliyetlerin jeopolitik kararları sınırlayabileceğini hatırlatması bakımından değerlidir. Ancak İran Savaşı, gümrük vergisi düellosundan çok daha derin stratejik sonuçlar doğuracaktır. Kısa vadeli taktik ayarlamalar, uzun vadede İran’ın bölgesel yayılmacılığını frenler, nükleer riski azaltır ve enerji akışını istikrara kavuşturursa, bu stratejik net kazanç niteliği taşır. Bu, tam zafer veya tam yenilgi değil; polemolojik anlamda bir “durum değişikliği”dir.
Bu tür analizlerde popülist örneklerden kaçınmak, gerçeğe daha yakın durmamızı sağlar. Trump’ın güç dinamikleri, jeopolitik denklemlerde hem sınırlılıklarını hem de manevra kabiliyetini ortaya koymaktadır. Süreç henüz yeni bir aşamaya girmektedir; sonuçlar zamanla netleşecektir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
<p>Trump’ın “TACO” olarak adlandırılan geri çekilme stratejisinin İran bağlamında ne ölçüde geçerli olduğu tartışılıyor / Görsel: photomontage</p>
To read the full story from the source: Independent






