Isparta'nın Manevi Zirvesi: Sidre'nin Bilinmeyen Hikâyesi
ISPARTA (KFK Ajans) – Isparta’nın önemli tarihi ve kültürel alanlarından biri olan Sidre Tepesi, yüzyıllardır hem İslam geleneğinde hem de bölgede geçmişte yaşayan Rumlar açısından manevi önem taşıyan bir merkez olarak öne çıkıyor. Isparta Tarih Derneği Başkanı Bekir Manav, Sidre’nin yalnızca kutsal bir ziyaret noktası değil, aynı zamanda uzun yıllar kentin en önemli mesire ve sosyal yaşam alanlarından biri olduğunu söyledi.
Araştırmalara göre Sidre adının, Rumlar tarafından Atabey ilçesindeki Sidere yerleşiminden geldiği belirtilirken, bölgenin Rumlar tarafından da kutsal kabul edildiği ifade ediliyor. Sidre Tepesi eteklerinde halk arasında ‘Öküzbattı’ olarak bilinen bölgede geçmişte bir kilisenin bulunduğu aktarılırken, İslam tasavvufundaki ‘Sidretü’l-Münteha’ kavramının ise Hz. Muhammed’in miraç yolculuğunda ulaştığı en yüce makamı temsil ettiği belirtiliyor.

Isparta tarihine ilişkin kaynaklarda da Sidre adına yer verildiğini belirten araştırmacılar, Katırcıoğlu Tarihi’nde Sidre’nin bölgede çıkan suya verilen isim olarak geçtiğini aktarıyor. Bu yönüyle Sidre Tepesi’nin yüzyıllar boyunca farklı inançlar açısından ortak manevi değer taşıyan bir alan olduğu ifade ediliyor.

Sidre Tepesi’nde bulunan ve Isparta’nın yedi şehidinden biri olduğuna inanılan Muharrem Dede Türbesi de bölgenin en önemli ziyaret noktaları arasında yer alıyor.
Isparta Tarih Derneği Başkanı Bekir Manav, Muharrem Dede Türbesi’nin geçmişte ‘yatır’ olarak adlandırıldığını belirterek, halk arasında burada yatan kişinin yedi şehitlerden biri olduğuna ilişkin rivayetler bulunduğunu söyledi.

Ancak tarihi kaynakların farklı bilgiler verdiğini ifade eden Manav, ‘Süleyman Sami Böcüzade, iki ayrı tarihi kaynağa dayanarak burada yatan kişinin Edirneli bir Mevlevi şeyhi olduğunu aktarıyor. Bu bilgi, rivayetlerden daha güçlü bir tarihi dayanağa sahip’ dedi.
‘Mevleviler Sidre’de Ayinler Düzenliyordu’
Manav, 1700’lü yıllarda yaşayan Mevlevi şeyhi Teberdar Mehmet Efendi’nin de Sidre’ye geldiğinin Mevlevi Tezkireleri’nde anlatıldığını belirterek,
‘Kaynaklarda Teberdar Mehmet Efendi’nin burada bulunan soğuk su çevresinde dini ayinler düzenlediği, manevi bir cezbe haline ulaşarak Hızır Aleyhisselam ile görüştüğünün anlatıldığı yer alıyor. Daha sonraki dönemlerde de çok sayıda Mevlevi şeyhi ve dergah mensubu burada ayinler gerçekleştirmiştir’
diye konuştu.

Türbe girişinde yer alan ‘Ahmet Yesevi talebelerinden’ ifadesinin tarihi verilerle tam olarak örtüşmediğini söyleyen Manav, mevcut kaynakların Muharrem Dede’nin Mevlevilik geleneğiyle ilişkisinin daha güçlü olduğunu dile getirdi.
‘Isparta’nın En Önemli Mesire Alanlarındandı’
Sidre Tepesi’nin yalnızca dini yönüyle değil sosyal hayat açısından da önemli bir merkez olduğunu anlatan Manav, yakın dönem tarih kitaplarında bölgenin yaklaşık 70-80 yıl öncesine kadar Ispartalıların en büyük mesire alanlarından biri olarak anlatıldığını söyledi.

Manav, ‘Kaynaklarda burada adakların adandığı, horozların kesildiği, sabaha kadar kandillerin yandığı, insanların gece boyunca burada kaldıktan sonra sabah meşalelerle şehre döndüğü anlatılıyor. Büyük yemeklerin verildiği, kazanlarda aşların pişirildiği, ateşlerin yakıldığı sosyal bir buluşma alanından söz ediliyor. Bu da Sidre’nin hem kutsal hem de Isparta kültürü açısından çok önemli bir merkez olduğunu gösteriyor’ ifadelerini kullandı.

‘Farklı İllerden Ziyaretçiler Geliyordu’
Sidre’nin Mevlevilik açısından da önemli bir şöhrete sahip olduğunu dile getiren Manav, geçmiş yıllarda Konya, Afyonkarahisar ve Kütahya başta olmak üzere birçok kentten Mevlevilerin bölgeyi ziyaret ettiğini belirtti.
Manav, ‘Yakın zamana kadar otobüslerle turlar düzenleniyordu. Günümüzde eski yoğunluğu olmasa da bu manevi değeri bilen kişiler hâlâ Sidre’yi ziyaret ediyor’ dedi.
‘Kültürel Miras Olarak Korunmalı’
Sidre’nin Isparta tarihindeki yerinin korunması gerektiğini vurgulayan Bekir Manav, mezar ziyaretinin İslam’da yeri bulunduğunu ancak türbelerden yardım bekleme, adak adama veya mum yakma gibi uygulamaların doğru olmadığını söyledi.
Manav, ‘Bu alanlar geçmişte yaşanmış kültürel değerlerimizin bir parçasıdır. Eski kültürü tanımak, tarihi mirasa sahip çıkmak ve ziyaret etmek güzeldir. Ancak bunun dini inanç ölçüleri içerisinde yapılması gerekir’ diye konuştu.
To read the full story from the source: Uyan32






