19 Nisan'da Etihad Stadyumu'nda alınan sonuç, İngiltere Premier Ligi'nde şampiyonluk yarışında ivmenin tamamen Manchester City'nin lehine döndüğü yorumlarına yol açtı. Lider Arsenal karşısında alınan 2-1'lik dev zafer, bu hissi daha da güçlendirdi.
Dünya artık iyi niyet beyanlarıyla değil, güç dengeleriyle şekilleniyor. Yıllarca “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatıldı; demokrasi, insan hakları ve evrensel değerler üzerinden bir sistem tasvir edildi. Ancak bugün gerçek daha net: Uluslararası sistemde haklı olmak yetmez; güçlü, hazırlıklı ve etkili olmak gerekir. Ukrayna’daki savaş, Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji rekabeti ve göç baskısı aynı gerçeği ortaya […]
Aşkta hesap kitap olmaz. Sahtekârlık da oyun da olmaz. En samimi, en içten, en derin olanıdır aşk. Gerçek sevgi kendini ispatlamak zorunda değildir. Ne alkış ister ne de tanık. Varlığını göstermek için sahneye çıkmaz; çoğu zaman sessizdir ama en derinden hissedilir. Aşk, ölçülmez—ya vardır ya yoktur. Vitrin Çağında Aşkın Dönüşümü Bugün ise bambaşka bir çağdayız. […]
Anlamı bulamıyorum. Evin her yerini aradım, yok. Zaten böyle olacağı belliydi, uzun zamandır ha bire küçülüyordu. Son dönemde her günüm onu aramakla geçiyordu ama bir şekilde de buluyordum. İlk kez ne kadar ararsam arayayım bulamadım.
Belki dışarı çıkmıştır veya ne bileyim, pencereden düşmüştür diye sokağa çıktım. Ve aynı anda bu yaptığım da anlamsız geldi. Evde kaybettiğim anlamı sokakta nasıl bulacaktım?
“Merhaba sevgililer” dedim genç bir çifte.
“Biz sevgili değiliz,” dediler. Hiç umurumda olmadığı halde, nezaket gereği sormuş bulundum: “Nesiniz peki?
“Biz takılıyoruz” dedi biri. “Bedensel alışveriş yapıyoruz. Dünya bizle hiçbir anlamlı ilişki kurmazken, birbirimizle ilişki kurmak gereksiz ve anlamsız. Sen de şu anlam arayışındaki boomer’lardansan aradığını burada bulamazsın.”
Takılan çiftin cümleleriyle içimden dalga geçerek oradan uzaklaştım. Anlamsız hayatlarını çocuklarıyla anlamlandırmaya adamış yarı cahil ebeveynlerin takılgan ürünleri.
∗∗∗
Biraz ötede yine genç yaşlarda bir grup vardı. Hepsi yabancıymış, hepsi buraya Erasmus’la gelmiş.
Anladığım tek şey anlamadığım,” dedi Yunan anlaşılmaz bir eminlikle.
“Anlam emektir,” dedi en sonuncu. Diğerleri sakin tiplerdi ama bu sonuncu öfkeli gibiydi.
Kahveye gittim, herkesin elinde cep telefonu, okeyi bile telefonla oynuyorlar. “Bunun için kahveye gelmeniz anlamsız değil mi? Evinizde dursanız da aynı şeyi yapacaksınız,” dedim. Kimse bu çıkışıma anlam veremedi, çoğu kafasını bile kaldırmadı. Maç izleyen bir grubun yanına gittim:
“On bir delikanlı bir topun peşinde koşturuyor. Bunu izleyin, eğlenin, sorun değil de, buradan aidiyet binaları inşa etmenin ne anlamı var?” diye sordum.
“Rekabet yapısal bir varoluş kanıtıdır. Anlayamazsın.” diye yanıt verdi tepeden bakan bir futbol taraftarı.
“Nedensiz biçimde futbol takımını tutanlarla uğraşacağına nedensiz yere siyasi parti tutup, hiç sorgulamadan ve hiçbir çelişkiyle şüpheye düşmeden bu tutumlarına devam eden kitleleri sorgula istersen...” dedi bir başkası.
∗∗∗
Ne sorgusu ya? Bu sorguların ucu hep bana gelir. Dönüp dolaşıp yine kendimi mi sorgulayacağım? Yeni kendimi mi suçlayacağım? Yine kendimi mi mahkum edeceğim? Niye bunu yapayım? Anlamı korumak için mi? Öyleyse müjde, bunlara gerek kalmadı, anlamı kaybettim, anlam yok artık... Olmayan bir şeyi korumak için acı çekmeye değer mi?
Benim kaygımı fırsat bulan sinsi bir müdavim yanaştı: “Hep denedin, hep yenildin diye başlar bazı vaazlar. Deneme dostum, ne zorun var; denemezsen yenilmezsin.”
Kahveden çıktım, erenlere rastladım. “Bir anlam var sende, senden içeri” dedi biri. “Aşkın bin kanadı varken, aklın iki kanadına esir olma” dedi bir başkası. Anlamı Üsküdar’da bir Derviş’in evinde görmüşler. Navigasyonu açtım, zili çaldım. Anlamı arağımı duyunca Derviş’in yüzü asıldı. “Bi bitmediniz be...” dedi. Kapıyı yüzüme kapadı, bir de küfür etti.
“Bütün bunları yazmalı mıyım?” diye düşündüm. “Yazmanın bir anlamı kaldı mı?”
“:)” diye yanıt verdi biri iç sesimi duymuş gibi.
Acaba şimdi İbo’yu arasam... Yok, desem, yine yazamadım desem. Hiç yazmasam, hiç okumasam, hiç düşünmesem. Bu saatten sonra kim basinger, kim kardaşyan, kime ne? İnkar, öfke, pazarlık, depresyon... Hepsi geçti doktor hanım. Artık kabuldeyim. Kabul ediyorum, kaybettik, anlamı kaybettik.
Anlam gömleğimin cebinden çıktı. Kaybetmemişim. Bir sevinç, bir hüzün. Keşke onu hiç bulamasaydım. Tam huzura erecekken yine dert yine tasa... Şimdi mecburen baştan başlamak gerek. Takılmak başka bahara, sevda kuşun kanadında.
19 Nisan'da Etihad Stadyumu'nda alınan sonuç, İngiltere Premier Ligi'nde şampiyonluk yarışında ivmenin tamamen Manchester City'nin lehine döndüğü yorumlarına yol açtı. Lider Arsenal karşısında alınan 2-1'lik dev zafer, bu hissi daha da güçlendirdi.
Dünya artık iyi niyet beyanlarıyla değil, güç dengeleriyle şekilleniyor. Yıllarca “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatıldı; demokrasi, insan hakları ve evrensel değerler üzerinden bir sistem tasvir edildi. Ancak bugün gerçek daha net: Uluslararası sistemde haklı olmak yetmez; güçlü, hazırlıklı ve etkili olmak gerekir. Ukrayna’daki savaş, Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji rekabeti ve göç baskısı aynı gerçeği ortaya […]
Aşkta hesap kitap olmaz. Sahtekârlık da oyun da olmaz. En samimi, en içten, en derin olanıdır aşk. Gerçek sevgi kendini ispatlamak zorunda değildir. Ne alkış ister ne de tanık. Varlığını göstermek için sahneye çıkmaz; çoğu zaman sessizdir ama en derinden hissedilir. Aşk, ölçülmez—ya vardır ya yoktur. Vitrin Çağında Aşkın Dönüşümü Bugün ise bambaşka bir çağdayız. […]