Her Şey Nizami Şekilde Kötüye Gidiyor. Ne Güzel Ülke.
Bu başlığı sabah instagramda buldum. Görselde kullandığım fotoğrafın üzerine yazılmıştı. Gerçek görseli chatcpt’de elimden geldiğince değiştirmeye çalıştım, benim gizlilik ilkelerim de Allah’a emanet zaten:)
Neyse de cümle beni epey düşündürdü!
“Her şey nizami şekilde kötüye gidiyor. Ne güzel ülke.”
Eh tabii, cümle tanıdık. Hangimiz söylemiyoruz ki bunu? “Her şey kötüye gidiyor.” Devamına da şunu yazmış: “Ne güzel ülke.”
Normalde “ne güzel ülkeyi” ironi diye okumamız gerekiyor.
Ben okuyamadım.
Çünkü paylaşımı yapan kişi, yakın zamanda patronunu dolandırıp milyonlarca lirayı kendi hesabına aktarmış, tutuklanmış, sonra da serbest bırakılmış biriydi. Biliyorsunuz süreç böyle işliyor alıştık.
Şimdi kusura bakmasın ama onun “Ne güzel ülke.” demesi bana ironi gibi gelmiyor.
Gayet gerçek.
Çünkü o kişi için ülkenin durumu; adaletsizliği, sistemsizliği, çürümüşlüğü sonuna kadar kendi çıkarları için kullanabildiği bir konfor alanı.
Eskiden ben de çok söylenirdim.twitter’da savaş açardım bazen:) e eylem günlüklerim zaten tadı damağımda diyebilirim. Günlerce takardım kafaya bir yolsuzluğu, bir haksızlığı, bir felaketi. Söylenirdim bizi yönetenlere, isyan ederdim.
Sonra bir gün fark ettim ki ben sürekli büyük ülkeye bağırırken, kendi küçük ülkelerime pek bakmıyorum. Pek bakmıyorum derken çok baktım ve söyledim aslında ama ne bileyim, insanın hemen yakınınkine “Sen hırsızsın.” demesi çok da kolay olmuyor. En fazla nazik cümlelerle ima ediyorsun. Ama büyük ülkemin yöneticilerine bağıra bağıra hırsız diyebiliyorsun. Belki her ikisi de doğru ve ya yanlış tartışılır… ama önce yanımızdakinden mi başlasak diye düşünmeden edemiyorum artık.
Sonra yavaş yavaş kendi küçük ülkelerime bakmaya başladım. Çünkü o küçük ülkemizde birlikte sayıp sövüyorduk;
“birbirimizi tanımalıydık değil mi? “
Oturduğum apartman, çalıştığım okul, çocuklarımla gittiğim park alanları, süpermarketler…
Zaten ülke dediğimiz şey bu küçük şeylerin toplamı değil mi?
Mesela küçük ülkelerimden biri okulum.
Orada da bir yönetim var.
Bir müdür var; isterseniz cumhurbaşkanı deyin.
Öğretmenler var; bakanlar gibi düşünün.
Bir de halkımız var.
Hem de en masumundan…
Çocuklar.
Henüz makamın ne olduğunu bilmeyen ama adalet duygusunu iliklerine kadar hisseden çocuklar.
Henüz siyaset konuşmayan ama kendisine adil davranılıp davranılmadığını çok iyi anlayan çocuklar.
Sonra o küçük ülkede gördüklerimi anlatınca suçlanan ben oluyorum.
“Sen idealist olabilirsin ama…” diye başlayan cümleler kuruyorlar.
O “ama”dan sonrasını artık ezbere biliyorum.
Sadece,
benim de bir “ama” demem gerekiyor:
İngilizce bilmeyen İngilizce öğretmeni gördüm.
“Ben çocuklardan nefret ediyorum.” diyen matematik öğretmeni gördüm.
“Bırak Pınar Hocam… Bunlardan zaten bir şey olmaz. Hepsi doktor, mühendis olacak değil ya; bazıları da…” diye cümle kurabilen bir okul müdürü gördüm.
Okula iki kalorifer peteği yaptırdığı için bunu yıllarca kredi gibi kullanıp raporsuz, izinsiz işe gelmeyen öğretmen gördüm.
Evrakların bile bazen gerçeğinin değil, görüntüsünün hazırlandığını gördüm. Aslında bazen değil çoğu zaman.
Sonra aynı insanlar her teneffüs öğretmenler odasında toplanıp ülkenin neden battığını anlatıyor.
Ee, ne diyeyim…
Artık susuyorum.
Çünkü konu ülkeye gelince herkes cesur.
Konu kendi okuluna gelince odanın havası değişiyor.
Konu çocuklara nasıl davrandığımıza gelince herkesin acelesi çıkıyor.
Konu kendi yaptığı haksızlığa gelince çaylar soğuyor.
Demek ki büyük ülkeyi sözlerle kurtarmak kolay.
Küçük ülkeyi düzeltmek biraz zahmetli.
Konu kendi apartmanına gelince sessizlik başlıyor.
Apartman toplantılarında da aynı manzara.
“Bittik artık.”
“Mahvettiler ülkeyi.”
“Sattılar memleketi.”
Bunu söyleyen adamın oturduğu binanın iskânı yok.
Apartman görevlisinin sigortası yapılmamış.
Vergi kaçırmayı da “ufak tefek işler” diye anlatıyor.
Bir taraftan ülkenin çürümüşlüğüne lanet okuyoruz.
Öbür taraftan o çürümüşlüğün bize denk gelen kısmını sonuna kadar kullanıyoruz.
Sistem bozuk diye şikâyet ediyoruz ama sistem bize göz kırptığında da “Bir kereden bir şey olmaz.” deyip geçiyoruz.
Bazen şöyle bir şey hayal ediyorum:
Bir sabah uyanıyoruz bambaşka bir ülkeye…😇
Adalet gerçekten işliyor.
Kimse torpil yapamıyor.
Kimse evrakta oynayamıyor.
Kimse vergi kaçıramıyor.
Kimse usulsüzlük yapamıyor.
İşe keyfine göre gelip gitmek yok.
“Hallederiz.” kültürü yok.
İşte o gün…
Acaba bugün en yüksek sesle “Bu ülke mahvoldu.” diyen insanların kaçı aynı rahatlıkla yaşayabilecek?
Çünkü bazı insanlar bozuk düzenden şikâyet etmiyor.
Bozuk düzenin içinde, kendilerine sıra gelmediği için şikâyet ediyor.
Ülke düzelirse en çok huzur gelecek sanıyoruz.
Ben emin değilim.
Bence önce birçok insanın rahatı bozulacak.
Çünkü bazıları adalet istiyor gibi konuşuyor.
Aslında istedikleri şey, adaletsizliğin biraz daha kendilerinden yana işlemesi.
Bu yüzden değişim bu kadar zor.
Çünkü hepimiz temiz bir ülke istiyoruz.
Yeter ki temizlik önce bizim kapının önünden başlamasın.
Her Şey Nizami Şekilde Kötüye Gidiyor. Ne Güzel Ülke. 😀 was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






