Hayat Çok Kısa
Hayat gerçekten çok kısa.Bunu ölümden döndüğüm gün anladım. Aslında o gün bana öğretilen şey yalnızca hayatın kısa olduğu değildi. Asıl öğrendiğim, birçok şeyi bu kadar büyütmeye değmeyeceğiydi.Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim; bu yıl sınav senemdi.
Sınav yaklaştıkça stres de doğal olarak katlanarak artıyordu. Astımın en büyük tetikleyicilerinden biri stres, diğeri ise kiloydu. İkisi de bende vardı.Bir gün arkadaşlarımla deneme sınavına giderken astım krizi geçirdim. Hayatımın belki de en ağır kriziydi. Defalarca acile gittikten sonra, bulunduğumuz şehirde yapılan müdahale yeterli olmayınca üç saat uzaklıktaki bir hastaneye sevk edildim.O an gerçekten çok korkuyordum.Bedenim nefes almak için savaşıyor, ben ise ilk kez nefes almanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu hissediyordum. İnsan nefes alamayınca, o güne kadar önem verdiği birçok şey anlamını yitiriyor.Babamla birlikte hastaneye giderken aklımdan hayatım geçiyordu. Tam o sırada bir arkadaşımın bana günler önce söylediği cümle zihnimde yankılandı:”Bu hayatı fazla kasıyorsun. Hepimiz bir gün toprağın altına gireceğiz.”O zaman ona düşünmeden, “O iş öyle olmuyor.” demiştim.
Meğer oluyormuş.
Ben sınavı öyle büyük bir yere koymuşum ki yaşamayı, sağlığımı, hatta nefes alabilmeyi bile ikinci plana atmışım. Bir yanda göğsümde nefessiz kalmanın verdiği sancı vardı, diğer yanda ise yıllardır stresin yönettiği bir hayatın pişmanlığı.Ne düşündükçe rahatlayabiliyor ne de nefes alabiliyordum.Tam o anda şunu fark ettim: Yine aynı şeye teslim oluyordum. Yine stres beni yönetiyordu.Kendime bir söz verdim:”Artık stresin esiri olmayacağım.”
Peki başarabildim mi?Tam anlamıyla hayır.
Hâlâ zaman zaman strese kapıldığım oluyor. Ama artık onun beni yönetmesine izin vermiyorum. Eskisine göre çok daha sakin ve bilinçli biri olduğumu hissediyorum. Tepkilerim her zaman istediğim kadar sakin olmasa da içimde taşıdığım stres eskisine göre çok azaldı.Bugün geriye dönüp baktığımda, yaşadığım o olayın bana büyük bir acı verdiğini inkâr edemem. Ama bana çok değerli bir ders de bıraktı.Hayat, sürekli ertelemek için çok kısa.Bir sınav, bir iş ya da bir başarı… Bunların hiçbiri nefes alabilmekten daha değerli değil.İnsan bunu çoğu zaman ölüm gerçeği kendisine yaklaştığında anlıyor.Aslında mezuna kalma sebeplerimden biri de yaşadığım bu astım krizleriydi. Fakat bunu ancak çok sonra fark edebildim.Keşke bunları anlamak için böyle ağır bedeller ödememiz gerekmese.Stresi tamamen hayatımızdan silmek belki mümkün değil. Ancak onun hayatımızı yönetmesine izin vermemek bizim elimizde.Çünkü stres sadece bizi etkilemiyor.Çevremizdeki insanları da etkiliyor.Bunu da yaşayarak öğrendim.
Eğer bir gün çocuğunuz olursa, taşıdığınız kaygılar ona da geçecek. Bunu sadece bir tahmin olarak söylemiyorum; bunu yaşayarak gördüm.Annem çok stresli bir insandı.İşten geldiğinde ağabeyimle birlikte yüzüne bakar, “Acaba bugün mutlu mu, yoksa yine canını sıkan bir şey mi oldu?” diye anlamaya çalışırdık.Bir çocuk, anne babasının yükünü taşımamalı.Çocukluk; kaygıyı değil, güveni hatırlamalı.Belki de hayatın bana öğrettiği en büyük ders buydu.Hayat sandığımız kadar uzun değil. Bu yüzden onu sürekli endişe ederek değil, gerçekten yaşayarak geçirmek gerekiyor. Çünkü günün sonunda hatırlayacağımız şey, ne kadar kaygılandığımız değil; ne kadar yaşayabildiğimiz olacak.Hayatın bu kadar kısa olduğunu fark etmemizi sağlayacak sayısız örnek var aslında. Ama biz insanlar, onları görmeyi çoğu zaman reddediyoruz.Mesela ninenizi ya da dedenizi düşünün. Onlar da bundan kırk yıl önce sizin yaşlarınızdalardı. Belki onlar da “Bu yaşlar nasıl geçecek?” diye düşünüyorlardı. Bugün ise çoğu, o yılların nasıl geçtiğini anlamadığını söylüyor.Benim çevremdeki büyüklerden en sık duyduğum cümlelerden biri şu:”Keşke bu kadar hayat telaşına kapılmasaydım.”Ardından da hep aynı tavsiyeyi veriyorlar:”Bu yaşlarının kıymetini bil. Çok gez, çok gör, çok yaşa.”Sanırım insanın en büyük pişmanlığı yaptığı hatalar değil, cesaret edemediği şeyler oluyor.Bu yüzden, yıllar sonra “Keşke nenemin söylediklerini dinleseydim.” dememek için, belki de bugün o korktuğunuz ama içinizde hep “Acaba?” dediğiniz şeylere bir şans vermelisiniz.Çünkü hayat, sürekli ertelemek için fazla kısa.Ve bazı fırsatlar, yalnızca bir kez kapımızı çalıyor.
Sevgilerle.
Hayat Çok Kısa was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






