Haddini Bilmek ve Fikrî Sınırlar Üzerine Bir Yazı
‘Haddi aşma!’ İyi de kimin haddine? Sizinki ise mevzubahis, şöyle geçelim henüz aydınlanmamış bir yere ve sarı filtreli bir deve güreşi seyretsin dünya. Hem şu sırtımızdaki kamburu doğrultma yoluna baş koyan, yalnız kalmaz. Nazım hikmete, Necip fazilete ermiştir o raddede.
‘Şu dikenli telleri geçmeden at koşturun!’ diyorsunuz. Vaziyete bakın ki ne midilli var binilecek ne de Arap atı… Hepsi İngiliz atı. Şu takım elbiselileri ‘seyis’ diye siz mi diktiniz peşinizden, Üsküdar’ı geçmeyelim diye. Endişe etmeyin, ben Üsküdar’ı geçmem. Ama şeftali satmaya da devam etmem. Çünkü biz atlandığımız vaktin namazını ya Tuna boylarında ya da Yemen ellerinde kılarız.
Evet kızılderisizler, biz haddimizi iyi biliriz. Fakat dikkatinizi çekerim; bizim için haddini bilmek, nefiy meselesidir. Misal ben, hiç demokrasi götürmedim Ortabatı’ya ve getirmezdim Vietnam’dan medeni kanunu. Medeni olmadığından değil, uzak olduğundan. Ne kadar mı uzak? İsviçre kadar diyeyim, siz hesap edin.
İspat tarafında ise öncelik olsa olsa haddini bulmak olur ki bu da ancak aramakla olur. Öyle ise Kafdağı’nın ardını mamur kılmak, boynumun borcudur; Ferhatlar aşıp da gelsin diye. O borcu savrulup giderek de ödeyebilir kellem ama ben fütursuzca sağa ve sola saldıracak bir adam değilim. Orta yolcu hiç değilim. Semaya yöneldim bundan böyle. Zaten hep, ‘Dikine dikine gidiyorsun,’ derdiniz ya.
Size bir meta sunmuyorum Antik Yunan’dan, Homo saphiens ya da Homo erectus dedikleri… Haberin var mı bilmem ama iki parmağın arası bayağı bir daraldı. Son demlerinde, şu ‘homo’luğa biraz yan gözle mi baksan? Ne demişler, beşer şaşar. Kendisiyle kavgalı biri demiş ya,
Ebabiller hakir görür, uçamayan kuşmuşum ben
Mazlumun silahı gibi çatılacak kaşmışım ben
Ben de kırdım zincirimi, nefsimi incittim. ‘Sen’ dedim; o, ‘Evet ben,’ dedi. Kavga başladı.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
To read the full story from the source: GZT






