Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Günler Günleri Kovalarken

Günler Günleri Kovalarken

Yazmak istediklerim birikti birikti, sonrasında kendini daha yazılamadan imha etti. Yazacak vakit bulamadım. Bunu söylerken kendime kızıyorum bir yandan. Vakit dediğin bulunmaz yaratılır. Aslında vakitsizlikle birlikte yeterli motivasyonu bulamadım sanıyorum. Eskiden olsa.. Bilgisayarı açamasam bir kağıt kaleme sığınırdım, hiç olmadı telefonumu açar uzun uzun notlarımı doldururdum. Buna hayıflanıp karalar bağladıktan kısa bir süre sonra durup sakinleşiyorum.

Her şey değişiyor. Yoğunluklar, sorumluluklar.. Bu değişimler içinde kimi zaman tıkır tıkır işleyen, akıcı bir denge kurmak mümkün olurken kimi zamanda bir yaprak gibi savrulabiliyor insan. Yaprak gibi savrulma kısmında kendimi çok yargılayan, karalar bağlayan biriyim. Bu defa farklı bir şey deniyorum. Ortam şartlarını mükemmel kılmadan bir şeyler yazmaya oturuyorum. Artık allah ne verdiyse..

Şimdi böyle bir giriş yaptıktan sonra heyecandan ne anlatacağımı karıştırdım. Klavyeye ellerim değemiyor diye sinirden günlerdir bilgisayarımı şarj etmedim neticede.

Bir memleket tatilimizi daha uzata uzata neredeyse 1 aya bağladık. Zaten memlekette vakit geçirmeyi seviyoruz ailecek. Ama kızım olduktan sonra buradaki günler daha bir anlam kazandı. Onun ailem tarafından sevildiğini, bu sevgiyi hissettiği için mutlu olduğunu görmek biraz düzen değişiminin kimseye zararının olmayacağını fısıldıyor kulağıma.

Ben öyle büyük bir anneanne sevgisi görmedim mesela. Sevmedi diyemem de anneannem için biraz ayrık otuydum. Biraz da kendi bencilliklerinden, yoğun gündeminden öyle beni öpe koklaya pek sevmemiştir. Şimdi annemle Emek’i sevgi dolu görmek, birlikte vakit geçirmelerini izlemek, annemin yoğunluğuna, yorgunluğuna rağmen ona koşarak gelişi, sevgisini doya doya göstermesi öyle güzel bir his ki.. Bir çocuğu verilebilecek en kıymetli şeyin sevgi olduğuna inancımı içimde her gün bir daha tastikliyorum. Neticede kendime bakınca da çok net görebiliyorum bunu. Babamla vedalaşmış olsam da fotoğraflara bakarken, onu düşünürken içimdeki en yoğun duygu hala sevgi oluyor. Aklıma her insanda olan eksikler, noksanlar, hatalar değil, içime işlediği sevgisi geliyor.

Annelikte 9. Ayımı bitirdim. “Çok hızlı büyüyor” klişesini iliklerime kadar hissediyorum. Daha dün kadar yakın bir zamanda sadece senin sevdiğin, ihtiyaçlarını gördüğün bebek, şimdi sana karşılık veriyor. Bir şeyleri istiyor, bazısını istemiyor, sıkılıyor, ağlıyor, kahkaha atıyor. İnanılmaz derecede şaşırtıcı bir yolculuk.

Bu büyüme yolculuğu hep romantik şekilde ilerlemiyor elbette. Emek büyürken bize olan ihtiyacı daha çok artıyor. Günün çok saatini ona ayırmayı deniyorum. Bazen yorgun ama gururlu tatmin olmuş şekilde yatağa girerken, bazen onu uykuya uğurladıktan sonra ağlayasım çıkıyor. Duşa giremediğim, günlerdir kendime gün yüzüyle tek bir saat vakit ayıramadığım, bulduğum kısacık vakitlerde aklımı toplayıp rahatlayacak bir şey yapamayıp telefonda ardarda videoları kaydırdığım için.. O vakitlerde içimi büyük bir karanlık kaplıyor. Düşecek gibi oluyorum. Hemen bunu bir vicdan azabı kucaklıyor. Sağlıklı, çok istediğim kızıma sahibim ve ben kötü hissediyorum.

Tam olarak bu nokta insanın, insan olduğunu unuttuğu kendini yerden yere vurduğu nokta sanırım. Bir şeyi hayatında en önemli noktaya koymak, çok sevmek, her gün varlığına şükretmek illa bu süreci sürekli yüzünde tebessümlerle karşılamak, sürecin her anından çılgınlar gibi mutlu olmak demek değil. İnsan bazen böyle olması gerektiği gibi saçma bir hisse kapılıyor. Şimdi aklı selim düşününce bunu komik buluyorum. “Haline şükret” bizim öyle bir iliğimize kemiğimize işlenmiş ki en ufak sitemde şükürsüz olacağız, yada elimizdekini kaybedeceğiz veyahut kötü bir şey olacak hissinden sıkışıp kendimizi duvardan duvara vuruyoruz.

Ben bu cendereden “bu durumda bir arkadaşım olsa ona neler derdim” sorusunu kendime sorarak çıkmayı deniyorum. Uzaktan bakınca net görünenler, içindeyken büyük bir kaosa ve bulanık sulara dönüşüyor. Dışardan bakmak da çok kolay değil ya.. Neyse. En azından deniyorum diyelim.

Şimdi bu konuya dair kendime kısa notlar bırakacağım. (Umarım bunları duymaya ihtiyacı olan bir kişinin de karşısına çıkar yazdıklarım)

  • Emek için elinden gelenin en iyisini yapıyorsun. Bu konuyu bir netleştirelim
  • Onu senin kadar hiç kimse düşünemez. (Gökhan’ı tenzi ediyorum)
  • Ayırdığın vakitler, güzel geçirmek için çabaladığın saatler bulunduğun anın maksimumu.
  • Gün sonunda yorgun, bitkin, tükenmiş hissetmen bir suç değil.
  • Kendine ayıracağın vakitler için güzel bir plan oluştur. Bu plana ekstrem bir şey olmadığı sürece sadık kal. Bahaneler üretme. Sakın unutma, kendine vakit ayırdığında çocuğundan vakit çalmıyorsun. Aksine toplayacağın enerji ve motivasyonla daha bile iyi hissederek yanına döneceksin.
  • Bazen şikayetçi olmaktan, talep etmekten utanma. Hayat sadece mutlu anlar üzerine kurulu değil. Bunalmak da normal.
  • Gözünü seveyim üşenme, kısa yürüyüşler içini açıyor.
  • Kendine yada yakın çevrene “iyiyim” diye yalan söyleme. Bazen de iyi olunmaz. Kötü hissediyorum dediğinde seni yargılayan olursa ver ağzının payını, otursun köşesine.

Konu döndü dolaştı yine anne olmaya geldi mi.. Bazen başka anlatacak bir şeyin yok mu diye kendime kızsam da hayatımın gündemi bomba gibi değişmişken bugünün normali de bu sanırım.

Memlekette birkaç gün önce başladığım yazının finalini Ankara’da evimde yazmak kısmetmiş. Yukarıda bahsettim “vakitsizlik problemleri” Buna da şükür. Döner dönmez evde tekrar düzen kurmaya çalıştık. Bu defa “eyvah düzenimizi kuramadık, ev dandini demeden” ne yaptım? Akşam sporuma gittim. Dağınıklıklar, temizlikler, ev içinde yapılması gerekenler asla bitmiyor. Hatta yaptıkça daha da artıyor sanki. Hal böyle olunca benim spora ayıracağım vakit dünyanın sonu değil, aksine yarına çok daha enerjik bir başlangıç.

Terapi almaya başlamadan önce, iyi olmayı hayatımın düz ve hafif yükselen eğrilerde bir çizgide ilerlemesi olduğunu zannediyordum. Bunu kendime hedef belirlemiştim. Terapi seansları ilerledikçe büyük düşüşlerin, tekrar yukarı tırmanışların normalliğini, hepsinin insanlar için olduğunu kabul ettim, sindirdim. Maalesef ki “yok öyle iyi oldum ve bundan sonra hep iyi kalacağım” demek.

Geçen hafta düşük olan modum, sönen enerjim toparlanmaya başladı. Bugün yemek yaparken gözüm pencereye ilişki. Bahçedeki ağacın hayran olacağım kadar güzel çiçekler açtığını gördüm. Heyecan ve mutluluktan yerimde duramadım resmen. Pembe çiçekleri önce izledim, sonra fotoğraf çektim. Fotoğraf hiç canlısı gibi çıkmadı. Dedim çiçekler gidene kadar her gün bakayım en iyisi. Bugün iyiye gitmeme bir ağaç sebep oluverdi. Neyin neye sebep olacağını hiç bilemiyoruz işte.

Umarım enerjinizi yerine getirecek insanlarla, manzaralarla karşılaşırsınız.


Günler Günleri Kovalarken was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement