EŞİK'ten Taliban uyarısı: "Rejimin normalleştirilmesine izin vermeyin"
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Afganistan’da Taliban yönetiminin kadınlara ve kız çocuklarına yönelik politikalarını ve uluslararası hukuk mücadelelerini ele alan çevrimiçi bir toplantı düzenledi. Toplantıda, Taliban’ın kadınlara yönelik sistematik baskısının “toplumsal cinsiyete dayalı apartheid” olarak tanınması çağrısı yinelenirken, rejimin uluslararası alanda normalleştirilmesine karşı ortak mücadele vurgusu yapıldı.
Toplantının açılışında konuşan sosyolog ve EŞİK gönüllüsü Özlem Altıok, Afganistan’da yaşananların bugün kadın hakları açısından dünyanın en büyük krizlerinden biri olduğunu belirtti. EŞİK’in Taliban’ın 2021’de yeniden iktidara gelmesinin ardından “Taliban’ı tanımıyoruz, Taliban’ı tanıyanı da tanımıyoruz” diyerek açık tavır aldığını hatırlatan Altıok, platformun geçen beş yılda Afganistanlı kadınlarla dayanışmayı sürdürdüğünü ve Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunduğunu söyledi.
Altıok, Taliban’ın kadınları toplumsal yaşamın dışına iten politikalarının yalnızca Afganistan’ı değil, kadınların eğitim ve çalışma hakkının dünyanın farklı bölgelerinde yeniden tartışmaya açılmasını da etkilediğini belirterek, “Talibanlaşmaya karşı mücadele hayati önem taşıyor” dedi.
“TALİBAN MEŞRU BİR HÜKÜMET GİBİ GÖRÜLMEMELİ”
Afgan insan hakları kuruluşu Rawadari’nin Direktörü Shaharzad Akbar ise Taliban yönetiminin kadınlara yönelik baskısının uluslararası toplum tarafından sıradanlaştırılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Kadınların kamusal yaşamdan silinmesini hedefleyen uygulamaların münferit ihlaller değil, bütünlüklü bir baskı sistemi oluşturduğunu belirten Akbar, hiçbir devletin Taliban’ı meşru bir hükümet olarak tanımaması gerektiğini ifade etti.
Akbar, 2025 yılında Madrid’de gerçekleştirilen Afganistanlı Kadınlar için Halk Mahkemesi’nin, Taliban yönetimi altında hak ihlallerine maruz kalan kadınların tanıklıklarını görünür kılmayı amaçladığını anlattı. İşkence, keyfi gözaltı, zorla kaybetme, eğitim ve çalışma hakkının engellenmesi gibi ihlallerin doğrudan mağdurlar tarafından kayda geçirilmesinin, adalet mücadelesi açısından önemli olduğunu söyledi.
Akbar ayrıca, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin “pragmatik angajman” adı altında Taliban’la diplomatik ilişkilerini olağanlaştırmasının Afganistanlı kadınların yaşadığı ağır hak ihlallerini görünmez kıldığını savundu.
“ÇİFTE STANDART KABUL EDİLEMEZ”
Uluslararası toplumun tutarsız davrandığını belirten Akbar, Taliban’ın kadınlara yönelik sistematik ayrımcılığı nedeniyle uluslararası hukuk mekanizmalarını harekete geçiren Almanya ve Hollanda’nın, kısa süre önce Brüksel’de Taliban temsilcilerinin ağırlandığı toplantıya katılan Avrupa ülkeleri arasında yer almasını örnek gösterdi.
Kadın haklarını savunan açıklamalarla diplomatik uygulamalar arasındaki çelişkinin Taliban’a fiili meşruiyet sağladığını ifade etti.
“İNSANLIĞA KARŞI SUÇ”
Toplantının bir diğer konuşmacısı olan anayasa hukukçusu Ghizal Haress ise görev aldığı Afganistan Kadınları Halk Mahkemesi’nin, Taliban’ın kadınlara yönelik uygulamalarını uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirdiğini anlattı.
Haress, mahkemenin Taliban’ın eğitim, çalışma, hareket özgürlüğü ve kıyafete ilişkin yasaklarının birbirinden bağımsız kararlar değil, devlet eliyle yürütülen sistematik bir politika olduğu sonucuna vardığını belirtti. Mahkemenin bu nedenle söz konusu uygulamaları Roma Statüsü’nün 7. maddesi kapsamında toplumsal cinsiyete dayalı zulüm niteliğinde insanlığa karşı suç olarak değerlendirdiğini aktardı.
Taliban’ın bu uygulamaları İslam hukuku ya da Afgan kültürüyle meşrulaştırma girişimlerinin de mahkeme tarafından reddedildiğini söyleyen Haress, uluslararası hukukta apartheid suçunun yalnızca ırksal temelde tanımlanmasının önemli bir boşluk yarattığını, bu nedenle cinsiyete dayalı apartheid’in de insanlığa karşı suç olarak tanınması çağrısında bulunduklarını ifade etti.
UCM VE UAD SÜREÇLERİ
Haress, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin 2025 yılında Taliban lideri Molla Hibetullah Ahundzade ile Başyargıç Abdülhakim Hakkani hakkında kadınlara yönelik zulüm suçlamasıyla tutuklama kararı çıkardığını hatırlattı. Bunun yanında Almanya, Hollanda, Kanada ve Avustralya’nın CEDAW kapsamında başlattığı sürecin Uluslararası Adalet Divanı’na taşınması halinde bunun sözleşme temelinde açılacak ilk dava olacağını söyledi.
Ancak aynı devletlerin bir yandan Taliban’a karşı uluslararası hukuk mekanizmalarını işletirken diğer yandan diplomatik temaslarını sürdürmesinin ciddi bir çelişki oluşturduğunu belirten Haress, bunun rejimin uluslararası alanda meşruiyet kazanmasına katkı sunduğunu dile getirdi.
SIDIKA’NIN DURUMU DA GÜNDEME GELDİ
Toplantıda ayrıca, 12 yaşındayken babasının borcuna karşılık 65 yaşındaki bir erkekle evlendirilmeye direndiği için yaklaşık iki yıldır cezaevinde tutulan Türkmen kız çocuğu Sıdıka’nın durumu da gündeme getirildi. Afganistan’da derinleşen yoksullukla birlikte zorla ve erken yaşta evliliklerin arttığına dikkat çekilerek, kız çocuklarının karşı karşıya olduğu risklerin büyüdüğü vurgulandı.
Yaklaşık iki saat süren toplantı, Afganistanlı kadınların adalet, özgürlük ve eşitlik mücadelesiyle dayanışmanın büyütülmesi ve toplumsal cinsiyete dayalı zulmün uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanınması çağrısıyla sona erdi.
To read the full story from the source: BirGün






