Meral DANYILDIZ
AKP iktidarının sermayeyi ihya eden, emekçiyi ise açlık sınırının altına iten ekonomi politikaları, ülkeyi 7’den 77’ye veresiyeye mahkûm etti. Ortaokul öğrencilerinin kantinde su alabilmek için borçlandığı ülkede krizin faturası mahalle bakkalından emekli kahvesine kadar her yere sıçradı. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) ve BDDK’nın 2026 Nisan verileri, halkın nefes almak için bile bankalara ve esnafa borçlandığını kanıtladı.
BORÇ 3 TRİLYONU AŞTI
Resmi veriler, yurttaşın içinden çıkamadığı borç batağını gözler önüne seriyor. Bireysel kredi kartı borçları, 2026 yılı başında 3,03 trilyon TL seviyesine yükselerek tarihi bir rekor kırdı. Sadece bu yılın ilk iki ayında (Ocak-Şubat) 438 bin yurttaş borçlarını ödeyemediği için icra takibine alındı. Borçlular ülkesinde artık lüks tüketim değil; çay, ekmek ve su bile veresiye defterlerine kaydediliyor.
ÖDEYEMİYOR, UTANIYORLAR
Market çalışanı İsmail Tayfur, son yıllarda veresiye talebinin katlanarak arttığını vurguluyor. Geçim kaynakları tükenen yurttaşın çaresizliğini anlatan Tayfur, durumu şu sözlerle özetliyor: “Neredeyse bir su, bir ekmek alan bile veresiye yazdırıyor. Sonrasında biz de zor durumda kalıyoruz. İnsanları arıyoruz, gelmiyorlar, gelmek istemiyorlar. Borcu ödeyemedikleri için dükkânın önünden bile geçmiyorlar. Bu sefer gidip başka yerden yine borçla almak zorunda kalıyorlar.”
Meyve ve sebze fiyatlarının borsa gibi her gün değiştiğini belirten Tayfur, tütün mamüllerinin yanı sıra temel gıda ürünlerinin dahi artık deftere yazıldığını, ödenemeyen birçok borcu ise silmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor.

BİR BARDAK BORÇ ÇAY
Krizin en ağır vurduğu kesim olan emekliler için de durum içler acısı. En düşük emekli aylığının 20 bin TL olduğu bir ortamda, İstanbul’da 100 metrekarelik bir evin ortalama kirası 40 bin TL bandına ulaşmış durumda. Bu denklemde hayatta kalmaya çalışan emeklilerin tek sosyalleşme alanı olan kıraathaneler de veresiye defterleriyle dolup taşıyor.
Kıraathane çalışanı Mehmet Emin Kaya, emeklilerin içinde bulunduğu sefaleti şu sözlerle anlatıyor: “Burası bir emekli kahvesi. İnsanların çay parası bile yok. Eskiden bu kadar değildi ama son iki üç senedir gelen veresiye yazdırıyor. Ayın 15’ini (maaş gününü) bekliyorlar ama o gün gelince de zor ödüyorlar.” Bir diğer kıraathane çalışanı ise tablonun vahametini kısa ve öz özetliyor: “Son zamanlarda durum felaket. İnsanlarda para pul yok. Yetiştiremiyorlar, çayı da yazdırıp gidiyorlar.”
Kaynak: BirGün


