Dolmuşun İç Sesi
“Müsait Bir Yerde İnebilir miyim” Cümlesinin Felsefesi Üzerine
Sabah yedi. Şoför daha ilk yolcuyu almadan camı açtı, sigarasını yaktı, radyoyu açtı — bugün ne çalıyorsa o, tercih hakkı yok, itiraz da yok. Ben bir dolmuşum, günde belki iki yüz insan tanıyorum ama hiçbirinin ismini bilmiyorum, sadece “önde inecek var mı” cümlesiyle tanışıyoruz.
İlk yolcu bindi, en arkaya oturdu, halbuki önde koca bir boşluk var. Bunu hiç anlamadım, üç yıldır bu yoldayım, hâlâ anlamıyorum. İnsanlar boş bir dolmuşa binince neden hep en arkaya gider? Kaçış planı mı yapıyorlar, yoksa şoförle göz teması kurmaktan mı korkuyorlar, bilmiyorum. Belki de bu bir tür saygı duruşu, “ben buradayım ama görünmüyorum” mesajı.
İkinci durak. Bir teyze bindi, elinde iki poşet, poşetlerden biri benim koltuğumun üstüne oturdu, teyze de üstüne oturdu, poşetteki neyse şimdi onun da hakları var artık bu yolculukta. Arkadan bir amca “kızım şu parayı öne uzatır mısın” diyor, para elden ele geçiyor, kimse şoförün eline direkt vermiyor çünkü bu dolmuşun bir protokolü var, kimse yazmadı ama herkes biliyor.
Trafik ışığında durduk. Şoför camdan başını uzatıp bir simitçiyle beş saniyede pazarlık yaptı, simit aldı, ışık yeşil oldu, bir eliyle direksiyon bir eliyle simit, ben de bu arada üç şerit birden değiştim, kimse ses çıkarmadı çünkü herkes bu numarayı görmeye alışkın. Bir turist arka koltukta gözlerini kapattı, dua eder gibiydi, haksız da sayılmaz.
En güzel an, birinin “müsait bir yerde inebilir miyim” demesi. Bu cümle, bu ülkede bulunan en nazik tehdit cümlesidir bence. Aslında “dur” demek istiyorsun ama o kadar kaba gelmiyor kulağa, sanki şoförün bir müsaitlik takvimi varmış gibi soruyorsun, şoför de “tabii” diyor ve otuz saniye sonra durduruyor, müsaitlik denen şeyin şoförün iki dakika önce fark ettiği bir boşluk olduğunu ikimiz de biliyoruz ama bu kibarlık oyununu oynamaya devam ediyoruz.
Bir de kokular var. Biri parfüm sıkmış, biri simit yiyor, biri telefon sesini açmış türkü dinliyor, hiçbiri birbirine karışmıyor mucizevi bir şekilde, ya da karışıyor ama kimse fark etmiyor çünkü herkes kendi dünyasında, tek ortak noktamız bu tekerlekli metal kutu.
Akşam oluyor, son tur. Şoför radyoyu kısıyor, sanki gün boyu topladığı yorgunluğu şimdi sessizlikle ödüyor. Ben bomboşum artık, sadece koltuklarda unutulmuş bir eldiven ve bir gazete var. Yarın yine dolacağım, yine “müsait bir yer” aranacak, yine kimse önde oturmayacak. Ben bir dolmuşum, hafızam yok ama günüm hep aynı, belki de asıl mutluluk bu — her gün sıfırdan başlayıp kimseyi hatırlamamak.
Dolmuşun İç Sesi was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






