Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Doğal alanlarda birbirini kovalayan saldırı mekanizmaları: 2009- 7 genelgesi, orman kıyımları

Gündem

Muğla Su İnisiyatifi, Muğla Çevre Platformu’nun da olduğu 91 demokratik kitle örgütü; ekoloji örgütleri, siyasi partiler, dayanışma platformları, meslek odaları, barolar Bargilya Kuş Cennetinin gasp edilme çalışmalarına karşı görüşlerini basın açıklaması ile duyurdu. 14 Temmuz 2026’da yapılan açıklama önceki yıllarda gene Bargilya Kuş Cenneti’ne olası saldırılar karşısında verilen isyanın yeniden  ve daha güçlü çığlığı idi.

‘Bargilya kuş cenneti rant alanı değildir!’

Daha önce ne olmuştu: 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin arifesinde 24 Nisan’da 2023’de acil bir İDK toplantısı yapılmış. Daha önce ÇED olumlu kararı mahkeme tarafından iptal edilmiş olan Mandalya Körfezi kıyısına yapılması planlanan 30 bin kişilik ‘turizm köyü’ projesi için,  2009/7 genelgesi kapsamında, hukuk yok sayılarak olur verilmeye çalışılmıştı. 10 milyon m2’lik doğal alanına tıpkı kanal İstanbul ve yeni şehir projesinde olduğu gibi lüks bir kent inşası için şirketin bu doğal ve kültürel alana el koymasına çalışılmıştı. Net Holding ve Ali Ağaoğlu’na ait Akdeniz İnşaat’ın Bodrum ile Milas arasındaki Mandalya Körfezi kıyısına yapmayı planladığı 30 bin kişilik ‘turizm köyü’ projesi 10 milyon m2’lik alanı kapsamakta. Bu girişim siyasi iktidar tarafından defalarca verilen izinlerle yürütülmeye çalışıldı ancak ekoloji mücadeleleri sonucunda uygulamaya alınamadı.

Bargilya için tasarlanan lüks kent saldırısı bir kez daha hortlatıldı. Kapitalist sistemin devlet rejimi ile yapılandığı kimliği ile yönetişim sisteminin doğal alanları kentleşme politikaları üzerinden yutuşunun en tipik örneği Bargilya sulak alanı ve arkeolojik bölgesi üzerinde verilen onaylarda yeniden hortlatmanın stratejisini açıkça görüyoruz. Bu aymazlığa karşı 91 örgüt yeniden uyarıyor:

‘’4167 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile -Kesin Korunacak Hassas Alan- ilan edilen lagünü, ekosistemi ve yanı başındaki 2500 yıllık antik kentleri geçmiş ve gelecek kuşaklara karşı korumak hem tarihsel hem anayasadan, yasalardan ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan bir sorumluluk ve görevdir. En üst düzeyde korunması gerekli bu topraklar ve sulak alan, göçmen kuşların yuva yaptığı sazlık, kuşların hayati durak noktasıdır ve dokunulmazdır. Lagünün “acı su” ekosistemine müdahale; gölü besleyen kılcal derelerin hafriyatlarla yön değiştirmesi-yok olması, yapay göletlerle tutulması, göle ulaşmaması için önüne set çekilmesi asla kabul edilemez.

Villaların yapılacağı söylenen alan, “1. Derece Arkeolojik SİT” Alanı olan “Cindye Antik Kenti” ve “Bargilya Antik Kenti” nedeniyle de kesin korunacak hassas alandır. Tek bir çivi çakılması, toprak yapısının bozulması “yasak” olmasına rağmen buraya lüks villalardan oluşan yeni bir kentleşme kondurulmak isteniyor. Boğaziçi-Bargilya Sulak Alanı tüm canlılarındır, yaşamdır, kimliktir. Haklarını kimse gasp edemez…  Bizler bu saldırılara karşı uyarırken, karşısında tutumumuzu açıklarken yönetişim sistemi ; Bargilya arkeolojik alanına, Bargilya-Tuzla Sulak alana ve Sarıçay Deltası’na, Kuş cennetinin, doğal sit alanının olduğu yere saldırıyı meşrulaştırmak için son turlarını atıyor. 2009/7 Genelgesi yeniden devrede.’’

Bu arada sistem başka yöntemlerle saldırılarını sürdürüyor: Örn.15 Temmuz’da Muğla ve Manisa’daki orman yangınları henüz sistemin saldırısına girmemiş doğal alanları da gaspın pençesine hazır hale getiriverdi. Ekoloji Politik grubundan İsmet Papila’nın yoğun emeği ile ekoloji izleme raporlarında yangınlarla, kesim yapılarak gasp alınan doğal alanlar hakkında bilgi notunu doğal sistemler üzerinde yürütülen farklı stratejileri görünür kılıyor.

“Yangınların ‘kontrol altına alındı’ haberinin üzerinden saatleri saatler geçti. Milas’ta 1120 kişi tahliye edildi. Ege bölgesindeki madencilik ihracatı 767 milyon dolara ulaştı. Aynı anda Bingöl’de orman kesimi devam ediyor, çevre aktivistleri seslerini çıkarmaya çalışıyor. Sistem, yangın söndürme operasyonları ile yapısal orman tahribatını ayrı olaylar olarak kodluyor. Burada iki paralellikle karşı karşıyayız. Birincisi: Acil yangın müdahalesi ile kronolojik orman kaybı birbirinin maskesine dönüştü. Muğla yangını haber manşetlerini işgal ederken, Bingöl’deki ağaç kesim makineleri sessizce çalışıyor.

İkincisi: Enerji ve mineraller için orman kullanımı devam ediyor, yangın sadece bu kullanımın yan ürünü. 767 milyon dolarlık madencilik ihracatının altında, toprak bozulması, su kirliliği ve karbon salınımı yatıyor. Ege’nin gelişmişliği, Doğu Anadolu’nun ağaçlarının bedeli üzerinden hesaplanıyor. Yangın söndürüldü, ama ormanlara saldırı sönmüyor, sistematik biçimde sürüyor.”

Doğal ve kültürel alanları sermayeye dönüştürmenin üzerine kurulan hedeflerin, ekonomi politik planlamaların yaşamın üzerine yüklediği sorunlar,  bu gaspın girdabında artarken yaşam çöküşün eşiğine taşınıyor.

Gasp stratejileri yaşadığımız coğrafyanın dört bucağında eş zamanlı yürütülürken, demokrasinin yok edildiği ülkede 15 Temmuz kutlamaları birkaç gün önce sona eren NATO zirvesinin şatafatı ile yarışırken, dahası NATO zirvesinde alınan kararlar, imzalanan anlaşmalar için ocağın altına atılacak odunlar hazırlanırken belirtelim; barıştan, demokrasiden, yaşamın özgürlüğü için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Biline…

To read the full story from the source: Yeni Yaşam Gazetesi

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement