Nico POPP / Potsdam
Potsdam’da cuma günü Almanya Die Linke’nin (Sol Parti) kongre açılışında delege sıralarında pek çok yeni yüz göze çarpıyordu. Elektronik oylama sistemi üzerinden yapılan bir ankete göre yaklaşık 570 delegenin yüzde 60’ı ilk kez bir parti kongresine katılmıştı. Üç veya daha fazla parti kongresine katılmış delegelerin oranı ise bu verilere göre sadece yaklaşık dörtte bir seviyesindeydi. Geçtiğimiz yıllarda düzenlenen parti kongrelerinde bu oran muhtemelen yüzde 50’nin oldukça üzerindeydi. Bu durum, zamanla artan ve milletvekilleri, milletvekili grupları, parti yönetimi veya vakıf için çalışan delegelerin oranının da bir miktar azaldığını gösteriyor. Dolayısıyla, yapılanma düzeyinde, partinin değişen yapısı ve son bir buçuk yıldaki yeni üye akını açıkça hissediliyor.
Politik düzeyde ise durum farklı. Delegelerin %30 ila %40’ının, ana önergenin içeriğini biraz daha sola kaydırmayı amaçlayan önerge ve madde değişiklikleri lehinde oy kullandığı söylenebilir. Ancak durum tamamen yeni değil. Yakın geçmişi bir kenara bırakırsak, bu tam da Yürütme Kurulu’nun izlediği çizgiyi eleştirenlerin önceki parti kongrelerinde zaman zaman örgütleyebildikleri oy gücü. Ayrıca, bu blok da konsolide bir blok değil, bir araya getirilmiş bir blok, zira bu tür sol eleştirinin göreceli tematik ve örgütsel parçalanması da yeniden ortaya çıktı. Potsdam’da da tek bir çatı altında hareket eden bir sol kanat yoktu.
SINIF MÜCADELESİ YENİDEN DİLLERDE
Genel tartışmada pek çok önemli eleştiri dile getirildi – örneğin, ana önergedeki Avrupa Birliği’nin idealleştirilmesi, Doğu Almanya eyalet meclislerinde CDU ile ilkesiz bir işbirliği yapma olasılığı ve medyanın her türlü tuzağına “atlamaya” her an hazır olma durumu gibi konular. Yürütme Kurulu adaylarına yöneltilen eleştirel sorular, çok sayıda önerge ve önerge değişikliği. Ayrıca, görevlilerin ve milletvekillerinin konuşmalarında “sınıf mücadelesi” kelimesini yeniden kullanmaya başladıkları da dikkat çekti – ki bu şüphesiz delege yapısındaki değişiklikle bağlantılı.
Ancak içerikle ilgili önerge tartışmalarında, birkaç istisna dışında, parti yönetim kurulu temsilcileri hem konuşmalarında hem de müzakerelerde üstünlük kurdu. Bunu sağlamak için zaman zaman taviz vermek zorunda kaldılar. Bunun en önemli örneği, görevinden ayrılan Genel Başkan Jan van Aken’in öncülüğünde çeşitli önergelerin sahipleriyle müzakere edilerek hazırlanan ve cuma günü sunulan İsrail/Filistin meselesine ilişkin “uzlaşma teklifi”ydi. Parti bu teklifle, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın bir soykırım olduğu tespitini sahipleniyor. Aynı zamanda İsrail’in “var olma hakkını” da kabul ediyor. Uzlaşmayı desteklemek istemeyen Filistin ile dayanışma içindeki kesimden gelen rakip bir önerge ise reddedildi – ancak yine de delegelerin yüzde 30’u tarafından desteklendi.
Filistin ile dayanışma içinde olan kanadın bazı temsilcileri tarafından da desteklenen bu uzlaşma, parti yapısında her düzeyde güçlü bir şekilde temsil edilen İsrail yanlısı kanadın artık o kadar büyük bir baskı altında kaldığını ve bu noktada açık bir çatışmayı kaybedeceğini öngördüğü için bu mutabakat çerçevesinde “soykırım” terimini kabul etmek zorunda kaldığını da gösteriyor. Bu grup, güç kaybını telafi etmek amacıyla, artık “var olma hakkı” ifadesini savunuyor.
İsrail/Filistin konusundaki en güçlü konuşmalardan birisi, konuk konuşmacı olan Knesset milletvekili Aida Touma-Sliman’dan (Hadash/İsrail Komünist Partisi) geldi. Touma-Sliman konuşmasında, amacının “Büyük İsrail”i kurmak olan faşist bir İsrail hükümetinden çoğunluk toplumunun savaş ve işgale verdiği destekten ve hükümeti sağdan eleştiren bir muhalefetten bahsetti. Ayrıca Sol Parti’den bu konuda Alman hükümetine baskı yapmasını açıkça beklediğini de dile getirdi.
HAZIRLIKLI DEĞİLİZ
Parti Eş Genel Başkanı Ines Schwerdtner ise her şeyden önce, sağın seçim başarıları ve toplumdaki sağa kayma eğilimi göz önünde bulundurularak yaklaşan “fırtına” konusunda uyarıda bulundu. Ve dürüst olmak gerekirse, partinin bu fırtınaya henüz hazırlıklı olmadığını söyledi. Schwerdtner, partiyi “örgütleyici ve sınıfçı bir parti” haline getirme kararından sapılmaması gerektiğini savundu. Asıl mesele, yukarıdan gelen sınıf mücadelesine aşağıdan gelen bir sınıf mücadelesiyle karşı koymaktı.
Schwerdtner ayrıca, kemer sıkma politikası ile silahlanmanın “aynı madalyonun iki yüzü” olduğunu vurguladı. Bu ifade de bir üslup değişikliğini yansıtıyor, zira son yıllarda Die Linke, bu bağlantıyı dile getirmekten büyük ölçüde kaçınmıştı. Schwerdtner, oyların yüzde 85,7’sini alarak yeniden seçildi. Yeni Eş Başkan Luigi Pantisano ise şaşırtıcı derecede kötü bir seçim sonucu elde etti. Diğer tüm yönetim kurulu adayları gibi rakibi olmamasına rağmen oyların yalnızca yüzde 53,3’ünü alabildi.
SOLDAN GELEN ELEŞTİRİLER
Genişletilmiş parti yönetim kurulu seçimlerinde ise koltuk sayısından çok daha fazla aday vardı. Yönetim kurulunun çizgisine yönelik sol eleştirinin temsil edilmesi açısından bakıldığında, yönetim kurulu seçiminin sonucu oldukça karışık. Naisan Raji yeniden parti yönetim kuruluna seçilirken Chiara Stenger, Margit Glasow ve Sascha Staničić’in adaylıkları başarıya ulaşamadı.
Bundan birkaç saat önce, Antikapitalist Sol (AKL) tarafından sunulan, pek sansasyonel olmayan bir önerge reddedilmişti. Önerge, 2022’de 44 üyeden 26 üyeye indirilen parti yönetim kurulunu eski büyüklüğüne geri getirmeyi amaçlıyordu. Zira küçültülmüş yönetim kurulu “partinin siyasi, bölgesel ve tematik çeşitliliğinin genişliğini” temsil etmiyordu. 2022’de yönetim kurulunun küçültülmesi lehine öne sürülen şaşırtıcı argümanlardan biri, seçilen üyelerin çoğunun zaten düzenli toplantılara nadiren katılmış olmasıydı.
Cumartesi günü de Federal Genel Sekreter Janis Ehling, daha geniş kadrolu yönetim kurulunun düzenli toplantılarında sıklıkla karar alma yeter sayısına ulaşamadığını hatırlatarak AKL’nin önergesinin reddedilmesi yönünde çağrıda bulundu. Buna rağmen delegelerin az bir çoğunluğu önergeyi kabul etti. Ancak, tüzüğün yeniden değiştirilmesi için gerekli olan yeter sayı sağlanamadı.
Pazar günü delegelerin çoğunluğu, Federal Meclis ve AB milletvekilleri için zorunlu bir maaş tavanı getirilmesi önergesini kabul etti. Bu tavanın brüt 5.300 avro olması ve bir sonraki yasama döneminden itibaren geçerli olması öngörülüyor. Bu konudaki tartışma temel ilke meselelerindeki farklılıkların netleştiği “seks işçiliği” önergesiyle ilgili çatışmaya kıyasla daha az şiddetli geçti. Gençlik kolunda “Stalinizm” ile ilgili duyurulan acil önerge oylanmadı. Buna karşı “özgürlükçü” öfkeli gençler “kişisel açıklamalar”la bu durumu protesto ettiler.
Jungewelt’ten çevrildi.
Kaynak: BirGün


